Siyasi nefretin merkezinde kadın ol(a)mamak – Sezgi Alçiçek

25 Şubat 2015 Çarşamba 15:48:49

Kaç çocuk yapacağımıza, nerde nasıl güleceğimize, neyi ne uzunlukta giyeceğimize, okuyup okumayacağımıza,çocukları nasıl doğuracağımıza, nerde ve kimle kalacağımıza, sevgilimizle olan temasımızın öpüşmeli mi yoksa öpüşmesiz mi olacağına, kendimize kadın mı yoksa kız mı dememiz gerektiğine, hamile kadının sokakta gezip gezemeyeceğine… Vazgeçtim sayamıyorum be, çok fazla. “Siyasilerin ağızlarından çıkan her söylemin bazılarına yasa gibi geldiği bir ülkede, söylenen her şey hakkında durup bir değil, birkaç kez daha düşünülmesi gerekirken nasıl oluyor da bu insanlar bu denli dikkatsiz bir şekilde nefret söylemlerine girişiyorlar?” diye sorarsak eğer, cevap: “dikkatsizlikten değil be güzel kardeşim; cahil cesaretinden, ç.kü var diye kendini kanun saymaktan o!” diye verilebilir.

“Ben kalkıyorum kadının Allah’ın erkeklere bir emaneti olduğunu söylüyorum. Bu feministler filan var ya. ‘Ne demek diyor kadın emanetmiş, bu hakarettir’ diyor. Ya senin bizim dinimizle medeniyetimizle ilgin yok ki. Biz sevgililer sevgilisinin hitabına bakıyoruz. ‘Allah’ın bir emanetidir. O emanete sahip çıkın’ diyor. Ve onu incitmeyin” diye ifade edilen cümledeki “o” öznesine karşı işlenen binlerce, milyonlarca suçtan yüzde bilmem kaçını bu hoşgörülü dindar insanların oluşturduğu medeni ülkemizde, Sosyolog Dicle Koğacıoğlu, kadın cinayetlerini araştırırken “çok acı var, artık dayanamıyorum” diyerek kendini boğazdan atmıştı. Aman efendim kalsın! Dini de, medeniyeti de zat-ı muhtereme kalsın!

Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Cinsiyet Eşitliği Raporu’na göre; Ayşenur İslam’ın “Türkiye’dekini sağır sultan duydu” diye yorumladığı kadın cinayetlerinin işlendiği ülkemiz, son on yılda 20 basamak gerileyerek, kadın-erkek eşitsizliğinde 142 ülke arasından 125. sıraya düştü. Rapora göre, Türkiye’de erkekler, 2002-2015 yılları arasında 5406 kadın cinayeti işledi.

“Anneler, annelik kariyeri dışında bir başka kariyeri merkeze almamalılar” buyruğu, kadın istihdamının işsizliği arttırdığı savunması, bir bakanın iş isteyen kadına “Evdeki işler yetmiyor mu?” şeklindeki yanıtı, “Türk kadını evinin süsüdür” şeklindeki bir yorumdan sonra Türkiye’nin, kadınların ekonomik aktiviteye katılımı açısından 142 ülke arasından 135’inci olması pek de şaşırtıcı değil. (Dünya Ekonomik Forumu, Cinsiyet Eşitsizliği Raporu) Bu mentaliteye sahip bireyler tarafından yönetilen bu ülkede, devlette görev yapan yalnızca bir müsteşar, üç müsteşar yardımcısı ve bir vali kadındır. Devlet Personel Başkanlığı’nın verilerine göre ise; bürokraside üst düzey yöneticilerin yalnızca yüzde 9,2’si kadındır.

Kadının ekonomik hayata katılamaması demek, erkeğin eline bakması demektir. Kadın ne ekonomik ne de sosyal açıdan kendini gerçekleştiremediği için başı ezilen taraf olarak ikincilliğini sineye çekip sosyal anlamda da yetersizlik ve kendine güvensizlik çekmektedir. Bunun sonucu olarak da, kapasitesinin farkına varamayıp domestik çerçeveye sıkışıp kalmış bir halde heba olup gitmektedir. Ya da kendisini gücün maddi varlığı olarak gören, erk olduğunu sandığı için her hakka sahip olduğunu düşünen bir erkek tarafından öldürülmektedir.

Kadının ekonomik, sosyal ve siyasi alanda daha geride kalmasının sebeplerini yalnızca geleneksel kodlarda aramayıp biraz da siyasete ve kadına yönelik politikalara ve söylemlere bakılması gerekir. 24 Kasım 2014 günü, Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi‘nde Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü‘nden bir gün önce “Kadın kadına eşitlik doğru olandır. Erkek erkeğe eşitlik doğru olandır. Eşitlik, mağdur olanın mağdur eden seviyesine çıkarılmasıdır. Eşitlikten ziyade eşdeğer olabilmektir önemli olan. Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsin çünkü bu fıtrata terstir” diyerek sarfedilmiş beylik cümleleri “eşitlik” ve “eşdeğerlik” kavramları üzerine bir algı oynaması yapmıştı. İnsanların dille düşündüğünü hatırlarsak, “eşitlik” kavramının yerini başka bir kavrama bırakması gerçekten de algının değişmesi demektir. Zira elma ile armutun değeri eş olabilir; her ikisi de elli kuruş olabilir. Fakat bu, hiçbir zaman elma ile armutun “eşit” olduğu veya ikisinin de yararının aynı olduğu anlamına gelmeyecektir. Yani, kadın ve erkeğin eş değer olması demek, onların toplum içerisinde aynı işi yapan ya da hayatlarını birbirlerinden hiçbir farkları olmadan yaşayan bireyler oldukları demek değildir.

Kadına yönelik devlet poltikalarının onu eve tıkamak yönünde olduğu bir ülkede hiçbir zaman kadın ve erkeğin eşitliğinden bahsedilemez zaten. İnsanın kendini tanıması ve gerçekleştirmesi açısından büyük bir öneme sahip olan eğitim, kadın ve erkeğe eşit oranda sağlanmadığı sürece kadın her zaman geri planda kalmaya mahkum olacaktır. Mühendislik, tıp, hukuk gibi alanlar erkekler tarafından domine edilip; okul öncesi öğretmenliği, sekreterlik, hemşirelik gibi geri planda kalan ve “anneliğe” daha yakın olan mesleklerin kadınlara kaldığı bir sistemde, bilgiye erişim hakkı hiçbir zaman eşit olmamıştır, olamaz.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de, okuma yazma bilmeyen her beş kişiden dördü kadın. Okuma yazma bilmeyen kadın sayısı ise 2 milyon 205 bin 315. Bu veriler ışığında kim kadınların eğitim hakkının erkeklerinki ile eşit olduğunu iddia edebilir?

Kadına şiddet, tecavüz ve kadın cinayetlerinin insanlık suçu olduğunu unutan da bir yargı eklendiği zaman tüm bu saydıklarıma, sonuç kaçınılmaz oluyor: tecavüz edilmiş, orda burda sürüklenmiş, dayak yemiş, insanlıktan çıkarılmış, bilmem kaç kez bıçaklanmış, ya da Özgecan gibi canice yakılmış kadınlar. Gelin şimdi de verilen “iyi hal” indirimlerini bir hatırlayalım;

♦ Kadın programında “Babam bana tecavüz etti” diyen kızını öldüren baba, “Babasını kamuoyuna mahçup etti” diye indirim aldı.
♦ Eşini öldüren koca, “Kot giyiyordu, piercingi vardı, çantasında doğum kontrol hapı buldum” indirimi aldı.
♦ Tanımadığı birine saat soran eşini onlarca bıçak darbesiyle öldüren koca “Cilve yaptı” indirimi aldı.
♦ Kadına tecavüz edip hamile bırakan adam, “Zaten bakire değildi” indirimi aldı.
♦ Ormanda saldırıp, kadını döve döve soyan, ancak astım krizi geçirdiği için bayılıp yakalanan adam “İsteseydim yapabilirdim” indirimi aldı.
♦ Üvey kızına saldıran adam, “Kızın ruh sağlığı bozulmamış” raporuyla indirim aldı.
♦ Tecavüzü kameraya kaydeden erkek, “Eski sevgilisi” olduğu için indirim aldı.
♦ Tecavüzcü erkek “Kadın tecavüzde bağırmadığı için rıza göstermiş sayılır” indirimi aldı.
♦ Tecavüz ederken suç üstü yakalanan erkek, henüz tecavüz gerçekleşmediği için “Yarım kaldı” indirimi aldı” (Onedio.com’da Merve Ç., Tecavüzün Bir İnsanlık Suçu Olduğunu Unutan Türkiye)

Türkiye’de kadının suçu olan tecavüz, “tilki kuyruk sallamaza” diye başlayan über zekice gerekçelerle erkeğin hakkı olarak görülmektedir. Türkiye’deki feministlerin mücadeleleriyle kaldırılan; kadının tecavüzcüsüne kadına ömrü boyunca tecavüz etme hakkını vererek onunla evlenirse, suçlunun cezasının iptali gibi insanın insanca yaşama hakkını değil de namusu öne çıkaran yasalardan sonra görüyoruz ki aslında Türkiye bu konuda çok da bir yol katetmemiş.

Kürtaj konusunda kadının kendi bedeni hakkındaki söz sahibi olma durumunu kadının elinden alıp devlete veren zihniyet, kürtajı bir cinayet olarak görüp, bir tecavüz sonrası bile olmuş olabilecek bir hamileliğin devam ettirilmesinin kadının üzerindeki ağır psikolojik yükünü es geçmiştir. Kürtaj tartışmaları üzerine sarf edilen, “Benim bedenim benim kararım diyenler feministtir” , “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar”, “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın” ve “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün” sözlerini hatırlamayan yoktur sanıyorum. Kadının erkeğin zevkine hedef, erkek kadar insan olma mertebesine yükselememiş bir varlık olarak görüldüğünün bir kanıtıdır bu sözler.

Kadını erkeğin altında tutup değersizleştiren, erkeği üst insan mertebesine çıkarıp kadını onun için yaratılmış ikincil bir eşya statüsüne indirgeyen bu zihniye sesimizi bağırarak, mücadele ederek, yazarak, çizerek, okuyarak duyurup zaten hakkımız olanı talep etmek yerine bedenimize, zekamıza ve omuz omuza verip her gün daha da güçlendirdiğimiz dayanışmamıza sahip çıkalım ve devletin bizim üzerimizden döndürdüğü politikasını beslemekten kaçınalım.

SUSMA HAYKIR, KADINLAR VARDIR!

Yararlı Linkler:

http://www.5harfliler.com/kadinlara-yonelik-siddetin-azaltilamayisi-2/
http://www.bianet.org/kadin/bianet/133354-bianet-siddet-taciz-tecavuz-cetelesi-tutuyor
http://www.bianet.org/kadin/kadin/101158-siddete-ugrarsaniz-arayin
http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/
http://www.5harfliler.com/turk-medyasi-kokuyor/

* Redaksiyon Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Atölyesi blogo, patlicankizartmasi.wordpress.com adresinden alınmıştır.


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için info@muhalefet.org

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome