Harçsız Eğitim Parasız Eğitim Değildir, Kamusal Eğitim ise Parasız Eğitime İndirgenemez! - Samet Baykal

5 Eylül 2012 Çarşamba 00:49:38

Parasız eğitimin ne olduğunu tanımlamadan önce yazıya "Eğitim harçsız olunca parasız mı olur?" sorusuyla başlayalım.


Mevcut uygulamalarla ilgili deneyimlerimizden hareket ederek de sorumuza hemen şu karşı soruyla cevap verelim: "İlköğretim ve ortaöğretimde de harç yok, peki bu kademelerde eğitim gerçekten parasız mı?". Bu karşı cevap-soru sonrası Milli Eğitim müdürlerinin ve hükümet bürokratlarının her eğitim döneminde söylediği sözler kulaklarımızda yankılanır: "Okullara talimat verdik. Okullar kayıt parası, bağış, katkı parası vb. adlar altında para toplamayacak." Sonuç yine aynı olur. Isınma, boya-badana, fotokopi ücreti, sıra-masa tadilatı, tebeşir-tahta kalemi, öğretmenler gününde öğretmene hediye alma parası, kayıt parası vb. adlar altında sürekli olarak para toplanır. Dolayısıyla harç alınmıyor diye eğitimin parasız olmadığını daha da ileri gidersek kamusal olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
 
Gelelim 29.12.2012 tarihli Resmi gazetede yayınlanan "2012-2013 Eğitim- Öğretim Dönemine ait Katkı Payları ve Öğrenim Ücretleri"ne dair alınan Bakanlar Kurulu kararına. Söz konusu kararın parasız eğitim ve kamusal eğitim konusunda zihinleri iyice bulandırdığı aşikar. Öte yandan Bakanlar Kurulu kararını irdelemeden önce bazı kavramları yerli yerine oturtmamız da gerekli. Evvela kamusal eğitim basit biçimde de olsa sadece parasız eğitim demek değildir. Kamusal eğitimi bu şekilde tanımlamak onu ekonomik bir parametreye indirgemektir. Aksine kamusal eğitim onu salt ekonomik bir parametreye indirgeyen parasız eğitimi de aşan hem ekonomik hem de ideolojik-siyasal-toplumsal boyutu olan bir süreçtir. Diğer bir deyişle kamusal eğitimi ekonomik bir parametreye indirgemek onun üst yapısal faaliyetlerini de göz ardı etmek demektir. Bu konunun yazının ilerleyen bölümünde daha ayrıntılı olarak ele alınacağını belirtip söz konusu Bakanlar Kurulu kararına geçelim.
 
Öncelikle Bakanlar Kurulu'nun birinci öğretim ve açık öğretimde öğrenci katkı paylarının alınmaması yönündeki kararının sadece 2012-2013 Eğitim-Öğretim yılı için geçerli olduğunu, sonraki dönemleri kapsamadığını ve ileriki dönemlerde bu katkı payı alınmayacağının garantisinin olmadığını belirtelim. Öte yandan Bakanlar Kurulu kararının "Katkı payı ve öğrenim ücretini süresinde ödemeyenler hakkında yapılacak işlem" başlıklı 3. maddesinde ödemeleri yapmayan öğrencilerin kayıt yaptıramayacağından ve öğrencilik haklarından yararlanamayacağından bahsedilmesi de oldukça ilginç. 2. öğretim'in ücretine karşılık gelen öğrenim ücretinin kararda olması anlaşılabilir; fakat zaten alınmayacağı ve devlet tarafından karşılanacağı söylenen katkı paylarının maddede geçmesi ise (belki de yabancı öğrencilerle ilgili bir durumdur emin değilim) insanı şüpheye sevkediyor. Dolayısıyla da harçlar tamamen kalktı nidalarını atmak için  vakit oldukça erken. Zira Bakanlar Kurulu kararı 2012-2013 Eğitim-Öğretim dönemi sonrası için herhangi birşey söylemiyor.
 
Öte yandan ağıza çalınan bir parmak bal olan Bakan Kurulu kararını biraz daha derine inerek incelersek, hükümetin parasız eğitime geçildiği iddialarını çürüten ve ayrımcı uygulamaları doğuran bazı maddelerini de görürüz. En başta 2. öğretimden ve uzaktan eğitim programlarından öğrenim ücreti alınacağı belirtilmektedir. Tam da bu noktada katkı payı ve öğrenim ücreti arasındaki farka dikkat etmek gerektiğini düşünüyoru. Katkı payı, birinci öğretim ve açık öğretimde devletin belirlediği eğitim hizmetinin yıllık ortalama maliyetine katılım anlamına gelmektedir ve fakültelere göre değişmekle birlikte devletin belirlediği yıllık ortalama maliyetin yüzde 14-15'ini geçmemektedir (hatta yüzde 2-3lere kadar bile düşmektedir). Öğrenim ücreti ise adından da anlaşılacağı gibi eğitim hizmetinin fiyatı olarak görülmektedir ve devletin belirlediği yıllık ortalama maliyetin yüzde 50'sine tekabül eder. Zaten Bülent Arınç da 2. öğretim harçlarının neden kaldırılmadığı sorusuna "orada alınan eğitim ücretidir katkı payı değil o yüzden kaldıramadık" diyerek katkı paylarından başlayarak öğrenim ücretine gelinen son noktada eğitimin piyasalaştığının, bir meta haline geldiğinin ve parasız olmadığının itirafını yapmaktadır. Diğer yandan 2. öğretim için öğrenim ücretlerinin alınması ekonomik durumu kötü olduğu için dershane gidemeyen, özel ders alamayan bu nedenle de düşük puan alan ya da hem okuyup hem çalışmak zorunda kaldığı için 2. öğrenime kayıt yaptıran veya yaptırmak isteyenler aleyhine bir ayrımcılık yaratmakta olduğu da göz önünde bulundurulmaldır. İkinci bir ayrımcılık ise "hazırlık sınıfı ya da yabancı dil geliştirme programları hariç" ön lisans, lisans, lisansüstü düzeydeki yükseköğretim programlarından program süresi sonunda mezun olamayanlardan katkı payı ve öğrenim ücreti alınacağını belirten maddeyle ortaya çıkmaktadır. Buradan anlaşılacağı gibi program süresini aşan mevcut öğrencilerin katkı payı ve öğrenim ücretine tabi olduklarını görülmektedir. Yüzeysel bir bakış açısıyla bu karar kamu kaynaklarının "verimli kullanımı" açısından olumlu olarak değerlendirilebilir. Öyle ya devlet ya da toplum tembellik eden ve kamu kaynaklarının boşa harcanmasına yol açan "tembel/sorumsuz" öğrencileri korumak zorunda değildir. Ama işin aslı öyle değil. En başta herkesin aynı seviyede maddi-manevi imkanlara, fiziksel, zihinsel vb. özelliklere sahip olmadığı bir toplumda her konuda herkesten aynı başarıyı beklemek ve dezavantajları nedeniyle programı süresinde bitiremeyen öğrencileri katkı payı ödemeye mahkum etmek kabul edilemez bir ayrımcılıktır ve aynı zamanda bu ayrımcılık mevcut eşitsiz, sömürü toplumunun bilinçli olarak gerçekleştirdiği bir eylemdir. Programları süresinde bitiremeyen öğrencilerin tamamını "tembel/sorumsuz" bireyler olarak addetmek mümkün olmadığı gibi aynı zamanda bu jargonu kullanmak da dopru değildir. Gerek eşitsiz toplumsal yapı nedeniyle gerek de fiziksel, zihinsel dezavantajlarıyla ya da dönemsel olarak yaşanabilecek sağlık sorunları, ekonomik sorunlar, barınma sorunları, ailevi sorunlar vb.lerinin eğitim sürecinin uzaması mümkündür. Dolayısıyla gerçekten kamusal olan bir eğitimden dezavantajları nedeniyle öğrencileri cezalandırması beklenemez. Tam tersine öğrencilerin eğitim sürecindeki dezavantajlarını mümkün olduğunca azaltarak veya ortadan kaldırarak eğitim sürecinin kolaylaştırılmasını sağlaması beklenir. Mevcut eğitim sistemi gerçek anlamıyla kamusal olmadığı için de tüm söylediklerimiz gözardı edilir.
 
Tüm bunların yanında eğitim dediğimiz sürecin mali yükünün sadece öğrenci katkı paylarından ya da öğrenim ücretlerinden oluştuğu yanılgısına da kapılmamamız gerektiğini belirtmek gerekir. Eğitim sürecinin esasen katkı payı ve öğrenim ücretlerinin yanında öğrencilerin barınma, beslenme, ulaşım, ders kitapları ve materyallari, kırtasiye giderleri vb maliyet kalemlerinden oluştuğu bilinmekte. Ama iktidar tarafından parasız eğitim tartışılırken bu gider kalemleri göz ardı edilmekte (Elbette iktidarın bu propogandayı rahatça yapabilmesinin arkasında parasız eğitim isteyen öğrenci hareketinin parasız eğitimi farkında olmadan zaman zaman harçlara indirgeme hatasının da payı da var.). Halbuki öğrenim gören bireyler açısından bütçe üzerinde ekonomik yükü oluşturan ise katkı payı ve öğrenim ücreti dışında kalan bu gider kalemleri. Dolayısıyla kamusal eğitimin ekonomik boyutunu ele aldığımızda bu gider kalemlerini de gündeme getirmemiz gerekmekte. Aksi durumda eğitim gören bireylerin ve onların ailelerinin eğitim harcamaları içerisinde çok küçük bir paya sahip olan harçların bir yıllığına kaldırmasıyla parasız eğitime kavuştuğumuz yanılgısına kapılabiliriz. Üniversite kampüslerinin devasa alışveriş merkezleri haline getirildiği, eğitime ayrılan bütçe kısılırken özel eğitim kurumlarına, özel ve vakıf üniversitelerine teşviklerin ve transferlerin artmakta olduğu, 2. öğretimin ve uzaktan eğitimin fahiş harçlarının kaldırılmadığı bir ortamda buzdağının görünen yüzü olan açık öğretim ve 1. öğretim harçlarının bir yıllığına kalkmasıyla eğitimin parasız hale geldiğini iddia etmek en hafif tabiriyle safdillik olur. Aksine eğitim hizmeti ve eğitim hizmetini tamamlayan, eğitim hizmetinin ayrılmaz parçası olan yan hizmetler tam gaz piyasalaşmaktadır.
           
4 + 4 + 4 kesintili eğitim uygulamasıyla piyasalaştırma tabandan başlayarak hızla yüksek öğrenime doğru ilerlemektedir. Gelir düzeyi düştükçe eğitime katılımın azalmasının amaçlandığı bu sistemde, ilerleyen süreçte haliyle emekçi sınıflardan veya orta sınıflardan üniversiteye giden öğrencisi sayısı da ciddi oranda azalacaktır. Üniversiteye gidenlerin çoğunluğunu ise piyasalaşan yüksek öğrenimin bedelini ödemeyi sorun olarak görmeyen ve ekonomik gücü bunu ödemeye elverişli kesimler olacaktır. Elverişli olmayıp da bir şekilde burslarla, çeşitli maddi desteklerle üniversiteye öğrenci olarak gelmesi mümkün çok az sayıdaki bireyse Necmi Erdoğan’ın Birgün’deki “Sınıf karşılaşmaları” yazı dizisinde “kapıcı kızı” başlığı altında gündeme getirdiği eğitim sürecinde de kendini gösteren yoksul çocuklarla gelir düzeyi daha yüksek çocukların ayrı sınıflarda öğrenim görmesi biçiminde tezahür eden dışlamaya varan sınıfsal ayrımlara maruz kalmaları, günümüzde özel üniversitelerde burslu olarak okuyan öğrencilerin maruz kaldığı uygulamalar da dikkate alındığında, oldukça muhtemeldir. Açıktır ki günümüzde eğitim sürecinin en alt kademesinden başlayan ve gittikçe daha üst eğitim kademelerine yayılan söz konusu sınıfsal ayrışma ve dışlanmayı doğuran mevcut piyasalaşma süreci ilerledikçe herkesin parası oranında eğitime katıldığı, eğitimin kalitesinin bireylerin ekonomik gücüne göre belirlendiği piyasalaşmış, metalaşmış, paralı ve kamusal olmayan bir eğitimin sıradan ve kanıksanmış bir durum olacağını söyleyebiliriz.

Tam da bu noktada, başta da söylediğim gibi, gerçek anlamda parasız eğitimi taleplerinden biri haline getiren ama bununla da kalmayıp eğitimin üst yapısal işlevini (ideolojik, siyasal) de gündeme getiren komple kamusal eğitimi tartışmak formüle etmek gerekmektedir. Çünkü talebimiz sadece eğitimin parasız olması değildir. Aynı zamanda eğitim yoluyla oluşturulmak istenen dindar ve kindar gençliğin karşısında düşünen, sorgulayan, otorite karşısında boyun eğmeyen, özgür, eleştirel düşünceye sahip bireylerin yetiştirilmesi misyonunu da eğitime yüklemeliyiz. Gerçekten parasız (!) olsa bile sadece sermayenin istediği işgücünü yetiştiren, dindar ve kindar olan bir nesil yaratan bir eğitim sisteminin taleplerimiz arasında yer alması mümkün değildir. Çünkü sorun eğitimi salt ekonomik bir parametreye indirgeyen “bedava” eğitim değildir; en temelde sorun komple kamusal eğitim yoluyla nasıl bir dünya, toplum ve birey düşlediğimizdir.

Dosyanın Diğer Yazıları

4+4+4''le Bizleri Neler Bekliyor?
Zengin ile Yoksul Arasındaki Ayrım Derinleşecek - Ünsal Yıldız

Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome