Teoman Öztürk'ü Kızları Anlattı

13 Temmuz 2012 Cuma 09:44:00

"...Yüreğimizdeki insan sevgisini ve yurtseverliği, baskı ve zulüm yöntemlerinin söküp atamayacağının bilinci içinde, bilimi ve tekniği emperyalizmin ve sömürgenlerin değil, emekçi halkımızın hizmetine sunmak için her çabayı güçlendirerek sürdürme yolunda inançlı ve kararlıyız..."


Teoman Öztürkü Kızları Anlattı

Kars'ta başlayıp 54 yıl sürecek ve mimar-mühendis örgütlerin bayrağı olan bir hayat yaşadı Teoman Öztürk. Kongre ve miting konuşmaları hala duvarları, kitapları süslüyor.
Kuşkusuz Teoman Öztürk, TMMOB'nin en özel isimlerinden biri. Tam 18 yıl önce henüz 54 yaşındayken 11 Temmuz günü sevdiklerinden ayrılmış.
Başkan Teoman Öztürk'ü kamuoyu, okurlarımız arkadaşlarından çok dinledik. Örgütçü, direngen kişiliği kitaplara, belgesellere konu oldu.
Ama bir kez de onu en sevdiklerinden, kızlarından dinleyelim istedik. Elif ve Aslı bize baba ve arkadaş Teoman Öztürk'ü anlatsın istedik.
Onların öyküsü aşağıda okuyacağınız gibi sevgiyle, özlemle anılan, her anı keyifle geçen yılların öyküsü.  Herkesle, tüm sevenleri ile evlerinin salonunda yaşanan kolektif bir hayatın öyküsü.

Teoman Öztürk öğretmen bir anne-babanın çocuğu. Demokrat Parti'nin kendi gibi düşünmeyen öğretmenlere hayatı dar ettiği yıllar. Beş yılda beş şehir değiştirmiş Öztürk ailesi. Orta okul yıllarında bu sayı ikiye inmiş. İstanbul'da emekliliğe yakın nefes alabiliyorlar ancak. O yıllarda Teoman Öztürk de İTÜ Mimarlık Fakültesi'ni kazanmış, hayatla temas etmeye başlamıştır artık.
Elif babasının çocukluk ve ilk gençlik yıllarını duyduğu kadarı ile, "Keskin politik tutum alışların olmadığı, aydın fikirli bir aile ortamında büyüdü. Dedemin o yıllara göre ciddi bir kütüphanesi var. Kumaş kaplı orijinal klasik kitaplarla dolu bir kütüphane" diye anlatıyor.

Anadolu’nun birçok ilini dolaşmış Teoman'la Aylin in kaderi İstanbul'da kesişiyor. O kentte evleniyorlar. Ama öykünün geçtiği gerçek mekan Ankara olmuş.
Aslı, ailenin Ankara'ya gelişini anlatırken, "Sanırım babamın işi ve sonrasında askerliği ile ilgili Ankara'ya geliyorlar. Annem hep İstanbul'a dönmek istemiş. Ama ailemiz 1965 yılından bu yana hep Ankara'da. Biz de Ankara'da doğduk. Anılar, kurulan ilişkiler kente bağlıyor insanı. Annem de daha sonra vaz geçmiş İstanbul sevdasından" diye anlatıyor.



TMMOB'LU YILLAR
70'li yıllarda bir toparlanma süreci başlar. Uzun ve özverili çalışmaların sonunda 73 de TMMOB Genel Kurul’u toplanır. Genel Kurul sonrasında Teoman Öztürk başkan seçilir. Bu yıllar ve sonrası tüm yaşanılanlar Elif ve Aslı'nın tanıklığı ile de geçer aslında. Çünkü sohbetlerin yapıldığı evlerinin salonu, kongre adresi DSİ'nin tesisi onların oyun alanları oldukları kadar babaları ile paylaşılan özel anların da mekanıdır.

Türkiye alt üst olurken, TMMOB bu süreçte saf tutarken, büyük bir örgütün başkanı aynı zamanda iki küçük kız çocuğuna da babalık yapmaya çalışıyor.
Elif, "Daha o yıllarda etrafımızda neler olup bittiğini fark ediyorduk. Eve gelenler, konuşulanlar çok farklıydı. Ben de genellikle salonda o sohbetlerin ortasında yerimi alıyordum" diyor.
Aslı, o günlerde evlerinin trafiğini anlatırken, "Ben 1980’den önce evde hiç dört kişi oturup akşam yemek yediğimi hatırlamam. Mutlaka birleri vardı evimizde. Babam bizim yatma saatimizden önce evde olmak isterdi. Sohbet ettiği insanla işi bitmemişse onu alıp eve getirirdi. Orada devam ederdi sohbete. Bu trafik hiç bitmedi. İşte ve sokaktaki bu gerilime rağmen bu eve hemen hemen hiç yansımadı. Biz, Ayrancı’da Milli Kütüphane Evlerinde zemin katta oturuyorduk. Balkon kapısı hep açıktı ve biz eve giriş çıkışta balkon kapısını kullanırdık. O kadar doğal yaşıyorduk" diyor.

Elif, "Çok küçük önlemler hatırlıyorum. Geceleri perdelerin kapalı tutulmaya başlanması mesela. Önlem olarak hatırladığım diğer bir şey de okula yalnız gitmediğimizdir. Yaşıtlarımız kendi başlarına giderdi. Sabah, babam bizi öğretmene teslim eder, akşamları annem alırdı. Bir de babam bazı geceler balkona çıkıp “hadi artık gidin” dediğine tanık olurdum. Genç arkadaşlar bazı kritik günlerde nöbet tutuyorlardı sanırım" diyor o yılara dair.

19 EYLÜL GECESİ EVE GELMEDİ
Kaotik bir ülke, çok yoğun bir baba ve mutlu bir aile. Bu işte bir tuhaflık vardı. Biz de merak ettik sorduk. Peki bu kargaşada hiç mi yokluğunu hissetmediniz babanızın?
Önce Aslı anlattı: "Yatacağımız saatte mutlaka evde oldu. Hafta sonları hep birlikte olurduk. Botanik parka çıkardık. Hayvanat bahçesine çok giderdik. Uzun tatillerimiz çok olmadı. Ama çok keyifli kısa tatillerimiz de oldu. Bir keresinde beş günde bütün Akdeniz’i dolaştık."

Ve Elif devam etti: "Babam yoğunluğuna rağmen hiçbir önemli anımızı kaçırmadı. Birlikte geçirdiğimiz zamanlar çok dolu dolu olduğu için ayrı kaldığımız zamanların eksikliğini çok hissetmezdik. Üstelik her gece bizimleydi. Ankara‘da olup da eve gelmediği bir gece vardı. O da 19 Eylül’den bir önceki gece. Eylem öncesi tedbir olsun diye başka evlerde kalmışlar. O gece evimiz polisler tarafından birkaç kez ziyaret edildi."

İLK AYRILIK CEZAEVİ
Teoman Öztürk ailesinden ilk ciddi ayrılığı 19 Eylül eylemi ile ilgili kararın kesinleşmesinden sonrası yaşar. Eylemi örgütleyen diğer yöneticiler gibi Ulucanlar Cezaevinde 1982 yılında iki ay misafir edilir. Ama daha zor ve korku dolu geçen ayrılık DİSK yöneticileri ile yargılandığı dava olur. 1982 ve 83 yılları cezaevinde geçer.
O günleri sorduğumuzda Elif, "benim için çok zordu" diyor ve ekliyor: "Cezaevi dönemini ben kendi adıma sıkıntılı yaşadım. O, çok planlı gitti, bizi de hazırlamıştı. Yapılan işler doğruydu. Bedel ödemek gerekirse ödenecekti. Bunu bilmemize rağmen çok özledik. Babam arandığını duyduğunda tren biletini kendi alıp İstanbul'a gitti teslim oldu. Oradan da önce Davutpaşa sonra Metris günleri başladı. İdamla yargılandı. Bu ayrı bir korku yaşattı bize. O zor günlerde bile güzel anılar bırakabildi. Cezaevi günleri benim doğum günüme rastladı. Doğum günü kutladığımız gece kapı çalındı. Hapisten görülmüştür damgalı bir telgraf geldi. Babam doğum günümü kutluyordu"

DÜŞÜNDÜĞÜ GİBİ YAŞADI
İki kardeş babalarını "Hep düşündüğü gibi yaşadı" diye anlatıyor. Demokrasi ve dayanışma hayatının temel prensibi olmuş Teoman Öztürk'ün.
"Asla otoriter değildi" diyor Elif, "Evde demokrasi kuralları işliyordu. Oylama yapıyorduk ve annem hep 3'e 1 kaybediyordu. Ben bağırdığını bile hatırlamam. Sürekli anlatır ikna etmeye çalışırdı. Basit örneklerle anlatırdı. Konuşmanın son cümleleri 'Bence doğrusu böyle, ama sen bilirsin' diyerek biterdi."

Aslı, babasının sorun çözen ve dayanışmayı ertelemeyen bir özelliğe sahip olduğunu anlattı bize. "Onun için 'bir bakalım ne yapabiliriz' diye bir şey yoktu. Birinin sorunu varsa çözülmeliydi. Ertelenemezdi. Sorun paraysa cebindekini paylaşırdı. Evimizde, kira, yemek ve giysi gibi temel ihtiyaçlardan sonra neredeyse en önemli girdi kalemi oyuncaklarımız ve kitaplardı. Babam hep böyle yaşadı. Sanırım bu duygu bize de geçti." 

İKİ KEŞKE: YAZMAK ve FETHİYE
Teoman Öztürk dolu dolu 54 yıl geçirdi. Çok önemli tarihsel süreçlerde roller oynadı. Neler eksik kalmıştı acaba? Neler yapacaktı.
Elif: "Çok okuyan bir insandı. Geniş bir kütüphanesi vardı. Toplumsal ve mesleki anlamda ciddi bir birikime sahipti. Çok önemli süreçlerin tanığıydı. bu süreci kendi gözü ile yazmalıydı. Bunu istediğini de biliyorum. Çok sıkıştırdığımda "Başladım, yazıyorum" demişti. Ölümünden sonra sadece başlıkların olduğu notlar buldum. Bunu yapamaması, kendi gözü ile anlatamaması haksızlık."

Aslı: "Fethiye'yi çok severdi. Orada dostları vardı. İlk hastalığı sırasında Numune'de tanıştığı Dr. Erol abi ile iyi dostluğu oldu. Erol abi eşi ile Fethiye'ye yerleşince babamda gitti. Oralarda güzel başka dostlukları da oldu. Kaya köyünü çok seviyordu. Oraya yerleşip kitap yazacağım diyordu. Fethiye ve yazmak iki keşkesi sanırım."

GİDEN KEYİFLİ BİR DOSTTU
Geleceğe, güzel günlere dair umudunu hiçbir zaman kaybetmedi. Teoman Öztürk. Herkes gibi zor dönemler geçirdi. Hapisler, hastalıklar, yaşanan dost ölümleri. Belki de hepsi birden yordu vücudunu. Belki de hayatında paylaşmadığı "kendi sıkıntısıydı" onu dirençsiz bırakan.
Neden ne olursa olsun yoktu artık ve herkes onu çok özlüyordu.

Elif, "Çok güler çok eğlenirdik. Arkadaşlarımız eve gelince bayılırdı. 'Sazınızı gitarınızı alın' derdi. Üç istek şarkı asla değişmezdi. Eşeği saldım çayıra, başın öne eğilmesin ve eşkıya dünyaya hükümdar olmaz mutlaka söylenirdi. O ciddi görüntüsünün altında sıcak ve çok keyifli biri vardı."
Söyleşide son sözü Aslı söyledi: "Çok erken ve zamansız gitti".

8-7 MÜCADELE KAZANDI
Yaptığı her işi severek ve büyük bir titizlikle yapan Teoman Öztürk için TMMOB günleri de farklı olmadı. Başkan seçildiği ilk kongre öncesini "Bana Odunu aday yapsak kazanır. Seni aday belirledik dediler. Kazandım" diye anlatıyordu.
Ama her şey bu kadar kolay olmamıştı. İlk kongreyi 8-7 kazanmışlar ve o yıl yapılan her toplantı kararı neredeyse aynı oyla sonuçlanmıştı. 
İlk toplantıda yaşanan üç saatlik tartışma bunların en önemlisi idi. Tartışmanın konusu sonuç bildirisinde geçen "Mücadele" sözcüğüydü. Sağ tandaslı oda temsilcileri mücadele sözcüğünü sert buluyorlar ve bildiriden çıkmasını istiyorlardı. Uzun süren tartışma sonucu Mücadele sözcüğü bildiriye girdi. Teoman Öztürk o süreci "8-7 mücadele kazandı" diye tanımlamıştı. 
Teoman Öztürk her yıl yapılan Oda seçimlerinde yedi dönem üst üste başkan seçildi. Bu süre içerisinde TMMOB'un halktan yana tavrı pekişirken mücadeleci bir kimlikde kazanıyordu. Hem örgüt içinde hem de diğer örgütlerle bütün aykırılık ya da kavgalara rağmen ortak bir çalışma anlayışı gelişmişti.

1980’lere gelindiğinde TMMOB artık Türkiye'nin emekten yana önemli meslek örgütlerinden biri olurken Teoman Öztürk, 1980 ‘de yapılan kongrede “TMMOB bizim için okul oldu” diyecekti.
TMMOB kuruluşundan bu yana bilime inanan, halktan yana bir tavır sergiledi. 1973 sonrası ise mesleki sorunların yanında ülkenin içinde bulunduğu duruma dair de tespitler yaptı, çözüm önerileri sundu. Tüm Mimar Mühendisleri temsil eden ortak bir dil ve yürüyüş gelenekleşti. Bu gelenek bugün hala devam ediyor.
Mitinglerde TMMOB bayrakları ile yürüyen Teoman Öztürk'ün ak saçlı mücadale arkadaşlarının hemen arkasında genç bir mühendisler ordusu beliriyor.

KIRMIZI BİSİKLETİN ÖYKÜSÜ
Teoman Öztürk'ün paylaşımcı yanına ve bunu yaşayarak öğretme isteğine çocukları çok küçük yaşlarda tanıklık etmiş. Elif ve Aslı'nın kırmızı bisiklet hikayesi yaşayarak öğrenme sürecinin güzel deneyimlerinden biri olmuş.
Elif anlatıyor: "Şimdi birçoğuna garip gelecek yasaklar vardı evimizde. Örneğin bir yiyecekle sokağa çıkıyorsak, o yiyecek çocukların tamamına da verilirdi. Hepsine yetecek kadar yoksa o yiyecekle sokağa çıkmamıza izin verilmezdi. Bizim kırmızı bisiklet hikayemiz de buna benzer bir hikayedir.
Aslı ile ben babamı çok sıkıştırdık ve bir bisiklet aldırdık. Kırmızı bir bisiklet. Pazar günü sokağa çıktık. O zaman sokakta bisiklet yok. Çocuklar da geldi. Önce Aslı bindi. Bisiklete binmeyi bilmediğimiz için babam arkadan tutarak sokakta koşturarak gezdirdi. Sonra ben bindim. Babam yine arkamızda. Benden sonra tekrar Aslı binecekti ki; "Hayır sıradaki gelsin" dedi. Mahallenin tüm çocuklarını arkasında koşturarak gezdirdi.
Tüm çocuklar onunla bisiklet kullanmasını öğrendi. Daha sonraki yıllarda mahallede çok bisiklet oldu. Ama bizim Kırmızı Bisikletimiz herkesin bisikleti olmaya devam etti. Ne zaman arızalansa bir çocuk kendi bisikletinden sağlam parçayı çıkarıp ona taktı. Bisiklete sahip çıktı."

Röportaj: Yaşar Aydın/Ankara


Röportaj
   
Aslı
   
Elif

Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome