Nelson Mandela Kimdi? – Neil Faulkner

11 Aralık 2013 Çarşamba 10:10:11

Mandela’nın, yöneticilerimizin nefret ettiği, mirasına sahip çıkmalıyız. Mandela, ırkçılığa karşı direndiği için hüküm giyen; cesur, itaat etmeyen, yalnız bir siyasi mahkûmdu.


Tüm dünya Nelson Mandela’nın ardından yas tutuyor. Yöneticilerimiz ondan övgüyle bahsediyor. O, ölümden çok önce dünya çapında bilinen bir simge olmuştu. Görkemin, kararlılığın, eleştirinin, mücadelenin ve saygının sembolüydü.

Ancak durum her zaman böyle değildi. Zamanında suçlu buldukları tarihi kişilikleri sonradan sahiplenmek yöneticilerimizin huyudur. 1980’li yılların başında, Mandela Robben Adasında ırkçılığı ile meşhur bir hapishanede tutsakken, İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher ve ABD Başkanı Ronald Reagan onun “terörist” olduğunu ilan etmişti. Öğrenci Toryleri (İngiltere Muhafazakâr Parti destekçileri) üstünde “Nelson Mandela’yı asın” yazan armalar takıyordu.

Mandela tehlikeli olduğunda, yani ırkçılığa karşı yükselen kitlesel bir hareketin önderi olduğu (ve hapisteyken bile harekete ilham vermeye devam ettiği) zamanlar,  dünya liderleri ondan nefret ediyordu. Mandela’yı işte bu özelliği ile anmalıyız.

Göçmen işçiler ve ırkçı kanunlar
Genç Mandela’nın Güney Afrika’sı sömürgeci kapitalizm tarafından iliğine kadar sömürülmüştü. Kurumsallaşmış ırkçılık ile büyük çoğunluğu boyunduruk altına alan, gittikçe yoksullaştıran sistemin vahşice bir araya gelmesi onun militanlaşmasına neden oldu. En çok etkilendiği siyasi kişiliklerden biri de Marx oldu. Siyasi hayatı boyuncu Güney Afrika Komünist Partisi’ni destekledi.

Transvaal bölgesinin kuzeyinde yer alan Witwatersrand bölgesinde 1886 yılında altın bulunması Güney Afrika’nın kısa süre içinde dünyanın en büyük altın üreticilerinden biri haline gelmesine neden oldu. Güney Afrika’da altın çoktu fakat çıkarması güçtü. Yeraltı kaynaklarını kontrol altında tutan İngiliz patronlarının kârı büyük oranda siyahîlerin ucuz işgücü olarak çalıştırılmasına dayanıyordu. Kârlarını güvence altına almak isteyen İngiliz sömürge şirketleri sonradan “ırk ayrımı” (Apartheid) olarak adlandırılacak olan uygulamayı yürürlüğe koydu.

Afrikalı köylülerin toprakları ellerinden alındı, kaynakların gittikçe azaldığı bölgelere gitmeye mahkûm kılındılar. Hayatta kalabilmek ve vergilerini ödeyebilmek için işgüçlerini maden patronlarına satmak zorunda kaldılar. Kısa dönemli işgücü ve göçmen işçiler olarak istihdam edildiler. Sözleşmelerinin süreci dolduğunda bile yeraltı kaynaklarını çıkarmak için çalışmaya devam etmek zorunda kaldılar. Siyahîler, kendi ülkelerinde “beyazların” bölgelerine girme izinleri olduğuna dair belgeler taşımaya zorlandılar.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Güney Afrika ekonomisi geliştiğinde ve üretim arttığında, “ırk ayrımı” ve sınıfsal baskı aygıtları kurumsallaştı. Nüfusun dörtte üçünü oluşturan Siyahî Afrikalılar (“Bantustan” adını alarak) toprakların %13’üne hapsedildi. Pek çok göçmen, özellikle de madenlerde çalışanlar, kadın-erkek olarak ayrılan büyük binalarda barınmak durumundaydı. Geri kalanlar sanayi bölgelerinin çevresinde kurulan ve gittikçe genişleyen gecekondu mahallelerinde yaşıyordu. Herkes polislerin rutin tacizine maruz kalıyordu. Yüz binlerce kişi “geçiş izni” nedeniyle hapsedildi ve Bantustan bölgelerine sürgün edildi.

Beyaz Güney Afrikalılar – İngiliz ve (sonradan “Afrikaner” diye anılacak) Danimarkalı yerleşimcilerin torunları – büyük işletmelerin tamamını elinde tutuyordu, devlet onların kontrolü altındaydı ve meslek/eğitim gerektiren işlerin büyük kısmını onlar yürütüyordu. Beyazlar Afrikalıların yaklaşık on ile yirmi katı kadar fazla ücret alıyordu. Sadece beyazlar (ki nüfusun %15’i) oy kullanabiliyordu.
Fakat Güney Afrika kapitalizminin kârını borçlu olduğu siyahî işçi sınıfı gittikçe güçlendi. 1950’lerden itibaren ülke genelinde bir dizi kitlesel direniş açığa çıktı. Siyahîler her defasında devletin öldürücü baskısına maruz kaldı.

Kitlesel direniş
ANC (Afrika Ulusal Konseyi), “Umkhonto we Sizwe” (Halkın Mızrağı) adını verdiği silahlı kanadını 1961 yılında oluşturdu. Bu yapının önderi Mandela idi. Ancak örgüt ırkçı yönetim karşısında pek etkili olamadı ve yenildi. Mandela, ANC önderlerinin birçoğu gibi, tutuklandı ve yargılamanın ardından hayat boyu hapis cezasına çarptırıldı.

1970’li yıllarda yeni bir isyan dalgası açığa çıktı. Grevle başlayan direniş sonucunda 1973 yılında yeni bir sendika kuruldu. Bunun ardından 1976’da Soweto’da öğrencilerin de katıldığı bir halk ayaklanması başladı ve Afrika’nın diğer bölgelerine yayıldı.

Yeni hareket, inanılmaz boyutlara ulaşan devlet şiddeti sonucunda zayıfladı. Yüzlerce insan öldürüldü. Fakat bu sefer Siyahîlerin isyanı ortadan kaldırılamadı. İsyan ateşi on yıl içerisinde yeniden yandı. Boykotlar ve halk ayaklanması tahmin edilemez boyutlara ulaştı. İngilizce konuşan kapitalist sınıfın çoğunluğu ile Afrikalı azınlığın bir kısmı devleti sömürgeleştirmelerinin Güney Afrika kapitalizmini güvence altına almak için yeterli olmayacağını, siyahîlerin isyanı karşısında kimi ödünler verilmesi gerektiğini kabullendi.

ANC, siyasi altyapısını 1980’lerdeki kitlesel mücadelelerde yeniden yapılandırdı. Hapisteki Mandela bu dönemde hem Güney Afrika’da hem de tüm dünyada ırkçılık karşısında yükselen hareketin sembolü haline geldi. Mandela, tutukluluğunun on sekiz yılını Robben Adasındaki 2,4-2,1 metre ebatlarındaki nemli beton hücrede geçirdi. Hücredeki tek eşya üzerinde uyuduğu samandan yapılma yataktı. Mahkûmlar günlerini kayaları parçalayarak geçiriyordu. (Güneşin yakıcı ışığı Mandela’nın gözlerini bozdu.) Irkçı gardiyanların saldırısına uğramak mahkûmlar için artık olağan hale gelmişti. En ağır koşullarda kalan mahkûmlardan biri olan Mandela’nın sadece altı ayda bir ziyaret ve mektup hakkı vardı.

Mandela, fedakârlığı ve metanetiyle 1970’lerin ve 1980’lerin mücadelesinde “suyun hükümdarı” olarak efsanevi bir yer edindi. 1980’li yılların sonuna doğru tabanın yöneticilere uyguladığı yoğun baskı sonucu iktidardakiler Mandela ve ANC ile görüşmeye mecbur kaldı. “Ilımlı” siyahî liderlerle müzakere etme çabaları, yerellerdeki militanların beyaz azınlığın çıkarlarına hizmet eden meclisleri bombalaması üzerine yerle bir oldu. Bunun üzerine Güney Afrika kapitalizminin istikrarı için siyahîlerin iktidara gelmesinin şart olduğunu düşünülmeye başlandı.

Irk ve sınıf
ANC, Güney Afrika’daki mücadelenin iki aşamadan geçmesi gerektiğine inandı. Öncelikle; ırkçılığın herkese oy hakkı tanınması ve temsili demokrasi kanalıyla çözülebileceğini söylediler. İkinci aşama olarak, bir süre sonra kapitalizmin yerinin sosyalizme, demokrasiye ve eşitliğe dayalı bir sisteme bırakacağını ifade ettiler.

Yani ANC, beyaz azınlık ile masaya oturmaya hazırdı. Bu uzun ve engebeli bir yol olacaktı. Fakat 1990 yılında Nelson Mandela’nın tahliye edilmesi, ardından 1994’te Güney Afrika’nın ilk siyahî başkanı seçilmesiyle bu yönteme olan inanç arttı.

Irkçılığa karşı yürütülen mücadele ile kapitalizme karşı yürütülecek olanı birbirinden ayırmak Güney Afrikalıların büyük çoğunluğunun felaketi oldu. Irkçılık her zaman için sınıfsal sömürüye dayanır. Güney Afrika’daki ırkçılık, öncelikle beyaz maden patronlarını ardından diğer kapitalistleri zengin etmek siyahî işçilerin düşük ücretlerle çalıştırılmasıyla başladı. Siyahî Güney Afrikalıların Bantustan adı verilen yerlerde veya maden şirketleri çevresindeki birimlerde yaşayacağına karar verenler ırkçılardı. Ancak bu yöntemin izlenme nedeni kapitalizmdi. Kapitalizm, Güney Afrika’daki çoğunluğu yoksullaştırırken, sefalete sürüklerken azınlığı zenginleştirdi.

Afrika Ulusal Konseyi, 1912 yılında sistem içi reformu öngören bir kampanya ile kurulmuştu. Mandela gibi genç militanlar 1950’li yıllarda yapıyı devralarak kitlesel protestolar örgütlemeye başladılar. Polis, 31 Mart 1960’ta (beyazların yaşadığı bölgelere) “geçiş iznini” protesto eden siyahî protestoculara ateş açtığında 69 kişi hayatını kaybetti. ANC, özgürlük hareketinin gerilla savaşı taktiğini benimsemesi gerektiği sonucuna vardığında Mandela hareketin önder kadrosundaydı.

Mandela, daha güzel bir dünya için mücadele eden herkese ilham veriyor. Fakat onun katkıda bulunduğu mücadelenin başarıları yapılabileceklerin yanında az kalıyor. Irkçılığa karşı verilen mücadeleden en fazla kârlı çıkanlar siyahî kapitalistler, siyasetçiler, işletmeciler ve meslek sahipleri oldu. Onlar, tıpkı beyaz meslektaşları ve bu sınıfa mensup olan dünyanın geri kalanı gibi, neoliberalizmin, özelleştirmelerin ve kamusal hizmetlerden-refahtan yapılacak kesintilerin destekleyicisi oldular. ANC bile patronların politikacılarının ve bunların müttefiki kapitalistlerin yozlaşmış siyasetinin bir parçası olmak durumunda kaldı.

ANC’nin zamanında kurulmasına öncülük ettiği sendikalar da bu çürümüş sistemin parçası oldu. Bu da Güney Afrika siyasetinin bugünkü gidişatını belirlemede belirleyici oldu. Siyahî madenciler sınıf mücadelesiyle, militan eylemler örgütleyerek patronlara karşı direnmek istediklerinde yeni bir sendikal birlik arayışına girdi.

16 Ağustos 2012’de Güney Afrika polisi Marikana’da direnen 34 madenciyi öldürdü. “Irk ayrımı” (Apartheid) döneminden beri gerçekleştirilen en büyük katliam bu oldu. Bu katliam elbette ülke tarihine dönüm noktası olarak geçecek. Katliam aynı zamanda Güney Afrika’nın siyahî çoğunluğunun demokrasi, eşitlik ve barış için verilen mücadele alması gereken yolu da gösteriyor. “Irk ayrımı” (Apartheid) döneminden beri bu yolda çok fazla insan hayatını kaybetti.

Mandela’nın, yöneticilerimizin nefret ettiği, mirasına sahip çıkmalıyız. Mandela, ırkçılığa karşı direndiği için hüküm giyen; cesur, itaat etmeyen, yalnız bir siyasi mahkûmdu. Aynı zamanda ırkçılığa karşı yürütülen mücadele nihayetinde Güney Afrika kapitalizmine hizmet ettiği ve yöneticilerimiz Mandela’yı “rahmetle” andığı için hayıflanmalıyız.

Kaynak: http://www.counterfire.org/
Çeviri: Feride Tekeli


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome