Birleşik Muhalefet Elzemdir!

22 Mayıs 2014 Perşembe 09:34:41

Yarın Haber, Birleşik Muhalefet hareketi tartışmaları katılımcısı Osman Topaklı ile Birleşik Muhalefet hareketinden, Gezi direnişine pek çok konuda konuştu.


Gezi sürecinde birlikte olmanın gücüyle iktidarın yenilebileceğini gösteren toplumsal muhalefet, seçimlerin atlatıldığı ve Gezi'nin yıldönümünün yaklaştığı bu süreçte iktidarın karşısında duran herkes için önemli bir adres oluşturdu: Birleşik Muhalefet hareketi. Yarın Haber sitesi, 3. toplantısını yapan Birleşik Muhalefet katılımcısı Osman Topaklı ile Birleşik Muhalefet hareketinden, Gezi direnişine pek çok konuda konuştu.

Öncelikle toplumsal muhalefetin en önemli ‘birleşiklik’ deneyimi olan Gezi direnişinden bahsedelim. Sizce Gezi direnişi toplumu nasıl etkiledi?
Hayatın bir çok alanında bir çok mücadele veriliyor. Mesela ben Tekel direnişi sırasında Ankara'daydım, yakinen takip ettim. Tabi aslında bu tür mücadelelerin hepsi, birer nicel birikim şeklinde ve lokal düzeyde gerçekleşti. Ama lokal düzeyde gerçekleşmesine rağmen, toplumsal muhalefete de belli ölçüde bir dinamizm kazandırmıştır. Gezi öncesi dönemde yaşadığımız her yerde sorunlar vardı. Ben mesela; görev yaptığım lisede sorunlar yaşıyordum. Öğrenciler kendi yaşadıkları sıkıntıları da dile getiriyorlardı. Bunlar sadece bizim orada yaşanan sorunlar. Oysa Türkiye'nin her tarafında, çok farklı alanlarda çok farklı sorunlar yaşanıyordu. Herkes belli ölçüde içinde biriken öfkeyi kanalize edebileceği bir yol arıyordu aslında. Ama toplumsal muhalefetin örgütsüzlüğü, belli ölçüde hem mücadeleleri lokal düzeyde bırakıyor hem de mücadele içerisinde yer alan insanların geleceğe dair güvenlerini biraz zayıflatıyordu. Gezi direnişinin, kendi niteliğinin ve niceliğinin büyüklüğüne çok da fazla hazır olduğu söylenemez. Yani bütün toplumsal muhalefet hareketlerinin, örgütlerin buna belli ölçüde hazırlıksız yakalandığını söylemek mümkün. Belki de Gezi'nin başarılı olmasının sebebi biraz da budur. Yani en azından bir, iki örgütsel yapının inisiyatifiyle başlamış olsaydı yine o potansiyel yakalanır mıydı? Pek emin değilim. Bu bakımdan Gezi tabi ki bütün toplumsal tepkileri bir havuza biriktirmiş oldu. Bir diğer taraftan insanların bu kadar direnç göstermesi, beklenmedik şekilde farklı grupların yan yana gelebilmesi direnişe süreklilik kazandırdı. Ve bu grupların yan yana gelmesi insanların güçlerini birleştirebilmelerini sağladı ve güven duygusunu geliştirdi. O yüzden insanlar o kadar yoğun baskıya rağmen yaralanmalara, gaza, suya rağmen saatlerce, günlerce o çatışma içerisinde bulunabildiler. Bu özgüven duygusu, yanındakine güvenme atmosferi, mücadeleyi sürekli hale getirme konusunda mihenk taşı oldu diye düşünüyorum.

Şimdi de Gezi’nin ardından muhalefet, önemli bir şey deniyor. Birleşik muhalefet hareketin temelleri oluşturuluyor. Üç haftadır da toplantı yapılıyor. Birleşik Muhalefet'in toplantılarını nasıl değerlendiriyorsunuz, özellikle son toplantıyı?
Birleşik Muhalefet hareketini, Gezi’den çıkaracağımız kimi dersler ışığında o eksikliklerin, yapılan kimi yanlışlıkların önüne geçerek başarıya götürebiliriz. Gezi’de yaşanan kimi eksiklikleri, kimi yanlışlıkları yani ufak da olsa, belki o sıcak çatışma ortamında çoğumuzun fark etmediği, önemsemediğimiz hataları düzeltmek gerekir diye düşünüyorum. Birleşik muhalefet hareketinin başarıya ulaşması bence bu muhalefet hareketini oluşturan yapıların kendi dışındakilerle kendini eşit görmesine bağlı. Her konuda bu birleşik muhalefet hareketinin birleşmesi her adımda eşitlik ilkesine sağdık kalınırsa, aradaki güven sağlamlaşır diye düşünüyorum. O da başarıyı beraberinde getirir diye düşünüyorum. Süreç içerisinde hareket kendi kendisine kendi içinden örgütsel bir yapıyı çıkarır diye düşünüyorum. Aksi halde sadece hareket olarak sonu belirsiz bir yolda ilerlemesi mümkün değil. Süreç içerisinde insanlar da bizden bekleyecek. Yani “Tamam kardeşim siz bir ortak hareket oluşturuyorsunuz ama bunun iskeleti nedir, gövdesi nedir, ne iş yapar, nasıl çalışır?” gibi tartışmalar da şekillenecek diye düşünüyorum. Yani bence de şu gün için böyle bir şeye cevap vermek çok mümkün bir şey değil. En azından şimdiden ucunun açık olması olumlu bir gelişme. Onun haricinde, gençlik hareketi, işçi hareketi, köylü hareketi, kamu çalışanları hareketi, işsizler hareketi, taşeron işçi hareketi gibi farklı alanlarda yaşanan direniş hareketleri arasındaki organik ilişkiyi sağlayabilecek bir yapılanma, bu birleşik muhalefet hareketi tarafından hedeflenmeli. Bunun bir süreç işi olduğunu kavrayarak çok acele etmeden, çok hızlı yol almaya çalışarak yorulmadan, süreklilik içerisinde gitmek gerekir diye düşünüyorum.

Bu, henüz çok yeni bir hareket. İlerisini nasıl görüyorsunuz?                                   
Ben umutluyum. Yani bugünkü konuşmamda da söyledim yaşanan olumsuzluklarla karamsarlığa kapılmamak gerekir. Birleşik muhalefetin bu şekilde farklı bir faaliyet olarak kendisini göstermesi bu hareketin dışındaki bir çok insana, yapıya da ilginç gelecektir. Önümüzdeki günlerde bu çalışmanın içinde bulunmayan birçok bireyin, grubun, bu çalışmaya ilgi duyacaklarını düşünüyorum. Bu muhalefet hareketi çalışmasının ortaya koyacağı başarı, bunu izleyen kesimlerin ilgisini çekecektir diye düşünüyorum. Çünkü yıllardan beri sözü edilen bir şey var; “Sol birlikte iş yapamaz, hepsi grupçudur, kendi grubunu öne çıkarmaya çalışır” gibi bir anlayış vardır. Bu çalışma, ortak çalışma kültürünü ispatlayacaktır. Süreç içinde böyle bir çalışma güçlenecektir. Bu çalışmanın sadece bugün bu çalışmayı başlatanlarla sınırlı olacağını kimse düşünmemeli. Zaten öyle düşündükten sonra hiç yola çıkmamalısın. Ki ortaya konulan hedefler de zaten bunun önümüzdeki süreçlerde -1 yıl, 2 yıl, 3 yıl, neyse- genişleyeceği konusunda ben iyimserim. En azından çok önemli marazlar çıkmazsa. Önemli derecede marazlar çıkarsa yine motivasyonu düşürmeme konusunda dikkatli olmak lazım. Ona dikkat ederek çalışma yürütmek gerekir.

Birleşik Muhalefet Forumu’nun son toplantısında kullandığınız sözde hareketin siyasi hattına işaret eden öneriler sunmuştunuz. Hareketin yalnızca ‘muhalefet’ etmesi değil ‘mücadele’ vermesi gerektiğini söylemiştiniz. Hatta ‘halk iktidarı’ ifadesini kullanmıştınız. Biraz bu önerileriniz üzerine konuşalım.
Egemenlerin böyle bir söylemi vardır; “İki paçayı dikemezler. Bunlar muhalefet olmaya alışmışlardır, iktidarda gözleri yoktur”  gibi. Bu kamuoyu zihnine de yerleşmiştir; solcular iktidara gelemezler diye. Muhalefet deyince de mevcut iktidarın dışındaki herkes muhalefet olarak adlandırılıyor. MHP de muhalefet, Saadet Partisi de muhalefet, hatta bugün Cemaat de muhalefet. Biz kendimizi muhalefet olarak sınırlarsak o zaman ayırıcı özelliğimiz belirginleşmez. Bir de sadece muhalefet etmek, icraatı yapanların dışında kalıp sadece onları eleştirmekle sosyalizm falan olmaz. Hayatın her alanında mücadele etmek gerekir. O çelişkilerden bir tarafı biziz. Dolayısıyla yaşamımızın her alanı mücadele olmak zorunda. Bu yüzden birleşik muhalefet ismi yerine “birleşik mücadele hareketi” denebilir. Hatta ben konuşmamın devamında bu mücadelenin hedefinde iktidarı göstermek gerektiğini söylemiştim. Biz laf olsun diye mücadele etmiyoruz. Bizim istediğimiz, mücadele ederek bu düzeni değiştirmek, iktidarı ele geçirmek. Hem bu anlamda harekete, “Halk iktidar hareketi” denebilir dedim. Bu, hareket içinde yer alan arkadaşlar, kurumlar, gruplar arasında tartışılabilir tabi. İçeriği iktidarı hedefleyen bir hareket olmalı. Sadece eleştiren, muhalefet eden, zaman zaman sokağa çıkıp, egemenlerin bize yakıştırdığı gibi “gazını alıp, taşını atıp evine dönen” değil, toplum nezdinde bu görüntülerden uzaklaşmak gerekir. İsim toplumun zihninde bir değişim yaratmalı. O ismi duyan toplumun zihninde, amaçlarımız, hedeflerimiz hakkında bir şimşek çakmalı. İktidarın gereklerini de yerine getirecek bir mücadele çizgisi oluşturmak gerekli. Yani sadece laf olarak “Biz iktidarı hedefliyoruz” demekle olmaz. Onun gereğini yerine getireceksin.

Konuşmanızın başında Tekel direnişini anlatırken ‘lokal’ diye bahsetmiştiniz. Gezi Direnişi ona nazaran daha merkezi bir direniş oldu. ‘İktidarı hedeflemek gerektiğini’ de konuşmuşken, biraz solun iktidarı hedeflemek konusundaki tutumunu konuşalım. Sizce sosyalist sol ne kadar merkezi ve ‘iktidarı hedefleyen’ bir hareket yürütüyor?
Bu 1 Mayıs’ta “Taksim’i niye düşünüyoruz? Mahallelerde slogan atıyoruz ya ‘Her yer Taksim her yer direniş, her yer 1 Mayıs’ diye… Devletin gücünün karşısına çıkmanın pek bir anlamı yok. Bulunduğumuz mahallelerde de o direnişi yapabiliriz” diyen gruplar oldu. Ama Taksim’in hem mekan olarak hem de manevi olarak önemini kavrayamamışlar. O sıcak çatışma ortamından uzaklaşmanın bir mazereti olduğunu söylemek yanlış olabilir. Böyle bir suçlama yöneltmek istemiyorum. Ama Taksim’in ayrı bir önemi var. İstanbul’da Taksim, Ankara’da Kızılay gibi, farklı yerlerin de kendilerine has meydanları var. Kaldı ki bütün dünyada zaten meydanlar o toplumsal muhalefet hareketlerinin kendilerini gösterdikleri, iktidarla bilek güreşine tutuştukları alanlardır. Bu bakımdan gel sen Yenikapı’da eylem yap. Bu arkadaşların bazılarının 77 1 Mayıs’ının anlamını kavrayamadıklarından öyle yaptıklarını düşünüyorum. Bizim Taksim’in anlamını, önemini genç kuşaklara aktarmamız gerekiyor. Söylemeye çalıştığım, onlar, topluma bunu unutturmaya çalışıyorlar; “Yaraları kaşıyıp durmayın” diye. Zaman zaman Sivas, Maraş katliamlarıyla ilgili de söyleniyor ya. Dolayısıyla Taksim’i de o şekilde unutturmaya çalışıyorlar. Bizim ısrarla Taksim’i savunarak onu yaşatmamız, yeni kuşaklara aktarmamız gerekir. Yoksa bugün Taksim’i unutursak yarın Roboski’yi unuturuz, öbür gün Ali İsmail’ unuturuz.  Mesele mahalle kabadayılığı meselesi değil. Mahalle senin olacak, benim olacak meselesi değil. Bütün bir geçmiş mücadeleye sahip çıkmak, o mücadeleyi geleceğe taşıyabilmenin bir aracı olarak görmek lazım. Bir de egemen sınıflar nezdinde bizim teslim olmayacağımız, korkmayacağımız gerçeğini de sürekli olarak onların yüzüne haykırmak gerekir.

Bu yıl 1 Mayıs oldukça tartışmalı geçti. Hükümet ısrarla Yenikapı’yı adres gösterdi. Ama emekçiler Taksim’den vazgeçmedi. Sonuçta yapılacak miting Yenikapı’da da yapılsa aynı miting olacaktı. Aynı sözler Yenikapı’da da söylenecek, aynı sloganlar haykırılacak, aynı halaylar çekilecekti. O halde AKP neden bu kadar ısrarcı şekilde Taksim’e çıkılmasını değil de Yenikapı’ya çıkılmasını istiyor?
Bedava otobüsler bile sundular. “İsterseniz tankerle su gönderirim” dediler. Biz istesek, hükümete, “Ses araçlarını getirin, siz donatın” desek hiç tereddüt etmeden yaparlar. Yeter ki Taksim’den uzaklaşsınlar diye. Taksim’den uzaklaşmakla bütün idealinden vazgeçmiş olursun. Tehditlere karşı Taksim’i bırakıp başka yere gitmek teslimiyettir aslında. Buna irade olarak sen karar versen tamam; bunu tartışmam ama iktidarın iradesi sonunda, senin iraden dışında böyle bir dayatmaya evet demek insanın bütün haklarından feragat etmesi anlamına gelir. Bugün için Yenikapı’ya evet demek başka zaman, bir başka konuda karşı tarafın isteklerine boyun eğmenin zeminini hazırlar. Bu bakımdan konuyu yer meselesi olarak görmemek gerekir. Üstünde durarak söylüyorum; Yenikapı değil bir başka yer de olsa, “24 saat sizin olsun” bile denilse, Taksim’in bırakılıp gidilmemesi lazım. Bu konuda hiç bir anlam kargaşasına, kavram kargaşasına yer yok. Bizim Taksim’e girmek isteyişimizin nedeni gayet açık. Kaldı ki bizim orada şöyle bir düşünceyle hareket etmediğimizi de düşünüyorum: “Biz iktidarla bilek güreşi yapıyoruz, kazanırsak tamam, amacımıza ulaşmış olduk”. Sadece Taksim’e biçimsel olarak girmiş olmak için, “Biz hükümeti alt ettik” demek için girmiyoruz ki. Sonuçta bugünkü hükümet, geçmişte izin veren hükümettir. Oraya girmek; dediğim gibi geçmiş mücadele mirasının devamı, orada ölen arkadaşlarımıza duyulan saygının devamı ve orada geçmişte, bugün ve gelecekte verilecek mücadelenin de motor gücü, enerjisi aslında. Bu bakımdan bir mahalle kabadayılığına indirgememek gerek. Bazı gruplar şu an “Taksim’i fetiş hale getirmeyelim” diyerek öyle yapıyorlar. Bu fetiş falan değil; bizim yanımızda düşen arkadaşlarımıza ahde vefa duygusunun bir gereği. Yürüdüğümüz yolda da çıkmamız gereken basamağın biri. O basamağı çıkmadan merdiveni çıkman mümkün değil, bu kadar basit. Yenikapı’ya giderek merdiveni yukarı çıkmazsın, aşağıya doğru iner orada kalırsın. Bu başka türlü de açıklanamaz.

Osman Topaklı kimdir?
2 üniversiteyi yarıda bırakarak girdiği 3. üniversitesi olan Gazi Üniversitesi’nden 1986 yılında mezun oldu. 1992 yılından beri öğretmenlik yapıyor. Öncesinde Ankara’da ticaret ile de uğraştı. Öğrencilik yıllarından beri toplumsal muhalefetin değişik alanlarında yer almaya çalışan Osman Topaklı Birleşik Muhalefet hareketi içerisinde de yer alıyor. Topaklı halen Coğrafya öğretmeni olarak görevini sürdürüyor.

Röportaj: yarinhaber.net


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome