Konak için ‘Bu daha başlangıç’

26 Mart 2014 Çarşamba 14:17:26

İzmir’in Konak ilçesinin ilk kadın Belediye Başkan adayı Sema Pekdaş Gezi ruhu ile çıktığı yerel yönetim yolunda ‘Bu daha başlangıç’ diyor. Tüm alanlarda meclisleri ve forumları ön planda tutan, yatırım bütçesine halkın karar vermesini istiyor. Sema Pekdaş, marka şehirler değil, yaşanabilir dayanışma ruhunu taşıyan şehirler için herkesin söz söyleme hakkı olduğu bir Konak için yine Gezi eylemlerinden ilham alarak ‘Yürüyelim’ diyor.


Konak için ‘Bu daha başlangıç’



Pekdaş, CHP’nin İzmir mitingi öncesinde BirGün’ün sorularını samimi biçimde yanıtladı.

Belediye başkan adayı olma serüveniniz nasıl gelişti?
Gezi sürecinden sonra bu konu gündemime girmeye başladı. Arkadaşlarımın bu konuda önemli ölçüde teşvikleri oldu (Birlikte iş ürettiğim, odalardan, sendikalardan, sivil toplum örgütlerinden) Biz Haziran eylemlerinde emek ve demokrasi güçleri olarak bir araya gelip, hukuksuzluğa karşı emek ve demokrasi güçlerinin bir araya gelmesi, toplantı ve söz söyleme hakkını özgürce ifade etmesi düşüncesiyle yola çıkmıştık. Biz hem kendimiz, hem örgütlerimiz hem de toplumsal sorumluluğumuz için bir kolaylaştırıcı olarak yollara çıktık. Bir arada durmamız, mücadele etmemiz gereken günlerdi ve biz bunu İzmir’de başardık. Önümüzde de yerel seçimler ve ardında genel seçimler vardı, kimler belediye başkan adayı olabilir diye tartışmaya başlamıştık. O süreçte bana belediye başkanlığı için ciddi teklifler geldi. Önceleri istemedim çünkü ben İzmir Barosu başkanıydım ve görevim devam ediyordu. Ekim ayında yaptığımız Baro’nun kongresinden sonra ise bir daha aday olmayı düşünmüyordum, bir sonraki yerel seçimler de beş yıl sonraydı bunları da uzun uzun düşününce ‘Evet’ dedim. Çünkü yerel yönetimler bir demokrasi okuludur. Biz Gezi ile birlikte hayata artık geçmesi gereken katılımcı ve çoğulcu demokrasi anlayışını bir an önce göstermek durumundaydık. Beni en çok motive eden şey birincisi Gezi süreci ikincisi ise, yıllardır kadın hareketi içindeydim ve ‘bir kadın başkan adayı olmalıdır’ fikri benim sorumluluk almamın yolunu açtı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun da adaylığınız konusunda önemli bir desteği oldu...

Gerek İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı A. Kocaoğlu, gerek CHP Genel Merkezi’nden sürekli teklif aldım. Büyükşehir belediyesine yapılan operasyonda, polis baskısında, özel yetkili mahkemelerin devreye sokularak her yerde çete aranmasına karşı ben bir duruş gösterdim. İzmir’de yaşıyoruz, kentimize karşı bir sorumluluğumuz var, bu kentin barosuyuz. O operasyonda delillerin toplanma biçimi tamamen hukuksuzdu. Özel yetkili mahkemelere karşı durmalıydık ve durduk. Toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirdik. Adaylık sürecimde Aziz Bey hem kendisi birlikte çalışma isteğini dile getirdi, hem de genel merkezin teklifini iletti.

Sizi harekete geçiren en önemli noktanın Gezi Direnişi olduğunu söylediniz. Bu noktada A. Kocaoğlu’nun Gezi sürecindeki tutumu hakkında ne düşünüyorsunuz? İlk eylemlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin TOMA’lara itfaiyeler ile su verdiği, eylemlere katılan belediye işçilerinin yevmiyesini kestiği iddiaları oldu.
A. Kocaoğlu ilk günlerde eylemlerin içinde yanımızdaydı. İlk günlerdeki polis saldırısının şiddetini kınamak için çeşitli meslek kuruluşlarıyla yaptığımız basın açıklamasına da katılmıştı. Fakat o arada belediyeye ait itfaiye araçlarının TOMA’lara su verdiği iddia edildi. Belediyede müdür olan insanlar aynı zamanda devletin memurudur, araçlar da devletin ve dolayısı ile valiliğin aracıdır. Olağanüstü durumlarda bu araçlar valiliğin emrine verilir.  Bizim idari yapımızın tartışılması lazım. O donemde TOMA’lara su verilmiş. Bundan dolayı Aziz Bey bir yerel kanalda da özür diledi. Geçen günlerde olan eylemlerde su istendiğinde Aziz Kocaoğlu su vermedi, çünkü anında haberi olmuştu. ‘TOMA’lara su verilmeyecek’ dedi ve vermedi. Bu Türkiye’deki idari yapının çift başlılığından kaynaklı bir sonuçtur. Bu çift başlılık, eleştirdiğimiz konulardan biridir. Yerel yönetimler bir temsil yapıyorsa merkezi idarenin üstünde olmalıdır bence.

Grev konusuna gelince; grev kararı karşısında şehrin belediye başkanı olarak Aziz Bey’in sendikalarla görüşme talebi vardı. Bir grev kararı var, otobüsler çalışmıyor, bunu halka anlatmak istiyordu. O günlerde beni de bu konuya ilişkin olarak aradı. Aziz Bey’in işçiler hakkındaki beyanlarına o gün ben de tepkimi gösterdim, emek örgütleri olarak kınadığımızı da açıkladık. O konumda bulunan birinin ağzından kontrolsüz şeyler çıkmamalıdır, Aziz Bey o konuda hatalıdır. Kendisi de bunu söyledi. Sonucunda işçilere bir soruşturma da açılmadı.

Çarpık idari yapıdan söz ettiniz. Belediye başkanı olarak bu yapı içerisinde nasıl bir yönetim ve demokrasi anlayışına sahip olacaksınız?
Bu süreç diyaloglarla olabilecek bir şeydir. Meclisler kurmamız gerekiyor. İnsanlarla diyalog içerisinde olmalıyız. Yapılamayan şeyler ile ilgili olarak bir toplumsal mücadele başlatmanın yolunu da böylelikle açabiliriz. Yapamadığınız şeylere engel olan idari-yasal durumları halka anlatırsınız. ‘Kentsel dönüşüm yetkisini benden alıp TOKİ’ye verdi’ dersiniz.

Katılımcı, demokratik ve aşağıdan yukarıya doğru işleyen bir yerel yönetim anlayışı ile hareket edeceğimizi söylüyoruz. Gezi eylemleri nereden çıkmıştı hatırlarsanız, insanların kendilerini ilgilendiren konularda başkalarının karar almasına öfkelenmesi ile çıkmıştı. Herkesin talebi bu noktada birleşiyordu. Biz katılımcı bir anlayış ile meclisleri devreye sokup, meclislerin aldığı kararları hayata geçireceğiz. Konak Belediyesi bir koordinasyon merkezi olacak. Tüm meclislerin taleplerini dikkate alan, yatırım bütçesini bile bu talepler ile planlayan bir yerel yönetim modelini hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Mahallelerde halkın, kadınların, gençlerin kurduğu, okullarda öğrencilerin, sanatta sanatçıların, sporda sporcuların, çarşı pazarda esnafın meclisler kurup taleplerini ortaya koymasını ve bu talepler doğrultusunda işler yapmayı planlıyoruz. İzmir’de ‘kent konseyleri’ adlı organlar var. Ama şu anda işlevli olduğunu söyleyemeyiz. Başkan olarak siz, o konseyleri PR aracınız, arka bahçeniz olarak mı düşünüyorsunuz, gerçekten katılımcı meclisler olarak çalışmasını mı istiyorsunuz? Forumları geliştirmeliyiz, mahalle muhtarlarının, gençlerin, esnafın, akademisyenlerin, sanatçıların, meclis üyelerinin, halkın katıldığı yeni bir demokrasi anlayışını tercih edeceğiz. Birlikte planlamalıyız yaşadığımız şehri.

Örneğin bizim katılımcı bütçe diye bir uygulamamız olacak. Yatırım bütçesinin belli bir payı neden o yatırımı yapmak istediğimiz insanlar tarafından oluşturulmasın? O insanlar kendi öncelikleri neyse ona karar versinler, biz onu uygulayalım. Bu tür şeyleri deneyen küçük ilçeler var, ama bir merkez ilçede henüz denenmedi.



Meclislerden çıkan kararlar ile sermaye gruplarının beklentileri arasındaki uzlaşmazlıkları nasıl çözeceksiniz?
Konak öyle bir bölge ki imara açılmamış, planlanmamış, oturulmamış yeri yok, yeni bir şey yapacağınız yeri yok. Her tarafı tıklım tıklım dolu bir bölge. Sermayenin dayatması olabilir mi dediniz ya, kimsenin dayatması meclislerin üzerinde olamaz. Kentsel dönüşümde de kararımızı verdik. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, yerinde dönüşümü benimsiyoruz ve bunu Büyükşehir Belediyesi ile yapacağız.  Bunu da sadece bir görüntü dönüşümü olarak düşünmüyoruz. Sosyal ve kültürel dönüşümü de beraber düşünüyoruz.

Konak’a baktığınızda her yer bina, ev. Yeşil alan sayısı çok az. Bir kentin bir vizyonu, konsepti olması lazım. Büyükşehir bir yerde bir iş yapıyor, ilçe belediyesi başka bir yerde tam tersi bir iş yapıyor. Odalar farklı bir şey söylüyor, zengin bir işadamı bambaşka bir şey yapıyor. Şehir böyle olmaz. Şehrin bir teması, bütüncül bir konsepti olur. Kurumlar arası koordinasyon şarttır. Hem kaynaklar boşa harcanıyor, hem de kaos yaratılıyor. Kurumsal bencillikleri kenara ayırıp bütünün parçası olmayı öğrenmeliyiz. Bunları tam olarak gerçekleştiremeyebiliriz şu anda ama bu başlangıcın yapılmasının şart olduğunu düşünüyorum. Türkiye için çok önemli bir ufuk çizgisi var. Gezi’deki gençlerin enerjisini oraya akıtmamız gerektiğine inanıyorum.

Örneğin Kemeraltı’nda, yılda iki defa, birkaç gün sürecek, tüm bileşenlerin ve bilim insanlarının yer aldığı forum yapacağız. Ne istediğine oradaki insanlar karar verecek. Tüm plan ve programlar bu forumlardan çıkacak. Daha güvenli, daha canlı, daha temiz Kemeraltı’nı böyle yaratacağız.

Bu bir yerel seçim ancak, daha çok genel seçim havasında geçiyor. Başbakan’ın da söylemlerinde bu vurgu çok belirgin. Bu seçimin sizin açınızdan ne ifade ediyor?
Yine Gezi’yi ifade ediyor. Başbakan’ın tavrına karşı çıkıştı Gezi. Başbakan, İstanbul’u o kadar çok seviyor ki, sanki onun kadar kimse İstanbul’u düşünmüyor. Bu İstanbul’a ve insanlara yapılmış büyük bir haksızlık. İstanbul’a yazık, ona da yazık. Ne dedi İstanbullu ‘Sen düşünme tek başına’ dediler. Ona karşı çıkıştı yaşanan. Orada ipin ucu koptu, patladı bir şey. Başbakan ‘Her şeyi ben bilirim, benim polisim, benim valim, benim bakanım’ diyerek insanları kutuplaştırmaya çalışıyor. Yok arkadaş dur! Bu memleket sadece senin değil. Bizim de memleket demek için yola çıktık. Gezi ruhunun bize öğrettiği şey, yerel seçimde de ülkenin siyasi gündemini biz belirleriz diyoruz. Yerelde de her şeyi biz düşünürüz. Neyi konuşacağımızı da belirlemeye çalıştığı için buradayız. ‘Sen her şeyi düşünme, sen ülkenin başbakanısın, görevlerin de demokrasinin sınırları içindedir.’ diye bir cevap verme, toplumsal muhalefet duvarı örme meselesidir bu seçimler. 

Siz bir hukukçusunuz. Son yıllardaki siyasi davaların, hukuksuzların mimarlarından olan Gülen hareketinin CHP’nin güçlü olduğu yerlerde CHP’yi, MHP’nin güçlü olduğu yerlerde MHP’yi destekleyeceği dillendiriliyor. Bunu ve Cemaat faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Seçime giren herkesin oyunu ister. Ben iki dönem baro seçimlerine de girdim. Ben adayım ve programımı anlatırım, ben şunun oyunu istemem bununkini isterim diyemezsiniz. ‘Ben herkesin oyuna talibim’ derim. Bana şunlar oy versin, bunlar oy vermesin de diyemem. Bana oy verecekler içinde kim var bilemem. Cemaat’e inanan mı var, MHP’li mi var, BDP’li mi var, liberali mi, milliyetçisi mi var bilemem. Ben Cemaat liderinin direkt bu yönde bir açıklamasını da duymadım. Böyle bir şey söyleniyorsa da bu söyleyeni bağlar.

Ben her türlü hukuksuzluğu bir tehlike olarak görüyorum. Devleti ele geçirme mantığı doğru değildir. Devlet benim diyen 14. Lui yıkıldı. Devlet benim diyen herkesin sarayları başına devrilir. 

Rakibiniz AKP’nin Konak adayı da kadın bir aday olan İlknur Denizli. Kendisi Aziz Kocaoğlu’nun da danışmanıydı bir zamanlar. Aziz Bey şimdi size destek veriyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aziz bey bana gerçekten çok destek veriyor, herhalde insanlar dürüstlüğü ve samimiyeti arıyor. 

İnsanların en rahat olduğu zamanlar vardır ve yanlarında en samimi oldukları güven duydukları vardır. Bu güvenin samimiyetin suiistimal edilmemesi lazım. Herkesin aday olma hakkı vardır ancak bu kararları verirken nereden geldiklerine bakmaları lazım. Biz kamusal figürleriz. Daha sorumlu davranmalı, dilimizi daha sorumlu kullanmalıyız. AKP’nin milletvekili ve bakanlarını yerellerde aday yaptıklarını görüyoruz. Bunu da olmadıkları yerlerde bir savaş mantığı ile fethetme anlayışı ile hareket ettiklerini görüyoruz. Ben sokaklardayım, pazarlardayım ama onlar yok. Sokakta karşılıkları yok. Bana gittiğim yerlerde yerel çalışmamı soran olmuyor, iktidarı kastederek ‘Bu hırsızları, yalancıları katilleri gönderin’ diyorlar.

CHP Konak’ta mevcut belediye başkanı Hakan Tartan yerine sizi tercih etti ve Tartan DSP’den aday oldu. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben değerlendirmeyeyim. Bunu Konak halkı bu konuyu seçimde sandık başında değerlendirsin.

Rakibiniz o da, aynı ilçeden adaysınız. Çeşitli manipülasyonlar da yapıldı sizin hakkınızda...
Hiç görmüyorum. Belli sayılar açıklanıyor seçim sonuçlarına dair. Hakan Tartan’ın önde olduğunu gösteren anketleri Konak Belediyesi’ne çalışan ORC diye bir firma yapıyor. Tüm anketleri de o firma yaptı. Manipülasyonlara gelirsek, politikayı bu düzeyde yapanların geçmişte bakanlık, belediye başkanlığı yapmış olmalarına üzüldüm ama bu kendi adıma bir üzüntü değildi. Ben Hakan Tartan’ın polemiklerine, onun adına üzülüyorum. O düzeye düşmemeliydi diye düşünüyorum. Bir siyasetçi bu duruma düşmemeliydi. Ben farkı beş yılda göstereceğim zaten.

Başkan olduğunuzda ilk ne yapacaksınız diye sorulduğunda şifreli kapıları kıracağınızı söylediniz.  Şifreden kastınız neydi?
Belediye başkanının odası birkaç kapıdan geçilen ve her kapıda da şifreler var. Her kapından şifreler ile giriliyor. Sosyal demokrat bir belediye başkanının makamına böyle girilmemeli. Halkın başkanının kapısı herkese açık olmalı. İnsanlar size dokunmak istiyor. Kimden korkuyorsunuz, kimden kaçıyorsunuz. Korkarak politika yapılmaz.

Kadınlara yönelik neler yapmayı planlıyorsunuz?
Hep kadın hareketi içinde oldum, ilk kadın meclis üyelerinden oldum. Bunların bana yüklediği sorumluluklar oldu. Kadınların Konağı’nı yaratacağız. Konak olarak kadınlar ile ilgili de bir koordinasyon merkezi kurmalıyız. Konak’ta kadın dayanışma evi yok, şiddeti en iyi dayanışma ile engelleyebiliriz. Bunu sağlayacağız. Bir dayanışma ağı kuracağız. Bu dayanışma ağı ile güvenliğin anında talep gelen yere gitmesini sağlayacağız. Bazı evlerde yemek pişmiyor, öyle sıkıntılar var ki, Mahalle mutfağı kuralım zor durumda olanların yemeklerini biz pişirelim. Bunlar zor şeyler değil.

SEMA PEKDAŞ KİMDİR?
Bulgaristan göçmeni bir baba ile Burdurlu bir annenin kızı olarak dünyaya geldi. Siyaset ile tanışması ODTÜ Kimya Mühendisliği’ni kazanması ile başladı. ODTÜ’de okumaya başladığında hukuk öğrencisi eşi tutuklanarak idam ile yargılanmaya başlamıştı. Eşi cezaevine girdiğinde hamile olan Sema Pekdaş, kızı yedi yaşına geldiğinde babası cezaevinden çıkabilmişti. Daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Pekdaş, İnsan Hakları Derneği’nin ilk kadın platformunun kurucuları arasında yer aldı. Sema Pekdaş, gözaltına alınırken işkence gören Manisalı gençlerin avukatlığını yaparak, davayı ülke gündemine taşıdı.  Kadın mücadelesinde yer alan Sema Pekdaş İzmir Barosu seçimlerinde Çağdaş Avukatlar Grubu’nun adayı olarak İzmir’in ilk kadın baro başkanı oldu. İkinci seçimlerde oylarını yüzde yetmiş artıran Sema Pekdaş, son olarak Gezi eylemlerinde yargılanan gençlerin de avukatlığını yaptı. 

BirGün


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için info@muhalefet.org

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome