Zengin ile Yoksul Arasındaki Ayrım Derinleşecek

3 Eylül 2012 Pazartesi 03:11:59

Eğitim Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız, Eğitim alanındaki gerici-piyasacı düzenlemeyi ve mücadeleyi anlattı.


Zengin ile Yoksul Arasındaki Ayrım Derinleşecek

80'den bu yana özelleştirmelerin hız kazanması, son on yılda kamu hizmetinin neredeyse tamamının tasfiye edilmesine dönüştü. Bu tasfiyelerin yakın tarihte yansımaları neler oldu?
24 Ocak Kararları ardından her hükümetin bir miktar yapmaya çalıştığı işi; AKP çok daha fazla, çok daha güçlü biçimde yaptı. Tüm emekçilerin haklarının gasp edilmesi, çalışma hayatının düzenlenmesi ve hatta yüzyıllardır emekçilerin mücadele içinde kazandıkları hakları alabilmek için her hizmet kolunda ciddi hak tasfiyelerinin uygulanması halinde oldu.

Bununla en ciddi olarak sağlık alanında karşı karşıya kaldık. Son dönemde ise eğitim alanında yapılamayanların sağlık alanındaki hıza yetiştirme çabasını 4+4+4 yasasında görüyoruz.

Kaldı ki Ömer Dinçer’in bakan yapılması bu altındaki dönüşümün istedikleri hızda yapılmasının önlemidir. Bu yasayla birlikte hedeflediklerinin ciddi bir bölümünü yapabildiklerini görüyoruz. Yasanın içinde olmayanlar ve yasa içindekilerle bu bir bütün haline getirilecek. Örneğin sermayenin hem meslek okulları üzerinden hem de daha kompleks eğitim kampusları oluşturarak eğitim alanı içine girebilecek olması bunun kanıtıdır. İşte bu yasa böyle amaçlar için hızlandırıcı olacaktır.

Sağlık alanında uygulanan dönüşüm insanların tepkisini tamamlandıktan sonra çekti. Emek örgütleri Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nın halkın sağlık hakkını gasp edeceğini söylemesi etkili olmadı. Bu dönüşüm eğitim alnında nasıl hissedilecek, tepki süresi ne kadar olacak?
Bu dönüşüm programının farklı yanları var. Egemenler bunu çok iyi planlıyorlar. Tüm yapılanların amacı halkın elinden tüm haklarını alabilmek ve bu çok zor bir iş. Eğer bunları yaparken halkı ikna edemezseniz bu dönüşümü tamamlayamazsınız. Bu ikna araçları nelerdir? Birincisi tasfiye edilecek alandaki hizmet kalitesini düşürmektir. Örneğin sağlık alanında hizmet kalitesini düşürmek için devlet hastanelerini işlemez hale getirdiler. Bütçeden ayrılan kaynakları her yıl azaltarak, hizmet niteliğini düşürdüler. Personelin gelirini iyileştirmeden, çalışma koşullarını ağırlaştırarak, en basit sağlık hizmetini veremez hale getirilince devlet hastaneleri; oradan hizmet alan insanların “Devlet hastanelerinin canı cehenneme” demelerini sağladılar. Bu durum sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinde halk üzerinde bir ikna haline yol açtı.

Kamu hizmetinin alınamadığı durumda özelleştirmeye tepki olmayacak ve kamu hizmetini sahiplenen kimse çıkmayacaktır. Bunun önü de, 1980 sonrasında özellikle ANAP döneminde, bütçe rakamlarıyla hükümetin kolayca oynayabilmesi sağlanarak açılmıştır. Böyle bir yetki kullanılarak da temel haklara ayrılan kaynak günden güne azaltılmıştır. Vatandaş bu sayede, sağlık alanına bakarsak, kamu kurumlarında sağlık hizmeti alınamayacağı ve verilemeyeceğine ikna olmuştur.

Peki, eğitim alanında nasıl uygulanacak bu ikna süreci? Uzun zamandır eğitim hizmetinin devlet okullarında yetersiz verildiği düşüncesi yaygın. Bu ikna sürecini nasıl etkileyecek?
Eğitimde de bununla paralel bir uygulama söz konusudur. İnsanlar devlet okullarına çocuklarını kaydettirirken “Ne yapalım, özel okula gücümüz yetmedi” demek zorunda bırakılmıştır. Neden halk böyle bir şey söylüyor? Fiziki koşulları yetersiz, sınıfları kalabalık, alt yapı ve teknik gereklilikleri olmayan; çocukların oyun dahi oynayamayacağı yerlere halk çocuklarını neden göndersin, mecburiyetten. Zaten bir mecburiyet söz konusuysa insanlar mecbur oldukları alandaki tasfiyeyi önemsemiyor.

Sağlık alanında da durum böyle değil miydi?
Sağlık alanında geçecek olan SSGSS yasasını kamudan sağlık hizmeti alınamayacağına ikna olmuş insanlara anlatmak durumundaydık. İnsanlar gidemedikleri sağlık kurumuna gidebilme ihtimali üzerinden destek dahi verdi. Ancak oraya gitmenin daha büyük bir bedelle olacağını, kendi gelirinden ayırdığıyla bunu yapabileceğini; geliri yetersizse o kurumların kapısından geçemeyeceğini görmezden geldi. Bu hizmetin alınmasının başta söylendiği gibi ücretsiz olmayacağını, hizmet alacak kişiden tahsil edileceğini biliyorduk; ama halk ilk etaptaki görüntüyle ikna edilmişti. Gitgide zorlaşınca sağlık hizmetlerine ulaşmak, insanlar farkına vardı.

Eğitim alanında da böyle bir ikna olmuşluk var, buradaki değişken ne olacak?
Eğitimde de yine kısmi bir ikna olmuşluk vardır. Ancak buradaki dönüşüm çok daha katı ve çok daha hızlı. Bize sorarsanız sağlık hizmetinde yaşananları düşününce, bu ikna olmuşluğa rağmen, bu durum bizim için avantajdır.

Bu yasayla birlikte veliler çocuğunu mahalledeki okuluna gönderemeyecek, hatta daha yaz başında karnesini alıp kapısından çıktığı okula gönderemeyecek, yaşam alanlarından uzaklaşacak. Bu açık bir hoşnutsuzluk yaratacak velilerden. İnsanlar çocuklarına istediği gibi bir eğitim aldırabilmek için çok uzaklara gitmek zorunda kalacaklar. Bu yasaya itiraz ederken bizim söylediklerimiz arasında bunlar da vardı. Ek olarak okulların dönüştürülebilecek olması, erken yaşta okula başlaması da vardı. Tüm olanaklarımızla bunu anlatmaya giriştik. Ne kadar anlatabildik bilmiyorum, çok büyük olanaklara sahip olan başbakanın uzmanca hazırladığı bir konuşmasında geçen iki cümlenin daha büyük etki yarattığını söyleyebiliriz.

Buna örnek olarak Başbakan'ın dershanelerin kapatılacağını söylemesini verebilir miyiz?
Elbette, biz bu olumsuzlukları anlatırken başbakanın dershaneleri kapatacağız demesi, büyük bir eşitsizlik halini ortadan kaldıracağı ihtimali, böyle bir açıklama yapması kendileri için ciddi bir iştir. Ama ortada sonuç yok. Buyurun kapatın, ne oldu dershanelerin kapatılması, yasayı da çıkarttınız. Eğitimin sınav ve eleme sistemi olma halini değiştirmiş değilsiniz. Sınav ve eleme sistemini değiştirmeden, isterseniz cezalandırın dershane işi yapanları. Evlerde gizli gizil yapılır bu iş ama yine yapılır. Sınav varsa, bu sınavda avantajlı olma ihtiyacı duyulacak. Dershaneler bu eğitim sisteminin bir ürünüdür. Tabelasını indirirsiniz başka bir halde ortaya çıkar. Peki, başbakan neden bunu söyledi, işte bu yasaya insanları ikna etmek için. Çünkü dershaneler gerçekten de yoksullar için bir derttir. Dershane tepkisini yeni yasanın kabulünün aracı haline dönüştürdüler. Ama aradan biraz zaman geçince gördük ki, ortalıkta bu sözü verenler yok.

Biz bu dershane sorunu anlattığımız gibi okul dönüştürmelerinin de eğitim hizmetine ulaşıma engel olacağını anlattığımızda, hayır, demişlerdi bize. Aynı dershanelerin eğitim sisteminin içinden gelen bir sorun olduğunu söylediğimizde dedikleri gibi; şimdi ne oldu, okullar dönüştürülüyor ve bize hayır diyenler yanlışlarını gördü. Beş yaş meselesinde de böyle, altı yaş beş yaş bitiminde başlayan zamandır gibi anlamsız bir tartışma yarattılar, bu cambazlıktır.

Bu sorunlar okulların açılmasıyla birlikte daha çok gündeme gelecek değil mi? Bu yasaya olumlu bakan çevrelerin o zamanki tepkisinin nasıl olmasını bekliyorsunuz?
Evet, öğrenciler okullara gidince sorun daha da belli olacak. Beş yaş, erken kayıt bunların pedagojik ve psikiyatrik olumsuz gerekçeleri var. Beş yaşa itiraz etmek politik bir tercih değildir, bunu herkesin görmesi lazım. Politik gerekçe ve dayatmalara baktığımızda, özellikle sekiz yıllık kesintisiz eğitimin topluma politik bir dayatma olduğunu söyleyenler bugün daha büyük bir dayatma halindeler. Nasıl, bırakın vatandaş karar versin diyorlardı yasa tasarı halindeyken, neye karar verecek peki vatandaş? Yaşı altmış- altmışaltı ay ile sınırlandırdılar, aile hekimlerinin verdiği raporu kabul etmeyip tam teşekküllü devlet hastanesinden, psikiyatr ve nörologları olan devlet hastanesinden rapor istediler okula gidemeyecek çocuklar için. Onlar da biliyorlar ki bu raporu almak güç olacaktır, şimdiden Dışkapı Devlet Hastanesine yapılan başvuruların tamamının değerlendirilmesinin altı ay süreceğini hesaplamışlar ve bunu ilan etti hastane. Bakın, topluma kendi dayatmalarına karşı rapor getir kardeşim diyorlar ancak rapor almayı zorlaştırıyorlar. Bu rapora kim ulaşabilir, zenginler bir yol bulacaklar ve çocuklarının dezavantajlı olmasına izin vermeyecekler. Peki, kimin çocukları gidecek okul rapor alamadan, yoksulların çocukları. Evde kalabalık yapan, çalışan anne babanın bakmakta zorlandığı, gündüz bakım masraflarını karşılayamayan çocuklar gidecek okula. Böyle şartlarda neden rapor almak zorunda hissetsin ki kendini zor durumdaki veli, nasılsa büyür diyerek gönderecekler. AKP’nin zengin ve yoksullar arasındaki uçurumu derinleştirdiğini bu halde de görmemezlik edemeyiz.

Bu yasa insanları çok acımasızca etkileyecek. Yasanın bu acımasızlığı yasanın yapım aşamasında hiç görünmediği kadar büyük sorunlar meydana getirecek ve halk ister istemez bu sorunları çözmek amacıyla bu durumu sorgular hale gelecek.



Bu sorgulama ve tartışma halinin toplumun tüm kesimlerine yayılmasını nasıl sağlayacaksınız; bu rapora ulaşamayanların nasıl bir dayanağı olacak bu yasanın etkilerine karşı?
Biz oluşturduğumuz tepkilerin tamamını bilimsel temellere dayandırıyoruz ama bu bilimsellik toplumun tüm kesimlerine nasıl inecek bilmiyoruz. Yaptığımız açıklamalara hemen çok haklısınız diyenlerin neredeyse tamamı orta sınıf. Biz bu sorunu 4+4+4 yasasından en çok etkilenecek olan yoksullara anlatabilmeliyiz. Çocuk haklarını ihlal edecek, çocuk işçiliği ve çocuk gelinleri arttıracak, eğitim hakkına engel olacak, eşitsizlik yaratacak bu kaygıların tamamını ilişkide olduğumuz tüm çevreler kabul ediyor. Ama sorun şu bu tepkilerin oturduğu yer yoksul halk kesimleridir.

Sizce onlar nasıl değerlendirebilir bu durumu? Çocuk işçiliği yoksul bir aile için oldukça normal değil mi?
Evin gelirine destek olması ya da en azından kendi harçlığını çıkararak evdekilerin sırtındaki yükü azaltması çocuklardan beklenen bir durum.

Buraları bazen kaçırıyoruz, çok net söylemek biraz iddialı olabilir ama bizim çocuğun eli ekmek tutacak sekiz yıl bakmak zorunda kalmayacağız. On beş yaşından sonra bir işe vermek zorlaşıyordu zaten diyebilecekler. Üzgünüm ama bunu fırsat olarak düşünenler var ise kınamamak gerekli. Yoksulluğun bu kadar yüksek olduğu bir ülkede, çocuğun eli ekmek tutsun diyen ana babayı kınamamak gerekli. Bizim siyasi iktidarın çıkmazı olarak söylediğimiz şey, yoksullar nazarında lehte bir propagandaya mı dönüşecek? Bunu takip etmeli, kaçırmamalıyız. Toplumun her kesiminin eşit tepki vereceğini düşünmüyorum bu yasaya, bu sebepler yüzünden.

Bu tartışmalar içinde politik saiklerle tavır aldığınızda AKP seçmenini karşınıza alabiliyorsunuz ya da bunun politik saiklerle tartışıldığını düşünen AKP seçmeni sizi karşısına alıyor. Ama esas mesele şu ki bilimsel kaygıların doğru biçimde öne çıkarılmasıyla o kesimi de bu mücadelede yanımıza alabiliyoruz. Bildiğimiz kadarıyla cumhurbaşkanına giden on binlerce mail ve mektuptan bahsediliyor, emekten yana örgütler böyle bir kampanya başlatmadı, bunu yapanlar cumhurbaşkanı ile bir çeşit gönül bağına sahip insanlar. Demek ki bu yasaya dair taşıdığımız kaygılar AKP seçmeni tarafından da görülüyor, bu çok önemli. Bizim bunu bu kaygılar üzerinden yürütmeyi başarmamız lazım. Bu salt politik bir iddiadan dolayı karşı duruş değil, bilimsel göstergelerin öne çıktığı bir tartışma olmalı.

Aslında başta değindiniz biraz ama 4+4+4 eğitim sistemi gündeme geldiğinde yaptığınız 28-29 Mart grevini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yasaya ilk direniş bu tarihlerde yapılan grevle gösterildi, bu direniş nasıl devam edecek; yeni döneme dair neler düşünüyorsunuz?
Bize göre sendikal süreçte eksiği olmayan bir dönemin olabileceğini düşünmüyorum. Ama toplamda ortaya koyduğunuz hedeflerin ne kadarını gerçekleştirdiğiniz başarı ve başarısızlık ölçütü oluyor. Bu yasanın tartışıldığı dönemde Eğitim Sen’in tarihsel sorumluluğu açısından geniş halk kitlelerini uyarma, bunu toplumsal bir tartışma aracı haline getirme ve bunun üzerinden AKP politikalarının tartışıldığı ve sorgulandığı bir sürece dönüştürülmesi açısından, eğitim emekçilerinin tartışmalara katılması açısından ve tüm üye ve dostlarımızın Eğitim Sen’den bekledikleri görevin yerine getirilmesi açısından başarılıdır.

Bu sayısal verilerle de karşılaştırılabilir, şubattan sonra on-on iki bin civarında üye sayımız artmış. Toplamda bir yıllık üye sayısı budur, ama bu döneme bu kadar fazla yansıması tesadüf olarak değerlendirilemez. Sadece mart grevi de değil 21 Aralık’ta KESK bütünlüğü içinde ortaya koyduğumuz AKP’nin yaratmaya çalıştığı düzene karşı itiraz etmenin de başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz. Böyle bir dönemde Eğitim Sen’in, KESK’in egemenler tarafından uğradığı sistematik saldırılara,¬¬ kimi ırkçı gerici tartışmaların odağı haline getirilmek isteğine, operasyonlara karşı gösterdiğimiz direnç sayesinde AKP iktidarı karşısında geçmişe göre güçlü bir hal almıştır. Kendi üyelerimizin tüm eleştirilerini değerlendirebilecek, üye olacak tüm arkadaşlarımızla ve bizimle gönül bağı olan tüm arkadaşlarımızla aramızdaki ilişkiyi ileri taşıyacak bir dönemde olduğumuzu söyleyebilirim.

4+4+4 saldırısı çok büyük bir saldırıdır, görebildiğimiz kadarıyla örgütümüzün durması gerektiği yeri kuvvetlendirme isteğini, böylesi bir saldırının yol açacağı ve AKP’nin karanlığını arttıracağı bu dönemde; AKP’ye karşı mücadele edecek kimsenin moralini bozamamıştır. Aksine herkes daha büyük bir itiraz yaratma çabasına girmiştir. Mart grevi bunun için çok önemliydi.

Yeni dönemi karşılarken biz tüm kentlerde, oraların tüm güçlerini kapsayabilecek bir direniş örgütleyeceğiz. 28-29 Mart’ı ıskalamış olsaydık, böyle bir hedef koyamazdık önümüze. Bu düzene itiraz eden güçlerin mücadele araçlarını güçlendirecek çalışmalarla gireceğiz yeni döneme. Bu çalışmaların güçlü olarak yapılabilmesinin yolu da kentlerdeki tüm emek ve demokrasi güçlerinin yan yana gelmesiyle mümkün olabilir.

Eylül ayından itibaren, tüm mücadele arkadaşlarımızla birlikte; bu yasayı, AKP’nin karanlığını tüm insanlara; sokaklarda, veli toplantılarında, okullarda anlatma çabası içinde olacağız. Eğitim bilimcilerinin hazırladığı bilimsel raporları, herkesin; bundan daha doğru rapor mu var, göndermiyorum çocuğumu küçük yaşta okula diyebilmesini sağlayacak; dönüştürülen okullara karşı okulumu istiyorum dedirtebilecek yoğun bir gündem hazırlığındayız. Mahalle, halk toplantıları, veli toplantıları, okul toplantıları aracılığıyla bunu herkese tekrar tekrar anlatacağız, en yakınımızdakinden en uzağımızdakine kadar. Ama biliyoruz ki her kentin olanağı eş değil, bu hattı daha da güçlendirecek işler de yapılabilir; kentin öz durumunun getirdiği işler yapılabilir. Bunlar, itiraz eden herkesin bir araya gelmesiyle başlayacak.

Eylül’ün ikinci haftasında da 4 koldan, Batman, Rize, Çanakkale, Muğla’dan başlayarak Ankara’ya, küçük şölenlerle yürüyeceğiz. Ancak bu yürüyüş bir final noktası olmayacak; Eylül’ün ikinci haftasından sonra da devam edecek. Yani eğitim sorunlarının olduğu her yeri birer mücadele alanına dönüştüreceğiz. Bunu sadece bu yasaya dair bir itiraz süreci olarak değil, AKP’nin baskı rejimine tümden karşı çıkacak bir ses haline getireceğiz.


İlgili Haberler

Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome