Türkiye’yi Yeniden Kuralım diyen ÖDP Kendini de Yeniden Kuruyor

17 Aralık 2012 Pazartesi 14:38:26

nüve.biz sitesinden İbrahim Adıgüzel, “AKP Düzenini Yıkalım, Türkiye’yi Yeniden Kuralım” faaliyetini ve parti politikalarını ÖDP Eş Genel Başkanı Bilge Seçkin Çetinkaya ile konuştu.


Türkiye’yi Yeniden Kuralım diyen ÖDP Kendini de Yeniden Kuruyor

Nüve: Öncelikle merhaba, yorucu ve soğuk bir Ankara eylem gününden sonra bizlere vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Başlangıcını bugün verdiğiniz kampanyanızda başarılar dileriz. Hedef 9 Haziran. 9 Haziran’a kadar izlenecek olan kampanya takvimi hakkında bize bilgi verebilir misiniz?
Bilge Seçkin Çetinkaya: Aslında biz de kampanyanın takvimini belirliyoruz bu süreçte, startını verdik ve belirli dönemlerde belirli gündemlerle sokağa çıkacağız 9 Haziran’a kadar. 1 Mayıs da bu süreç içerisinde olacak, dolayısıyla hem kendi gündemimiz, hem de zaten AKP’nin politikalarının yarattığı tahribatlarla da bağlantı kurarak, yaptığımız yerel çalışmaları bütün kampanya ile bağlayarak bir çalışma yürütmeyi bu yerellerdeki mücadeleyi de kampanya vesilesi ile kamuoyu önüne çıkarmayı hedefliyoruz.



N: “AKP düzenini yıkalım, Türkiye’yi yeniden kuralım” iddiası ile ortaya çıkan ÖDP, bu yolda tek başına mı yürüyecek yoksa başka sol çevreler veya toplumsal birliktelikler ile beraber hareket edecek mi?
BSÇ: Son dönemde çok sık olarak solda birlik tartışmaları ile karşılaşıyoruz, sizin sorduğunuz da aslında bununla çok yakından ilgili. Çalışma yaptığımız, mağduriyetin doğrudan yaşandığı alanlarda bir birliktelik olmadan; yukarıda yapılacak ittifakların çok da netice verici olmadığını düşünüyoruz. Ama seçim dönemlerinde mesela ortak ilkelerin etrafında hareket etmenin önünde engel de yok. Ama Türkiye’yi yeniden kuralım meselesi bizim bağlantıda olduğumuz hem sosyal hareketler hem alanların Türkiye’yi yeniden kurmasını ifade ediyor. Dolayısıyla burada bir birlik kuracaksak birlik kuracağımız insanlar kendi dışımızdaki kadınlar, kentsel dönüşümün, ekolojik tahribatın ya da savaşın mağdurları olmalı. Tabi ki ortak hareket edeceğimiz, ortak eylem yapacağımız gündeme göre alan ve noktalar olacaktır, ama böyle bu kampanya böyle bir başlangıç değil.

N: Güncel siyasete, AKP’nin politikalarına, yaptıklarına yönelik bir politika yürüteceksiniz gibi görünüyor. Sınıf mücadelesi ve diğer toplumsal dinamikler anlamında neler yapmayı planlıyorsunuz? Salt bir AKP karşıtlığı değil sınıf mücadelesi anlamında yapacaklarınız nelerdir?
BSÇ: AKP’yi 70’lerin ortalarından itibaren dünya çapında hâkim olmaya başlayan, sosyalist bloğun çöküşü ile de ideolojik zaferini ilan eden neoliberal muhafazakârlığın Türkiye’deki temsilcisi olarak görüyoruz. Bir taraftan muhafazakâr söylemi ile geniş kitleleri kendi hâkimiyeti ve kontrolü altında tutuyor, diğer yandan da neo liberal politikaları çok vahşi bir şekilde uyguluyor. Dünya çapında da uygulanan bu neo liberal politikalar; emeğin esnekleştirilmesi ve güvencesizleştirilmesi, bunu yapabilmenizin yolu da emeğin öz örgütlerinin tamamen talan edilmesi yani örgütsüzleştirilmesidir.
Bunu AKP’nin çıkarmış olduğu iş kanununda da, ve şimdi de sendika yasasında görüyoruz, 12 Eylül ruhunu tamamıyla taşıyan bir siyasi partiler kanunu var bir de sendika yasamız var(dı), şimdi yepyeni bir sendika yasamız oldu aynı ruhu taşımaya devam ediyor, gelen gideni aratıyor diyebiliriz. Yine bu neo liberal muhafazakarlığın temel politikalarından bir tanesi de daha önce kâr alanı gelmemiş alanların kâr alanı haline getirilmesidir. Temel doğal haklarımız  alınır satılır metalara dönüştürülür, mesela toprak, su, hava, tohum hak olmaktan çıkar. Mesela bunu HES’lerde çok net bir biçimde görüyoruz, binlerce yıldır yararlandığımız kurdun kuşun börtü böceğin hakkı olan dereler bir takım özel ellere devrediliyor. Ve siz artık binlerce senedir sorgulanmaz hak olarak eriştiğiniz şeylere ulaşamaz hale geliyorsunuz. İşte bunu AKP bizzat uyguluyor. Yahut madenler meselesinde, mesela altın madenleri işletilerek yaşanabilir bir çevre gibi bir doğal hakkımız elimizden alınıyor. Genel olarak AKP bu acımasız politikaları gözü kara bir şekilde uyguluyor. Bunun dışında haklar ve özgürlükler alanında çeşitli açılımlar gerçekleştirmek peşinde. Kürt açılımı bunlardan bir tanesi ve aslında bir türlü bir açılım olamadı, tırnak açıldı Kürt açılımı kaldı, onun için bir de Türk açılımı yapmaları gerekiyor, çünkü ortada bir Türk sorunu var. Yani sorunun önemli bir bölümünün kaynağı orada. Diğer yandan bu açılımlar meselesi devletin yeniden organizasyonu ile de doğrudan bağlantılı. Son dönemde soğuk savaş devletinin tasfiye edildiğini gördük. NATO’nun dünyanın birçok yerinde organize ettiği gibi “derin”likli bir devletimiz ve soğuk savaş dönemine uygun bir devlet yapısı vardı, bunun bir biçimde tasfiye edilmesi gerekiyordu. Dünyanın birçok yerinde bu bizden daha evvel tasfiye edildi ki pek çok yerde Kürt sorunu gibi bir sorun yoktu, dolayısıyla bu devlet yapısı bu savaş ortamı nedeniyle Türkiye’de daha uzun süre muhafaza edildi. AKP ile geçmiş elitler arasındaki geçici çatışma bu eski devlet yapısının korunması ile devletin yeni dönemin gereklerine uygun reorganizasyonunu amaçlayanlar arasında gerçekleşti. Bu sürtüşmeden bir demokrasi doğacağı, bu sürtüşmenin bir yanına AKP yanına yaslanarak demokrasiye ulaşılacağı vehmini edinenler oldu bu süreçte. Maalesef solda da bu vehmi edinenler oldu. Fakat gördük ki AKP hükümeti devleti reorganize ederken bu neo liberal politikalara uygun şekilde organize ettiği gibi, eski devletin derin yanlarını da tasfiye etmek yerine kendi politik ihtiyacına uygun şekilde yeniden dizayn etti.  Bütün sosyal devlet niteliklerini tasfiye ederken bir taraftan da Kürt politikasında savaş ve çatışma ile bunu çözeceğinin mesajını vererek tabloyu tamamladı. Dolayısıyla Kürt meselesinin çözümünde AKP’nin “açılım”ından kasıt din üzerinden Kürtleri kendi politik ağlarının içine dahil ederek, yahut örgütsüzleştirerek etkisizleştirmekti. Bunun olmayacağını anladıkları noktada eski “çareye” geri döndüler. Bu savaş demekti. Ama öyle yoğun bir çatışma ile karşılaştılar ki bununla da baş edemediler. Dolayısıyla politik olarak baş edemediği harekete, başka yollarla örneğin tutuklamalarla saldıran, savaş çığırtkanı AKP’nin milliyetçi ve muhafazakâr yüzü daha açık bir şekilde ortaya çıktı. Milliyetçi kesimleri elinde tutmak, sağı kendi etrafında konsolide etmeyi sürdürebilmek için hatta başkanlık tartışmalarının temel kozu olarak gitgide milliyetçileşen bir AKP görüyoruz.



Bunun dışında bu Kürt açılımı ile gelen barış neyse AKP’nin dış politikası ile kendi bölgesine getireceği barış da o. Bölgesel güç olmak demek AKP literatüründe büyük küresel güçlerin, biz buna emperyalizm diyebiliriz kısaca, taşeronluğuna soyunmak anlamına geliyor. Türkiye’nin bir bölgesel güç olmasının alt yapısı yok. Akdeniz’deki gerginlikte gördüğümüz şey bunun en karikatür örneği mesela. Piri Reis gemisini gönderiyorsunuz Akdenize. Bir çeşit tekne en nihayetinde.

Dolayısıyla biz bu temel politikalara karşı kendi politikalarımızı üretmeye çalışıyoruz, aslında 9 Haziran’a kadar sürecek kampanyamız bu temel politikaların nasıl hayata geçirilebileceğine dair çabaları tanıtmak ve derinleştirmek anlamına geliyor.

N: Son dönemde bahsettiğiniz çatışma noktalarından sonra belli destekler de azalmaya başladı AKP iktidarına karşı. Özellikle referandum sürecinde destekleyen yetmez ama evet diyen çevrelerden de, Ahmet Altan gibi kişilerden de çok ciddi tepkiler gelmeye başladı acaba bu süreç nasıl sonuçlanacak, bir çatırdama yaşanacak mı? AKP iktidarının geleceğini siz nasıl görüyorsunuz?
BSÇ:
Gelen tepkiler şu anlamda çok geç, bugüne kadar ki yetmez ama evet meselesi AKP’nin ideolojik payandasını oluşturdu. Çok kötü bir işlev gerçekleştirdiler. Bu hegemonya sağlandıktan sonra, üstümüzde tahakkümünü kurduktan sonra buradan eleştirmeye başlamanın ne kadar kıymeti harbiyesi var ben bilemiyorum. Hakikaten bu benim içimi acıtan bir durum, hani şöyle demek isterdim “evet arkadaşlar siz pişman oldunuz, gelin”; Ama bunu böyle gönül rahatlığı ile söyleyebilmenin bir yolu yok. Çünkü bunun bize bedeli toplum olarak çok ağır oldu.  AKP’nin başkanlık tartışmalarında da ortaya çıkan, dokunulmazlıkların kaldırılması meselesinde de su yüzüne çıkan kendi içerisinde bir küçük çatışmacıklar, fikir ayrılıkları var. Aslında geçtiğimiz dönemlerde bir toplantı yapmışlardı, sonrasında Recep Tayyip Erdoğan’ın kongrede çok önemli bir konuşma yapacağı söylenmişti. Aslında orda tam bu fikir ayrılıklarının, ufak tefek ortaya çıkan bu koalisyon içindeki çatlakların-çünkü en nihayetinde bu bir çıkar koalisyonu-tahkim edecek bu konuşma ile yoluna devam edecek gibi görünüyordu. Ama o konuşma gerçekten fos çıktı ve kendi içindeki o ayrılıkları bir biçimde bütünleştirip devam etme noktasına gidemedi. Şu anda yürüyorsa, hala bu koalisyon bir arada olmaya devam ediyorsa bu iktidarın nimetlerini hali hazırda iyi dağıtıyor olmalarının bir sonucudur. Diğer taraftan AKP bir biçimiyle o sağ koalisyonu elinde tutmak için belirli sembolik noktalarda çok stratejik hareket ediyor, milliyetçilik ve ataerkil şiddet konusunda çok stratejik hareket ediyor. Bu tür sembol haline getirdiği konuları sağ koalisyonun bir çeşit yapışkanı olarak kullanıyor. Ben aslında bu başkanlık tartışmaları üzerinden de daha ciddi bir çatlağı göreceğimizi düşünüyorum.

N: Son bir gözlem olarak miting alanında sizin de şahit olduğunuz, genç bir liseli kız “AKP’den nefret ediyorum” diye bağırdı. Gençlikte gerçekten böyle bir tepki var. ÖDP bu öfkeyi 9 Haziran’a kadar örebilecek mi, siz nasıl görüyorsunuz?
BSÇ:
Aslında bunu genç arkadaşlarımıza sormak lazım her şeyden evvel, biz çok onların neyi nasıl yapacakları konusunda üzerlerinde otorite sahibi değiliz, tam tersine onlar bizim üzerimizde otorite sahibi. Ama görünen o ki biz zaten böyle bir partiyiz, bir tarafımız çok yaşlılardan, bir tarafımız da çok gençlerden oluşuyor, aradaki benim kuşağım aslında çok fazla partinin içerisinde değil. Ama ben genç arkadaşlara baktıkça aslında, bunu yapabileceğimize dair daha çok güven duyuyorum, çünkü genç arkadaşlarım mahalledeki çalışmalarda da görüyorum, kadın çalışmalarının içerisinde de görüyorum, diğer gençlerle ilişkilerini de görüyorum, hem çok gayretliler hem çok inançlılar ve kendilerini donatarak devam ediyorlar. Dolayısıyla gençliğin bu tepkisini bir biçimde sanırım örgütleyecekler. Benim de yanıma iki genç kız gelip “arkanızdayız” dediler” arkamızda değil yanımızda durun” dedim. Biz gerçekten gençlerin yanımızda ve hatta önümüzde yürümesi gerektiğini düşünüyoruz ve kız kardeşlerimizin de tabi. Bunu örgütleyebilmeyi umuyoruz.

N: Son olarak eklemek istediğiniz 9 Haziran’a yönelik vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
BSÇ:
9 Haziran aslında bir bitiş tarihi değil, bir biçimiyle bugüne kadar biz kendimizi toparladık örgütlerimizi toparladık ve bundan sonra daha ciddi bir örgütlenme, kendimizin dışında ezilenlerin daha büyük bir örgütü olma yolunda ilerleyeceğiz, bunu göstermek için bunun startı için bir tarih bir bitiş noktası değil, ama orada bunu yapıp yapamayacağımızı hep birlikte göreceğiz.

N: ÖDP de kendini yeniden kuruyor diyebilir miyiz?
BSÇ:
Evet, neoliberal muhafazakarlığın bu memlekette vücut bulmuş hali AKP düzenini yıkar ve Türkiye’yi yeniden kurarken, kendimizi de bunun içinde yeniden kurmak gerektiğini düşünüyoruz.

Röportaj: İbrahim Adıgüzel/nuve.biz


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için info@muhalefet.org

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome