Çocukluktan Devrime Fidel*

13 Ağustos 2012 Pazartesi 14:43:46

Fidel Alejandro Castro Ruz 13 Ağustos 1926'da dünyaya gözlerini açtı.


Çocukluktan Devrime Fidel*

Toprak sahibi ancak mütevazı bir ailenin dokuz çocuğundan beşincisi olan Fidel, küçük yaşlarda ailesinin yanından ayrılarak kendisinin bakımını da üstlenen bir öğretmenin yanında kalmak üzere Santiago de Cuba' ya gönderildi. Burada büyük maddi sıkıntılar içinde yaşayan Fidel, kendi deyimiyle "ilk (ve kesinlikle son olmayan) isyan"ını kendisiyle yeteri kadar ilgilenmeyen ve öğrenme isteğini tatmin etmeyen öğretmenine karşı gerçekleştirdi.

Daha sonrasında çeşitli okullarda öğrenim hayatını sürdüren Fidel parlak ama asi bir öğrenci olarak sivrildi. Kendisine sağlam bir ahlak anlayışı kazandırdığını söylediği Cizvit okulundan mezun olurken hocalarından birisi, hakkında yazdığı raporda Fidel için "sanatçı duyarlığına sahip işlenmemiş bir elmas" ifadesini kullanıyordu. Bu işlenmemiş elmas o yıllarda kendi sözleriyle politikadan hiç anlamayan ama gelişkin denilebilecek bir adalet ve etik duygusuna sahip, spor yapmayı, doğayı, dağlara tırmanmayı ve okumayı seven hülyalı bir gençti. Küba ve dünya tarihi ile ilgilenmeye başlayan genç Fidel'in üzerinde en çok etki bırakanlar Kübalı büyük düşünür ve devrimci José Marti'nin kitaplarıydı.

Üniversite Yılları
Cizvit okulundan sonra Havana Üniversitesi Hukuk Bölümüne kaydolan Fidel politik mücadeleyle burada tanıştı. İlk önceleri politik ilgisi üniversite içi gündemlerle sınırlı kalan Castro öğrenci delegeliğine seçilmek için çalışmalara başladı. Bu seçimlerin hükümet yanlısı bir öğrenci çetesi tarafından kontrol edildiğini anlar anlamaz bununla mücadele etmeye karar verdi. Hitabet yeteneği, siyasal zekası ve kısa zamanda açığa çıkan örgütçü özellikleriyle etrafında bir destekçi kitlesi yaratarak delege seçilmeyi başardı. Bu durum Fidel'in üniversite içerisinde etkisinin giderek artmasına neden olurken hükümet yanlısı silahlı öğrenci çetesiyle de sürtüşmeye başladı. O zamanlar herhangi bir örgütlülük içerisinde bulunmayan Fidel bir yandan kampüs içerisindeki hükümet karşıtı politik gruplarla temasını arttırırken bir yandan da ülke gündemine ilgi duymaya başlıyor, gösterilere katılıyor ve dünya görüşünde anti-emperyalist, bağımsızlıkçı bir çizgi ağırlık kazanıyordu. 1947 yılında Dominik Cumhuriyeti'nde dikta karşıtı halk hareketlerine destek vermek üzere Küba'dan yola çıkan enternasyonalist bir birlikte yer aldı. Aynı yıl ülkesine döndüğünde artık Küba'nın kaderini değiştirmeye kararlı bir öğrenci lideri idi.

Yeşil Timsahın Makus Talihi
19. yüzyılda İspanyol ve ABD'li sömürgecilerin arasında kalmış bir ada olan Küba, bu yüzyılın sonunda yükselmekte olan ABD emperyalizminin yöneldiği ilk hedeftir. ABD İspanyollara adayı kendilerine satmaları için baskı yaparak ülkeyi Amerika'nın bir eyaleti yapma sevdasıyla yanıp tutuşmaktadır. İspanyolların egemenliğinden kurtulan son Latin Amerika ülkesi olan Küba İspanyollardan sonra ABD emperyalizminin hegemonyası altına girer. Amerika 1901 yılında Küba'da kendi sisteminin benzeri bir başkanlık sistemini öngören bir anayasa oylanmasını sağlayarak, kendine 99 yıl süreyle Guantanamo'da bir üs bulundurma hakkını da verir. Panama Kanalı, genel olarak da Latin Amerika'yı kontrol altında tutmak için Küba'nın jeopolitik işlevini çok önemseyen ABD, Küba'yı, koşullar uygun olduğunda ele düşecek olgun bir meyva olarak tanımlamaktadır. Önce İspanyol sömürgeciliği, sonrasında ABD emperyalizmi altında yağmalanmış bir ülke, şekerkamışına endekslenmiş bir plantasyon ekonomisi, halka kan kusturan, her biri bir öncekini aratan işbirlikçi dikta yönetimleri. Ancak Küba halkı tüm bunlara sessiz kalmıyordu. Adada kökeni sömürgecilik zamanındaki köle ayaklanmalarına dayanan bir halk mücadelesi geleneği vardı. Yoksulluk ve sefalet içerisinde yaşayan köylüler önderlikten ve örgütlülükten yoksun fakat isyana yatkın bir toplumsal dinamikti. 19. yüzyılın son çeyreğinde gelişmeye başlayan endüstriyle birlikte kayda değer güçte bir kentli işçi sınıfı oluştu. Bu işçi sınıfı, özellikle de Havana'daki tütün işçileri, kısa sürede sendikalaşma ve grev konusunda azımsanamayacak bir mücadele deneyimi kazandı. Başından itibaren net bir anti-emperyalist siyasal konumlanışa sahip Küba işçi sınıfı 1940'lara kadar sayısız genel grev düzenlemiş ve birden fazla kez hükümet düşürmüş bir güçtü. Küba'daki toplumsal mücadelelerin kritik unsurlarından birisi ise üniversite öğrencileriydi. Sendikalar ile ittifak içerisinde çalışan devrimci öğrenciler genel grevlerin halk ayaklanmalarına dönüşmesinde etkin bir rol oynadılar.

1940'larda Küba'daki siyasi oluşumlar karmaşık bir yapı sergiliyorlardı. 1933'te yapılan bir darbeyle birlikte yıldızı parlayan ve 59'daki devrime kadar birçok kez iktidara gelen General Batista Latin Amerika'ya özgü popülist diktatörlerin tipik bir örneğiydi. Bu kanlı diktatör, bir yandan desteğini aldığı halk hareketlerini iktidara geçince şiddet yoluyla bastırıyor bir yandan da ABD'yle birlikte Küba'yı bir kumar ve fuhuş merkezi haline getiriyordu. 1924'te kurulan ve işçi sınıfı içerisinde muazzam bir etkinliğe sahip olan Küba Komünist Partisi 40'lara gelindiğinde halk kitleleri ve onların talepleriyle bağını koparmış, devrimciliğini yitirmiş, dikta hükümetlerinde koalisyon ortaklığı alacak kadar düzen içine çekilmiş bir güç haline gelmişti. Bir başka siyasal parti ise yine halkın ve demokratik güçlerin temsilcisi olarak iktidara gelen ancak emperyalizm yanlısı ve baskıcı politikalar izleyen Otantik Parti idi.

47'de Marti geleneğinin izleyicilerinden Eduardo Chibas, Otantik Parti'nin içerisinde bulunduğu çürümüşlüğe karşı çıkarak bu partiden istifa etti ve temelde yolsuzluk karşıtı, ahlaki bir söyleme sahip Ortodoks Parti'yi kurdu. Bu parti, özellikle radikal öğrenci hareketi içerisinde birçok yandaş kazanarak etkin bir güç haline geldi. Bu öğrencilerin arasında Fidel Castro Ruz da bulunuyordu. Chiabas, 1951'de bir radyo konuşması sırasında kendisini vurarak intihar etti. Bu sıra dışı ahlaki protesto Kübalıların vicdanında önemli bir yer edindi ve Ortodoks Parti'nin seçimleri kazanmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Artık üniversiteyi bitirmiş ve avukatlık yapmaya başlamış olan Fidel bu seçimlerde Ortodoks Parti'den milletvekili adayı olmuştu. Bir yandan parti tabanındaki etkisini arttırırken bir yandan da siyaset ve tarih üzerine derin okumalar yapıyordu. Chiabas'ın adalet ve yurtseverlik anlayışından ve düzen güçlerine karşı uzlaşmaz siyasal tutumundan etkilenmekle beraber, partinin net bir siyasi programının olmaması onu kaygılandırıyordu.

Nitekim, Havana'daki militan kadrolar dışında Ortodoks Parti'nin yönetici kademeleri iktidara gelir gelmez ihanet edecekleri belli olan toprak sahipleri ve burjuvalar tarafından doldurulmuştu. Bu yıllarda siyasal iktisatla ilgilenmeye başlayan Fidel henüz sosyalist ya da komünist olmamakla beraber anti-kapitalist denebilecek bir bilinç oluşturmaya başladı ve bir devrim stratejisi üzerine yoğunlaştı. Bir yandan da Ortodoks Parti'nin içerisindeki devrimci unsurlarla ilişkisini güçlendiriyordu.

1952 yılında Batista, Madragazo (şafak) olarak bilinen ve ABD tarafından desteklenen bir darbeyle iktidara el koydu. Yasal siyaset yollarının kapandığını gören Fidel, derhal harekete geçti ve Batista hakkında anayasayı ihlal ettiği gerekçesiyle bir suç duyurusunda bulundu. Fidel, aslında bu suç duyurusu ile hayata geçirmeyi planladığı siyasal stratejiye meşruiyet sağlama derdindeydi. Mahkeme suç duyurusunu kabul etmediği takdirde yasal yollarla demokratik değişiklik yolunun kapanmış olduğu kanıtlanacak ve devrimci başkaldırı tek geçerli yol haline gelecekti. Latin Amerika'nın diğer ülkelerindeki gerilla mücadelelerinden oldukça etkilenen Fidel partideki devrimci kanadın çıkardığı yer altı gazetesi Acusador (Suçlayıcı)'daki yazılarında da sürekli silahlı mücadele fikrini işliyordu.
Beklenen oldu ve mahkeme suçlamayı reddetti. Bunun üzerine Fidel, aralarında kardeşi Raul'un da bulunduğu yandaşları ile birlikte Movimiento (Hareket) adlı gizli bir örgüt kurarak çalışmalara başladı.

26 Temmuz Moncada Kışlası Baskını
Movimiento, Batista'ya karşı artan tepkiyi örgütlemek ve aynı zamanda silah sağlamak için bir kışlaya saldırma kararı aldı. Bu iş için, daha önce birçok ayaklanmaya sahne olmuş ve başkent Havana'ya en uzak konumda bulunan Oriente eyaletindeki Moncada Kışlası seçildi. Yapılan plana göre kışlaya 120 kişilik bir grup saldıracaktı. İçerideki askerler etkisiz hale getirilir getirilmez Fidel bir radyo konuşması yapacak ve halkı ayaklanmaya çağıracaktı. 26 Temmuz günü başlayan saldırı, askerlerin kısa sürede toparlanması ve isyancılara ateş açmaya başlaması nedeniyle başarısız oldu. Yenileneceğini anlayan Fidel ve arkadaşları geri çekildiler ancak 60 kadar isyancı kurşun ve dipçik darbeleri altında can verdi. Beklemedikleri bir bozguna uğrayan eylemciler Gran Piedra Dağı'na vardığında sadece 18 kişi kalmışlardı. Fidel yoldaşlarına "Bugün yenildik ama mutlaka geri döneceğiz!" diyerek umut veriyordu.”

Saldırı belki askeri anlamda amacına ulaşamamıştı ama Havana'da muazzam bir siyasi etki yaratmıştı. Olayların büyümesinden korkan Batista derhal kışlasına çekildi. Ordu, müthiş bir keyfiyetle şüpheli gördüğü herkesi tutuklamaya ve sorgusuz sualsiz infaz etmeye başladı. Komünist Partisi yasaklandı. Batista yanlısı basın, isyancıları gözü dönmüş vahşiler, kökü dışarıda gangsterler olarak resmediyordu. Ancak tüm bunlar, Batista diktası altında inleyen Kübalıların bu gözü kara gençlere sempati duymasını engelleyemedi. Bu arada Fidel saklandığı dağda yakalandı. Normalde yakalanan kaçaklar kışlaya götürüp derhal infaz edilirken Fidel ve arkadaşlarının gerçekleştirdiği eylemden etkilenen subay, Fidel'i kışlaya değil de sivil makamlara teslim etti.

Fidel'in yargılanma süreci ve dava sırasında yaptığı ünlü "Tarih Beni Haklı Çıkaracaktır" savunması onu tüm Küba'da tanınır hale getirdi. Yargılandığı davayı, kendi davasını anlatmak için mükemmel bir şekilde kullanan Fidel, savunmasında kokuşmuş Batista rejimini yerin dibine batırıyor ve Movimiento'nun iktidar programını açıklıyordu. Toprağın yoksul köylülüğe dağıtılmasını, fabrikalarda elde edilen karın yüzde otuzunun işçilere dağıtılmasını, yasadışı yollarla elde edilmiş servete el konmasını öneren bu program, sosyalist değil devrimci demokrat, halkçı bir programdı.  Movimiento'nun yapmak istediği devrim de sosyalist değil bir "ulusal kurtuluş" devrimiydi. Fidel dava sonunda "devlete karşı işlenmiş büyük bir suçun lideri" olarak 15 yıl hapse mahkum edildi. Ancak Kübalıların hafızasına kazınan bu cezadan çok Fidel'in mahkemedeki yaptığı ve daha sonra basılarak elden ele dolaşan ateşli savunma oldu.

Fidel mahkemeye şöyle sesleniyordu:
"Sizi uyarıyorum, henüz işin başındayım. Eğer kalbinizde bir damla memleket sevgisi, insanlık sevgisi, adalet sevgisi varsa iyi dinleyin. Rejimin gerçeği örtbas etmek için her şeyi yapacağının farkındayım. Bana kara çalmak için ne tezgahlar kurulduğunun farkındayım. Ancak sesim kısılmayacak. Suçlayın beni, önemli değil. Tarih beni haklı çıkaracaktır."
15 yıl ceza alan Fidel 3 yıl sonra çıkan genel af sonucu serbest bırakıldı. Hapisteyken çok yoğun bir okuma faaliyetinde bulunan ve fikirlerini berraklaştıran Fidel Küba'da bulunan Movimiento mensuplarıyla da ilişkisini sürdürmüştü. Çıkar çıkmaz da birçoğu sürgünde bulunan yoldaşlarını toparlamak için Meksika'ya gitti. Kısa sürede toparlanan grup ortak bir kararla 26 Temmuz Hareketi adını aldı. Fidel burada Küba Devrimi'nin diğer önemli figürü haline gelecek olan Arjantinli Ernesto Guevera ile tanıştı ve onu da hareketin saflarına dahil etti. En yakın zamanda Küba'ya bir çıkarma yapmayı hedefleyen hareket, Küba'daki devrimci gruplarla da temasını güçlendirdi.

2 Aralık 1956'da Fidel 82 yoldaşı ile birlikte ünlü "Granma" yatıyla bir gerilla mücadelesi başlatmak amacıyla yine Oriente eyaletine çıktı. Batista güçleriyle girilen ilk mücadelelerde büyük kayıplar veren isyancılar Sierra Maestra dağına çekildiklerinde 12 kişi kalmışlardı ve ellerinde sadece 9 silah vardı. Ancak bölgedeki köylüleri kendi saflarına çekmeleri hiç zor olmadı. Sayıları giderek artan gerillalar, kentlerdeki muhalif güçler ile de bağlarını güçlendiriyorlardı. Batista'nın uyguladığı şiddet politikası ne kentteki ne de kırdaki mücadeleyi durdurabildi. Artan istikrarsızlık Batista'nın egemen sınıflar gözündeki kredisini de azaltmış ve onu zor bir duruma sokmuştu. 1955'teki genel grevle birlikte işçilerin de devreye girmesi var olan iktidarın gücünü iyiden iyiye azalttı. 1957'de hareket Sierra
Maestro Manifestosu olarak bilinen metni yayınladı ve bu manifestoda ülkedeki diğer muhalif gruplara Batista'ya karşı ittifak çağrısında bulundu. Bu arada giderek güçlenen hareket, zayıf düşen orduya karşı yeni cepheler açıyor bazı bölgelerde kurtarılmış bölgeler oluşuyordu. Nisan 58'de Batista isyancılara karşı "Verano Operasyonu" adı verilen bir askeri harekat başlattı. Sayıca çok daha az olmalarına rağmen gerillalar harekatı püskürttü ve geri çekilen ordunun ardından ilerlemeye başladılar. 20 Temmuz tarihinde 26 Temmuz, diğer muhalif gruplarla Batista rejimine karşı silahlı mücadele ittifakı oluşturan Karakas Paktı'nı imzaladı. Bu arada ordu da kendi içerisinde bölünmüş ve askerlerin bir bölümü devrimcilere destek vermeye başlamıştı. Askerlerin isyancılardan önce davranıp bir darbe yapması ihtimaline karşı da birçok görüşme yapıldı. İsyancıların temel sloganı "Devrime evet, darbeye hayır!" idi. Başkente yürümeye başlayan Castro ile baş edemeyeceğini fark eden Batista 1959 yılının ilk günün sabahında önce Dominik Cumhuriyeti'ne ardından da Faşist Franko'nun hükmettiği İspanya'ya kaçtı. Che'nin kumandanlığındaki İsyancılar Ordusu 1 Ocak günü olağanüstü bir kalabalık tarafından beklendikleri Havana'ya girdiler. Bu devrimin gerçekleşmesinde Castro'nun gerilla mücadelesini yönetirken gösterdiği başarı kadar diğer muhalif güçlerle girilen ittifak politikasındaki siyasi beceri de belirleyici oldu. Fidel birçok farklı sınıfsal katmanı ve siyasi eğilimi temsil eden grupları bir araya getirmekte eşi az görülmüş bir başarı sağladı. Ancak belki de asıl zorluk devrim programını hayata geçirme konusunda yaşanacaktı.

Devrimin Rotası
İktidarı alan ittifak devlet başkanlığına Manuel Urrutia'yı başbakanlığa da Miro Cardona'yı getirdi. Cardona bir ay sonra istifa etti ve yerine Fidel Castro geçti. Castro, daha ilk aydan bazı bölgelerde tarım reformuna başladı. Haziran ayında reformun yasalaşmasıyla ABD'li şirketlerin topraklarına el konması gündeme geldi. Bu durum hem ABD'yle hem de hükümetin eski düzene dönüş arzusundaki unsurlarıyla olan ilişkileri gerdi. ABD'li şirketler, toprak sahipleri, bazı rahipler, orta sınıfların önemli bir bölümü reforma karşı tepkilerini yükselttiler ve Castro'yu devirmek için hazırlıklara başladılar. Buna karşılık sendikalar Castro'yu desteklemek üzere genel greve gittiler ve yoksul köylülerin de katılımıyla Havana'da dev mitingler yapıldı. Bu iç muhalefet, devrimin kitle gücünü karşısında dayanamayarak kısa zamanda tasfiye edildi. Kökten bir dönüşüm gerçekleştirmek için bu kitle gücünden başka güvenecek hiçbir şeyi olmadığının farkında olan Castro, halkın coşkusunun ve örgütlülüğünün devrim sonrasında artarak devam etmesine özellikle önem verdi.

Devrim lideri Fidel Castro ilk başta yabancı ve yerli yatırımcıların ulusal gelişme çabası ile bütünleşmelerini amaçlayan önlemleri hayata geçirmeye çalıştı. Ancak toplumsal devrimin ABD'nin ve yerli yatırımcıların çıkarları ile çatışması kaçınılmazdı. Bunun üzerine Castro önderliği kamu mülkiyetine yöneldi. 1960'da merkezi bir planlama kurulu oluşturuldu. Şubat 1960'da ise kooperatifler oluşturulmaya başlandı. Küba'nın aldığı bu kararlar karşısında ABD Küba'ya kısmi ambargo ilan eder, yiyecek ve ilaç dışındaki malların ihracatı yasaklanır. Diğer yandan, toplumsal devrimin bir diğer parçası olan eğitim reformu başlar. Büyük bir okuma yazma kampanyası, yeni okullar, parasız eğitim hakkı Küba toplumunun çehresini kısa sürede değiştirmeyi başaracaktı.

Ernesto Che Guevera, daha sonra Küba Devrimi üstüne yazdığı bir yazısında, devrimin özgül noktalarını vurgularken "(bu özgüllüğün) belki de en önemli unsuru Fidel Castro Ruz'un kendisidir" demişti. Gerçekten de Küba'nın uluslararası siyasal konjonktürün geriletici etkilerine karşı direnme ve her ne pahasına olursa olsun sosyalizmde ısrar etme konusundaki benzersiz başarısının kaynağı biraz da Fidel'in benzersizliği. Vatandaşları tarafından ön adıyla çağrılan başka bir devlet başkanı bulmak pek kolay olmasa gerek...

20. yüzyıla damgasını vurmuş, düşmanlarının dahi zekası ve yeteneğini takdir etmek zorunda kaldığı bu efsanevi lider, tüm bunları siyasal zekası, birikimi ve Küba'nın koşullarını çok iyi tahlil ederek özgün bir strateji geliştirebilmesinin yanı sıra bitmek tükenmek bilmez enerjisi ve inatçılığı sayesinde gerçekleştirdi. Fidel'in kendi sözleriyle bitirelim:
"Kitaplar bize burada devrim yapamazsınız diyordu ama biz bunu başardık"
Devrimciliğin ne olduğunu daha iyi anlatan bir söz bulunabilir mi?...
“Her Devrim karşı devrimini yaratır”
Kitaplara sığmayan devrimci, Fidel…

* Gabriel Garcia Marquez’in Bildiğimi Düşündüğüm Fidel Çocukluktan Devrime adlı kitabından derlenmiştir


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için info@muhalefet.org

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome