Alper Taş: Kıbrıs, cürmünden fazla yer yakıyor!

11 Kasım 2014 Salı 10:30:38

ÖDP Eş Genel Başkanı Taş, Kıbrıs’la ilgili olarak “Giderek kızışan Avrasya coğrafyasında Kıbrıs kendi küçüklüğünün çok çok ötesinde herkes tarafından büyük anlamlar yüklenen bir ada haline geliyor. Kıbrıs, cürmünden fazla yer yakıyor” dedi…


Alper Taş: Kıbrıs, cürmünden fazla yer yakıyor!

Kıbrıs politikalarını Kıbrıs Postası’na anlatan ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş, Kıbrıs’ın cürmünden fazla yer yaktığını söyledi…

Taş, “Biz Kıbrıs sorununun çözümünden yana olduk. Çözüm perspektifimiz de iki toplumlu, iki bölgeli, federatif, bağımsız birleşik Kıbrıs’tır. Kıbrıs’ı Kıbrıslıların yönetmesi çerçevesinde bir görüşü savunuyoruz. Adanın büyük güçler arasında küresel hegemonya kavgasının bir parçasının haline gelememesini istiyoruz” dedi.

Türkiye’de sosyalist hareketin önde gelen partilerinden Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Eş Genel Başkanı Alper Taş, Yeni Kıbrıs Partisi’nin genel kuruluna katılmak için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeydi. Ziyareti sırasında, Kıbrıs Postası’na özel açıklamalarda bulunan Alper Taş, ÖDP’nin Kıbrıs ile ilgili politikasını, Kıbrıs’a yaklaşımlarını, Türkiyeli sosyalistlerin tutumunu, son gelişmeler bağlamında Kıbrıs sorununu ve AKP’nin Kıbrıs politikasını Hasan Yıkıcı’ya değerlendirdi.

“Nereye kadar yavru vatan!?”

K.P.: Müzakerelerin çöktüğü bir dönemden geçiyoruz. ÖDP olarak siz Türkiye’de ana akım, resmi politikanın dışında ve ona karşı bir politik duruş sergiliyorsunuz. Bu bağlamda ÖDP’nin bir Kıbrıs politikası var mı, nasıl açıklarsınız?
Kıbrıs sorunu AKP Hükümeti öncesine kadar bir Türk-Rum etnik meselesi veya bir tür Türk - Yunan uyuşmazlığı ve gerilimi zemininde ele alınıyordu. Devletin resmi politikası meseleyi bu bağlamda ele almaktı. Ama AKP Hükümeti ile özellikle Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olmasıyla yürütülen dış politika siyaseti açısından mesele daha geniş bir zeminde ele alınır oldu. Bir tür Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu bağlamında daha üst bir düzeye taşındı ve küresel güçlerin çatışma arenası ekseninde ele alınır oldu. Türkiye Kıbrıs politikasını daha önceki Türk – Rum; Yunan - Türkiye meselesi dışında, bir bölgesel hegemonyacı siyaset geliştirerek, bir tür Kıbrıs üzerinden bölgedeki etkinliğini arttırma ve güçlendirme noktası olarak yeniden ele alındı.

Bu bağlamda petrol doğalgaz meselesi; bunlar üzerinde Türkiye’nin hak iddia ederek bu hakkı da Akdeniz’e doğru geliştirme stratejisi, aslında Kıbrıs üzerinden bölgesel hesaplar ve çıkarlara dayalı daha emperyal bir siyasetin parçası olarak gündeme geliyor.

“Biz Kıbrıs sorununun çözümünden yanayız”
Biz ÖDP olarak Kıbrıs sorununun çözümünden yana olduk. Çözüm perspektifimiz de iki toplumlu, iki bölgeli, federatif, bağımsız birleşik Kıbrıs’tır. Kıbrıs’ı Kıbrıslıların yönetmesi çerçevesinde bir görüşü savunuyoruz. Adanın askersizleşmesini ve bütün yabancı askeri üslerin adayı terk etmesini, adanın büyük güçler arasında küresel hegemonya kavgasının bir parçasının haline gelememesini, bit tür savaş gemisi olarak görüşmemesini, bütünüyle bağımsız birleşik bir Kıbrıs siyasetini savunuyoruz.

“Bağımsızlık vurgusu çok önemli”
Türkiye ile ilişkilerinde de bağımsızlık vurgusunu oldukça önemli buluyoruz. Artık Türkiye’nin yavru vatan edebiyatından kopmasını savunuyoruz. Nereye kadar yavru, yavru?! Bu yavru büyümeyecek mi? Hep yavru mu kalacak? Siyasi eşitliğe dayalı bir sömürgeci zihniyetle değil bağımsız bir ülke ile siyasi eşitlik zemininde bir ilişki kurulmasını ve en temeli ile Kıbrıs’ı Kıbrıslıların yönetmesini, Ankara’dan yönetilmemesini savunduk.

“Değişik hesapların kurbanı oluyor”

K.P.: Görüşmelerin çökmesiyle ilgili olarak ne düşünüyorsunuz?

Kıbrıs sorunu görüşmeler yoluyla çözülmeli ama görüşmeler tıkandı. Petrol ve doğalgaz aramaları gerekçesiyle tıkandı. Türkiye bu meselesi bir genişleme siyaseti olarak görüyor. Ortada bir problem var! Öte yandan Güney’in de Kıbrıs’ın doğal kaynaklarını Kıbrıslıların ortak bir zenginliği olarak değerlendirmiyor ve bu konuda da bir yaklaşıma sahip olduğunu da söyleyemeyiz. O da bu meselesi uluslararası arenaya çekip bir tür Türkiye’yi uluslararası güçlerle karşı karşıya getirme siyaseti güdüyor.

“Yeterli iradeyi göstermiyorlar”
Görüşmeler bu nedenden çöktü ama tablo şu; gerçekten bu kesimler, görüşüyorlar ama bu sorunu çözme niyetiyle mi görüşüyorlar? Şimdi buradan baktığınızda her kesimin niyetsiz olduğunu, aslında bu sorunu çözme niyeti ile masaya oturmadığını, bu konuda bir irade göstermediğini görüyorsunuz. O yüzden görüşmelerin sona ermesi elbette bir olumsuzluk ama görüşmelerin o boyuttaki devamından da bir sonuç çıkmazdı. Yeni bir hamle yapmak gerekiyor, görüşme zeminini yenilemek gerekiyor.

“Bu konuda niyet çok önemli”
Birincisi bu konuda niyet çok önemli, ikincisi bu sürecin aşağıya doğru taşınması ve halkların sürece dâhil edilmesi çok gerekmekte. Halkların aşağıdan ne istediği çok nemli. Ama halkların müdahalesi de zayıf. Tepede belirli kapılar arkasında süren bir görüşme trafiği var ama halklar bu sürecin içinde değil.

Emperyal hesaplar ve kitaplar devreye girdiğinde görüşmelerden her hangi bir sonuç alınamıyor. Örneğin Güven Arttırıcı Önlemler konusunda adım atılmıyor. Yapılacak şeyler ortadır. Bu tür adımlar sorunun çözümüne giden yolda önemli adımlar olur. Psikolojik, manevi manada insanların kalıcı bir barışa hazırlanması anlamında önemli adımlardır. Ama AKP Hükümeti ve Güney Kıbrıs Hükümeti isteksiz gözüküyor. Kaldı ki sürecin ana aktörleri güney Kıbrıs’taki ve kuzey Kıbrıs’taki yönetim de değil. Kıbrıslılar Yunanistan devleti ve Türkiye devleti ve bunların üstünde de büyük emperyal güçler arasındaki değişik hesapların kurbanı oluyor.

“Kıbrıs, cürmünden fazla yer yakıyor.”

K.P.: Çözümsüzlüğün bir yanıyla da Kıbrıs halklarına zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

Çözümsüzlük Kıbrıslıları tüketiyor. Kıbrıslıları çürütüyor, Kıbrıslıları yoksullaştırıyor. Sonuçta adanın her iki kesimi de yoksullaşıyor. Çözümsüzlük her iki kesimi de bunalıma sürüklüyor. Kıbrıslılar çürümeye tek ediliyor, geleceği belirsiz bir noktada bir karamsarlığa itiliyorlar. Geleceğini göremiyor. Kendi iradesini ortaya koyamıyor. Ve giderek kızışan Avrasya coğrafyasında Kıbrıs kendi küçüklüğünün çok çok ötesinde, herkes tarafından büyük anlamlar yüklenen bir ada haline geliyor. Kıbrıs, cürmünden fazla yer yakıyor. Doğal olarak Kıbrıs’ı elde tutmak, her şeyden önce önümüzdeki dönem küresel hegemonya mücadelesinde önemli bir avantaj manasına gelmekte. Bunun için büyük güçler bu sorunun çözümünü iki halkın iradesine teslim etmek istememekte. İki halkın iradesini ortadan kaldıran ve kendi emperyalist çıkarlarını sağlama alan politikaları sürdürmekteler. Bu politika da sanırım çözümsüzlük politikası oluyor. Çözüm adı altında yürütülüyor ama işin arkasına baktığımızda bunun bir tür çözümsüzlük politikası olduğunu görebiliyoruz.

“Petrol ve doğalgaz adaya barış getirebilir”

K.P.: Petrol veya doğalgazın adaya barış getireceğine inanıyor musunuz? Coğrafyanın bu konuda sicili epeyi kabarık!

Barış getirebilir! Ama petrol ve doğalgaz nasıl bir anlayışla çıkartılacak ve paylaşılacak? Bu bir barış kaynağı olabilir. Fakat burada barış kaynağı olarak ortaya çıkmıyor. Gerilimleri arttıran kaynaklar olarak ortaya çıkıyor. Bu kaynakları kim çıkartacak ve kim bu kaynaklara el koyacak üzerinden bir çekişme var. Bu yaklaşım Ortadoğu’ya barış getirmedi. Böyle bir mantık Kıbrıs’a da barış getirmez tersine Kıbrıs üzerindeki kavgayı daha da derinleştirir. Elbette ki bu kaynaklar bölge halkının refahı için kullanılsa Ortadoğu’da da barış olacak. Bu kaynaklar yoksullaşan Kıbrıs’ın kaynağa olarak değerlendirilse Kıbrıs da zenginleşecek. Ama bu mantıkla ele alınmıyor. Doğal olarak emperyalist ve kapitalist zihniyet, ‘ben el koyayım, ben işleteyim, bu kaynaklara ben sahip olayım’ zihniyeti ile bakıldığı için bu kaynaklar zaten gerilimli olan Kıbrıs siyasetinin daha da gerilmesine yol açmaktadır. Kıbrıs bölgede sadece Türkiye ve Yunanistan’ı ilgilendiren değil İsrail’i de içerisine sokan Lübnan’ı da, Mısır’ı, Suriye’yi Rusya’yı da işin içerisine sokan çok gerilim noktalarından biri haline geliyor.

“İçeriği boş bir dindarlık geliştiriliyor.”


KP: AKP’nin Kıbrıslı Türkleri Sunnileştirme politikası son zamanlarda hızlandı. Siz de Türkiye’de bu politikalarla yüzleşiyorsunuz. Aynı politikalar burada da uygulanıyor. Burası ile ilgili görüşleriniz nelerdir?
Bu AKP’nin temel siyasetidir. AKP dini ideolojiyi yaygınlaştırmak, kendi inancına uygun bir toplum dizayn etme yaklaşımını giderek hızlandırmaktadır. Dindar bir nesil yetiştirme yaklaşımını derinleştiriyor. Sanki sorunların bütün çözümü dindar bir nesli yetiştirmek meselesiymiş gibi. Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarını dinarlıkla değerlendiren, kriteri dinarlık olan bir mantığa sahipler. Fakat mesele dindarlık meselesi değildir. Günümüzdeki mesele bir insanlık meselesidir. İnsan olma meselesidir. Çevreye saygı bakımından, kadına saygı bakımından, insanı sömürmeme bakımından insan olmak! Türkiye toplumu dindarlaşıyor. Ama Türkiye toplumunun temel değeri de para haline geliyor. Türkiye toplumu dindarlaşıyor ama sömürü daha da derinleşiyor. İş cinayetleri, iş katliamları artıyor! Türkiye toplumu dindarlaşıyor ama Türkiye toplumu manevi anlamda daha da bunalıma giriyor. Türkiye toplumu dindarlaşıyor ama toplum içerisindeki dayanışma duyguları bütünüyle tahrip oluyor, daha bireyci daha rekabetçi ve birbirini tanımayan garip bir toplum oluşuyor. Toplum doğal olarak manevi bir bunalım yaşar hale geliyor. İçeriği boş bir dindarlık geliştiriliyor. Ve bu dindarlığın tamamlayıcısı olarak bir de kindarlık ekleniyor. Dindar ve kindar bir nesil oluşturuluyor.

“AKP zihniyetini tüm bölgelere taşıyor”
AKP bu zihniyeti bütün bölgeye taşıyor ve Kıbrıs’a da bunlardan biri. Daha önce asker eliyle ‘Türkleştirme’ siyaseti Kıbrıs üzerindeki belirgin bir siyaset olarak ele alınırken şimdi de dindarlık ele alınıyor. Yani Kıbrıslıların ‘Türklüğü’ eksik olarak görülürken şimdi de Müslümanlığı ve dindarlığı eksik bulunup AKP eliyle tamamlanmaya çalışılıyor. Bu tamamen suni ve Kıbrıs’a ve Kıbrıslılara özgü olmayan bir anlayışı yukarıdan aşağıya Kıbrıslılara dayatmaktır. Bu emperyal politikanın bir parçasıdır. Nasıl sömürgeler gittikleri yerlerde İncil dağıtarak zamanında o yerleri sömürgeleştirdilerse şimdi de bu sömürge siyasetini AKP dini kullanarak daha kalıcı hala getirmeye çalışıyor. Kıbrıslıların kendine ait inancı vardır, kendine ait değerleri vardır, kendine ait kültürleri vardır yaşayışları vardır.

“AKP her şeyini dinle örtüyor”
Bu bir kuşatmadır. AKP bütün yolsuzluklarını, bütün ahlaksızlıklarını, bütün sömürüsünü hep bu dinle örtmeye çalışıyor. Dini bir halı olarak kullanıyor. Ama artık maskesi düşmüş vaziyettedir. Bunun bir geleceği yoktur. AKP bu noktada tıkandığı ve açmaz içerisinde olduğunu uyguladığı politikalar ile gösteriyor.

“Kıbrıslıların dayanışma eylemlerini arttırmak lazım”

K.P.: Bu noktada Türkiyeli sosyalistlerin Kıbrıs konusunda tavrı ne olmalı?
Kıbrıs’ı Kıbrıslılar tarafından yönetilmesi perspektifine sadık kalarak bir uluslararası dayanışma olması lazım. Artık öyle bir noktaya gelindi ki Türkiye’de ne yaşıyorsak Kıbrıs’ta da o yaşanıyor. AKP Kıbrıs’ta da aynısını yapıyor. Doğal olarak sorunlarımız aynı olmaya başladı mücadelemiz de. AKP, dinin devletçi yorumunu güçlendirerek kendi geleceğini garanti altına almaya çalışıyor.

Sosyalistlerin görevi, hem Kıbrıs’ta hem Türkiye’de AKP’yi geriletmek, eşitlikçi ve özgürlükçü yeni bir rejimi hem Kıbrıs’ta hem de Türkiye’de kurmaktır.

K.P: Bir Soma faciası olduğunda, Gezi olduğunda veya Kürt halkının mücadelesine destek olduğunda Kıbrıslı Türkler sokaklarda eylemler yapıyor, TC Elçiliği’nin önüne giderek, dayanışmalarını sergiliyorlar. Ama buradan bakıldığında Türkiye’deki ilerici yapıların Kıbrıslıların sesini Türkiye’de duyurmak veya Türkiye’de bir dayanışma sergilemesi anlamında zayıf olduklarını veya neredeyse hiç olmadıklarını görüyoruz. Bu noktada eleştiriler de var. Ne söylemek istersiniz?

Bu tepkileri anlamak lazım. Bizim daha fazla Kıbrıs’taki arkadaşlarımızın demokrasi çabalarıyla dayanışmada olmalıyız. Türkiye’de bir şey yapılmadığı konusu doğrudur, o konuda eksiklikler olduğu doğrudur. Bunları gidermek lazım. Kıbrıslıların sesini, soluğunu Kıbrıs’a gelerek değil Türkiye’de de duyurmak için dayanışma eylemlerini arttırmak lazım.

Röportaj: Hasan Yıkıcı / Kıbrıs Postası


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome