CHP’nin Krizi ve Sol Politika - Onur Kılıç

27 Ocak 2013 Pazar 15:03:50

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yeni bir krizle karşı karşıya kaldı. 3 yıla yakın zamandır ‘değişim’ denizinde kürek çeken CHP’de son yaşanan kriz bu değişim tartışmasında tayin edici gelişmelere kapı aralama potansiyeli taşıyor.


CHP’nin Krizi ve Sol Politika - Onur Kılıç

Kriz, milletvekili Birgül Ayman Güler’in MHP’lilerin bile söylerken iki kere düşüneceği bir laf etmesiyle ortaya çıktı. Ne demişti Güler, hatırlayalım:

‘Kürt milliyetçiliğini bana “ilericilik” ve “bağımsızlıkçılık” diye yutturamazsınız. Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz.’
   
Aslında bundan birkaç hafta önce Kılıçdaroğlu’nun ‘yeni açılım’ sürecine destek olacaklarını belirten açıklaması Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi konusunda CHP’nin makul bir anlayışa çekileceğinin habercisi durumundaydı. Fakat milletvekili Hüseyin Aygün’ün Paris’te öldürülen 3 PKK’lı kadının ailelerini ziyaret etmesi partiyi yeniden bir girdabın içine sokan olumsuzlukların başlangıcı oldu. Bu ziyaret sonucunda frene basan Kılıçdaroğlu, grup toplantısında ulusalcı bir parti olduklarını üstüne basa basa vurgulama gereği duydu. Ve en sonunda Güler’in malum konuşması geldi.

Nereden bakılırsa bakılsın facia niteliği taşıyan bu sözlerin ‘Bir CHP var CHP’de CHP’den içeri’ yorumunu güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Baykal ve Sav’ın sürecin dışına çıkarılmasının ardından CHP’nin demokratik yönelimlere açık bir yapı olmaya evrileceği beklentisi oluşturulmuştu. Ancak son olay katı milliyetçi damarın CHP içinde hala güçlü olduğunu kanıtladı.

Kamuoyunun ‘yeni’ bir ‘açılım’ sürecine odaklandığı dönemde Güler’in yaptığı konuşma için aslında malumun ilamı diyebiliriz. Milletvekili profiliyle tam bir çorba görüntüsü veren CHP’de bu kriz kesinlikle sürpriz değil. Her çevreye şık görünmek için gemiye birbiriyle çelişkili tüm siyasi eğilimleri doldurmanın bir sonucu yaşananlar. Fethullah Gülen’e övgü düzenlerle İlhan Cihaner’i, Sezgin Tanrıkulu ile Birgül Ayman Güler’i aynı gemiye koyunca bundan farklı bir sonuç elde etmek mümkün olmuyor. Olabildiğince heterojen bu yapının durmadan kriz üretmesinden daha doğal bir şey de yok.

Bu tablo korunduğu müddetçe bu tür krizlerin önümüzdeki dönemde de çıkacağını bekleyebiliriz. Kürt sorununda içerik odaklı bir tartışmaya geçilmesi, CHP içindeki yaklaşımların da daha açık şekilde ortaya serilmesini doğuracaktır. CHP, bu noktada da iradi bir tercih yapmakta, sırtını bu eski yapıya dönmekte tereddüt ederse kendisiyle birlikte toplumun da sağcılaşmasını hızlandırmaktan başka bir rol üstlenemez. Değişmek isteyen ama bu konuda bir türlü gereken cesareti gösteremeyen her yapının kaderini kendisi değil süreç belirler. Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu günden bu yana değişmek isteyen ama kimsenin huzuru da kaçmasın isteyen CHP, bu tür krizleri yönünü tayin etmek için bir fırsata çevirebilirse yenilenebilir.

***

CHP’nin bugün yaşadığı sorunun son örnekle ortaya çıkan tematik bir problem değil, yapısal bir sorun olduğunu söylemek için elimize sayısız veri var. Bunun tabanında da, CHP’nin kendine özgü bir karakteri çok zaman önce kaybetmesi yer alıyor. Parti merkezinin Türkiye’nin sorunlarına dair ortaklaşa tespitler, ideolojik tercihler yapmaktaki eksikleri herkesin kendi durduğu yerden bir CHP tarifi yapmasını mümkün kılıyor. Buna göre, kimileri 70’li yılların sol değerlere yakınlaşan CHP’sini ana gelenek olarak alabilirken, bir diğeri Dersim Katliamı’nı üreten politikayı savunabiliyor, referans alabiliyor.

Sosyal demokrasinin dünya çapında ideolojik ve politik olarak yeniden üretilememesinin CHP’nin belini ziyadesiyle büktüğü düşünülebilir. Sosyal demokrasinin, yaşadığı ideolojik krizin etkisiyle neoliberalizmin tam hakimiyeti altına girmesi onun sağın zeminiyle bütünleşmesi sonucunu doğurmuştur. Solun, küreselleşme sürecinde ortaya çıkan gelişmelere etkili bir yanıt geliştirememesi, CHP’yi de bu sürecin içerisinde savunmacı bir refleks almaya, sürecin ürettiği sağ eğilimlerden birini tercihe yöneltmiştir.

Hal böyle olunca ortada sosyal demokrasinin zerresi kalmamış, CHP de 1923’te kurulan cumhuriyetin cahilce savunulmasını bir politika olarak görebilmiştir. Her tür milliyetçi, gerici düşüncenin dillendirilmesi bu çaresizliğin bir parçası olarak okunabilir. Cumhuriyeti kendi tarihselliği içinde ilerici bir adım olarak görmek yerine bugüne şablonik olarak giydirme çabasının vardığı yer AKP iktidarının giderek kurumsallaştığı, hareket alanını genişlettiği bir düzenin kuruluşu olmuştur.

***

CHP, bugün için bir değişimden söz edecekse eğer buna geçmişe dönük yaklaşımını tekrar etme anlayışından çıkararak başlaması gerekir. Bu, geçmişin değerini, anlamını da artırır. Türkiye’de savunulacak bir ‘eski cumuhriyet’ kalmadığını, yeni bir demokratik cumhuriyeti kurmanın gerekliliğinin ayırdına varmadan değişim adına söylenecek herhangi bir şey yoktur. Böyle bir niyet var ise eğer, CHP’nin sol fikirlerle bir etkileşim içerisine girmesi zorunludur. Solu CHP’ye davetin manasızlığı bir yana, asıl olarak CHP'nin daha demokratik bir yönelim içerisine girerek tabanını milliyetçilik uzaklaştırması ülkenin ilerici-demokrat potansiyelini güçlendirmeye gayret etmesi gereklidir. Bu da doğal olarak bir ittifakı değil, solun CHP ile değil CHP'nin solla - fikri düzeyde bakma anlamındaki- etkileşimini zorunlu olarak artırmaktan geçebilir.


Yazarlar:Onur Kılıç

Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome