Alper Taş: Üzerimize Düşen Sorumluluğu Yapacağız

25 Mart 2013 Pazartesi 09:54:56

ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş, barış görüşmeleri ile ilgili süreci ETHA’ya değerlendirdi.


Alper Taş: Üzerimize Düşen Sorumluluğu Yapacağız

Bu sürecin hem Türkiye ve hem de Kürt sorunu açısından yeni bir dönem olduğunu belirten Taş, Kürt sorununda demokratik kalıcı adımların atılması, Türkiye’de demokratik bir dönemin açılması için, devrimci-sosyalist hareketin aktif bir pozisyon alması gerektiğini vurguladı.

Diyarbakır Newroz’unda, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın müzakere sürecine dair kamuoyuna aktarılan açıklamasını ve barış sürecine dair gelişmeleri, ÖDP Eş Genel Başkanı Alper Taş ETHA’ya değerlendirdi. Bu sürecin hem Türkiye ve hem de Kürt sorunu açısından yeni bir dönem olduğunu belirten Taş, Kürt sorununda demokratik kalıcı adımların atılması, Türkiye’de demokratik bir dönemin açılması için, devrimci-sosyalist hareketin aktif bir pozisyon alması gerektiğini vurguladı.

‘Yeni Bir Dönem Başladı’

Bildiğiniz gibi, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın barış süreciyle ilgili açıklanan görüşleri büyük bir yankı uyandırdı. Yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
21 Mart Newroz’uyla, tabiri caizse, hem Türkiye açısından hem Kürt sorunu açısından yeni bir dönem başladı. Yeni dönemin manifestosu, Diyarbakır’da Abdullah Öcalan tarafından mektupla kamuoyuyla paylaşıldı. Tabi halkın bu süreci büyük bir sahiplenişi vardı. Barışı sahiplenişti bu. Çünkü, uzunca yıllardır savaşın en acımasız olduğu süreçlerde bile özellikle Kürk halkı ve Türkiye demokrasi güçleri bütün savaş baronlarına rağmen barışın altını çizdi. Barışı kazanmanın önemine işaret etti.

Newroz, sürecin ancak görüşmelerle, müzakerelerle ve en önemli aktörlerden biri olan Abdullah Öcalan’la görüşülerek çözülebileceğine işaret etti. Doğal olarak dün Türkiye demokrasi güçleri barışı kazandı. Barış AKP tarafından bir lütuf olarak sunulmadı. Barış emekçilerin, Kürtlerin, Türklerin, demokrasi güçlerinin mücadelesinin bir ürünü olarak gerçekleşti, kazanıldı. Bunun coşkusunu yaşadık.
Bundan sonra yapılması gereken en önemli nokta, bu barışın içeriğinin doldurulmasıdır. Kürtlerin eşitliği ve ortak geleceği açısından içeriğinin doldurulması lazım. Şimdi asıl sorun, “Biz bu barışı devrimci demokratik bir sürecin yönünü açabilecek bir içerikle geliştirebilecek miyiz, geliştirmeyecek miyiz?” sorunudur. Çünkü, bu barış süreci bir müzakere sürecidir. Bu manada da bir mücadele süreci görev olarak önümüzde duruyor.

‘Top AKP Hükümetinin Kucağında’

Siyaset nasıl bir seyir izleyecek?
Başbakan Erdoğan daha önce yaptığı konuşmalarda, “Silahlar sussun. Sözünüz, fikriniz varsa siyasetiniz varsa söyleyin” dedi. Dün Öcalan aynı kelimelerle “Önümüzdeki dönem siyaset dönemidir” dedi. Buradan baktığımızda, aslında Öcalan’ın deklerasyonunda ifade ettiği özet, Kürt hareketinin uzunca yıllardan beri dile getirdiği siyasetin, fikrin özetidir. Bu konuda Kürt hareketinin oluşmuş bir siyaseti var. Bir Türkiye değerlendirmesi var; bölge değerlendirmesi, Ortadoğu değerlendirmesi var.

Şimdi top AKP hükümetinin kucağında. AKP hükümeti bu siyasete nasıl bir yanıt verecek? 1999-2004 sürecinde olduğu gibi devlet aklına yattığı gibi süreci unutturma siyaseti mi yürütecek, yoksa bu sorunu gerçekten silahların tümüyle ortadan kalktığı bir sürecin hayat bulması açısından, Kürt sorununda demokratik kalıcı adımlar mı atacak? Bu soruya AKP hükümetinin nasıl yanıt vereceğini önümüzdeki dönem göreceğiz.

Tabi süreci izlemekle yetinmeyeceğiz. Demokratik bir dönemin açılması için aktif bir pozisyon almamız gerektiği son derece açıktır. Mücadele edilirse bu barış sürecinin niteliği devrimci demokratik bir biçimde gelişebilir. Yoksa AKP’nin niyetine, insafına bırakılırsa bu süreçte demokrasi, özgürlük manasına adımlar çıkmaz. O yüzden, AKP’nin insafına bırakmadan, özellikle Batı’da demokratik bir barış emek hareketini büyüterek süreci geliştirmemiz gerekiyor.

‘Karadeniz’le Kürt Bölgesini Buluşturan Çabalara İhtiyaç Var’

Kürt halkının barış talebinin diğer toplumsal kesimlerle buluşturulması konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Barış kolayca kazanılabilecek bir şey değil. Sadece yukardan Öcalan’la devlet yetkililerinin yürüteceği mutabakata tek başına dayanılarak geliştirilebilecek bir şey değil. Aynı zamanda aşağıdan da geliştirilmesi gereken bir süreç. Görüşmelere eşlik edecek bir toplumsal barış mücadelesinin geliştirilmesi, güçlendirilmesi gerekiyor. Halkların, kimliklerin birbirini anlaması, bu savaş içerisinde oluşmuş acıların paylaşılması, bu acıların aşılması gerekiyor. Yeni bir kardeşleşmenin, yeni bir barışın gerçek bir barışın her düzeyde anlam bulabilmesi için toplumsal barış çabalarına öncelik vermemiz gerekiyor.

O yüzden Karadeniz’deki insanlarımızla Kürt bölgelerindeki insanlarımızı birleştiren ortak sosyal, siyasal, kültürel buluşmalar gerçekleştiren, barış buluşmaları gerçekleştiren toplumsal çabalara ihtiyacımız var. Bir taraftan Kürt halkının eşitlik haklarını içeren talepler konusunda mücadele geliştirirken diğer taraftan da bu taleplerin Türkiye toplumunu bölmeyeceğini, daha da zenginleştireceğini Batı’daki emekçilere anlatacağımız bir siyasete ihtiyacımız var.

Bu Batı’daki emek hareketi içerisinde anlam bulabilir. O yüzden bu emek hareketinin aynı zamanda barış talepleriyle de beraber ele alınması, yürütülmesi gerekir. Halklar arasında bir köprüyü inşa etmemiz gerekir. Bunu sosyalistlerin, devrimcilerin yapabilme zeminleri vardır. Silahların susması, köprülerin daha da güçlendirilmesi aynı zamanda önemli bir zemin sunar, kolaylaştırıcı bir faktör olur.

‘Kuşkuları Giderecek Bir Açıklamaya İhtiyaç Var’

Newroz’da okunan mektuba dönersek, Öcalan’ın belirttikleri hakkında neler söyleyeceksiniz?

Öcalan mektubunda daha önce belirttiklerini bir kez daha dile getiriyor. Özellikle Batı’daki emekçi hareketinin zihninde oluşan sorunlara bir bakıma yanıt vermesi gerekiyor. Bu sürecin AKP hükümeti tarafından bir başkanlık sistemiyle taçlandırılması, bir sivil diktatörlük anlamına gelecek bir sistem hedefleniyor. Bu manada bir duyarlılık, hassasiyet önemli.

İkinci nokta Öcalan’ın mektupta dile getirdiği Misak-ı Milli konusunda Musul, Kerkük gibi yerlerin de dahil edilmesi ve buna paralel fikirlerin çeşitli kesimler tarafından ifade edilmesi sorunu var. Hatta bugünkü AKP’nin dış politikasını oluşturan Davutoğlu çizgisinden de hareketle kafalarda oluşan fikirler söz konusu. Bunu zaman zaman Kürt siyasi hareketinden bazı insanlar da dile getiriyor. Türkiye Cumhuriyeti bölgesel bir güç olmak istiyorsa Kürtleri yanına almalı ve Kürtlerle beraber, tıpkı 1071′lerdeki gibi bir bölgesel güç olsun yaklaşımı ve çağrıları var.

Bunlar emperyal çağrılardır. Bu çağrı, Kürtlerle Türklerin barışının bir bölgesel seferberliğe dönüşerek, Ortadoğu halklarının, özellikle İran’ın kuşatılması ve savaşa dönüştürülmesine dönük yaklaşımları içermektedir. O yüzden Kürt siyasi hareketinin, özellikle Ortadoğu’nun diğer halklarını bu tür kuşkulardan arındıracak çok berrak açıklamalar yapmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. “Kürt-Türk el ele bölgesel seferberliğe” manasına gelecek emperyal içerikli bir barış politikası mı geliyor biçimindeki kaygıların giderilmesi gerekir. Çünkü AKP hükümeti bunun altını özellikle çiziyor. Bu kuşkuyu dağıtacak bir siyaset, bir tutum açıklaması Kürt hareketi açısından önemli.

Bir üçüncü nokta: Biz sosyalistler insanların inançlarına saygılıyız. Onların kendilerini özgür bir biçimde ifade etmelerinden, din ve inanç özgürlüğünden yanayız. Ama “İslam kardeşliği” adı altında bu coğrafyada yürütülen baskılardan da haberdarız. Bu coğrafyanın kanlı bir geçmişi de var. O manada bölgenin daha da giderek muhafazakarlaştığı bir dönemde, bölgenin laik hareketlerinden olan Kürt siyasi hareketinin tutumu çok önemli. Bu konuda bölgenin daha da muhafazakarlaşmasının değil, gerçek bir laikliğe kavuşması açısından yürütülmesi gereken mücadelede önemli bir rolü var. Bu rolü gölgeleyecek açıklamalardan uzak durmak gerekiyor. Biz Kürt siyasi hareketinin bu konudaki demokratik değerlerine, sosyalist değerlerine inanıyoruz. Ama bu tür konulardaki kuşkuların da dağıtılması gerektiğinin altını çiziyoruz.

‘Kürtlerin Kazanımı Sosyalistlerin de Kazanımıdır’

Devrimciler, ilericiler, demokratlar bu süreçle nasıl ilişkilenmeli?

Bizim bu sürece olumsuz yaklaşmamız gerekmiyor. Barışa tereddütsüz bir “evet” çizgisi sosyalist devrimci hareketin temel çizgisi olacak. Ama sosyalist hareket gerçek bir barışın nereden geçtiğinin de farkında. Yani sermayenin egemenliğinde gerçek bir barış olmaz. Emperyalizm bölgede olduğu sürece gerçek bir barış olmaz. Kürt halkının kısmi bazı demokratik haklara kavuşması da gerçek bir barış olmaz. Ve bu gerçek bir demokratikleşme olmayacak elbette.

Bunun farkındayız. Ama silahların gölgesinde yürüyen, halkların, Kürt ve Türk emekçi gençlerinin öldüğü ve giderek Türk ve Kürtlerin birbirini boğazlayacakları iç savaş dinamiklerinin geliştirildiği bir sürece son vermek önemli. Çünkü bu süreç gerici bir iç savaşa yol açabilecek dinamikleri besliyor. Bu savaşın içerisinde özellikle sosyalist hareketin, sol hareketin anlamını bulacağı sosyal ve sınıfsal meseleleri de gündeme taşıyabilmek, aktarabilmek çok önemli olmuyor. Bu savaşın bitmesi, Türk ve Kürt emekçilerinin daha temel eksende, sermaye-emek ekseninde, emeğin özgürleşmesi mücadelesinin de önünü açacaktır.

Biz gerçek anlamda özgürlüğün, gerçek anlamda barışın da ancak bu sermaye boyunduruğundan ve emperyalizmin bölgedeki tahakkümünün ortadan kaldırılmasından geçtiğini bilen devrimcileriz. Bu nihai hedefimize dair politikayı daha aktüel, daha güncel, daha somut kılabilmek için savaşın bu biçimiyle sürmemesi, Kürt-Türk halkı arasında etnik barışın sağlanması gerekir. Etnik barışın sağlanması sınıf savaşımının önünü açar. Bu manada barış, hem bölgede hem de Türkiye’de emek dinamiklerinin, sınıf dinamiklerinin gelişmesi açısından çok pozitif bir rol oynar.

Aynı zamanda biz bütün bu mücadele tarihi içerisinde Kürtlerin Türkler gibi en asgari burjuva demokrasinde olan haklara kavuşmasını da önemli bir mevzu görüyoruz. Böyle bir gelişmenin hem insani hem politik alanda önemli bir kazanım olduğunu görüyoruz. Bu kazanım aynı zamanda sosyalist hareketin de kazanımıdır. Çünkü sosyalist hareket, yıllardan beri burjuva demokratik muhtevada olan ulus meselesinde, kimlik meselesinde, halkların kendi iradesini, kendi kültürünü yaşamasının her zaman altını çizmiştir. Bu konuda sürecin gelişmesi, güçlenmesi de hepimizin lehinedir.

Bir Karadenizli olarak Karadeniz’e baksak. Kazım Koyuncu’nun kardeşi Niyazi Koyuncu Diyarbakır Newrozu’nda sahne aldı. Barış Karadeniz’de nasıl bir yankı bulur?
Karadeniz’in demokratik bir birikimi vardır. Tabi bu birikim özellikle 12 Eylül sonrasında boğulmaya çalışıldı. Bu savaşın yarattığı yıkım da Karadeniz’e çok yansıdı. Binlerce genç bu savaşta yaşamını yitirdi. Cenazelerin Karadeniz’e gelmesi Karadeniz’de milliyetçi akımların güçlenmesine yol açtı. Karadeniz’i gezin, sahil boyunca bütün üst geçitlere Kürt savaşında yaşamını yitirmiş gençlerin isimleri verilmiş. Bu öyle bir atmosfer var.

Tabi bu savaş atmosferi devrimci demokratik birikimin de açığa çıkmasını engelledi. Ama Niyazi gibi arkadaşlar, bu sürece, önümüzdeki sürece daha pozitif katkılar sunacaktır. Kazım da Newroz’larda Diyarbakır’da olurdu. Kürt halkının kardeşlik taleplerinin yanında yer alırdı. Karadeniz’in bu manada aydınlıktan, kardeşlikten, eşitlikten yana çok güzel sanatçıları var. Bu dönem toplumsal bir barış açısından sanatçılara da çok büyük bir rol düşecek.
Karadenizli sanatçılar da, bir Karadenizli olarak ben de Türklerle Kürtlerin bir arada yaşayabileceği, iç içe yaşayabileceği bir barış ikliminin oluşması konusunda üzerimize düşen sorumluluğu yapmaya çalışacağız.


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome