Haziran’ın sonrasını getirmek - Önder İşleyen

8 Aralık 2013 Pazar 15:58:17

Gezi’nin yarattığı umut dalgası ve yeni imkânların araladığı kapı, devrimciliğin de yeni bir tarihsel döneminin başlangıcıdır.


Haziran’ın sonrasını getirmek - Önder İşleyen

AKP-Cemaat arasında uzun zamandır daha çok derinlerde bir tür mevzi savaşı biçimde süren çatışma, dershaneler üzerinden bir cephe savaşına dönüştü.

2010 Referandumu’nun ardından iktidarın yeni sahipleri arasındaki mücadelenin HSYK seçimleriyle başlayıp 7 Şubat MİT kriziyle derinleşerek sürdüğü herkesin malumu. Ancak bu kez çatışmayı bir kopuş noktasına doğru sürükleyen gelişmeler, güç paylaşımı ile sınırlı olmayan ve iktidar bloğu içerisindeki dengelerin yeniden düzenlenmesini içeren bir noktada şekilleniyor.

Bu yüzden kavga da büyük ölçüde AKP’nin yeni versiyonunun nasıl şekilleneceği, aktörlerin yeni konumlarının ve ittifaklarının ne olacağı üzerine düğümlenmiş görünüyor.

Çatışma, bu yönüyle sadece AKP-Cemaat arasında olmanın ötesinde; yani iki gücün mücadelesi olmanın ötesinde dış dinamiklerin de etkisiyle birlikte şekilleniyor. ABD içeride yönetme kabiliyeti zayıflayan ve Ortadoğu’da kendi sınırlarını zorlayan RTE-AKP çizgisinden rahatsızlığını açıkça ortaya koyuyor. Ortadoğu’da ılımlı-uyumlu İslamcılık üzerinden şekillendirilmeye çalışılan yeni düzenin duvara çarpması sonucunda, İran ve Suriye’deki mevcut dengeler üzerinde inşa edilecek yeni dönemde Türkiye’nin de eskisi gibi devam etmesi mümkün görünmüyor.

RTE-AKP çizgisinin Cemaat’e müdahalesi bir yanıyla da bu gelişmelere de bir yanıt olarak görülebilir. RTE-AKP bir yandan Ortadoğu konusunda yeni eksene uyum sağlamaya çalışan bir yumuşak bir geçiş yapmaya çalışırken, öte yandan da iktidar bloğu içerisindeki gücünü konsolide ederek gelecek dönemde ayakta kalmanın yollarını arıyor.

• • •

Taşların yeriden oynamaya başlamasıyla yeni konumlanmaların muhtemel hâle geldiği noktada, AKP ve Cemaat dışındaki aktörlerin de yeni bir hareketlenme içerisine girdiği görülüyor.

CHP, bir süredir AKP’ye karşı ABD ve Batı’da oluşan rahatsızlıklara odaklanmış görünüyor. Mısır ziyaretinden başlayarak geliştirilen dış politika adımları ve son ABD ziyareti ile CHP, Beyaz Saray kapılarında ikbal arayışında boy gösteriyor. CHP, bu çatışmada Gül-Cemaat çizgisine doğru bükülürken, kendi politikasını da bu eksenle kurduğu ilişki temelinde anlatmaya çalışıyor.  CHP, böylece RTE’ye karşı çıkma adına aslında kendisinin AKP eliyle kurulan gerici sömürü düzenini RTE’den daha iyi sürdürebileceğini söylüyor.  Milyonların neden sokağa çıktığını dahi görmekten aciz olan böyle bir aklı, gücü yetse de Amerika dahi iktidar yapmaz!

Bu kriz içerisinde şekillenen çatışma ve arayışların nasıl sonuçlanacağını kestirmek güç. Ancak, önümüzdeki dönemde aktörler arasındaki rol değişimi ya da kısmi politik değişimlerle yeni bir denge sağlanmaya çalışılsa dahi bunun uzun süreli olmayacağını şimdiden söylemek mümkün.

• • •

2008 krizi sonrasında emperyalizmin yeni bir bunalım doğrultusunda gelişen çözülüşü, pek çok ülkede farklı krizleri de tetikliyor.

Türkiye gibi emperyalizme bağımlılık içerisinde şekillenen ve küresel kapitalizme entegrasyon doğrultusunda ekonomik ve siyasi bağımlılğı derinleşen yeni sömürge bir ülkede, krizin sonuçlarının daha derin yaşanılması kaçınılmaz görünüyor.

Emeğe yönelik yeni baskılarla birlikte, doğanın metalaştırılması ve kamusal alanın ranta açılması doğrultusundaki politikalar da giderek sınırına dayanmış görünüyor. Öte yandan tüm bu politikalar karşısında halk içerisinde de büyük tepkiler birikiyor.  Ayrıca Ortadoğu’daki ağırlığını arttırarak ekonomideki daralmayı aşmaya dönük arayışlar da yeni-Osmanlıcılık politakasının geri dönülemez biçimde çökmesi ile birlikte sona ermiş görünüyor.

Bu gelişmeler sermaye fraksiyonları arasındaki bir paylaşım sorununu da gündeme getirerek gelişecek sürekli bir kriz durumuna doğru ilerliyor.  İktidarın içeride ve dışarıdaki dayanaklarının zayıfladığı böyle dönemlerde kuşkusuz düzen yeni alternatif arayışlarını gündeme getirerek tedbir almaya çalışır. Bugünkü yaşananlar bir yönüyle de bu arayışın bir sonucu olarak görülebilir.

Ancak, bugün gündeme getirildiği hâliyle RTE otoriterliği karşısında Gül-Cemaat ılımlılığı ikiliği, iki ayrı seçenek olmanın ötesinde madalyonun iki yüzü olarak görülmelidir. Ne tür bir düzen içi resterasyon yapılırsa yapılsın -ve CHP ABD’de aradığı ikbal doğrultusunda bunun neresinde olursa olsun- egemen sınıflar önümüzdeki dönemde krizden kurtulma noktasında emekçi halka yönelik Gezi’de görülen acımasız saldırı ve baskılarını yoğunlaştırarak, zor ve baskıyı daha çok gündeme getirecektir.

(Bu noktada AKP’nin birinci döneminin hegemonyacı bir tarza dayandığı ve şimdi yeniden buraya dönme imkânlarının arandığı yönündeki tezler konusunda da bir kaç şey söylenebilir. Bilindiği gibi hegemonya zordan çok rıza ve onaya dayanır. AKP iktidarının ilk yıllarından itibaren, hem iktidar içi mücadelede hem de toplumsal muhalefete karşı baskı ve operasyonlarla kendi iktidar alanını genişletti. Bu anlamda Türkiye’de devlet yapısının bir niteliği olarak zorun gizli ve açık biçimde var olduğu rıza ve onayın ise bunun bir parçası olduğu bir yönetme biçimi uygulanmıştır.  Bugün zorun daha açık biçimde gündeme gelmiş olması ise Gezi ile açığa çıkan devrimci dinamiğin bastırılmasına dayanan bir politikanın sonucudur.)

• • •

Bu gelişmelerin durdurulmasının ve AKP’nin geriletilebilmesinin yolu kuşkusuz ABD’den de Cemaat’ten geçmediği gibi, AKP’yi bir yana bırakıp muhalefete muhalefet etmeyi solculuk sanmaktan da geçmiyor.

Gezi’de de bugün de görülen gerçek, halkın geniş kesimlerinin AKP iktidarının şekillendirdiği ve nasıl bir gelecek sunduğu artık herkesçe tahmin edilebilir olan bu düzenden kurtulma arzusudur. Güçlü bir alternatifin yaratılamadığı koşullarda, halkın bu arayışını düzen içi güçlere yöneltmesi kaçınılmazdır. O yüzden önümüzdeki yerel seçimler de dâhil halkın bu arayışının en yakın ihtimal gördükleri güçte toplanması muhtemeldir.

Bunun önüne geçmek ise halkın bu eğilimine karşı durarak değil, ancak bu eğilimleri doğru devrimci bir siyaset hattında birleştirecek etkili bir muhalefet hareketi yaratılarak gerçekleştirilebilir. Ötesi sözde radikallik adına kuru gürültüden öte geçemiyor.

Gezi’nin yarattığı umut dalgası ve yeni imkânların araladığı kapı, devrimciliğin de yeni bir tarihsel döneminin başlangıcıdır. Bugün tüm yönleriyle kavranması henüz mümkün olmamış olsa da, bu isyanın izleri pek çok farklı biçimde ve zamanda toplumsal yaşamın her alanında içsel bir gelişme dinamiği olarak ilerleyerek,  devrimci siyaset de bu ilerleyişin parçası, bu ilerleyişin öncüsü olarak gelişecektir.

O yüzden direnişi küçük hesapların parçası yapmadan, burjuva siyasetinin temsil mekanizmaları içerisine hapsolmadan halkın direnme eğilimlerini yeni ve çeşitli örgütsel formlar yaratarak geliştrirerek, halkın kendi iktidarı fikrinin somut ve güncel pratiklerini yaratmak için mücadele edilmelidir. Ancak bu şekilde AKP’yi 11 yılda kurduğu saltanat koltuğundan indiren Haziran’ın sonrası getirilebilir.

Ve Haziran’ın sonrası elbette devrimdir!


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için info@muhalefet.org

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome