CHP’nin tarihi fırsatı! - Deniz E. Doğru

22 Aralık 2013 Pazar 11:45:48

Ekonominin sallantılı olduğu bir zamanda CHP’nin tarihi fırsatı!
Hükümetten çok sıkılmışlar. Emperyalizm içsel bir olgu ise yaşananların bir kısmını -ama tamamını değil-anlamlaştırmak kolay. “Dış mihraklar” tek ve yeter sebep değil ama ipucu verebiliyor.


CHP’nin tarihi fırsatı! - Deniz E. Doğru

Financial Times, The Economist, The Wall Street Journal, New York Times’da (TOKİ ihalesi ile şişen değil çok çok daha büyük sermayenin ağzı olarak kabul edersek bunları) Erdoğan’ın ülkeyi yönetilemez hale getirdiğini uzun zamandır yazıyor. İktidarının başından beri Erdoğan’ı koruyan, “laik teyzelere”paranoyak diyen, Türkiye’nin inanılmaz bir hızla değiştiğini (iyi yönde) yazan bu çevre, “17 Aralık” girişimine pek de kötü gözle bakmıyor. “Böyle olacağı zaten belliydi” havasında yazılar. Doğan Grubu da hiç bu kadar cesur ol(a)mamıştı. Neyin gittiğini ve neyin gelmekte olduğunu görebilmek iyi bir yetenek.

İstek ve kabiliyet
Türkiye, Suriye’de ve Irak’ta kendi başına bir şeyler yapabileceğini sanıyordu. Alanının geniş ya da etki alanını genişletebileceğini düşünüyordu. ABD ise, maalesef,kendi Orta Doğu kurgusunu değiştirmiş görünüyordu. (Reuters, 18 Aralık: Batılı ülkeler, Suriye'deki iç savaşın sona ermesi için yapılacak görüşmeler sonunda Beşar Esad'ın iktidardan ayrılmasının beklenmemesini ve geçiş hükümetinde Nusayri azınlığın yine baskın olacağını Suriyeli muhaliflere ifade ettiler….gibi).ABD, İran’la da bu bağlamda başka bir şey denemeye başlıyordu. ABD, Çin’i Asya’da çembere almaya çalışırken, Türkiye Çin’den füze almaya çalışıyordu. Batı, Ukrayna’yı Rusya’dan kapmaya çalışırken, Türkiye Putin’e bizi Şangay 5’lisine alır mısınız diyordu… gibi garip şeyler.

Türkiye’nin istekleri çapını aşmış görünüyordu, içeride ve dışarıda yaptıkları ABD’ye de uymadı, sermayenin bir kesimini de. Türkiye’nin ortadan ikiye yarılıp, her gün gerile gerile yönetilmesi ya da aslında yönetilemez hale gelmesi (Haziran olayları) demek ki pek de istenilenbir şey değildive bu durumum devam ettirilebileceği düşünülemiyordu. Gelinen nokta, yeni kurguya da, sermayenin “rasyoneline” de çok uymuyordu. Elbette şimdi olan bitenlerin tek sorumlusu ABD/emperyalizm değildir.En azından “sesini çıkartmadığını” görüyoruz ve bunun da bir anlamı var.Amaabartmamak lazım. Her şeyin kökü dışarda aranırsa;“sınıf savaşı” nedir o zaman? Mayıs-Haziran nedir? Haziran, AKP’nin yönetme kapasitesinin azaldığını göstermişti.

İran, Halk Bankası

Görece kapalı bir ülkeyi (İran) dünya kapitalizminebağlamak, yabancı sermayeye, ticarete bağımlı hale getirmek, onu istenilen hatta yakınlaştırmanın yollarından biri olabilir (İran’da yeni lider kadrosununiktisadenliberallerden oluştuğu sık sık söylenir). Ekonomisi boğulan İran, Amerikan sermayesini artık davet etmektedir. ABD İran’a daha fazla ticaret yapabileceği sözünü kısmen vermiştir ve bunu daha ne kadar esneteceğine 6 ay sonra karar verecektir. Havuç-sopa hali. Para ve sermaye akışının tamamen kontrolünde olmasını istiyor, büyük bir sızıntı istemiyor. Halk Bankası’nın İran’ın parasını akladığı –Washington’un Ankara’ya “bak, yapma bunu” dediği- uzun zamandır biliniyor, yeni bir şey değil. 3 yılda 83 milyar avronun Türkiye’den geçtiği söyleniyor, az para değildir. Hindistan’ın yaptırımlar nedeniyle İran’dan aldığı petrolün parasını Halk Bankası üzerinden ödediğini de kimse inkâr etmiyor.Her şeyin bir zamanı var. Denk düşüyor.

CHP

Devlet partisi olmaktan bir türlü vazgeç(e)meyen CHP, fırsat bu fırsat deyip atlıyor. 30 yıldır iktidar olamamış. Buradan ABD’ye kadar sıçrıyor. Fırsat çıktığını düşünüyor. Ya da “fırsata” doğru itiliyor. Adında olsa bile aklında “halk” yoktur. Siyaseti yüksen yerden kuruyor. Siyasette doğacağını düşündüğü boşluğa sağdan girmeye çalışıyor. Cemaat ile ittifak kurabileceğini düşünüyor,“uyumlu” olabileceğini ispat etmeye çalışıyor. Yolsuzluk soruşturmalarının ortasında Kemal Kılıçdaroğlu, ABD büyükelçisinin rezidansına gidipgörüşüyor.
Kılıçdaroğlu ABD’ye devir teslime de gitmiş olabilir mi? Huffington Post’tan JoeLauria, ABD gezisi sırasında Kılıçdaroğlu ile bir saat konuşmuş (görüşmenin ayrıntılarını içeren yazı 19 Aralıkta yayınlanıyor). Lauria doğrudan “eğer AKP karşısında iktidar şansını arttıracaksa Sarıgül’e başkanlığı devretmeyi düşünür müsünüz?” diye sorduğunda Kılıçdaroğlu: Koltuk aşkım yok diyor…ülkemin iyiliği ve demokrasinin gelişmesi için siyaset yapıyorum diyor…Sarıgül’le daha demokratik bir Türkiye için mücadele edeceğiz diyor…Gülen cemaati de dahil, hükümetin baskısı ile karşı karşıya olan her kesimin yanındayız diyor…

Ama zor…
Diyelim oldu; AKP’den kopanlarla merkez sağımsı bir şey çıktı, CHP bunlarla ve MHP’nin desteği ile ittifak kotarmaya çalıştı ve oldu. Zaman biraz kötü değil mi? CHP kucağında ne bulacak? (diğer zorlukları geçelim, ekonomi açısından yani). ABD Merkez Bankası FED, aylık tahvil alım programını 10 milyar dolar azaltarak, 85 milyar dolardan 75 milyara indirdi. FED çok düşük faizle bu miktarda parayı yıllardır pompalıyor. Senede 1 trilyon dolar. Piyasaya verilen trilyonlarca dolar, Türkiye’nin de içinde olduğu, “gelişmekte olan ülkelere” akıyor yıllardır. Borsaya giriyor, borç olarak veriliyor, devlet tahvili alınıyor vesaire vesaire. Türkiye bu sayede milli gelirinin yüzde 8’ine yaklaşan cari işlemler açığını finanse edebiliyor.

Şimdi: Gelişmekte olan ülkelere giden para, azalacak ve bu ülkeler bu parayı çekmek için birbiri ile yarışmak zorunda kalacak (daha yüksek faiz vermeleri gerekecek). Kırılgan Beşli diye bir ekip var: Türkiye; Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Endonezya. Cari işlem açıkları ve enflasyonları yüksek, büyüme potansiyelleri zayıf. Mayıs ayı sonlarında FED “elbette bir gün bu tahvil alımı bitecek” dediğinde sermayebu ülkelerden kaçtı, para birimleri büyük değer kaybetti, borsa sallandı vs vs. FED’in tahvil alımını ne zaman ne kadar daha azaltacağı belli değil, bu bir belirsizlik. Türkiye’nin FED “riskine” siyasi belirsizlik de ekleniyor. Türkiye’nin kısa vadeli (1 yıl ya da daha az vadeli) dış borcu 165 milyar dolar, bunun yüzde 85’i özel sektör borcu. FED’in bundan sonra alacağı her karar, dünya ekonomisinde/piyasasında yaşanacaklar bu Beşliyi çok etkileyecek ama Türkiye ekonomisini (cari açık ve siyaset nedeni ile) daha fazla. Sermaye, riskleri nedeniyle Türkiye’yi “ayrıştıracak”. Türkiye sermaye çekmek için faiz arttırsa büyüme yavaşlayacak, resmi işsizlik oranı zaten yüzde 10%. Neoliberalizmi, piyasası veri kabul eden (aksini hiç söylemedi zaten) ve edecek olan CHP böyle bir ekonomi ile halk için ne yapacak? Bir kriz anında sermayeye karşı emekçileri koruyacak mı? Herhangi bir programı olduğu bile şüpheli. Ne derlerse yaparım diyecektir.

Neticede, o gidiyor ve bu geliyor, halk için, emekçiler değişen hiçbir şey olmuyor. Siyasetin yolunu sokaktan geçirmeden, örgütlenmeden, halkın muhalefetini inşa etmeden bu oyunlar bozulamıyor.


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome