2012’nin Öne Çıkan Başlıkları: Bankacıların Ziyafeti, Ekonomik Gerileme ve Toplumsal Krizler - Colin Todhunter

18 Aralık 2012 Salı

2012 biterken, bu sene yaşananları nasıl değerlendirebiliriz? Bazı olaylardan kesitler verilerek geriye dönüp bakılabilir. Bu yazıda titizlikle seçilen birkaç örneğe odaklanılarak sona ermek üzere olan yıl değerlendirilecektir.


Süreçlerin İnşası
Küresel kapitalizm sene boyunca bunalımları ve krizleri ile başa çıkmaya çalıştı. Politikacılar ve ana akım medya yaşam standartlarının düşüşünü, ekonomiye tekrara rayına oturmak adına uygulanan “tasarruf” tedbirleri bahanesiyle güçlükle kazanılmış demokratik özgürlüklerin ve işçi haklarının geri alınmasını ideolojik olarak mazur göstermeye uğraştı. Bu propagandaların belkemiğini “hepimiz süreçten muzdaripiz” ve “başka bir seçenek yok” söylemleri oluşturdu.

Süreç dikkatlice okunduğunda on yıllardır tüm kaynakların ve kârın, baskı altında tutulan ve boyun eğmeye zorlanan halkın yaşam standartlarının düşmesi pahasına, sermayenin hizmeti için kullanıldığı görülüyor. “Ekonomiyi tekrar rayına oturmaktan” kasıtları çökmeye yüz tutmuş ekonomik sistemin güvenilir olduğuna ikna çabasından başka bir şey değildir. Peki, söylemlerinin yalanlardan ibaret olduğu ortaya çıkarsa ne yapacaklar?

Avrupa örneğinde gördüğümüz üzere mütemadiyen gerileme söz konusu. İşlerini ve yaşam standartlarını savunmak amacıyla sokaklara çıkan halka biber gazı ve plastik mermilerle karşılık vermelerinin nedeni bu gerilemeyi örtbas etmektir. Demokrasi ile kurumsallaşmış kapitalizm arasındaki gerginlik özellikle İspanya ve Yunanistan sokaklarında ayyuka çıktı. Bu iki ülkede işçilerle tekelleşerek güçlenen sınıf arasındaki çelişki diğer yerlerde olduğundan daha açık biçimde göründü.

2012’de de yakın dönemdeki diğer senelerde olduğu gibi süregelen krizler küresel boyutta yayılmaya devam etti. Yerel ekonomiler kuru erik gibi büzülürken gözler olgunlaşacak meyveleri toplamak için hasat zamanına dikildi.

İstihdama yönelik talebin yol açtığı bunalımlar taşeronlaşan işgücünün ucuzlaması, bunun neticesi olarak iş talebini daha da arttıran kişisel borçlanmanın baş edilemeyecek boyutta artması ve sonucunda işsizlik oranının yükselmesiyle sonuçlandı. Bütün bu döngünün temelinde “tasarruf” tedbirlerinin finans kapitalinin çıkarlarının devamlılığını sağlamaya yönelik alınması yatıyor. Batılı ülkelerin ortak çıkarlarının ağları Hindistan gibi ülkelerin pazarlarına dâhil oluyor.

Çevre tahribatına neden olan “sınırsız büyümeyi” sürdürmek adına, mevcut ekonomik sistemde, Afrika’dan Asya’ya ucuz kaynaklara ulaşmak amacıyla sürdürülen çatışmaların devam etmesi için tarafları teşvik ediyorlar. Elbette bu durum (değer kaybeden) doları ve ABD ekonomisini desteklemeye yarıyor. ABD ile ona bağımlı ülkeler dış pazarları güvence altına alarak ve petrol kaynaklarını ellerinde tutarak (petrol destekli) doların dünyanın para birimi olduğu söylemine sadakatin sürekliliğini sağlamaya çalışıyorlar.

Sürecin bir parçası olarak “milliyetçilik” “ulusal çıkarlar” veya “yardımseverlik” yalanları altında şimdiki gibi sıkıntılı dönemlerde “ekonominin zorunlu çalışanları” genç erkek işçiler Goldman Sacks, Bank of America, Coca Cola, Shell, Chevron ve General Electric gibi şirketler için ölümüne savaşmaya devam ediyorlar. “Kalkınma” adı altında verilen “sivil zayiatlar” şirketlerin kârlarını arttırarak onları güçlendirmeye yarıyor. Suriye ve Pakistan gibi başka bölgelerde ise temsili güçler katliamlara teşvik ediliyorlar.  

Bu açılardan bakıldığında 2012’nin yalnızca kara haberler getirdiği sonucuna kolaylıkla varılabilir. Ancak bu koşullarda bile umut ışığı parlıyor. Sonuç olarak, bazı eylemlerin inançların ve ideallerin hala mevcut olduğunu ispatladığı söylenebilir.

Hindistan Işık Saçamıyor
2012’de altı ülke ve 100,000’den fazla çocuk üzerinde yapılan bir araştırmanın sonucuna göre beş yaşın altındaki çocukların %42’sinden fazlası kısmen veya ciddi biçimde normal kilosunun altında ve %59’unda gelişim geriliği görülüyor. Başbakan Manmohan Singh, HUNGaMA (Açlık ve Dengesiz Beslenme) isimli araştırmanın yürütücüsü Naandi kurumunu “ülkenin yüzkarası” olarak nitelendirdi. Bu yaftalama yeterli gelmemiş olacak ki Time dergisi de onları “başarısızlar” başlığı ile manşete taşıdı.

Ekonominin hızla büyüdüğü yılların ardından gayrı safi milli hâsılanın bir anda düşüşe geçişi yalnızca çocukların yoksulluğu ve gıda değil bütün alanlardaki başarısızlık ile açıklanabilir. Temmuz ayında, bir süre için, 700 milyon insan üzerindeki hegemonya ortadan kalkmıştı. Başkentin de dâhil olduğu 29 eyaletin yirmisinde iktidarın otoritesi sarsıldı.

Ülkenin beş elektrik şebekesinden üçü devre dışı kalmıştı. Yüzlerce tren hareket edemedi; yolcular varış noktalardan binlerce mil uzakta beklemek zorunda kaldı. Trafik ışıkları kullanılamadığı için kenetlenmeler yaşandı. Ülke genelinde ameliyatlar iptal edildi.

Yaşananlar Hindistan’ın altyapısına dair endişeleri ciddi oranda arttırdı. Bunun yanı sıra felaketin sonucu olarak medyanın hayranlığına ve Hindistan’daki milyonerlerin fazlalığına rağmen, ülke genelinde halkın üçte birinin evinde bir ampulü bile yakacak kadar elektrik olmadığı gerçeği açığa çıktı. (2011 nüfus sayımı verileri kullanılmış.) Kesintisinin yaşandığı bölgenin büyük kısmına zaten hiçbir zaman elektrik bağlanmamış. Örneğin 100 milyon insanın yaşadığı Bihar bölgesinde halkın sadece %16,4’ünün elektriğe erişimi var.

Tüm bunlar yaşanırken Hindistan hükümeti ülkenin en yoksul kesimini oluşturan ancak zengin kaynaklara sahip kabilelere yönelik savaşını sürdürüyordu. Temmuz’da Chhattisgarh eyaletinde 17 kişi yarı askeri polisler tarafından öldürüldü. Resmi kaynakların Maocu asiler olduklarını duyurduğu insanlar arasında 12 yaşında bir kız çocuğu ile 15 ve 16 yaşlarında henüz okula devam eden öğrenciler de var.

Bu katliamla hükümetin toprakları istimlâk edip kaynaklara el koyarak zengin/kurumsal ortaklarının %51 oranındaki yabancı kaynaklı yatırımıyla şirketlerin ticaretini güvenceye alma ve finans, tarım, nükleer, eczacılık alanlarını dış yatırıma devretme hedefi arasında bağlantı kurulabilir. Batı kârın kokusunu alarak kapıları yumrukluyor. ABD’nin Hindistan’ın nükleer yapılanmasına göz yummasının bir bedeli var ve bu bedeli Hindistan halkı ödemek durumunda.

Bankacıların Ziyafeti
Bu esnada, kriz Avro bölgesinde yayılmaya devam ediyordu. Yunanistan ve İspanya’daki kitlesel işsizliğin sonucunda istihdam ile hizmet alanlarında yapılan kesintileri protesto etmek için halk sokaklara akın etti. Plastik mermiler ve biber gazının kullanılmasıyla krizin sorumlusu olarak birini günah keçisi ilan etme süreci de başlamış oldu. Avrupa genelinde tüm ülkeler zarara görmüş ekonomi için diğerlerini sorumlu tuttu; göçmenler ve kamu kesimi suçlu ilan edildi.

Bütün bunlar olup biterken asıl suçlular –bankacılar ve sermayedarlar- çeşitli ülkelerin kamusal varlıklarını ucuza satın alarak kârlarına kâr katmayı sürdürüyordu. Böylece “kurtarılan” paraların nereye gittiği de açıklanmış oldu!

Ekonomik kriz can yakmaya devam ederken politikacılar bizi krize dâhil olduğumuza ve yükünü hep birlikte omuzlamamız gerektiğine ikna etmeye çalışıyordu. Ancak görünüşe göre bazıları krizden diğerleri kadar “etkilenmiyordu”.

Vergi Adaleti Ağı’nın (TJN) yaptığı araştırmaya göre dünyanın en zenginlerinin beyan ettikleri gelirleri 21 ile 32 trilyon dolar arasında bulunuyor; yani ABD ile Japonya’nın gayri safi milli hâsılalarının toplamı kadar. TJN, dünya çapındaki bazı büyük bankaların onlara vergi kaçırmada ve gelirlerini düşük göstermede bilinçli biçimde yardım ettiğini ifade ediyor.

Vergi kaçakçılığından en fazla etkilenen ülke olan Yunanistan’da tasarruf tedbirlerine bağlı olarak yoksulluk gittikçe artıyor. Hot Doc dergisi Yunanistan’ın en zenginleri listesini yayımladı. Listedeki 2.059 ismin HSBC bankasının İsviçre şubelerinde toplamda 2 bilyon doları bulunuyor. Bu miktar şimdilerde artmış olmalı çünkü bu liste 2007’deki, yani ekonomik krizden önceki, verileri gösteriyor. Derginin editörü Vaxevanis, listedeki pek çok ismin vergi kaçırdığını düşünüyor.

Mal varlığını arttırmanın avantajı, varlıklıların daha fazla zenginleşmelerine engel olacak toplumsal normlardan muaf sayılmaları olmalı. Yaptığı haberden sonra Vaxevanus’a ne mi oldu? Elbette tutuklandı!

Yetkili merciler tüm bu olup bitenlere göz yummaya devam ederken daha doğrusu sürece dâhil olmuşlarken ve bankaları korumak için bütün tedbirler alınırken “küçük insanlar” için krizin sonuçları daha fazla tasarruf, işçilerin haklarının ellerinden alınması ile yaşam standartlarının daha fazla düşmesi oldu. 2012 yılının Avrupa’sına bakıldığında Avro bölgesini temizlemek için pislikleri tahliye etmeye çalıştığını görmemek imkânsız. Bilinen bir gerçek var; lavaboda ne kadar az su bulunursa, su giderden o kadar hızlı akar.

Amerika Sevdası
2012’de Güney Amerika’yı ilgilendiren iki büyük olay yaşandı. İlki Ekvador’un Julian Assange’yi siyasi sığınmacı olarak kabul etmesi idi. İkincisi ise Hugo Chavez’in Venezüella’da yeniden seçilmeydi. Chavez oyların %55’ini ve Latin Amerika’daki diğer sol önderlerin büyük kısmının desteğini alarak seçimleri kazandı. Chavez ülkesinin yönetimi görevine devam etmek için uğraşıyor. Kanser teşhisi konulmasıyla başlayan süreçte gidişatı sağlık durumu belirleyecek. Chavez’in önderliği birçok insan tarafından sosyalist davanın önemli bir parçası olarak kabul edildiği için çok önemseniyor. 

2012 yılının ortasında WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange siyasi sığınma talebiyle Londra’daki Ekvador Elçiliğine başvurdu. Cinsel istismar suçlaması ile İsveç mahkemelerinde yargılanmasının ABD’nin “suçluların iade edilmesi” kapsamında onu ülkeye getirtme girişiminin bir parçası olmasından endişe ediyor.

Ekvador hükümeti Assange’nin WikiLeaks belgelerinde Amerika Birleşik Devletleri’nin gizli bilgilerini kamuoyu ile paylaştığı için ABD’ye iade edilme ihtimali olduğunu ve bu durumun sonucunda ABD’de idam edilebileceğini veya hapse atılabileceğini gerekçe göstererek onun siyasi sığınma talebini kabul etti. Bu olayın ardından, tahmin edileceği üzere, İngiliz Dışişleri Bakanı William Hague Assange’nin Birleşik Krallık dışına çıkmasına izin verilmeyeceği açıklamasını yaptı.
Assange şu anda Londra’daki Ekvador Elçilinde kalıyor ve durumu belirsizliğini koruyor. Yoğun baskılara rağmen Ekvador prensiplerine sadık kalarak kararının arkasında durdu ve insan haklarına samimiyetle bağlı olduğunu ispatladı. Yaşanan aslında küçük bir ülkenin, tehditlere boyun eğmeyerek, kendinden çok daha güçlü devletlere karşı koyması hadisesidir. Ekvador hükümeti ABD’nin kızgınlığının faturasını ağır biçimde ödeyeceğe benziyor.  

Emperyalist Amaçlar

Afrika 2012 senesinde de dertli kıta olmaya devam etti. 2011’deki NATO’nun bölgeye müdahalesinin ardından Libya Bingazi’de ABD elçisinin öldürüldü ve Kaddafi rejiminin kalelerinden Bani Valid şehri askeri, kanlı bir saldırıya uğradı. Libya’da hala kargaşa hüküm sürüyor ve hiç kimse Batı’nın el koyduğu 150 bilyon dolar değerindeki Libya varlığının akıbetini bilmiyor. Muhtemelen bir kısmı Sam Amca’nın yıkımına yardım ettiği ülkeyi yeniden kurmak isteyen ABD’nin “kurumsallaşmış akbabalarına” yem olmuştur!   

Somali’den Kongo’ya, Afrika’nın büyük kısmı çatışma bataklığına saplanmış durumda. ABD, Kaddafi sonrasında Afrika Kuvvetleri’ni (AFRICOM) sağlamlaştırmaya olanak buldu. Maden kaynakları için yaşanan çekişme şiddetlendi. ABD, Çin’in kıtadaki etkisini kırmaya çalışıyor ve bu amaç doğrultusunda 2013’te 3,000 askerini bölgedeki çeşitli Afrika ülkelerine göndermeyi planlıyor.  

Çin ve Rusya Ortadoğu ile Orta Asya bölgelerindeki Batılı güçlerin baskılarına karşı koymaya devam ediyor. Bu iki ülke NATO’nun Suriye’de konuşlandırmaya devam ettiği askeri birliklerini yönlendirmeye çalışıyor. İran, 2012 yılında da ABD’nin hedefinde kalmaya devam etti. Burada yine Çin ve Rusya ABD’nin İran rejimini devirmeye yönelik teşebbüslerine engel oldu. 

Sürecin kaybedenleri bölgede hava saldırılarından korkarak, istikrarsızlık içinde, İran’a uygulanan ekonomik yaptırımların cefasını çekerek, Batının “yardımseverlik” beyanlarını dinleyerek ve riyakârca tutumlarını görerek yaşamaya çalışan halklar oldu.

Kasım ayında İsrail önce Hamas’ın askeri önderine suikastta bulundu ardından Gazze’de yaşayan sivillere saldırmak ve onları katletmek için bütün askeri gücünü seferber etti. Bu süreçte ABD ve İngiltere tarafından “insani müdahale” konusunda hiçbir açıklama yapılmadı.

2012 senesi pek çok Arap ülkesinde rejimlerin yıkılışına şahit oldu. Yeni kurulan rejimler eskilerden ne daha iyiydi ne de daha beter. Mısır ve çevresi, dışarıdan “Arap Baharı” olarak algılanan ve naif insanların durumun gerçeklerini ilk anda fark edemediği, ciddi bir dönüşüm geçirdi. Buralarda yaşanan dönüşümün ana akım medyanın ilan ettiğinin aksine demokrasi ile ilgisi yoktur.

İyi haberleri en son verelim
Sene boyunca elbette pek çok olumlu gelişme de yaşandı; özellikle iki tanesi ilk etapta akıllara geliyor. İlki, yukarıda da bahsettiğimiz üzere cesur ülke Ekvador’un tehditlere ve baskılara başkaldırmasıydı. Ülke sadece İngiltere’ye karşı çıkmakla kalmadı. Julian Assange’nin iade edilmesine yönelik taleplerin Batılı ülkelerin çoğunun siyasi ve askeri amaçları doğrultusunda kullandığı insan hakları ilkelerine bağlı kalınarak reddedilmesi de önemlidir.

İkinci olay, Hindistan’ın Tamil Nadu eyaletindeki Koodankulam nükleer santralinin yakınında, silah olarak yanlarına sadece düşüncelerini alarak bir plaja uzanmış, demokrasi düşmanı Hindistan hükümetinin sopalı güçlerine ve nükleer enerji şirketine direnen halktan binlerce kadın ve erkeğin oluşturduğu görüntüdür. (“nükleer enerji” “tarımın” yerine geçecek, “kaynak ihracatı” “perakende” olarak yapılacak veya başka sektörlere aktarılacak, Hindistan “demokrasisinin” değerini sonradan anlayacaksınız.)

Durumun muhtemel sonuçlarını Hindistan’daki herkes tahmin edebiliyor. Fakat biz yazımızı olumlu düşüncelerle bitirelim. Eğer Ekvador hükümetinin tutumundan çıkarabileceğimiz dersler varsa ve Koodankulam’da güzel insanlar mücadeleyi sürdürüyorsa yani dünyanın dört bir yanında başkaldırı devam ediyorsa hala fikirlerin ve cesaretin kıymeti var demektir.

Kitlelerin kayıtsızlaşması için alternatiflere alaycı kinizm ile yaklaşmanın temel propaganda olarak kullanıldığı bir çağda; neyse ki her şeye rağmen ideallerin hala bir önemi var.

* Global Research, 15 Aralık 2012
*Muhalefet.org için çeviren Feride Tekeli

 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome