Toplumsal-Politik Birleşik Direnme Seçeneğini Yaratalım

12 Ağustos 2014 Salı 14:19:18
Toplumsal-Politik Birleşik Direnme Seçeneğini Yaratalım

Seçim sona erdi. Şimdi tıpkı seçim sürecinde olduğu üzere Erdoğan medyası eliyle yeni rakamlar halkın üzerine boca ediliyor.
 
Erdoğan medyasının ve anket şirketlerinin manipülasyonları ile birlikte devletin tüm imkanlarının seferber edildiği sözde seçimin sonucu çok önceden tayin edilmişti.
 
Şimdi de bu sonuçlar üzerinden gerçek durumun üzeri örtülerek, bir umutsuzluk ve yılgınlık içerisinde teslimiyet duygusu geliştirilmeye çalışılıyor.
 
Oysa, durum, elbette onların da farkında vardığı biçimde, hiç de anlatılan gibi değil. Erdoğan, elindeki tüm imkanlara karşın ancak sınırda seçilebildi.
 
Erdoğan 700 bin oyla sınırı geçebilirken 14 milyon kişi seçimlere katılmadı. Bu şekilde yerel seçimle aynı oyu alan Erdoğan, yüzdesini 44’den 51’e çıkararak Cumhurbaşkanı oldu.
 
Bu tablo da gösteriyor ki halkın büyük çoğunluğu Erdoğan ve Partisi’ne HAYIR diyor.
 
***

Artık bir menfaat şebekesi olarak birbirine bağlı olan Erdoğan ve şürekası bu durumun pekala farkında olarak iktidarlarını sağlamlaştıracak hızlı adımları her şeye rağmen atmaya çalışıyor. Zira, ancak böyle ayakta kalabileceklerini biliyorlar.
 
Bir yanıyla Erdoğan, başbakanlığı sonrasında AKP’deki etkinliğini sürdürecek bir yol arayışı ile birlikte artık Cumhurbaşkanlığının merkezinde olduğu bir yönetim yapısını fiilen hayata geçirmeye çalışacak.

Erdoğan’ın yeni Başbakan’ı da atayacağı Kongre takvimini, Gül’ün Partiye dönüşünün önüne koymasının AKP içinde yarattığı tartışmaya bakıldığında 2015’e uzanan süreçte AKP’de taşların –bir iç güç mücadelesiyle- yeniden dizileceğini söylemek mümkün.

Erdoğan, Köşkün merkezinde olduğu filili bir yönetimi hayata geçirmek için AKP üzerindeki tahakkümünü sonuna kadar korumaya çalışacak.

Bu anlamda krizin giderek AKP içindeki karşılığıyla birlikte ilerleyecek süreçte Erdoğan iktidarını devletin baskı aygıtlarını mutlak biçimde kendine bağlayarak sürdürmeye çalışacak. Başka bir çıkışı görünmüyor.

Halkın büyük çoğunluğunun meşru görmediği, bölgesel politikaları tamamen iflas etmiş ve dayandığı uluslararası güçlerin gözünden düşmüş Erdoğan'ın elinde kalan son güç de bu. Ancak bu güç asla küçümsenmemelidir.

CB seçimlerinden önce de kimi kesimlerce dile getirilen, ‘Erdoğan CB olsa da, olmasa da bir dönem kapanacak’ türündeki yaklaşımlar ya da uzun süredir Gül-Erdoğan ayrılığı üzerine kurulan parçalanma senaryolarına bakılarak yanlış beklentiler içirisine girilmemeli.

 
Mezhepçi faşist baskı politikaların yoğunlaşarak süreceği bu dönemde, toplumsal muhalefetin örgütlü ve birleşik gücünden başka Erdoğan ve Partisi’ni durduracak bir güç yoktur.
 
***

Seçimlerde, AKP karşısında önleyici bir strateji olarak -AKP zihniyetinin bir biçimde kabulüne dayanan-sağa açılma siyasetine de geniş bir kesimin rıza göstermediği de görüldü.

CHP, yalnızca CB seçimlerindeki önleyici bir tutum olmanın da ötesinde-bir restorasyon sürecinde üstlenebileceği role de işaret eden sağa açılma siyasetinin yarattığı gerilimle birlikte-ülkenin geleceğine dair AKP’yi aşacak tek bir program bile sunamayan bir politikasızlık içerisinde.

Bu durum CHP’yi zorunlu bir seçenek olaraka gören kesimlerde de giderek önemli bir tepki ve kopuş dinamiği ortaya çıkarıyor. 14 milyon kişinin seçimlere katılmamasında da bunu görmek mümkün.

Öte yandan S.Demirtaş’ın yüzde 10’a yaklaşan oyu Kürt sorununa sıkışmayan bir kampanya sürecinin yarattığı sempati ile birlikte, Kürt hareketinin potansiyelini aşan oy oranı –HDP projesine yönelik bir onaydan çok- büyük oranda CHP’nin sağa yönelmesine yönelik bir tepkinin ifadesi oldu.
 
***

Seçimin sol-muhalefet kesimleri açısından en önemli sonucu seçeneksizliktir.

 
Halk içinde kazanma umudunu tazeleyecek toplumsal-politik bir direnme seçeği inşa edilebilmiş değil. O yüzden bu devrimci direniş potansiyelinin kurucu bir güce dönüşmesi sağlanamıyor. Bu durum giderek bir umutsuzlukla birlikte halkın direnme eğilimlerini ve muhalefet güçlerini de düzen sınırları içerisine hapseden olumsuz sonuçlar üretmeye devam ediyor.
 
Bu durumu değiştirmeye çalışmadan gerçek bir umudu yaratmak mümkün olmayacak. Kuşkusuz ki, şimdiye kadar olandan daha da zorlu olacak bu dönemde muhalefet kesimleri tüm güçleriyle direnmeye devam edecek. Bundan bir şüphe yok. Ancak bu tek başına yeterli değil. Mücadele kararlılığının mutlaka daha yaygın ve birleşik mevzilerde sürdürülmesine ihtiyaç var.
 
Kendisini seçim ve sandıkla sınırlamayan, burjuva siyaset alanına yönelik halkın gelişen itirazlarını düzen dışı zeminlerde örgütleyecek bir muhalefet ve direniş hattının imkanları halen her şeyden daha fazla vardır. Gerçek seçenek ve umut tam da burada saklıdır.
 
Evet, her zaman söylediğimiz gibi bu zorbalıktan kurtuluşun yolu sokaktan ve eylemden geçmektedir. Fakat sokak ancak toplumsal-politik bir direnme seçeğininin yaratılması mücadelesinin parçası olduğu oranda etkili ve sonuç alıcı olabilecektir.
 
Şimdi başından beri söylediğimiz gibi, olağanüstü koşullar içerisinde gerçekleşen bu adaletsiz ve eşitsiz seçimin sonuçlarına bakarak bir umutsuzluğa kapılmanın alemi yok. Erdoğan ve Partisi’nin mezhepçi faşist baskısı altında geliştirilen bu soygun ve yağma düzenininden hesabı ancak örgütlü bir halk muhalefeti sorabilir. Tıpkı Haziran’da olduğu gibi!

 
Şimdi yapılması gereken Haziran’ı sürekli ve örgütlü biçimde sürdürmenin yollarını bulmak. Hayatın her alanında birleşik-ortak mücadele zeminlerini kurma çalışmalarını yaygınlaştırmak ve hızlandırmaktır.


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome