"İslam asıl olarak Hırıstiyanlığın bir yorumu mudur?"

9 Kasım 2012 Cuma 09:18:23

İslam bilimcisi Karl-Heinz Ohlig ile İslamiyetin ilk yılları üzerine yapılan bir söyleşi...


"İslam asıl olarak Hırıstiyanlığın bir yorumu mudur?"

Son yıllarda, İslam Tarihini eleştirel tarih açısından araştıran, İslam bilimciler, dilbilimciler ve tarihçiler bu konudaki görüşlerini bildirmeye başladılar. Bunlardan birisi de Saarland Üniversitesi’nden Karl-Heinz Ohlig. Alman din bilimcisi, Alfred Hackensberger’in kendisiyle yaptığı söyleşide, İslam’in ilk yıllarını bambaşka bir açıdan gösteren araştırmalarının sonuçları üzerine konuşuyor.

Alfred H. : İslamın ilk yılları üzerine yazdığınız kitaplardan birisinin adı “Karanlık Başlangıçlar” . Her tanınmış sözlükte ayrıntılı bir biçimde okunabilen İslamın başlangıcında karanlık olan nedir?
Karl-Heinz Ohlig : İslam biliminin “babası” sayılan İgnaz Goldziher, daha 1900 yılında Sorbonne’da yaptığı bir konuşmada, bu başlangıcın tam anlamıyla açıklanmadığından söz eder. Gerçekten de Kuran, Muhammed üzerine hiçbir biyografik malzeme sunmaz. Bu kavram, sadece dört defa ortaya çikar ve büyük ihtimal çok daha sonraki bir ayet gurubunda bir defa söz edilen kesinlikle bir arap peygamberidir. Mekke sadece bir defa ve hiçbir bağlantı kurulmadan anılır. Medine (Şehir) üç defa. Bununla birlikte, sadece “Şehir” mi; yoksa daha sonraki Medine(Peygamberin Şehri) anlamında mı kullanıldığı anlaşilmaz. Aynı zamanda Arap Yarımadası üzerine de bir tanımlama yoktur. Böylece, İslamiyet’in başlangıcına ilişkin bütün “bilgiler” daha sonraki metinlerden, 9.ve10.yy. da yazılmış olan ”Biyografiler”den alınmadır. Bu metinlerden bir tanesinde, at-Tabari’nin “Yıllıklar”inda(10.yy), diğer anlatıların açıklamaları da vardır. Demek ki ilk iki yüzyıl için kendisine dayanacağımız, o zaman yazılmış metinler eksiktir.

Alfred.H :Yani İslamiyet’in tarihi, Peygamber Muhammet’in ölümünden 150-200 yıl sonra (M.S.632) yazıldı. İslam tarihinin yazımına neden bu kadar geç başlandı?
Karl-Heınz Ohlig: Galiba, ancak Muhammed’in yaşamı ve daha sonraki gelişmeler üzerine, nasıl başladığı hakkında fikirler oluştuktan sonra yazılabilirdi, parça parça 8 yy.ın ikinci yarısından ve İslamiyet’in Arap aleminde başlı başina bir din olarak ortaya çikmasindan önce değil. Jahve (Tevrat’a göre Allah) dininin başlangıcını Musa devrine bağlayan Pentateuch (Tevrat’taki ilk beş ayet. Bunların Musa’ya ait olduğu tartışmalıdır. Çev.) örneginde olduğu gibi, burada da büyük bir başlangıç miti silsilesi ortaya konmuştur.

Alfred.H. : Peki yüz, ikiyüz sene aralıktan sonra yazılanlar doğru olabilir mi? 9 ve 10 yüzyıl islam edebiyatı, başka çare olmadığından, hatta bilimsel açıdan ele alındığında çarpitma olarak adlandırılması gereken bir, yarım hakikatlerin şurdan burdan derlenmesi değil midir?
Karl-Heinz Ohlig : Bu tasarımı –aynı şekilde Musa’nın beş ayetini veya Romus-Romulus hikayesini- çarpitma olarak tanımlamak yanlıştır; çünkü bunu yaparken edebi türler dikkate alınmayabilinir. Dini-politik Kuruluş Mitleri tarih anlatımı değillerdir ve de öyle olmak ta istemezler.

Alfred.H.: Ama bugün birçok müslüman tarafından gerçek kabul edilen, tam da bu “dini-politik kuruluş mitleri” değil midir? İslam edebiyatına ilişkin edebi kaynaklarda bile bu geleneksel bakış sorgulanmıyor.
Karl-Heinz Ohlig : Kuruluş mitlerinin işlevleri, geriye eskiye el atmak yolu ile benimsenen geleneklere bir kimlik kazandırmaktır. Eleştirel toplum öncesinde bunlar doğal olarak gerçek kabul edilirler. Fakat tarihi düşünce, bundan bağımsız olarak, olayların nasıl geliştiğini araştırır. Bu durum, çok geç kalınmış olsa bile islam biliminde uygulanmaya başlandı. Örnegin, amerikada yaşayan islam bilimci Patricia Crone, islamın başlangıcının Arap Yarımadası’nda aranmaması gerektiği tezini savunmaktadır. Tarihi olarak Muhammed’in varlığını, yadırganacak bir biçimde müslüman değil; hıristiyan metinlere dayandırarak kabul ediyor. Bu hıristiyan metinlerde çok nadiren bir Muhammed’den bahsedilmesi, yüzyıllar sonra kendisinden hiç haberi bile olmayan, eski metinleri temize çekenlerin eklemeleri olduğu açığa çikmistir.

Alfred H. : Peygamber Hz.Muhammed’in hayatı ve konuşmalarının aktarıldığı hadislerin rolü nedir? Aynı şekilde bunlarda yüzyıl boyunca sözlü olarak bir dinleyenden diğerine nakledilmiş, sonunda toplanarak yazılmışlardır. Bu birbirine aktarma usulüne ne kadar güvenilebilinir?
Karl-Heinz Ohlig : Hadisler ve bunların 9 yy. da toparlanması gerekli idi; çünkü Kuran’da sunulanlarla ilişkilendirilerek açıklanamayan yeni sorun ve sorular ortaya çikmisti. Bunlarla (hadislerle çev.) cemaatın durumu, yeni hukuki sorunlar vb. sorulara Hz.Muhammed’e dayanarak cevaplanabiliyordu. Tarihi bilgiler olarak değil; teolojik meşruiyet kuralları olarak anlaşilmaları gereken, 19 yy. dan bu yana en geniş anlamda efsanevi olarak değerlendirilen bu malzeme, Hz. Muhammed’den bu yana birbirine aktarma zincirinin, erken uygulanması yoluyla yüksek bir otorite kazanacaktı.

Alfred H. : Fakat uygulamada, kuruluş efsanesi olayında olduğu gibi daha başka. Hadisler burada tarihi bilgiler olarak anlaşilmakta. Bazı müslüman ülkelerde hukukun temeliler. Hakim kararlarına temel teşkil edebilirler mi?
Karl-Heinz Ohlig : Hadisler, Kuran, adalet geleneğindeki ortak noktalar veya hakimin özgür takdiri gibi başka kaynakların yanı sıra, hukuk anlayışının temelidirler. Temel alınabilinir mi konusu beni aşar. Fakat tarihi bilgileri, Hz.Muhammed’in sözlerinden değil; prensip olarak sadece ortaya çikislari sırasında düşünüldüğü gibi sunarlar.
İslamiyet 9 yüzyıldaki güçlü arap imparatorluğunun devlet dini olmuştur.

Alfred H. : Son üç yıl içinde, İslamiyet’in ortaya çikisinin tarihi üzerine en yeni araştırmalar hakkında iki kitap yayınladınız. Sizin tezinize göre, başlangıçta İslam başlı başina bir din olarak düşünülmemiştir. Buna ilişkin araştırmacı arkadaşlarınız ve sizin elinizde hangi belgeler var?
Karl-Heinz Ohlig: 7 ve 8 yy. da arap egemenliği altındaki hırıstiyan edebiyatında, ama aynı zamanda arap madeni para basımı ve Kudüs’teki Al –Aksa mabedindeki yazıtlara göre, Suriye-İran hırıstiyanlarının yeni yöneticileri, İznik konseylerinin (M.S. 325 te toplanan birinci konsey, Allah, Allah’in Oğlu ve Kutsal Ruh’un aynı olup olmadığına inanmak konusunda, M.S. 787 deki ikinci konsey ise, resim karşitları ve yanlıları arasındaki tartışmaları karara bağlamak için toplanmıştı. Resim karşitlarının görüşleri yok edildiğinden gerekçeleri bilinmiyor. Çev.) kararlarını tanımıyorlardı. Onlara göre İsa, Elçi, Peygamber, Allah’in kuludur; ama Allah’in fiziki kulu değildir, Allah yanına birisi “eklenmeden” bir dir. Bu nedenle, tahminen M.S.750 cıvarında ölen ruhani önder Damaskus’lu(Şam’lı) Yohannes, bu nedenle onları kendi yunan hırıstiyanlık anlayışını kabul etmediklerinden, hırıstiyan rafızilerden(İslamda, Hz.Ömer ve Hz. Ebubekir’in halifeliklerini kabul etmeyenler)sayar. 9 yy.dan önce araplara ait başlıbaşina yeni bir dinden söz edilmez.

Alfred H. : Yani bu İslamiyet’in daha sonraları mı başlıbaşına bir din yapıldı?
Karl-Heinz Ohlig: Bu ifade biraz hafife alır gibi veya biliçlice bir eylem gibi geliyor. Dinler bundan daha öte, genellikle içlerinden çiktiklari, geleneğin dini tasarımlarına yeni bir önem kazandırarak, bu mirası başka türlü yorumlayarak ve kendine özgü bir biçimde güçlendirerek ve sistemli bir hale getirerek oluşurlar.

Alfred H. : İslamiyet’in başlıbaşına bir din olarak ortaya çikmasinda o zamanların siyaseti de belirleyici bir rol oynamadı mı?
Karl-Heinz Ohlig: İslamiyet, 9 yy. daki güçlü Arap İmparatorluğu’nun devlet dini oldu ve böylece onun “evrensel” geçerliliğini ve hakimiyet iddiasını pekiştirebildi.

Alfred H. : Arap imparatorluğunun, deyim yerindeyse yeni bir dünyanın temeli olarak kendisini ötekilerden ayırmak için, farklılığı ortaya koymak için birleştirici bir dine mi ihtiyacı vardı?
Karl-Heinz Ohlig: Bu Bizans İmparatorluğu’nun rakibi olarak akla yatkın bir açıklama gibi gözüküyor.

Alfred H.: Bugüne kadar genel olarak geçerli araştırmalarda neden bu etkenler ve nedensellikler üzerine düşünülmemiş ve çogunlukla bir sarsılmaz İslam Tarihi’nden yola çikilmis? Hırıstiyanlıkta olduğu gibi neden eleştirel olarak incelenmemiş?
Karl-Heinz Ohlig: Bu tür sorular İslam İlahiyatında yasaktır; bu güne kadar bir aydınlanma yaşanmamıştır. Batılı İslam Bilimleri, tarih biliminde yerleşmiş yöntemlere başvurmadan, geniş ölçüde dil bilimi ile ilgilenmektedir. Aynı şekilde, din tarihi ve hırıstiyan-ilahiyatı açısından, ön asyanın tamamen farklı kültürel ortamı incelenmediğinden, bu geleneğe dayanan kökler ve motifler ve kabul edilmemektedir. Buna rağmen dünyada, bir bütün olarak yeni bir bakış açısı ortaya koyan, eleştirel ve ileriye yönelik görüşlerini yayınlayan birçok islam bilimcisi var. Güncel kaynaklar ve tarihi belgelere karşi bir gerekçe olamayacağından, geleneksel kavrayışlar uzun vadede ayakta kalamayacaklardır.

Alfred H.: Eleştirel olmayan araştırmalarda hangi hatalar yapıldı; daha doğrusu ne yapılmadı?

Karl-Heinz Ohlig: Tarihi olayların, eleştirel-tarihi çagdas/güncel kaynaklarca tasdiklendikten sonra yazılabilecekleri unutuldu. Üzerine hiç belge bulunmayan dönem çoktur. Bu birçok dinin ortaya çiktigi dönemler için, örnegin Budizm, Zerdüştçülük, Yahudi Dini ve aynı zamanda Hırıstiyanlık’ta tarihi bir kişilik olarak İsa üzerine cevabı bulunamamış sorular vardır. İslamın başlangıcı, çok sonraki edebiyatta ayrıntılı olarak ele alınmıştır ve büyük ihtimal tarihi gelenekler de ona eklenmiştir. Ama bütünüyle ele aldığımızda, başlangıcı değil; başlangıç üzerine 9 ve 10 yüzyılın düşüncelerini belgelemektedir. Batılı İslam bilimi eleştirel araştırmanın bütün olanaklarına sahip olabilirdi ; ama bunu yeteri kadar ciddiye almadı.

Çeviren:Taner Aday

 


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome