Biriktire Biriktire Yol Alıyoruz - Ezgi Nesanır&Özge Nesanır

17 Eylül 2013 Salı 09:17:56

Görüyorum ki, bir an önce varmak istiyorsun oraya. Gerginsin
kıpır kıpırsın, soluk soluğasın, yay gibisin ey yolcu
coşkunluğun ne güzel, öfken ne güzel
Sana selam, sana saygı
ey yolcu1

Bana bir şimşek çak/ortalık fena karanlık2
Krizlere ve savaşlara gebe kapitalizm, varoluşunu sekteye uğratan etkenleri aşmaya çalışırken, siyasal ve sosyo-ekonomik yapıda değişikliklere yol açmıştır. 1970’li yıllarda başlayan ve dünya ölçeğinde dalga dalga yayılan ekonomik kriz ile sistem yüzünü liberalizmin yeni bir evresine çevirmiştir. Sermayenin birikim sürecine uygun olarak serbestleştirilmesi ve üzerindeki kontrollerin kalkması yönünde bölüşüm ilişkilerinde yeni bir dönemin miladı olan neo-liberalizm geçerli politika haline getirilirken; ülkemizde de faşist politikalarla zemini hazırlanan, 24 Ocak 1980 kararları ile vücut bulan sistem; kamusal alanların özelleştirilmesi, işçilerin örgütsüzleştirilmesi-sendikasızlaştırılması, işgücünün esnekleştirilmesi, zengin-fakir arasındaki uçurumun artması vb. sonuçların oluşmasına sebebiyet verdi. Akabinde neo-liberalizm, kapitalizme içkin bir olgu ve dolayısıyla bunun doğal bir sonucu olan küreselleşmeyi de beraberinde getirerek, sınırsız hareket imkânını sermayeye sağladı. Bütün dünya tek bir pazar haline gelirken; yeniden yapılandırma süreciyle malların-hizmetlerin-bilginin kitlesel bütünleşmesi ile tüketime evrensel bir biçim verildi. Bu gelişmelerle, sinik ve tüketim endeksli bir profil yaratmayı amaçladı, sistem. Tüm bunların yanında SSCB’nin dağılmasıyla sosyalizmin toplum nezdinde itibar kaybına uğradığı, kapitalizmin zaferini ilan ettiğine dair söylemlerin sıklaştığı bir döneme girilmiş oldu. Umutsuzluk iklimin hüküm sürdüğü karanlık zamanlara…

Kan var bütün kelimelerin altında
3
Sistem, daha iyi bir yaşam için mücadele edenlerinasıl ki 70’lerde-80’lerde yok etme politikasını güttü ise 90’larda da bu, soluksuz bir şekilde devam etti. Mahir’i-Hüseyin’i-Ulaş’ı, Denizleri, Behçetleri, Sonerleri, Özençleri, Veyselleri ve daha nicelerini faşist politikalarla katleden düzen, 90’lara gelindiğinde oklarını -her zamanki gibi- kendisine başkaldıranlara yöneltmekte gecikmedi. Turan Dursun, Bahriye Üçok, Musa Anter, Metin Göktepe cinayetleri ve eş zamanlı devam eden faili meçhuller, köyleri yakılarak yerinden yurdundan sürülenler, ateşler içinde yanmaya mahkûm edilenler, harcı zulüm olan binanın tamamlanmasına engel teşkil edenlerken; kazanılmış hakları ellerinden birer birer alınan emekçileri -yolsuzluklarla ördükleri eksik kolonlu binanın altında- ezen çalı çırpıcı ‘derinmüteahhİT’ler, şekilleri-renkleri-ortakları değişen ama öz harcı değişmeyen yapının ilelebet savunucularıydılar. İşte kelimeleri kana bulayan bu savunucular, doymak nedir bilmeyen iştahlarını perçinleyecekleri yeni bir yüzyıla doğru, 90’ları kapatıyorlardı…

Ah kimselerin vakti yok/durup ince şeyleri anlamaya
4
Yeni bir yüzyılın eşiğinde, bireyselliğin, ben-merkezciliğin insanın vazgeçilmez özelliklerinden biri olduğu tezi, -dört bir yandan- yerleştirilmeye devam ediliyordu. Çünkü bu, gerekti. Kapitalizm, sürekliliğini devam ettirmek için insanları, salt tüketim endeksli birer robot; dayanışmadan, paylaşmadan, sevgiden yoksun birer ‘ruh’ haline getirmek zorundaydı.

Oyunlarda durmadan yenmeyi öğrettiler5
Makineleşen insanlar, sistemin kendisine rağmen varlıklı-huzurlu ve mutlu olacakları yanılgısına kapılıp, ‘kendilerini yok edenin’ yaşam iksiri olan; rekabet ilkesini hayatlarının her alanına katıyorlardı. Evlerinde, okullarında, iş yerlerinde gözleri hırsla dönmüş birer birey haline geliyorlardı.’’Ben ben ben!’’ halleri öyle güçlü bir yapıya evriliyordu ki, yabancılaşmanın çıkmaz sokaklarında, en saf, en güzel duygular, duvarlara çarpa çarpa anlamını yitiriyordu. Öyle ki, en genelden en özele doğru giden ilişki sarmalında bireylerin tüm hareketlerinin giriş-gelişme-sonuç bölümleri, yenme üzerine kurgulanıyordu. Neticede, tam da düzenin arzuladığı, toplumculuktan bihaber insanlar kategorisine giren insanlar çoğalıyordu…

Utanç nice uzak bir duygudur ki/görülmez bir kez olsun yüzünüzde/onur eğreti bir giysidir/durur dökülürcesine üstünüzde/küçümsemek içinize oturmuş/bir yılan zehri her sözünüzde/yalan ki döne döne düştüğünüz/bir bataklıktır büyür özünüzde5
Ulusal ve uluslararası koşulların yeterince elverişli olduğu bir dönemde, sözde yenilikçi söylemleriyle/eylemleriyle statükocu anlayışı bertaraf etme çığırtkanlığını üstlenen AKP, sermayenin ihtiyaç duyduğu politikaların tereddütsüz uygulayıcısı-emperyalizmin taşeronluğunun koşulsuz sahiplenicisi olarak sahnedeki yerini alıyordu. Neoliberal-muhafazakâr politikalarla donatılmış bir anlayışla, iktidara geldiği günden bugüne otoriterliğini toplumun en küçük birimine kadar uyguluyordu.

‘’Durmak yok, yola devam’’ naralarıyla, dini değerleri sömürerek biat etme kültürünü aşılayan Akp, azımsanmayacak çoğunlukta bir kesimi makarna-kömüre bağımlı kılıp, onları kendi saflarında tutmayı periyodik manevralarla garanti altına alırken; peşi sıra hayata geçirdiği uygulamalarla hak gasplarını arttırıp, en temel haklar olan barınma-sağlık-eğitim-ulaşım alanlarına da gözünü dikerken; piyasacı mantalitede sınır tanımayarak TEKEL, İGDAŞ, Tüpraş, Milli Piyango, Petkim, Türk Telekom ve listeyi uzatabileceğimiz daha birçok özelleştirmelerle kendisine rant kapılarını açıyordu.

Bir yandan da hâkim kılmaya çalıştığı ideolojisiyle, reformlar yaptığına/yapacağına inandırdığı liberaller ve sözde solcuları tam da ihtiyacı olduğu evrede kendi saflarına çekerken,12 Eylül darbesiyle yüzleşme oyununu kadraja dâhil edip,‘‘Yeni Türkiye’’ şiarına uygun olarak, siyasi manipülâsyon aracı olarak kullandığı ‘karışık intikam çorbası’ tadında davaları (Ergenekon, Balyoz, KCK)  da sürece dahil ediyordu…

Kim hiçbir zaman demeyi göze alabilir?/zulüm yürürlükteyse, kim suçlu: kendimiz/ve kimdir onu yıkmak zorunda olan: biz/yenilen kalk ayağa!/her şeyini yitiren, dövüşe devam!/kavramışsan olup biteni, seni kim tutabilir?/’hiçbir zaman’dan; ‘bugün’ doğar/bugün yenilen yarının yenenidir6
Sömürü olanca şiddetiyle devam ederken, kimi zaman yükselen, kimi zaman sönümlenen mücadeleleriyle, sahnenin asıl sahipleri: ezilenler, Akp’nin tüm baskılarına karşı sahnedeki yerlerini alıyorlardı. Taşeronlaşmaya, geçici ve güvencesiz çalışmaya, mülksüzleştirilmeye, geleceksizleştirilmeye, ötekileştirilmeye, cinsiyetçiliğe karşı dur demek için haykırıyorlardı. İşçilerden memurlara; ev içi emeği görünmez kılınıp, şiddete maruz kalanlardan çocuk işçilere; kentleri-köyleri-dereleri yağmaya talana açılanlardan yükselen sesler sokaklara ulaşıyordu.

Ama ücret artış talepleriyle, ama iş saatlerinin makul düzeye çekilmesi talepleriyle, ama alamadıkları ikramiye/tazminatlarının verilmemesine karşı, ama bayram/tatil izinlerinin gasp edilmesine karşı, ama özelleştirme sürecinin bir sonucu olarak iş güvencelerinin ellerinden alınmasına, ama sendika değiştirme hakkının engellenmesine karşı, ama işten çıkarmalara karşı: Novamed, Tekel, Hey-Tekstil, Çemen Tekstil, Çel-Mer Metal, Teknopark, Deba, Şişecam, PTT, THY, Koç Üniversitesi ve KTÜ Farabi Hastanesi işçileri direnerek belirli kazanımlar elde ediyorlardı.

Dört bir yandan saldırılar sürerken, sağlık sektöründeki gasplara karşı da mücadeleler ivme kazanıyordu. İlki sağlık hakkı için 19-20 Nisan 2011 tarihinde iki gün süreyle Türkiye’nin her tarafında “Çok Ses Tek Yürek” sloganıyla, sağlık çalışanları iş bırakma eylemini gerçekleştirirken; 21 Aralık 2011’de ”En uzun geceyi aydınlığa çevireceğiz” diyerek diğer kamu çalışanlarının da desteğiyle örgütlenmiş tek günlük bir grevle temel hak olan sağlık hakkının sermayeye peşkeş çekilmesine karşı haykırıyorlardı.

Hak arayışları devam ederken,yeni yatırım ve kar alanları yaratılması amacıyla HES’lerden köprülere, devasa alışveriş merkezlerinden Nükleer Santrallere kadar yaşam alanlarının her bir noktasına sirayet eden projelerin gerçekleşmesini engellemek için: Artvin Hopa, Antalya Gümüşdamla, Sinop Gerze, Trabzon Tonya, Mersin Akkuyu, Erzurum Başbağı halklarının doğanın talanına karşı verdikleri mücadeleye; Ayazma, Bayramtepe, Okmeydanı ve Tarlabaşı mahalleleri sakinlerinin kentsel dönüşüme ilişkin verdikleri mücadele eklenerek, sermayenin egemenliğine karşı mevziler kazanılıyordu.

Nerede olursan ol/içerde, dışarıda, derste, sırada/yürü üstüne üstüne/tükür yüzüne cellâdın/fırsatçının, fesatçının, hayının/dayan kitap ile/dayan iş ile/tırnak ile diş ile/umut ile sevda ile düş ile7
Fabrikalardan, hastanelerden, mahallelerden yükselen seslere, eğitim hakkının ellerinden alınmasına karşı çıkanların sesleri karışıyordu. Kindar-dindar nesil yetiştirilmesine, ucuz işgücü yaratımına, belirli süreli sözleşmelerle çalışma zorunluluğuna, özgür-bilimsel-anadilde eğitim karşıtı uygulamalara, sınavlardaki kopya skandallarına, ticarileşen eğitim sistemindeki geleceksizleştirilme ile ‘diplomalı işsiz’ ve ‘atanamayan öğretmen’ rütbesi veren sisteme karşı: YGS-KPSS Protestoları, Dolmabahçe’deki YÖK Protestosu, Kantin Boykotları, harç zamlarını geri çektirmek için yapılan eylemler, parasız eğitim protestoları, Boğaziçi Üniversitesi Starbucks İşgali, asistan kıyımlarına karşı düzenlenen eylemler, ODTÜ Direnişive akabinde direnişin farklı üniversitelerdeki izdüşümleri, okulların İmam Hatip Okullarına çevrilmesine karşı mücadeleler yürütülüyordu. Bu haykırışlar neticesinde, irili ufaklı kazanımlar elde edildi; -belli sınırlamalar dâhilinde- harçlar kaldırıldı, yemek ücretlerinin artışları durduruldu, İstanbul’da Kartal-Ümraniye’de Veli-Der kuruldu ve şimdilik sınırlı sayıda da olsa çeşitli okulların İmam Hatip’e dönüştürülmesi engellendi.

Öyle bir gün geçti ki hiç unutmam artık/Öyle bir şey gördüm ki unutmam artık unutma artık/Öyle şeyler gördük ki unutmam artık unutma artık
8
AKP on yılı aşkın sürelik iktidarında, toplumun en küçük birimine nüfuz eden sömürü politikalarıyla, dışlayıcı söylem merkezlisözde ‘ileri demokrasi’ anlayışıyla tüm toplumsal alanları çemberine aldı. Yaşanan hak ihlallerine karşı, ayrık-parçalı bir şekilde hareket eden halk,son kertede,gazetecilere yönelik tutuklamalar-kürtaj-içki yasağı-çeşitli alanlardaki sansür ve uzuuun bir liste halinde sıralanacak otoriter uygulamalara karşı, Mayıs’ı Haziran’a bağlayan günlerde Gezi Parkı’nda devlet şiddetinin vuku bulmasıyla, yıllar süren birikimin ateşiyle tek vücut olarak isyanı dalga dalga tüm ülkeye yaydı.Karanlıktan aydınlıklara kendi öz gücüyle çıkabileceğini anlayan halk, otuzküsur yıllık umutsuzluklarla bezeli ölü toprağı üzerinden atarken, komün ruhunu tarihe kazıdı…

Bekle beni anne/bir sabah çıkagelirim/ bir sabah anne bir sabah/acını süpürmek için açtığında kapıyı/adı başka sesi başka/nice yaşıtım/koynunda çiçekler/çiçekler içinde yeni bir ülke getirirler9
Tarihi yazacak olanlar, dayanışmayla, kolektivizmle, sevgiyle harmanlanmış mücadeleleriyle yediden yetmişe sokaklara dökülürken, zalimler, korkularını-suçlarını örtbas etmek için marjinal, çapulcu vb. sıfatları dillerine doluyorlardı. Ezenler, gözleri dönmüşçesine kendi sonlarını hazırlayan vahşeti uygularken; kendilerine benzetemedikleri cesur, inançlı insanları durmaksızın katlediyorlardı. Ama tarih boyunca ezenlerin gözden kaçırdığı bir şey vardı; mücadele edenler bir ölür, bin doğarlardı… Zalimler, Mehmet’i, Abdullah’ı, Ethem’i, Ali İsmail'i, Medeni’yi, Ahmet’i onurlu mücadelelerinden koparıyordu belki ama binlercesinin Mehmet, Ahmet, Ethem, Abdullah, Medeni, Ali İsmail olup sokaklara akın etmesine engel olamıyordu. Korku eşiği aşılmıştı bir kere…’Eylül’de Gel’ diyerek, Armutlu’da Kadıköy’de, Tuzluçayır’da ve il il devam eden mücadelelerle, umudun elini sımsıkı tutarak güneşe doğru biriktire biriktire yol alıyorlardı…

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozlardaki ölümlerden/anımsayalım her zaman/yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir/yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına
10

..................................
1Hasan Hüseyin Korkmazgil/2Atilla İlhan/3Cemal Süreya/4Gülten Akın/5Şükrü Erbaş/6 Murathan Mungan/7Ahmed Arif/8Turgut Uyar/9Nevzat Çelik/10Pablo Neruda.
 


Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome