Eğitimde Kamu Özel Ortaklığı ve 4+4+4 Üzerine - Ferda Uzunyayla

6 Eylül 2012 Perşembe 12:45:59

Sağlık alanından tanıdığımız kamu özel ortaklık projelerinin, şimdilerde eğitim alanında nasıl uygulanacağı konuşuluyor. Projenin eğitim alanında uygulanış biçimini, nedenini ve 4+4+4 eğitim sistemi ile ilişkisini Bolu Üniversitesi’nden Arş. Gör. Ferda Uzunyayla’yla konuştuk.


Kamu özel ortaklık projeleri daha çok kamunun elini sağlık hizmetinden tamamen çekerek özel sektöre devrettiği süreç olarak karşımıza çıktı. Ancak şimdilerde de ortaklığın eğitim alanında temelleri atılıyor. Öncelikle eğitimde kamu özel ortaklığının nasıl bir dönemde, hangi ihtiyaçları karşılamak üzere ortaya çıktığını açıklayabilir misiniz?
Sorularınıza kamunun elini çekip çekmemesi meselesinden başlamak isterim. Kamu özel ortaklık projelerinde, kamu kesimi, hizmetin üretimi ve sunumundan çekilmekle birlikte, finansmanında etkin bir rol üstlenmektedir. Özel sektör tarafından sunulan hizmete talebin yeterli olmaması durumunda talep yaratıcısı rolünü üstlenmekte ve her şeyden önemlisi projeyi yürüten firmanın iflası halinde tüm borcu kamu kesimi yüklenmektedir. Bu nedenle kamu özel ortaklık projelerinde, özelleştirme süreçlerinde olduğu gibi kamunun tamamen elini çekmesi şeklinde bir söylem ve uygulama ile değil de, kamunun da piyasalaştırma sürecinde aktif alarak rol alması gerektiğine dair bir söylem ve uygulamayla karşılaşıyoruz.

Kamu özel ortaklıklarının ortaya çıkış sürecine baktığımızda, bu projelerin 1990’lardan itibaren özellikle sağlık ve su hizmetleri alanında daha yaygın olduğunu, eğitim alanında da giderek gündeme geldiğini söyleyebilirim. Bu projeler, eğitim alanındaki iki tarihsel kırılma noktasındaki talepleri hem bir araya getiren hem de bu taleplerin uygulanmasını yaşama geçirecek projelerdir. Peki eğitimdeki bu tarihsel kırılma noktaları nelerdir? Eğitime dair talepler 1970’li yıllarda, eğitimin sermayeleştirilmesi etrafında şekillenmekteydi. Kamunun bu işi etkin ve verimli yerine getirmediği dolayısıyla özel sektöre devretmesi gerektiği şeklinde talepler öne çıkmaktaydı. 1990’lı yıllardaysa talepler, eğitim-istihdam ilişkisinin kuvvetlendirilmesi, esnek, nitelikli bir işgücünün hazırlanması yönündedir. İşte kamu özel ortaklık projeleri bu her iki tarihsel kırılma noktasındaki ihtiyaçları, talepleri karşılayacak bir niteliktedir. Bu projelerle eğitimin fiziksel donanımından (okul binası yapımı, ulaşım hzimetleri vb.) niteliksel donanımına (müfredat oluşturulması, öğretmen eğitimi vb.) eğitim hizmetinin tüm unsurlarına özel sektör dahil olabilecektir. Sermaye, fiziksel donanıma müdahalesiyle 1970’li yıllardaki taleplerinin, niteliksel donanıma müdahalesiyle de 1990’lı yıllardaki taleplerinin yaşama geçirilmesini sağlayacaktır. Bir yandan eğitim hizmeti üzerinden kar sağlayacak, diğer yandan eğitimin içeriğinin istihdam piyasalarının belirleyenleri altına girmesini hızlandıracaktır.

Özelleştirme ve ticarileştirme politikaları bir bütün olarak ilerlese de uygulandığı alanlarda farklılıklar ortaya çıkarabiliyor.  Sağlık alanında uygulanmaya başlayan kamu özel ortaklık projelerinin eğitim alanındaki uygulanışında nasıl bir farklılık olacak?
Eğitim alanındaki örneklerini yeni yeni göreceğimiz için buna dair şimdiden bir öngörüde bulunmak zor. Ancak benim ilk dikkatimi çeken nokta, eğitim alanında özel sektörün sunduğu hizmete talep olmaması durumunda kamu kesiminin bir talep yaratması. Yani sağlık alanında bir talep sıkıntısıyla karşılaşılmamasına rağmen, eğitim alanında bir talep sıkıntısıyla karşılaşılacağına dair işaretlerin olması. Neticede sağlık her gelir grubundaki insanlar için olmazsa olmaz bir unsurken, eğitim düşük gelir grupları içerisinde bir lüks olarak kalabilir. Bu durumu en iyi örnekleyen kupon sistemidir (voucher). Devletin, öğrencilerin özel okullara gidişini desteklemek için kuponlar vasıtasıyla yaptığı parasal yardımların bile, düşük gelirli gruptaki öğrenciler için işlemediği görülmüştür. Şili’de aileler bu kuponları eğitim harcamalarına ayırmak yerine başka gereksinimleri için kullanmışlardır.

4+4+4 eğitim sisteminin yasalaşmasının hemen ardından Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer öğrenci sayısının artacağını, mevcut okul sayısının bu ihtiyacı karşılayamayacağını, kamu özel ortaklığı ile kurulacak okullar ile bu ihtiyacın karşılanacağını dile getirdi. Başbakan ise yoksul ve başarılı öğrencilerin devletten aldığı burs ile özel okullarda okuyabileceğini ifade etti. Kamunun özele finans aktarımının iki şekli olan bu açıklamalar, kamu özel ortaklık projelerinin de iki biçimli ilerleyeceğini mi gösteriyor?
Kesinlikle. Kamu kesimi, hem bu ortaklıklarla özel kesime bina yaptırma projelerinin finansmanında rol üstlenecek hem de talepte bir sorun ortaya çıkması durumunda bunu çözecek. Böylece sermaye bu projelerde risk üstlenmeden karlı yatırımlara kavuşacaktır. Bunlar dikkate alındığında, projelerin kamu kesimi açısından hep etkin maliyetli (cost effectiveness) olarak yansıtılmasına rağmen, hangi taraf için daha etkin maliyetli olduğu açığa çıkıyor.

2011 Eylül’ünde yürürlüğe giren 652 sayılı KHK ile kamu özel ortaklığı ile kurulacak okulların önü açılmış olsa da 4+4+4 eğitim sistemi yasasının hemen ardından dillendirilmeye başlandı. Medyaya “5 yıldızlı okullar” olarak yansıyan projenin 4+4+4 ile ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
4+4+4 ile ilkokul ve ortaokul eğitiminin birbirinden bağımsız binalarda gerçekleştirilecek olması yeni derslik ihtiyacını ortaya çıkarmakta.  Görünen o ki, 4+4+4 ile ortaya çıkan derslik açığının bir kısmını bu “5 yıldızlı okullar”la kapatacaklar. Yine 4+4+4’ün getirdiklerine baktığımızda, ilköğretimde devletin yükümlülüğünün kaldırılıp eğitimin paralı hale getirilmek istendiğine işaret edilmekte. Dolayısıyla herhalde bu okullara gitmenin bir bedeli olacaktır.  Ayrıca basında “5 yıldızlı okullar” olarak yansıtılan bu “eğitim kampüslerinin” alışveriş merkezleri ve sosyal tesisler içereceği de belirtilmekte. Böylece “eğitimin keyif verecek hale geleceği” dile getirilse de, içerisinde barındırdığı alışveriş merkezleri ve bu alışveriş merkezlerinde sosyalleşen tüketici öğrenci tipolojisiyle sermayenin eğitim alanındaki varlığını daha çok hissedeceğimiz yapıda okullar ortaya çıkacaktır.

Eğitim alanında kamu özel ortaklığına ilişkin tartışmalar ülkemizde yeni olsa da birçok ülkede kamu özel ortaklık projeleri yürürlükte. ABD’deki charter okulları, Şili’de özel okula teşvik bursları gibi örneklere baktığınızda; sizce proje eğitimin niteliğini, eğitim alanındaki istihdamı, öğrenci, veli ve eğitim emekçisini nasıl etkileyecek?

Bu projelerin eğitimin üç temel bileşeni, öğrenci, öğretmen ve hizmetli personel üzerinde ayrı ayrı etkileri olacaktır. İlk olarak duruma öğrenciler açısından baktığımızda, öğrencilerin aldıkları eğitimin içeriğinin değişmesi olacaktır. Bu projelerle müfredatı belirleme olanağına kavuşan sermaye, kendini sürekli iş yaşamındaki değişimlere adapte eden öğrencilerin yetişmesini sağlayacak, eğitimi meslek edindirmeye indirgeyen araçsal bir mantığa sokacaktır. Öğrencilerin sanatsal, bedensel, entelektüel gelişiminde engeller ortaya çıkacaktır.

Öğretmenler ve hizmetli personel üzerinde yaratacağı etkiler ise aslında Dünya Bankası’nın bu projeler üzerine 2009’da yayınladığı raporunda açıkça belirtilmektedir. DB’nin raporunda kamu özel ortaklık projelerindeki öğretmen sözleşmelerinin daha esnek olabileceği dile getirilmekte, ayrıca kamuda yüksek ücretlerle çalışan hizmetli personelin yerine getirdiği işlerin sözleşmelerle özel sektöre devredilerek daha ucuza yaptırılabileceğinden bahsedilmektedir. Yine raporda üzerinde durulan bu projelerin sendikal örgütlülüğü azaltacağı ve yöneticilere özgürlük sağlayacağıdır.  Dolayısıyla bu projelerin öğretmenler ve hizmetli personel açısından anlamı, esnek bir işgücü piyasası içine sokulacak olmaları, hem sürekli iş güvencesinden hem de sendikal örgütlenmeden mahrum kalacakları düzenlemelerle karşı karşıya olmalarıdır.

Şili’de bu projelerin uygulanmasından sonra yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuçlar durumun vahametini göstermektedir. Şili’de devletin ailelere verdikleri eğitim kuponlarının aileler tarafında eğitim harcamaları yerine başka harcamalar için kullanılması sonucu eğitim düzeyi düşmüş, öğretmen sözleşmeleri feshedilmiş, öğretmen sendikalarının eğitim ve ücrete ilişkin pazarlıkları kaldırılmış, kamu okullarına yapılan eğitim harcamalarının azalmasıyla, eğitim alanında ciddi eşitsizlikler ortaya çıkmıştır.

Kamu özel ortaklığı şimdiden eğitim patronlarının ilgi odağı haline gelmiş durumda. Bu ilginin temelinde ise projenin sağlık alanında sunduğu kar imkanlarından çok daha fazlasını sunacak olması. Okulların akşam saatlerinde terk edilecek olması, proje ile kurulan okulların bu saatlerden sonra sermayedarın istediği gibi kullanabileceği kurumlar olmasını sağlayacak. Bu durum akla “Okullar Hayat Olsun” projesini getiriyor. Kamu özel ortaklığı, 4+4+4, Okullar Hayat Olsun… bu projeler tasarlanmış bir bütünün parça parça sunumu değil mi?

Evet, bütün bunların eğitimin sermayeleştirilmesinin parçaları olduğunu düşünüyorum. Yaşam boyu eğitim, bilgi toplumu 1990’ların önemli söylemleriydi. Bunlar sermayenin esnek işgücü ihtiyacına yanıt verecek unsurlardı. Bu ihtiyacın karşılanması için sertifika programları, meslek kursları ise yine sermaye tarafından pazarlanmış ve böylece sermaye yeni kar alanları edinirken, bir yandan da hiçbir maliyet üstlenmeden istediği esnek işgücüne kavuşma olanağını yakalamıştır. Şimdi baktığımızdaysa sermaye, 4+4+4 projesiyle açığa çıkan derslik ihtiyacının karşılanması üzerinden bir kar alanı yakalayacaktır. Diğer yandan 4+4+4’le ilköğretimin paralı hale getirilmesinin önü açıldığı takdirde, sermayeye, sunacağı eğitim hizmeti açısından yeni müşteriler yaratacaktır. Tüm bu süreçte, 1970’lerdeki, 1990’lardaki ve son olarak 4+4+4’le ilgili önümüze sunulan düzenlemelerde, eğitimin sermayeleştirilmesi, eğitimin fiziksel donanımından, niteliksel donanımına, eğitim hizmetinin tüm süreçlerine sermayenin dahil edilmesine ilişkin olarak kamu özel ortaklıklarının önemli bir basamağı oluşturduğunu düşünüyorum.   

Sizce proje ile kurulacak okullar, devlet okullarını tamamen tasfiye edecek bir sürecin işareti midir? AKP’nin bu konuda nasıl bir yönelimi olur?
Bence tamamen devlet okullarının tasfiyesi mümkün olmaz. Düşük gelir grubundaki ailelerin çocuklarını, devlet her ne kadar herkesin istediği okula gitmesi için bir mali destek sağlayacağını taahhüt etse de, bu okullara göndermesi mümkün olmayacaktır ve bu noktada devlet okulları her zaman varlığını sürdürecektir. Ancak tüm bu süreçte kamu özel ortaklık projeleriyle, öğrencilerin gelir düzeylerine göre ve başarılarına göre ayrılması artacak, eğitime ulaşımdaki eşitsizlikler hızlanacaktır.

Dosyanın Diğer Yazıları

4+4+4''le Bizleri Neler Bekliyor?
Zengin ile Yoksul Arasındaki Ayrım Derinleşecek - Ünsal Yıldız
Harçsız Eğitim Parasız Eğitim Değildir, Kamusal Eğitim ise Parasız Eğitime İndirgenemez! - Samet Baykal


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome