Eğitimde Dönüşüm: Kamu Özel Ortaklıkları ve Eğitim Kooperatifleri

7 Eylül 2012 Cuma 11:39:40

Türkiye’de 1980’lerde hız kazanmaya başlayan liberal ekonomik dönüşüm, bugün özellikle AKP hükümeti eliyle birçok alanda özelleştirme adı altında kamu hizmetlerinin birer birer piyasa egemenliğine terk edilmesiyle tamamlanmaya çalışılmaktadır. Özellikle son senelerde temel kamusal hizmet alanları (eğitim, sağlık, yerel hizmetler, vs.) devlet bütçelerinin kamu giderleri sınıflandırmasından adım adım çıkarılmaktadır. Ülkenin geleceğini ipotek altına alan bu tür uygulamalarda toplum ve bireyler açısından meydana gelecek olumsuzlukların ortaya çıkarılması, kapitalizmin taşeronluğunu yürüten kesimlere karşı verilen yaşamsal ve politik mücadelenin kitleselleşmesinde büyük rol oynamaktadır.

Bilindiği gibi son senelerde giderek hız kazanan ekonomik entegrasyon süreci (!), AKP’nin toplumu dönüştürmek istediği yapıyla paralel bir şekilde işleyerek temel kamusal hakları artık sadece satın alınabilen haklar haline getirmektedir. Toplumda yaratılan baskı ve sindirme politikaları, AKP’nin bugün yaratmaya çalıştığı dindar ve kindar neslin temellenmesinin önündeki en büyük engelleri de ortadan kaldırmaktadır. Artık toplumda bireylerin daha doğrudan etkilendiği, eğitim ve sağlık gibi özelleştirilemez alanlardaki hakları ellerinden alınmaktadır. Dolayısıyla genç kuşakların muhafazakar ve şükürcü bir toplum haline dönüşmesi için, özgürlük alanlarının mümkün olduğunca daraltılmaktadır.

AKP, giderek daha baskın hale gelen geleceksizleştirme politikalarını muhafazakarlaştırma ve dindarlaştırma adı altında yürütmeye çalışmaktadır. Geçmiş hükümetlerin hepsinde olduğu gibi AKP hükümeti de eğitim müfredatında yapılan değişiklikler kanalıyla toplumdaki özgürlük ve eşitlik karşıtlığını ortaya koymakta, daha farklı olarak ise eğitimi geri dönülmesi zor bir ekonomik ve sosyal çıkmaza sürüklemektedir. 4+4+4 sistemi, eğitim kooperatifleri, eğitim alanında kamu özel ortaklıkları (KÖO) gibi yeni uygulamalar, eğitimin bilimsel niteliğinin yanında toplumsal niteliğinin de ortadan kalkmasına ve bu da giderek artan bir kafa karışıklığına neden olmaktadır.

Bilindiği gibi 14 Eylül 2011’de Milli Eğitim Bakanlığının teşkilat ve görevleri 652 sayılı “Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” ile yeniden yapılandırılmıştır. Böylece her alanın piyasa işleyişine terk edilmesi; dindar ve liberal bir sentez olarak ortaya konan yeni insan profilinin oluşturulması yolunda büyük bir adım atılmıştır. Kısacası bu uygulamalar eğitim hizmetini bir kamu hizmeti olmaktan çıkaracak ve piyasa ilişkilerinin yöneteceği/yapılandıracağı bir hale kavuşturacaktır.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, yapılan değişikliklerin küreselleşme sürecinin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu, devletin toplumsal gelişmeye bağlı olarak gelişen eğitim taleplerini karşılayamadığını, büyük şehirlere göçler nedeniyle artan sınıf mevcutlarının azaltılması gerektiğini ve daha modern eğitim anlayışının ya hayırsever işadamlarının katkısı ile ya da özel sektördeki firmaların sunduğu fiziksel altyapıların devlet tarafından kiralanması yolu ile mümkün olabileceğini vurgulamıştır. Böylece kamu arazisi veya şahsi araziler üzerinde özel firmalar birçok eğitim kurumları inşa edecek ve devlet uzun seneler bu hizmetin karşılığı olarak kira ödemesi yoluyla yatırıma katılacaktır. Sadece bununla sınırlı değil tabi ki. Diğer yandan çekirdek hizmet adı verilen “öğretmenin öğrenciye verdiği ders” dışında tüm hizmet alanları bu firmalara peşkeş çekilebilecektir. 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 23. Maddesi bu iddiaya dayanak oluşturmaktadır. Eğitim kampusları, eğitim kooperatifleri ya da eğitim kentleri olarak ifade edilen projenin alt yapısının söz konusu bu hükümlerle oluşturulduğu görülmektedir. Maddenin bazı önemli ayrıntılarına bakacak olursak;

(1)d) Okul ve eğitim yerleşkesi gibi eğitim tesislerinin okul ve eğitim tesisi olarak kullanılmak kaydıyla gerçek kişilere veya özel hukuk tüzel kişilerine kiralanmasına ilişkin işleri yürütmek.
(3)a) Yapılmasının gerekli olduğuna Bakanlık tarafından karar verilen eğitim öğretim tesisleri, Bakanlık tarafından verilecek ön proje ve belirlenecek temel standartlar çerçevesinde, kendisine veya Hazineye ait taşınmazlar üzerinde ihale ile belirlenecek gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerine kırk dokuz yılı geçmemek şartıyla belirli süre ve bedel üzerinden kiralama karşılığı yaptırılabilir.
(3)c) Kira bedeli ve kiralama süresinin tespitinde; taşınmazın gerçek veya özel hukuk tüzel kişilerine ait olup olmadığı, bedelsiz Hazine taşınmazı devredilip devredilmediği, yatırımın maliyeti, eğitim öğretim donanımının bu kişiler tarafından sağlanıp sağlanmayacağı, kiralama konusu taşınmaz ve üzerindeki eğitim öğretim tesislerinde eğitim öğretim hizmetleri dışındaki hizmetlerin ve alanların işletilmesinin kiralayana verilip verilmeyeceği hususları dikkate alınır.

Bu düzenlemeler ile uygulamaya konacak olan yeni model kısaca şunu ifade etmektedir: Hazine arazisi veya şahsi arazi üzerinde “ortak girişim” şeklinde özel şirket okul inşaatını yapacaktır. Bu söz konusu şirket, öğretmenin sınıfta işlediği ders dışında (çekirdek hizmet), okulun eğitim öğretim donanımını sağlamak, yemekhane, kantin, otopark işletimi, güvenlik ve temizlik gibi hizmetleri, kısacası söz konusu olabilecek tüm ticari alanların işletilmesini de üstlenebilecektir. Devlet ise bu hizmetler karşılığında şirkete, 49 yıla kadar yapılması söz konusu olan sözleşme süresi içinde yıllık kira bedeli ödeyecektir. Ayrıca bu şekilde özel şirkete devlet güvenceli müşteri garantisini de sunmuş olmaktadır.

Ayrıca MEB “Eğitim Kampusları” yönergesinde, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı değişik tür ve derecedeki birden fazla okul ve kurumlar ile bunlara bağlı pansiyon, yatakhane, yemekhane, laboratuvar, kütüphane, spor alanları, rehberlik ve sağlık ünitesi, konferans salonu, çok amaçlı salon ve benzeri yerleri içerisinde bulunduran alanı içeren eğitim kampusu tanımlaması da KÖO modelinin iştah kabartan yanını ortaya koymaktadır. Burada amaçlanan şey eğitim sisteminde özel şirketlerin etki alanını artırmaktır, ancak bu durumda söz konusu şirketlerin kamu hizmeti alanına nasıl derin kökler salabileceği ve eğitimdeki çekirdek hizmetlerin gün geçtikçe piyasanın etki alanına girme tehlikesi de öngörülememektedir. Temel eğitim hakkı, piyasanın kar hırsına kurban edilmektedir.

Ortaya konan modelin amaçladığı başka gizli hedefler de söz konusudur. Örneğin eğitim hizmetlerinin giderek şehir dışında kalan alanlarda inşa edilen okullarda verilmesinin amaçlanması, mevcut okul arazilerinin ileride hangi amaçla kullanılacağı konusunda toplumda ortak bir sezgiyi harekete geçirmektedir. Sağlık alanındaki gelişmelere baktığımızda ise kampuslar şeklinde örgütlenecek sağlık hizmet alanlarının anlaşma yoluyla inşa ettirildiği şirketler, eski hastane arazilerinin üzerinde büyük rantlar sağlayacaklardır. Buna paralel olarak eğitim alanındaki gelişmeler de aynı sonuçlara gebedir.

KÖO projesi dünya genelinde bazı ülkelerde uygulama şansı bulmuştur ve uzun yıllar bu projenin ortaya çıkardığı sonuçlar ışığında AKP’nin bunu yeni ve kabul edilebilir bir uygulama olarak gösterebilme cesareti, piyasalaşma hırsının hangi boyutlara ulaştığını net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Dünyada Kanada, İngiltere gibi ileri kapitalist ülkelerde eğitim hizmetlerinin kamu hizmeti olarak sunulması ile özel sektör tarafından sunulması arasında ortaya net bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bu tür hizmetlerin kamu yerine özel şirketler yoluyla verilmesi, yatırım maliyetlerinin ve hizmet maliyetlerinin çok daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer yandan kar amacına bağlı olarak şirketin, ülkede meydana gelen gelişmelere bağlı olarak kamusal hizmetin verilmesinde ortaya çıkabilecek zararları da üstlenmesi beklenemez. Örneğin, İngiltere’de KÖO yoluyla yürütülen uygulamalarda birçok olumsuzluklar meydana gelmiştir. Öğrenci sayısının azalmaya başladığı eğitim kurumlarında, rant alanını geliştiremeyen şirketlere en kötü ihtimalle sözleşmesinin sona erdiği yıla kadar gerekli kiraların ödenmesi zorunluluğu bulunmaktadır ve bu da başlangıçta devletin üzerinde yük olarak görülen kamusal hizmetin yükünü daha da artırmaktadır. Hatta gerekli ödemeleri yapmakta zorlanan devlet, sözleşmelerin süresini uzatarak, şirketlere sağladığı rantı daha da artırmaktadır.

Bilinmelidir ki dünyada bireyler ekmek alırken dahi ödedikleri verginin karşılığı olarak en temel hakları olan eğitim, sağlık, adalet vb. kamusal haklardan yararlanmaktadırlar. Ancak bu uygulamalar günümüzde bu hizmetlerden giderek daha fazla para ödeyerek yararlanmaktan başka bir yol bırakılmamaktadır. Halkın vergilerinin kamu giderleri adı altında yeniden onlara hizmet olarak dönmesi gerekirken, bu tür hizmetler giderek paralı hale getirilmeye başlanmıştır. Vergiler ise mali sermayenin finansmanında kullanılmaya devam etmektedir.

Geçtiğimiz günlerde Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı ise bu ortaklıkların yanında eğitim hizmetlerinin, okullaşma oranının artırılması amacıyla kurulacak “Eğitim Kooperatifleri” ile desteklenmesi gerektiğini açıkladı ve bu nedenle de geçen ay bir eğitim kooperatifine kuruluş izni verildiğini açıklamıştır. (Türkiye’de halihazırda 21 kuruluş bulunuyor) Vatandaşa Bakanlık olarak kooperatifleşmeyi önerdiklerini, kooperatiflerin pek çok ülkede ekonomik, sosyal ve politik katkıları olduğu gibi ülkelerin eğitim alanındaki sorunlarına da çözüm sağladığını ve üretim ve istihdama katkıda bulunacağını belirtmiştir. Böylece okul yatırımlarında yeni bir modelin uygulanma yolu açılmıştır.

Söz konusu bu kooperatifler okul öncesi eğitim, ilk ve ortaöğretim ve özel eğitim okulları ile uzaktan öğretim kurumları açmak ve işletmek, dershaneler, motorlu taşıt sürücü kursları, hizmet içi eğitim merkezleri, etüt merkezleri açmak ve işletmek, özel eğitim kanunlarına göre bu kurumları devir almak, her türlü özel kursları düzenlemek, özel öğrenci yurtları ve misafirhaneleri açmak ve işletmek, gerektiğinde konusu ile ilgili eğitim ve araştırma yapmak gibi faaliyetlerde bulunabileceklerdir. Ayrıca bu kooperatifler devlet okullarıyla bir sözleşme yaparak eğitim programı hazırlanması ve yürütülmesi konularında da hizmet verebileceklerdir.

Bugün Türkiye’de eğitim bir yandan gerici İslamcı düşünce yapısının diğer yandan piyasacı rantçı anlayışın tacizi altındadır. Bilindiği gibi MEB’e ek olarak ticari amaçlı işletme, dernek ve cemaatlerin özel okul, dershane ve yurt sayıları hızla artmaktadır. Giderek cemaat okullarının eğitim sistemi içerisinde daha fazla yer aldığı bir süreçte, eğitim kooperatiflerinin desteklenerek artırılması yolundaki çabalar, bu okullardaki artışın önünü daha da açacağa benzemektedir. Okullar, cemaatlere ve parası olana peşkeş çekilmek istenmektedir. Hükümet diğer yandan öğretmenleri sırtında bir kambur gibi görmeye devam etmekte, bu uygulama ile ise onlara kooperatif kurdurarak ticarete atılmalarını istemektedir.
Gerek eğitimdeki özelleştirme çabalarının giderek geniş halk kesimlerini eğitim hakkından yoksun bırakacak olması gerekse de 4+4+4 sistemindeki eksikliklerin bu tür uygulamalarla giderilmek istenmesinin meydana getirdiği karmaşa, toplumu giderek içinden çıkılmaz ve geleceğin eğitim politikalarının ipotek altına alındığı bir duruma sürüklemektedir. Bugünkü hükümet olarak ortaya konulan politikalar, gelecek onyıllarda görev yapacak hükümetlerin politikalarında dahi söz sahibi olmaya devam edecektir.

Kapitalizm dünya genelinde kurduğu hegomonik ilişkiler çerçevesinde olumsuz sonuçlar doğuracak projeleri çevre ülkelerde uygulamaya koydurmak için tüm ideolojik çarpıtma yollarına başvurarak, bunlara sistemin işleyişi için hayati önem atfetmektedir. KÖO’nin ortaya çıkardığı olumsuzluklar yerine onun teorik olarak piyasa sistemine sağlayacağı farazi yararlardan söz edilmektedir. Bunun toplumsal eşitlik ve kalkınma yönünde doğuracağı olumsuz sonuçları göz ardı eden AKP hükümeti ise idealindeki gerici uygulamaları gerçekleştirebilmek pahasına bütün bir toplumun geleceğini hiçe sayarak bu projeleri gözü kapalı uygulamaya koymaktadır. Böylece gerici baskıların da önü giderek açılmaktadır.

Kapitalizm, toplumları görünmez yollarla geleceksizleştirmekte, atılan her adım toplumun değil piyasa ilişkilerinin çıkarlarına hizmet etmekte, yaşamsal haklarımız piyasa tarafından sunulan ve ancak satın alınabilen haklar haline gelmektedir. AKP hükümeti çocukların ve gençlerin daha iyi ve sağlıklı koşullarda eğitim almasını kendine hedef olarak belirliyorsa, bunu eğitimi ticarileştirerek, eğitim hizmetlerini yerli ve yabancı şirketlere pazarlayarak değil, eğitime yeteli bütçe, okullara gerekli ödenek ayırarak yapmak zorundadır. Eğitim hakkı, gerici ve bilimdışı amaçlar doğrultusunda ve toplumsal mutabakattan uzak bir baskıcı zihniyet ürünü olamayacak kadar yaşamsal ve kutsaldır.

Dosyanın Diğer Yazıları

4+4+4''le Bizleri Neler Bekliyor?
Zengin ile Yoksul Arasındaki Ayrım Derinleşecek - Ünsal Yıldız
Harçsız Eğitim Parasız Eğitim Değildir, Kamusal Eğitim ise Parasız Eğitime İndirgenemez! - Samet Baykal
Eğitimde Kamu Özel Ortaklığı ve 4+4+4 Üzerine - Ferda Uzunyayla

 


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome