Devlet Okullarında Sınıflar ve "Sınıflar" - Necmi Erdoğan

31 Temmuz 2012 Salı 17:45:05

Eğitimde 4+4+4 modeline geçilmesi ideolojik-politik anlamı ve pedagojik sonuçları açısından tartışılıyor. Öğretim yılının başlamasıyla birlikte bu tartışmaların ve modele dönük tepkilerin artacağını düşünebiliriz. Ancak bu uygulamanın etkilerinin bütün topluma eşit bir şekilde dağılmayacağını akılda tutmak gerekiyor. Çünkü alt sınıf çocuklarının doldurduğu devlet okullarının durumu bu açıdan daha kritik. Zira okulu ilkokula dönüştürüldüğü için kendine yeni bir okul bulmak zorunda kalan, yakınındaki okul imam-hatip okuluna dönüştürülerek buraya gitmesi “teşvik edilen” (veya imam-hatiplerin çeşitli “promosyonlarla” cezbetmeye çalıştığı), seçmeli din derslerini almaktan kaçınması maruz kalacağı baskılar nedeniyle hayli zor olan çocuklar esasen devlet okullarına giden çocuklar. Özel okullara giden çocukların kendilerine yeni bir okul bulma derdi olmadığı gibi, (ailelerinin “laik hassasiyetlere” sahip olmaları durumunda tercih ettikleri okul zaten bu hassasiyete uygun şekilde zorunlu din dersinin hayli “gevşek” verildiği bir okul olabildiği için) seçmeli din derslerini almak yönünde bir baskıyı da daha az hissedeceklerdir. Özel okul-devlet okulu ayrımı ise bizi toplumsal-sınıfsal topografyaya götürmektedir. Dolayısıyla eğitsel aygıtın hegemonik ideolojinin yayılması işine koşulmasını tartışırken, aynı aygıtın sınıf ilişkilerini nasıl yeniden ürettiğini es geçmemek gerekiyor. Bu yazıda, birçok önemli yönü olan bu sürecin sadece bir yönünü, bizatihi devlet okullarında yaşanan sınıfsal bölünmeyi ve sınıf karşılaşmalarını tartışacağım.
 
***
 
Yakın dönem Türkiye’sinde, ilköğretimden yükseköğretime kadar bütün bir eğitsel aygıtın hızla metalaşması eğitsel sermaye ile ekonomik sermaye arasındaki ilişkiyi de dönüştürmüştür. 1980’lere kadar toplumsal-sınıfsal farkları biraz olsun törpüleyebilen eğitsel aygıt,bu dönemde bu özelliğini kaybetmiş, sınıf atlama taşıolmaktan neredeyse tamamen çıkmıştır.  Türkiye toplumunun yaşadığı bu sınıfsal yarılma sürecinde, eski ve özellikle de yeni küçük burjuvazi, çocuklarının eğitimine  “yatırım” yaparak -sahip olduğu maddi kaynakları eğitsel sermayeye tahvil ederek- onların sınıf konumunu “garantiye almak” ve onları proleterleşme tehlikesinden uzak tutmak derdine düşmüştür. Dolayısıyla eğitim, “üst ve orta sınıfların” kendilerini alt sınıflardan ayırma stratejilerinin önemli bir parçasını oluşturmuştur. Özel okullar, özel dersler, özel yetenek ve dil kursları, yurtdışında alınan eğitim, pahalı dershaneler vb. imkânlara sahip olan çocuklar karşısında yoksul bir emekçi çocuğunun “rekabet şansı” kalmamıştır. Bu koşullarda,alt sınıftan gelip de “sıyrılabilen” çocuklar Bourdieu’nün dediği gibi ancak “bir mucizeyle hayatta kalan” “harika çocuklar” olabilir. O çocuklar için böyle bir mucizenin gerçekleşmesinin tek değilse de, başlıca yollarından birinin Cemaat tarafından “keşfedilmek” ve “elinden tutulmak” olduğunu akla getirdiğimizde, eğitsel aygıtın hegemonik ideolojinin yayılmasındaki rolü tartışmasına geri dönmüş oluruz.
 
İlk ve orta öğretimdeki özel okul öğrencileri ile devlet okulu öğrencilerinin ilişkileri–veya ilişkisizlikleri- ve karşılıklı olarak sahip oldukları imajlar sınıf zihniyetinin oluşumu ve sınıf karşılaşmaları tartışması açısından bereketli görünüyor. Bu çocuklar, kentsel mekândaki ayrışma ve soylulaştırma ile birlikte hiç karşılaşmaz veya en fazlası hasbelkader -yoldan geçerken- birbirini görür (ama sadece görür!) hale gelmişlerdir. Bu konunun hala incelenmeyi beklediğini belirterek, bu türden karşılaşmaların bize aktarılan bir iki örneğini vermekle yetinelim: 23 Nisan vesilesiyle Ankara’daki bir özel okula ziyarete götürülen bir köy okulunun öğrencileri, ziyaret ettikleri okulun öğrencilerinin en azından bir kısmı tarafından “rahatsız edici”, “kaba” ve “kirli” bulunmuşlardır.  Benzer bir başka ziyaret örneğinde ise, çocuklar ziyaret ettikleri okulda karşılaştıkları insanlar ve gördükleri teknolojik imkânlar karşısında ne yapacaklarını bilememiş, tedirginliklerini gizleyememişlerdir.
 
Ancak sınıf ilişkisi ve toplumsal ilişkilerin sınıfsallığı,özel okul ve devlet okulu öğrencilerinin karşılaşmasında göründüğü gibi kolayca teşhis edilebilir, tümüyle geçirimsiz bir ikili kutupsallık-mutlak olarak birbirinden ayrı iki “kast”ın ilişkisi- şeklinde görünmez çoğu zaman. Bütün bir toplumsal-sınıfsal hiyerarşi boyunca derece derece farklılaşan, çelişkili ara konumlarla karşılaşırız sık sık. (Lakin böyle olması,Weberci geleneğin Marksist geleneğe karşı öne sürdüğü gibi çok sayıda sınıfolduğuanlamına gelmez. Zira bir yelpaze gibi çoğul görünselerde, bu konumları ve bu konumlar arasındaki ilişkiyi belirleyen temel toplumsal-sınıfsal konumlar arasındaki antagonizma veya kutupsallıktır.Zaten sınıf da, basit bir ampirik-sosyolojik kategori olmanın ötesinde, bu karmaşık “mekanizmayı” düzenleyen ilkeye işaret eden soyutlamadır.)  Sınıf ilişkisinde içkin olan kutupsallık farklı toplumsal bağlamlarda farklı görünümler kazanır. Yani özel okul öğrencileri ile devlet okulu öğrencilerini bölen ilke devlet okulu öğrencilerini de kendi aralarında bölüyor olabilir.
 
***
 
Değerli hocam Ümit Hassan vaktiyle sınıftan bihaber öğrencilere “sınıf zil çalınca içine girdiğiniz yer değildir” diye takılırdı. Ancak günümüzde Türkiye kapitalizminin zil çalınca girilen sınıfları da sınıfın bir tezahürüne dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. Yani bugün artık sınıf “zil çalınca girdiğiniz yer” haline gelebildiği gibi, okul koridorları da sınıf karşılaşmasının sahnesi olabiliyor. Bunu anlamak için son birkaç yılda çıkan gazete haberlerine göz atmamız gerekiyor:
 
* “Tekirdağ’da yaşayan Çümen ailesi, kızlarını yazdırdıkları Tekirdağ Ticaret ve Sanayi Odası İlköğretim Okulu’nda sınıfların, ailelerin gelir durumuna göre zengin fakir ayrımı yapılarak oluşturulduğunu iddia etti. Baba Hüseyin Çümen ‘Kızımı ilkokul birinci sınıfa yazdırırken bir form doldurduk. Anne ve babanın eğitim durumları, gelir seviyeleri gibi bilgiler verdik. Bir ay sonra 1-A ve 1-B sınıflarına gelir seviyesi yüksek, anaokulu sınıfı eğitim görmüş çocukların, 1-C sınıfına ise kültür seviyesi düşük, aileleri okuma yazma bilmeyen ve işsiz olan çocukların yazdırıldığını fark ettik. Okul müdürü dilekçe ile yaptığım başvuruya ‘beğenmiyorsanız başka okula aldırabilirsiniz’ diyerek karşılık verdi’ dedi.”[i]
 
* “Avcılar’daki bir ilköğretim okulunda bazı veliler, ailelerinin maddi durumu iyi olan öğrenciler ile aralarında okul müdürünün torununun da bulunduğu öğretmen çocuklarının iki sınıfta toplanarak ayrımcılık yapıldığını iddia etti... 1-C ve 1-B sınıflarına ailesinin maddi durumu iyi olan öğrencilerin toplandığı ve ayrımcılık yapıldığı yönündeki iddialarının ortaya atılmasına neden olan süreç, 1-E sınıfında okuyan öğrencilerin velilerinin sınıfa bir defaya mahsus alınacak dizüstü bilgisayar, projeksiyon cihazı gibi ihtiyaçlar için para toplamasıyla başladı. Şikayetçi velilerin iddiasına göre, 30 kişilik 1-E sınıfında 6 öğrencinin velisi maddi durumlarının iyi olmadığını gerekçe göstererek kişi başı 150 TL tutarındaki parayı ödeyemedi... Veliler, 1-E sınıfından ailelerinin maddi durumu iyi 8 öğrencinin ayrıcalıklı 1-C ve 1-B sınıflarına nakil edildiğini iddia etti.” (Bu habere İnternette yorum yazan bir yorumcu ise,söz konusuokuldaki bütün sınıflarda bu ayrımcılığın olduğunu, para veren çocukların onur ödülü aldığını, vermeyen çocukların ise teşhir edildiğini ve hatta okul aile birliği başkanı tarafından azarlandığını iddia ediyor.)[ii]
 
* “Maltepe Gülensu İlköğretim Okulu’ndaki güçlendirme çalışması nedeniyle okulun 1100 öğrencisi semtte yeni yapılan 1700 öğrenci kapasiteli Barbaros Hayrettin Paşa İlköğretim Okulu’na yönlendirildi... Çevresinde Kiptaş ve Nar City gibi lüks sitelerin bulunduğu... okulda sadece 150 öğrenci eğitim görüyordu. Okulun 150 öğrencisinin sabah, misafir 1100 öğrencinin öğleden sonra okula gelecek olması üzerine misafir öğrencilerin velileri, Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ‘ayrımcılık’ yapıldığı iddiasıyla idareciler hakkında şikayette bulundu...Misafir öğrencilerden Melike Demir’in annesi Semra Demir... şunları söyledi: ‘Buradaki 150 öğrencinin velileri bizden şikayetçi olmuş. Bizim varoştan geldiğimizi ve çocuklarımızın onların çocuklarının güvenliği tehdit edeceğini söylemişler. Çocuk dediğiniz nasıl bir tehdit olabilir? Tam gün eğitim yapma şansımız varken, neden çocuklarımızı yarım güne mahkum edelim... Burada bir veli 600 bin liraya daire aldığını ve çocuğunun varoştan gelen bir öğrenci ile aynı okulda olmasını istemediğini söylemiş.’”[iii]
 
* “Adana'da kaloriferi olmasına rağmen derslikleri ısıtmak için klima parası toplanan Yeşilevler Endüstri Meslek Lisesi'nde para vermeyen öğrenciler soğuk sınıflarda eğitim görüyorlar. Soğuk sınıflarda ders görmek istemeyen öğrenciler okulun önünde bu durumu proteste ettiler. Okulun müdür yardımcısının ise öğrencilere kameralar önünde, ‘Siz para verdiniz mi?’ diyerek kızması dikkat çekti.”[iv]
 
* “Diyarbakır’da... zengin ve yoksul kesimi barındıran Seyrantepe-Toplu Konut’taki Şehit Başkomiser Fatih Özdil İlköğretim Okulu'’nda öğrenciler, gelir düzeyine göre ayrıştırıldı... Gecekondularda oturan yoksul öğrenciler 1-A, 1-B ve 1-D sınıflarına, gelir düzeyi orta ve üst derecede olanların oturduğu Toplu Konut'’tan gelenler ise 1-C sınıfına yerleştirildi... 1-A sınıfında 23, 1-B’de 27, 1-D'’de 30 olmak üzere toplam 80 öğrenci tecrit edilip birçok imkandan mahrum bırakılırken, 1-C sınıfına yerleştirilen 34 zengin öğrenciye ise her türlü imkan sağlandı... Kadriye Gümüşık adlı veli "Bizler de insanız. Neden çocuklarımızı ayırıyorlar" derken...”[v]
 
Tabii bunlar gazetelere yansıyan ve benim bulabildiğim haberler. Hiç haber konusu olmamış başka ne örnekler vardır kim bilir? Yine de bütün devlet okullarında böyle açık bir ayrımcılık tablosu olmayabilir. Ancak okula “bağışta” bulunamayan ailelerin çocuklarının kayıt talebinin daha baştan reddedilmesi, öğrencilerin okulda verilen ücretli kurslara katılmaya “teşvik edilmesi”, okul öğretmenlerinden ücretli ders alan çocukların kayırılması vb. durumları düşündüğümüzde, sermayenin hükmünün ve meta mantığının başka biçimlerde de olsa kendini dayattığı açıklık kazanıyor.Öğrencilere sunulan imkânların kamu kaynaklarının tahsisi yoluyla değil de, velilerden toplanan paralarla finanse edilmesi,neoliberalizmingörünürde devlet okulu olan okulları bile fiilen özelleştirdiğini, devlet okullarındakieğitimin bile metalaştığını gösteriyor. (Benzer bir durum, devlet üniversitelerindeki yaz okulları, ikinci öğretim programları, yurtdışındaki üniversitelerle ortak diploma programları için de geçerli elbette.)
 
Verdiğimiz örneklerdeki devlet okullarında sınıfların sınıfsal olarak ayrıldığı, sınıfları düzenleyen ilkenin sınıfsal bir ilke olduğu aşikâr. Böylece sınıfsallık, eğitsel aygıtın -yasası, yönetmeliği, yazılı kuralları olmasa da, “kendiliğinden” işleyen- pratik ideolojisi olarak karşımıza çıkıyor. “Müfredat dışı” görünse de, okulun verdiği asli ders toplumsal-sınıfsal hiyerarşi dersi haline geliyor. Yani öğrenciler, daha “derslik” olarak sınıfa adım atmadan “uygulamalı” (!) bir “sınıf dersi” almış oluyorlar.
 
Sınıfsallık devlet okullarını bile içeriden böldüğü ölçüde, sınıf karşılaşmaları da,aynı okulda okumakla birlikte zil çaldığında “kendi sınıfının sınıfına” giren çocukların birbiriyle teneffüslerde karşılaşması biçimini alabiliyor. Maltepe’deki okul örneğinde”varoştan gelen” misafir öğrencilerin “güvenlik tehdidi” olarak görülmesi ise, Türkiye toplumunda giderek yerleşen “tehlikeli sınıflar” imajının ve onlarla karşılaşma endişesinin devlet okullarına yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan, bu sınıfsal yarılma ve yalıtılmayı Tekirdağ’daki çocukların da, Diyarbakır’daki çocukların da yaşıyor olması, Türk ve Kürt ezilenlerinin kaderlerinin ortaklığını -ve dolayısıyla davalarının da ortaklaşabileceğini- gösteriyor. (Bu açıdan, Türkiye’nin başka yerlerinde olduğu gibi, Diyarbakır’da da zengin çocuklarının bale kursundan piyano kursuna taşınarak, şehrin “o” sokaklarına ve “o” sokaklardaki çocuklara hiç değdirilmeden -“cam kavanozlarda”- büyütüldüklerini ve hatta şehirlerinde çıkan olayların başka bir şehirde olduğunu bile sanabildiklerini hatırlayalım.[vi])
 
***
 
Okulların ve sınıfların sınıfsal olarak bölünmesi, Türkiye kapitalizminin gelişmesinin ve Türkiye toplumunun sınıfsallığının asli siyasal failinin hikâyesi açısından da kayda değer bir durum arz ediyor. Kendini kutsal mazlumluk ve mağduriyet halesi içinde resmedip durmuş olan bu öznenin -kabaca Türk sağının- vaktiyle beslendiği motiflerden biri de okullardaki ayrışma olmuştur. Nitekim Süleyman Demirel’in hayat hikâyesinde bu ayrışmanın eski bir biçimini buluyoruz:  Demirel’in gittiği Isparta ortaokulunda memur çocuklarıA sınıfına, esnaf çocuklarıB sınıfına, onun da içinde bulunduğu köylü çocukları ise C sınıfına verilirmiş.[vii] Demirel -her ne kadar köylülükten dolayı hiçbir zaman komplekse kapılmadığını söylemişse de- okulda yaşadığı bu ayrımı anlatarak,bir “taşralı” olarak şehirde küçümsenmeye nasıl içerlediğini dillendirmiş oluyor.
 
Söz konusu özne, bu ve benzeri içerleme motifleri kullanarak kapitalist sömürü ve tahakküm düzenini yerleştirip tahkim eden öznedir. Onun “içerlerken” yarattığı bu düzenin sonuçlarını içerleyen çocuklar hala o devlet okullarının koridorlarında dolaşıyor, sınıflarında oturuyorlar. O çocukların geliştireceği bir başka kolektif siyasal irade, bu içerleme hissine sahiden hakkını verecek ve onu eşitlikçi ve özgürleşimci bir dile ve pratiğe tahvil edecektir elbette.

___________________________
[i]http://www.stargazete.com/guncel/birinci-siniflarda-zengin-fakir-ayrimi-131095.htm; 27 Eylül 2008.
[ii]http://magazin.milliyet.com.tr/okulda-zengin-fakir-ayrimciligi-iddiasi/yasam/magazindetay/21.10.2010/1304182/default.htm; 21 Ekim 2010.
[iii]http://gundem.milliyet.com.tr/ilkogretim-okulunda-ayrimcilik-iddiasi/gundem/gundemdetay/15.02.2012/1502262/default.htm; 15 Şubat 2012.
[iv]http://www.netgazete.com/News/746764/soguk_sinifta_ders_gormeye_protesto.aspx; 15 Aralık 2010.
[v]http://www.rojaciwan.com/ARSIV/haberyazdir-29863.html; 9.11.2007.
[vi] Ece Temelkuran, “ ‘Öteki’ Çocuklar Kurstan Kursa”,
http://www.milliyet.com.tr/2006/04/20/yazar/temelkuran.html
[vii]Akt. Tanel Demirel, Adalet Partisi: İdeoloji ve Politika, İletişim Yayınları, İstanbul 2004, s. 102-3.

Dosyanın Diğer Yazıları

4+4+4''le Bizleri Neler Bekliyor?
Zengin ile Yoksul Arasındaki Ayrım Derinleşecek - Ünsal Yıldız
Harçsız Eğitim Parasız Eğitim Değildir, Kamusal Eğitim ise Parasız Eğitime İndirgenemez! - Samet Baykal
Eğitimde Kamu Özel Ortaklığı ve 4+4+4 Üzerine - Ferda Uzunyayla
Eğitimde Dönüşüm: Kamu Özel Ortaklıkları ve Eğitim Kooperatifleri


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome