Taraftar Hakları Derneği: Çözüm; daha fazla özgürlük ve demokrasidir!

26 Eylül 2013 Perşembe 16:18:35

Beşiktaş-Galatasarayı arasında oynanan maçta yaşanan olaylar nedeniyle tribünler ve sporda şiddet meselesi yine ülke gündeminde baş sıralara otururken, Taraftar Hakları Derneği yaşananlara ilişkin İzmir’de bir basın toplantısı düzenledi.


MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Dernek Başkanı Devrim Cem Erturan, “Ülkemizi saran Gezi direnişi ve dayanışma eylemliliklerinden bu yana başta Beşiktaş çArşı grubu olmak üzere, taraftarları ve taraftar gruplarını hedef alan söylemlerin bizzat siyasal iktidarın yetkili kişileri ve kurumları tarafından dillendirilmiş olması nedeniyle Pazar günü Atatürk Olimpiyat Stadı’nda sergilenen müsamere bizleri şaşırtmamıştır. Daha maça giriş noktalarında başlayan ve maçın sonlarına doğru taraftarların bir kısmının sahaya girmesiyle devam eden ‘tuhaflıklar’ zinciri, bir takım tertipleri işaret etmektedir” diye konuştu.



Yaşanan olayların ardından, yetkili ağızlar ve onların medyadaki yüzleri tarafından 6222 sayılı yasadaki cezaların ‘caydırıcı olmadığı’ tezi üzerinden taraftarlara hapis cezasının getirilmesinin istendiğini söyleyen Erturan, “TBMM’nin açılmasıyla beraber 6222 sayılı yasada ‘gerekli’ değişikliklere gidileceği bizzat Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç tarafından söyleniyor. Anlaşılan, tribünlerimizin baskı ve yasaklarla adeta birer açık cezaevine dönüştürüldüğü yetmiyormuş gibi bu sefer de bizlere ‘hapis sopası’ gösteriliyor” dedi.
Erturan, 6222 sayılı yasa dâhil olmak üzere bu kapsamdaki her bir yasanın ve düzenlemelerin öncekinden daha ağır cezai yaptırımlar içermesine rağmen sporda şiddeti azaltmadığını, aksine gün geçtikçe de şiddetin dozunun artarak yaygınlaştığını vurgulayarak, “3 Temmuz Şike Davası sürecinde siyasal iktidar tarafından 6222 sayılı yasadaki şikecilere yönelik yaptırımların ‘hafifletilmesi’ yönünde düzenlemeye gidilirken, söz konusu taraftar olunca anılan yasadaki yaptırımların ‘ağırlaştırılması’ yönünde düzenlemeye gidileceğinin söylenmesi ibret vericidir” ifadelerini kullandı.



Erturan, açıklamasını şu şekilde sürdürdü:
“Bir zamanlar maçlarda rakip takım taraftarları yan yana otururken, -ki hâlâ birçok ülkede bu uygulama devam etmektedir- önce tribünleri böldüler. Olmadı, deplasman taraftarına kontenjan uygulaması getirdiler. O da olmadı, deplasman yasağı koydular… Peki sonucu ne oldu?

Geçen sezonun son haftasında Burak Yılmaz kardeşimiz, iki sezondur deplasman yasağının uygulandığı bir dönemde, hem de stat dışında bir bölgede hayatını kaybetti. Ve son Beşiktaş-Galatasaray maçında yine deplasman yasağı uygulaması varken yaşandı olaylar.

Hal böyleyken, ülke yöneticileri ve futbolun karar vericileri kafalarını kuma gömmekten artık vazgeçmelidirler. Çünkü tribünlerdeki şiddet, toplumsal yaşamda her alanda hemen her gün karşımıza dikilen sözlü ve fiziki şiddetin sadece haftada bir ortaya çıkan bölümüdür.

Aile içinde tanışılan, sokakta, okulda ve işyerinde maruz kalınmaya ya da görülmeye devam edilen sözlü ve fiziki şiddetin kuşattığı bir toplumda yaşıyoruz hepimiz. Kadına yönelik şiddetin, çocuk ölümlerinin alışılageldik günlük haberler haline geldiği ve ne yazık ki adeta sıradanlaştığı, devlet güçlerince uygulanan şiddetin sistematik hale geldiği ülkemizde, futbol teröristleri adlandırmasıyla tribünlerin ve taraftarların hedef tahtasına oturtulmasını, kriminalize edilmesini asla kabul etmiyoruz.

Sadece haftada bir kendilerine ait tribünleri dolduran on binlerce taraftar, haftanın diğer günlerinde de mahalledeki komşumuz, okulda ya da işyerindeki arkadaşımız ya da hizmet aldığımız herhangi bir sektördeki işveren/çalışan olarak günlük yaşamımızda olan kişilerden oluşan bir topluluktur. Yani taraftarlar, toplumsal yaşamın içindeki insanlardır. Yani bu ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal koşulları içinde yetişmiş ve yetişmekte olan bireylerdir.

Ülkemizde şiddet ve ölüm dört bir yanda kol gezerken, içimizden on binlerce insanın doldurduğu tribünlerin bu durumdan azade olması ne yazık ki mümkün değildir. Üstüne üstlük, yeni yapılan statlara futbolun karar vericileri tarafından ARENA uzantılı isimler verilirken, yazılı ve görsel medya tiraj/reyting uğruna, kulüp yöneticileri de daha fazla kâr için fanatizmi körüklerken ve tüm bunlar rekabetin düşmanlığa dönüşmesine hizmet ederken tribünlerdeki şiddeti ‘lanetleyerek’, taraftarları ‘ötekileştirerek’ meselenin halledilemeyeceği artık görülmelidir.

Bu sefer gerçekten de ‘kökü dışarıda’ bir sorunla karşı karşıyayız. Bu yüzden de, sporda şiddet sorununun nedenlerini tribün içinde değil, dışında aramak gerekiyor.
Kulüp yöneticilerinden, sahadaki teknik ekibe ve futbolcusuna kadar temel tüm aktörler günümüz spor aktivitelerinin olmazsa olmazı kabul edilen agresifliği ve saldırganlığı her boyutta ortaya çıkartmaktadırlar.

Ve, bu ülkenin sorunlarını çözmek iddiasında bulunan başta Başbakan olmak üzere siyasi parti liderleri ve milletvekillerinin şiddet dilini bir üslup olarak tercih ettiklerini de belirtmeliyiz. Peki, TBMM Genel Kurullarında çıkan kavgalara karışan milletvekillerine Genel Kurula girmeme ya da partisine kapatma cezası verilmesi gibi bir uygulamayı savunabilecek kimse var mıdır acaba?

Sporun, oyun olmaktan çıkıp bir işe dönüştüğü günümüzde her şey ‘kazanmak’ üzerine inşa edilmiş durumdadır. Devasa paraların döndüğü bir sektöre dönüşen, bahis şirketlerinin ve menajerlerin cirit attığı spor hadiselerinde ‘kazanmak’ için her yol mubah sayılmakta ve kartlar tek bir amaç için karılmakta ya da dağıtılmaktadır. Bu nedenledir ki, insan sağlığı ve yaşamı bile rahatlıkla ikinci plana atılabilmektedir. Performans arttırıcı ilaçlar, sakat sakat oynamaya zorlanmalar adeta sporun kuralı olmuştur. Bütün bu zorlamaların yanı sıra ‘herkesin bildiği bir sır’ olan teşvik primleri adı altında yapılan şike anlaşmaları ise işleri iyice çığırından çıkartmaktadır.

İşte, insan beden ve ruh sağlığını geliştirme amacı taşıyan spor aktivitelerinin artık insana ve insani değerlere bu kadar yabancılaştırılarak endüstriyelleştirildiği sürecin ortaya çıkarttığı sorunların bir yönünü oluşturan şiddet meselesinin bütün sorumluluğunu taraftarlara atmanın kolaycılığına kapılınmamalıdır.

Bütün bu saydığımız ülke gerçeklikleri ortadayken hâlâ ülkemiz insanlarının futbol terörü kavramıyla manipüle edilmek istenmesinin sebebini de bizler çok iyi bilmekteyiz.
Buradaki amaç, spor aktivitelerinin şölen alanı ve taraftarların kolektif belleği olan tribünlerin şiddet bahanesiyle taraftarlardan arındırılarak, yerlerine belirli gelir düzeyine sahip müşteri nitelikli seyircilerin getirilme operasyonunun bir parçasıdır. Evet, yaşamın birçok alanında olduğu gibi tribünlerin kapısı da güvenlik ve modernlik adı altında yoksul kesimlere kapatılmak istenmektedir.

Sporda şiddetin çözümü taraftarlara cezalar yağdırmak, tribünlere yönelik yasak ve engellerle baskı kurmak değildir. Denenmiş ve hiçbir olumlu sonuç alınamamış, hatta durumun daha fazla kötüye gitmesine sebep olmuş bu tür uygulama ve yöntemlerden derhal vazgeçilmelidir.

Sporda şiddetin toplumsal olay ve olgularla bağlantısı kurulmadan, çok yönlü toplumsal bağlantıları olan çözümler geliştirilmeden atılacak her adım, alınacak her karar ve hayata geçirilecek her uygulama önceki durumdan daha olumsuz sonuçlar ortaya çıkartacaktır.

Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesi için, siyasal iktidarın ve futbolun karar vericilerinin köklü bir zihniyet değişikliğine gitmesi gerekmektedir. Baskıcı ve güvenlikçi anlayış terk edilmelidir.
Çözüm; daha fazla baskı ve yasaklamalar değil, daha fazla özgürlük ve demokrasidir.

Taraftar Hakları Derneği olarak, taraftarların maruz kaldığı ve kalacağı her türlü hak ihlali ve kısıtlamaya karşı omuz omuza mücadele içerisinde olduğumuzu bir kere daha belirtir, taleplerimizi kamuoyuna sunarız.

Taleplerimiz:
•   Tribün ve taraftar kültürünü yok etmeyi amaçlayan 6222 sayılı yasa ve bu yasayla ilgili yönetmelikler kaldırılmalı, yerine illerde taraftarların da geniş katılımlarıyla gerçekleştirilecek çalıştaylar ve akabinde yapılacak ulusal bir sempozyum sonucu belirlenecek yeni düzenlemeler yapılmalıdır.
•   Kulüp yönetimleri ve il spor güvenlik kurulları başta olmak üzere, taraftarları ilgilendiren konularla ilgili kararların alındığı kurullar ve yapılarda taraftarların temsilcilerine söz, yetki ve karar hakkı verilmelidir.
•   Taraftarların demokratik örgütlülüklerinin güçlendirilmesine yönelik destekler sağlanmalıdır.
•   Kombine kart alan taraftarların kulüp üyesi olmaları sağlanmalıdır.
•   Irkçı ve nefret söylemi barındıran söylemleri içerenlerin dışında pankart yasaklarına son verilmelidir.
•   Deplasman yasağı uygulamasına son verilmelidir.
•   Stadlarda polis istemiyoruz.
•   Kimyasal silah özelliğinde olan biber gazı kullanımı yasaklanmalıdır.
•   Taraftarların fişlenmesi anlamına gelen ve ülkemiz futbol kültürü bakımından yeni ciddi sorunlar ortaya çıkartacak olan E-bilet uygulamasına yönelik çalışmalardan vazgeçilmelidir.

Suskun Taraftar Olmayacağız !
Yaşasın Taraftar Dayanışması!”

 


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome