Oğuzhan Müftüoğlu: Toplumda sanıldığından daha büyük bir tepki var

12 Aralık 2016 Pazartesi 11:04:22
Oğuzhan Müftüoğlu: Toplumda sanıldığından daha büyük bir tepki var

Ece Zeraycan - BirGün

Türkiye’de yine çok sıcak bir gündem yaşanıyor. Bir taraftan başkanlık sistemini içeren anayasa değişikliği teklifi Meclis’e sunulurken, diğer yandan da kanlı saldırılar ülkedeki şiddet iklimini körüklemeye devam ediyor. Yaşananları, Türkiye devrimci hareketinin önde gelen isimlerinden, BirGün yazarı Oğuzhan Müftüoğlu ile konuştuk…

»2011 yılındaki bir söyleşide CIA’in eski Türkiye masası şefi Fuller’in sözüne atıfta bulunarak ‘Yeni Türkiye, Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne dönüşmüş durumda’ demiştiniz. Bugün nasıl tanımlarsınız?
O dönemde AKP yöneticileri ‘Yeni Türkiye’ lafını ağızlarından düşürmüyordu. Fuller’in ABD’nin BOP çerçevesinde geliştirdiği ‘Ilımlı İslam’ projesini anlattığı kitabının adı da ‘Yeni Türkiye Cumhuriyeti’ idi. Bu CIA görevlisinin adının da karıştığı 15 darbe girişiminden sonra artık ‘Yeni Türkiye’ lafını ağızlarına fazla almaz oldular. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçenlerde yaptığı bir konuşmasında bu kavramı Atatürk’ün 1923 yılında yaptığı bir konuşmasından aldıklarını ima eden bir şeyler de söylediğinde kimse itiraz etmedi, fazla gülen de olmadı. Bu günlerde ‘Yeni Türkiye’ projesinin isim babasının darbeci çıkması yüzünden biraz şaşkın da olsalar ülkenin durumunda, özünde değişen fazla bir şey yok, Ilımlı İslam Cumhuriyeti yolunda iki ileri bir geri yola devam ediyorlar.

Bunlar adaletsizliği kitabına uyduruyorlar
»Peki Erdoğan’ın ‘Başkanlık’ ısrarı ülkeyi nereye taşır?

Şimdi gelinen noktada bu meseleyi MHP ve AKP yöneticileri şöyle anlatıyorlar. Mevcut durumda Cumhurbaşkanı’nın (CB) fiili durumu Anayasaya aykırıymış. Yani CB anayasa suçu işlemekteymiş. Bu durumu düzeltmek için Anayasa’yı değiştirerek Cumhurbaşkanı’nı “Anayasa suçu işler durumdan kurtaracaklar”mış! Bahçeli aynen böyle söylüyor, Başbakan da aynen katılıyor. Madem adama gücümüz yetmiyor, onun dediği olsun, biz de keyfimize bakalım gibi bir durum…

Başkanlık dayatmasının ülkeye ne getireceği aslında bu günden belli. Demirel’in “Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır” diye bir lafı vardı, bunların da ne yapacaklarını şimdiye kadar yaptıklarına bakarak anlayabiliriz. Hukuksuzluk, keyfilik, adaletsizlik kitabına uygun şekilde devam edecek, hırsızlıklar, yolsuzluklar daha rahat sürdürülecek, daha çok rant, daha çok HES. Gene bilmem hangi tarikat yurdunda gencecik çocuklarımız ya tecavüze uğrayacak ya bir karanlık gece yarısı yanıp ölecek, gene seçme sınavlarında aynı menzile yürüyenler kazandırılırken, işsiz veya okulsuz, sokaklarda bırakılan gençlerin gasp edilen hayatlarının hesabını kimse vermeyecek… Gene bir başka ülkenin başındaki diktatörü devirmek için cihatçılar örgütlenecek, savaşa sürüklenilecek…

Nereden bakarsanız bakın, bunların ülkeyi hayırlı bir yere taşımayacağı ortada. Görünen o ki bağnazlıkları, hırsları ve açgözlülükleriyle ülkemizi büyük bir felakete sürüklüyorlar.

»Belki asıl sorun bütün ilerici, demokratik dinamikleriyle bu ülkenin onları nereye kadar taşıyabileceği… Muhalefet ülkede yaşananları doğru okuyabiliyor mu?
Muhalefet derken adıyla söylemek belki daha iyi. MHP’nin misyonu zaten ortada, muhalefet değil. AKP dün Cemaat’le yaptığı işbirliğini bugün Bahçeli’yle yürütüyor.

CHP’nin sorunu ise sanırım gelişmeleri doğru okuyup okuyamama meselesi değil. Çünkü her şey ortada. Sorun daha çok siyaset anlayışıyla ilgili.

CHP’nin merkez yönetimi daha çok var olan sistemi, devleti korumaya dayanan bir siyaset yürütüyor. Oysa Cemaat’ten AKP’ye kadar yaşadığımız bütün olumsuzluklarda devlet politikalarının birinci dereceden rolü var. “Başkanlık gelirse ülke bölünür, demokrasi-parlamenter sistem ortadan kalkar diyorlar”, sanki ortada parlamenter sistem, demokrasi varmış, ülke paramparça olmamış gibi…

Bugünkü mevcut sisteme ve 14 yıldır AKP tarafından yürütülen politikalara karşı radikal bir muhalefet yürütmeyen; bu politikaların sonuçlarını, bu din bezirgânlığının ülkeyi getirdiği durumun hesabını sormayan, darbe sürecinde yaşanan rezilliklerdeki iktidarın rolünü ve sorumluluklarını işaret etmeyen bir muhalefet hareketinin başarılı olmasının mümkün olmadığını, CHP yönetiminin sorununun da burdan kaynaklandığını düşünüyorum.

Halk muhalefeti yeterince örgütlü değil
»Laikliğin ve anayasanın yok sayıldığı, devlet kurumlarının tarikatlarca ele geçirildiği, ülkenin dini referanslarla yönetildiği bu günlere nasıl geldik?
Bu günlere nasıl geldiğimiz konusunda neredeyse yazılıp söylenmedik hiçbir şey kalmadı. Şimdi bu konuda karşı tarafın yaptıklarından, emperyalist projelerden, darbelerden, Cemaat’ten uzun uzun söz etmenin artık fazla bir manası yok. Ülkemizde ve dünyada yaşanan karşı devrimci dalganın, gericiliğin peşine takılan sözde liberal aydınların ihaneti de ülkenin dini referanslarla yönetildiği bu günlere gelmesinde önemli bir rol oynadı. ‘Askeri vesayeti, darbeciliği tasfiye’ adına ‘yetmez ama evet’ diye diye, iktidarın bütün gerici uygulamalarını destekleyenler; Zaman ve Taraf gibi gerici yayın organlarında bu ülkenin yüz akı devrimcilerine utanmazca saldırdılar. AKP politikalarına, emperyalizme liberal gericiliğe karşı çıkarak büyük ve onurlu bir mücadele veren devrimci, demokrat insanlara, örgütlere, yayın organlarına ‘darbeci-milliyetçi’ diye saldırıp iftiralar atmayı marifet sandılar. Bunlar arasında içimizden de çıkanlar oldu. Beş paralık çıkar uğruna, arkadaşlarına, kendi geçmişlerine ihanet ettiler.

Şimdi bunları da buraya bir kere daha not etmiş olalım. Çünkü şimdi her şey bütün çıplaklığıyla ortaya çıktıktan sonra bir kısmı aldatıldıklarını söylüyor, bir kısmı hiç bir şey olmamış gibi hepsi rejimin borazanı kesilen ekranlarda utanmadan ahkâm kesmeye devam ediyor, bazıları da birlikte ‘demokrasi cephesi’ kuralım diye ortaya çıkabiliyor.

»Parlamento ve hukukun iktidar eliyle işlevsiz kılındığı bu ortamda muhalefetin manevra alanı kaldı mı? Neler yapılabilir?
Parlamentoda yer alan partilerin tutumları ve meclis aritmetiği göz önüne alındığında, oradan olumlu bir gelişme beklemek mümkün değil. Bu durumda parlamento dışı muhalefete büyük bir görev düşüyor. Ülkede yaşanan gelişmelere karşı aslında sanıldığından daha büyük bir tepki ve muhalefet var. Herkes iktidarın yüzde ellisinden söz ediyor, öbür yüzde elli yok sayılıyor, ki bu oranlar da aslında gerçeği yansıtmıyor. Ama halk muhalefeti yeterince örgütlü ve aktif durumda değil.

»Gidişattan son derece mutsuz olduğu halde yaşananlara tepkisiz kalan sessiz bir çoğunluk var ülkede. Herkesin ‘kendi içinde tutarlı’ kendince bir nedeni var bu suskunluğa ilişkin… ‘Örgütlü bir halk’ yeni dünya düzeninde hayal mi?
Hayır, hayal değil. Bu ülkede ve çevremizde provokasyonlar, canlı bombalar ve katliamların hayatı cehenneme çevirdiği, hemen güneyimizde ve kısmen de içimizde sonuçlarını gördüğümüz etnik, dinsel ve mezhepsel savaşların sürdüğü bir ortamda örgütsüz bir halkın tepkisiz kalması bence çok doğal. Ancak bu kalıcı bir durum değil. Koşullar oluştuğunda nasıl olacağını (2013 Haziranı’nda, Cerattepe’de… olduğu gibi) herkes görecek.

‘Kendisi için örgüt’ anlayışı aşılmalı
»Haziran Hareketi bu anlamda umudu diri tutuyor. Mücadeleyi nasıl gözlemliyorsunuz, sizce solun geleneksel hatalarından sıyrılabiliyorlar mı?

Ülkede ve bölgede yaşanan her şey Haziran Hareketi’nin temelini oluşturan fikrin ne kadar doğru ve gerekli olduğunu kanıtlıyor. Bu fikir geniş kitlelere henüz tam olarak anlatılabilmiş değil, hatta bazı sol gruplar tarafından bile sosyalistlerin yukarıdan – temsili birliği olarak anlaşılabiliyor. Oysa, senin de söylediğin gibi, bugün ülkede yaşanan gelişmelerden rahatsız olan çok geniş bir kitle var. Sol gruplar bugünkü halleriyle bunun çok çok az bir kesimini kavrayabiliyor.

Evet, sol geleneksel hatalarından hala sıyrılabilmiş değil ve bu durum ülkenin içinde bulunduğu bu olağanüstü koşullar altında mücadeleyi olumsuz olarak etkiliyor. Sol içinde benim sıkça değindiğim ve ‘kendisi için örgüt’ diye tanımladığım bir yanlış örgüt anlayışı var, bu aşılamıyor. Mücadelenin bir aracı olan örgütler amaç haline gelerek fetişleşiyor. Emekçi halkın, devrimci mücadelenin gerekleri değil, kendi gurubunun çıkarını öne alan tavırlar gelişiyor. Örneğin geçenlerde Haziran Hareketi, diktatörlüğe karşı bir miting düzenledi ve bütün muhalif guruplara da çağrı yaptı. Sonuçta yapılan mitinge Haziran Hareketi’nin kendisi binlerce katılımcısıyla birlikte kendi flamaları ve Haziran bayraklarıyla değil, ortak pankartlarla katılırken, bazı gruplar kendi bayraklarını öne çıkararak göstermeye çalışan bir tavır içinde oldular. Ancak bu tür anlayışların mücadeleye olduğu kadar kendilerine de bir faydasının olmadığının anlaşıldığı zaman geleceğe daha umutla bakabileceğiz.

»Söyleşi boyunca ülkede yaşanan pek çok sıkıntı üzerine konuştuk. Sizce bu ateş çemberinden nasıl çıkabiliriz?
Şimdi işin doğrusunu söylemek gerekirse zor günlerden geçiyoruz. Sadece ülkemizde değil, bütün bölgede ve dünyada adeta bir yeni barbarlık çağı yaşanıyor. Bu koşullarda direnmek ve mücadele etmekten başka bir çıkış yolu yok. Koşullar ne kadar çok olumsuz gibi görünse de ben asla umutsuz değilim. Bunu sadece bir moralite unsuru olarak söylemiyorum. Öyle dış dinamikler şu bu falan değil, onların zaten öyle bir derdi yok, ben bu ülkenin (büyük çoğunluğunu oluşturan öteki yüzde elliden oluşan) gerçek dinamiklerinin bize dayatılmak istenen hayatı asla kabul etmeyeceğine inanıyorum. Bir de, belki size biraz iyimserlik gibi gelebilir, ama ben, eğer bu halkın ve tarihin biraz vicdanı varsa, bu kadar haksızlık ve adaletsizliğin, bu kadar zalimliğin, bu kadar kötülüğün eninde sonunda kaybetmeye mahkûm olduğuna inanıyorum.
Elbette bu kendiliğinden olmaz. Ancak mücadele edersek kazanabiliriz. Bunun için, kazanmak için ve kazanacağımıza inanarak direnmekten başka bir çıkış yok. Akılla, inanarak ve birlikte direneceğiz.
Direnmenin kazanmak demek olduğunu bilerek.

***
70’lerle bugünün farkı…
»İnsanın aklına 70’li yıllardaki mücadele geliyor… Sizleri yılmadan yıllarca bir arada tutan tutkal neydi?
Bizim ideallerimiz kadar birlikte mücadele ederken hayatlarını veren arkadaşlarımıza da bağlılığımız vardı. Bugünün farkı küreselleşmeyle birlikte gelen ve bütünselliğin yerine parçalılığı, topluluğun yerine bireyi, aklın yerine akıl dışılığı kutsayan postmodern – liberal fikir akımlarının sol içindeki etkilerinin henüz aşılamamış olması.
 


Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome