4+4+4'le Bizi Neler Bekliyor?

4 Haziran 2012 Pazartesi

Gündeme getirildiği günden itibaren geniş toplum kesimlerinin tepkisi ile karşılanan 4+4+4 eğitim modeli yasalaştı. Peki bu yasa ile hayatımızda ne gibi değişiklikler olacak?


Ancak yasanın uygulanmaya başlamasıyla ortaya çıkacak sorunlar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yasanın nasıl uygulanacağını belirttiği genelgedeki belirsizlikler, modelin yasalaşmasıyla gündeminin kapanmadığını ve kapanmayacağını gösteriyor.

İktidara geldiği günden bugüne neoliberal eğitim politikaları ile eğitimde ciddi bir dönüşüm gerçekleştiren AKP, 4+4+4 eğitim modelini bu dönüşümün en önemli halkası olarak gündeme getirdi. 4+4+4 eğitim modeli, tüm toplumu tahakkümü altına alan dinsel gericiliğin ve yeni ekonomi politikaları ile daha çok ticarileştirme, özelleştirme, ucuz-güvencesiz çalıştırma koşullarını yaygınlaştırmanın ayağını eğitim alanından kuracak bir model olarak hazırlandı. “İlköğretim okulları, kız ve erkek çocukları için parasızdır” ibaresinin ilgili metinden kaldırılması, ‘seçmeli’ din dersleri ve imam hatip okullarının orta bölümlerinin açılması, yasanın bütününe yansıyan eğitimi ticarileştirme ve dinselleştirme maddelerinin en açık halleri olarak karşımıza çıkıyor.

Modelin bir başka önemli özelliği ise AKP’nin, eğitimdeki dönüşümü sadece yasa maddeleri ile sağlamaması, yasanın birçok proje ile bağlantısının bulunması. Yasa ile yaratılan mağduriyetin ‘çözümünün’ kamu özel ortaklığı ile kurulacak okullardan geçecek olması, yeni okulların daha hızlı kar etmesine, daha çok özel şirketin eğitim alanında söz sahibi olmasına neden olacak. Ayrıca Okullar Hayat Olsun Projesi’nin 4+4+4 ile bağlantısı, öğrencilerin özel okul tercihini artıracak teşvik paketlerinin yasanın kabulünün hemen ardından gündeme taşınması, LYS’ye iki hafta kala ağırlıklı ortaöğretim başarı puanının kaldırılarak yerine ortaöğretim başarı puanının getirilmesi, “3 ay tatil yapıyorlar” denilen öğretmenlerin bu süreçte tabii tutulacağı eğitimin süreklileştirilecek olması gibi projelerin 4+4+4 ile birebir ilişkisi olduğunu gösteriyor.

Yasanın bu projelerle kurulan bağı ve uygulamaya başlanacağı dönemde birçok sorunun daha açık hale geleceği göz önünde bulundurulduğunda yasaya karşı mücadelede devamlılığın önemli olduğu kuşku götürmez bir gerçek.

İlkokula 5 Yaşında Başlanacak
Var olan uygulama ile 72 ayını tamamlamış çocuklar okula başlayabiliyorken yasa ile ilkokula başlama yaşı 5’e çekildi. Meclis’ten geçen yasaya göre 60 ayını tamamlayan çocuklar ilköğretime başlayabilecekti. Ancak eğitim örgütlerinin, akademisyenlerin, velilerin tepkisi sonucunda Bakanlık, kararını yeniden görüşerek okula başlama yaşını 66 ay olarak belirledi. 60-66 ay arasındaki çocukların kayıtları ise velilerinin isteği doğrultusunda yapılabilecek. Ancak bu isteğe bağlılık da fiili durumda zorunluluk haline gelecek. MEB’e göre 66 ayı geçmiş çocukları okula göndermeyen aileler para cezası ödeyecek. Yasaya göre 62 aylık çocuğunu içinde bulunduğu eğitim-öğretim yılında okula göndermek istemeyen aile, çocuğunu okula göndermeme hakkına ‘sahip’. Ancak çocuğun bir sonraki eğitim-öğretim yılında 74 aylık olacağı düşünüldüğünde ve 66 ayını geçmiş çocukları okula göndermeyen ailelere para cezası verileceğini göz önünde bulundurulduğunda, ‘isteğe bağlı okula gönderme’ durumunun fiilen bir gerçekliği olmadığı açığa çıkacaktır. Dolayısıyla okula başlama dönemi 60 aya düşüyor ve çocuğunu okula göndermek için bir sonraki dönemi bekleyen aileyi, çocuğunu kayıt yaptıracağı zaman ödeyeceği para cezası bekliyor.

Oysa yapılan araştırmalara göre, ancak 72 ayını tamamlamış çocuklar ilköğretim eğitimine uygun zihinsel, fiziksel ve duygusal gelişime sahip. Bu dönem öncesinde ilköğretim eğitimine başlayacak çocuklar ise zihinsel olarak ilköğretim eğitimini alabilecek zihinsel gelişimini tamamlamamış, fiziksel olarak kas gelişimini tamamlamamış ve duygusal olarak ailesinden bağımsızlaşamamıştır.

Dolayısıyla yasanın “çocuğun gelişimine uygun eğitim verme” ilkesinden bağımsız hazırlanması bir dizi sorunu da beraberinde getireceğini gösteriyor. Zihinsel olarak henüz ilköğretim eğitimini anlayabilecek kadar büyümemiş çocuklarda oluşacak başarısızlık hissi, çocukların özgüvenlerini kazanmadan yitirmelerine neden olabilecek. Aynı durum çocuğun fiziksel gelişiminin yetersizliği, duygusal olarak okul ortamına alışamayacak durumda oluşu ile de açığa çıkacaktır.

İlköğretim Okulları İmam Hatip Olacak
Yasa ile ilköğretim ve ortaöğretim okullarının mümkün olduğu durumlarda ayrı okullar olarak kurulması gerektiği dile getirilmişti. Ancak MEB tarafından yayımlanan genelgede, imam hatip okullarının bağımsız okul olarak kurulmasına öncelik gösterileceği, ancak bunun mümkün olmadığı durumlarda bu okulların imam hatip liseleri ile birlikte kurulacağı belirtilmiş; yasa ile düzenlenen madde böylece netleştirilmiştir.

Yeni eğitim-öğretim yılının okullarının 4+4+4 eğitim sisteminin gereklerine göre düzenleneceği ve bu kadar kısa sürede ‘ihtiyaca’ göre okul inşa etmenin mümkün olmadığı göz önüne alındığında düzenlemenin ihtiyacının mevcut okullar üzerinden karşılanmak istenecek. Nitekim bu istek, birkaç okulda ortaya çıktı.

Düzenleme ile imam hatip liselerinin orta bölümlerine verilen bağımsız okul olma önceliği, birçok öğrencinin okulundan alınacağını ve başka okullara dağıtılacağını gösteriyor. Ancak 50-60 kişilik sınıf mevcutları, okulun değiştirilmesiyle birlikte mağdur olan öğrencilerin ikinci mağduriyet yaşayacağını gösteriyor.

Bakanlık’ın kamu özel ortaklığı ile kuracağı okullar ise bu noktada devreye girecek. İlk dört yıllık eğitimin verildiği ilköğretim okullarının değiştirilmesi sebebiyle mağduriyet yaşayan öğrenciler, ortaklık ile kurulan okullara gönderilecek. Böylece Bakanlık, yeni rant alanı okullarını bir an önce öğrenci ile doldurmuş olacak.

Gericilik Seçmeli Din Dersleri ile Derinleştirilecek

Yasayı toplumsal bir talep olarak sunan AKP, ortaöğretim ve liselerde müfredata dahil ettiği seçmeli derslerle gerçek toplumsal talepleri göz ardı etmeye devam ediyor. Tek din ve mezhep eğitimi veren zorunlu din derslerinin kaldırılmayıp “Kuran” ve “Hz. Muhammed’in Hayatı” dersleri ile desteklenmesi, AKP’nin toplumsal hayatı saran dinsel gericiliğin eğitim alanındaki uygulamalarla derinleştirilmesi hamlesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu dersler her ne kadar ‘seçmeli’ olarak duyurulmuş olsa da fiili uygulamanın bu dersleri ‘zorunlu’ hale getireceği açıktır. Böylece imam hatip okullarını tercih etmeyen öğrenciler de AKP’nin uygun gördüğü ‘asgari’ din eğitimine tabii tutulacak, eğitim alanındaki dinin rolü pekiştirilmiş olacak.

Müfredat Değişikliği Yeni Sorunları Ortaya Çıkaracak
Ders ve içerikler yeni dönemin başlamasına 3 ay kaldığı halde belirlenmedi. Bu durum yeni okul dönemiyle birlikte yasa ile ortaya çıkacak sorunların çoğalacağını; ders müfredatlarının henüz belirlenmemiş olması nedeniyle hem eğitim emekçilerinin hem de çocukların mağdur olacağını gösteriyor.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in 258 bin öğrenciye okullar kapandıktan sonraki 3 hafta boyunca, okullar açılmadan önceki 2 hafta boyunca verilecek eğitim ile öğretmenlerin yeni döneme ‘uygun hale getirileceğini’ dile getirmiş olması, Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim emekçilerini ‘emrine amade köleler’ olarak gördüğünü bir kez daha gösteriyor. Eğitim alacak öğretmenlerin isteğe göre belirlenip belirlenmediğine dair açıklama yapmayan Bakanlık’ın yöntemi de görevlendirme olacaktır; ayrıca yapılacak görevlendirmenin ek ücrete tabii tutulmaması da büyük olasılık.

Ders müfredatı dahilinde çıkarılacak materyallerin ise henüz ne aşamada olduğu belli değil. Bu durum alelacele belirlenen müfredatın ve materyallerinin gerekli denetimden geçmeden dağıtımının yapılmasına neden olacaktır. Oysa belirlenen müfredatın, ders materyallerinin gerekli denetimden geçmesi, çocuğun sağlıklı bir eğitim almasının en öncelikli koşulu. Dolayısıyla gerekli incelemeler tamamlanmadan yapılacak dağıtım, öğrencilerin birçok konuda mağduriyet yaşamasına da neden olacaktır. Özellikle okula yeni başlayan yaş grubundaki öğrencilerin gelişimlerine uygun belirlenmemiş herhangi bir ders içeriği ya da materyal, çocuğun gelişiminde düzeltilmesi zor sorunlar ortaya çıkaracaktır.

Mesleğe Yönlendirme 9 Yaşında Yapılacak
Yasa ile ilk dört yıllık eğitimini tamamlamış 9 yaşındaki çocuk, ikinci dört yıllık eğitimi için farklı eğitim programlarını tercih edebilecek. Oysa eğitim hayatının henüz başında olan çocuk, bu döneminde henüz ilgi ve yeteneklerini keşfedememiştir. Bu durum, çocuğun geleceği ile ilgili sağlıklı kararlar almasının en büyük engelini oluşturuyor. Dolayısıyla, yasa ile dolaylı yoldan çocuğun geleceğini belirleme hakkı elinden alınıyor, ailesine teslim ediliyor. Aileye bırakılan bu kararla, muhafazakar toplum yapısının devamına ilişkin önemli bir adım atılmış oluyor. Ailelerin önemli bir bölümünün çocuklarını imam hatip okullarına gönderecek olması, imam hatip okullarının orta bölümlerinin nasıl doldurulacağını da gösteriyor.

Çocuklar 9 Yaşında Sınav Sistemi ile Tanışacak
İkinci 4 yıllık eğitimin farklı okullarda verilecek olması, bu okullara yapılacak yığılmayı da beraberinde getirecektir. Bu yığılmanın çözümü ise yine sınav odaklı eğitim sisteminde bulunacak. İlk dört yıllık eğitimin ardından yapılacak eleme sınavı, çocukların eğitimin kalan kısmının nerede tamamlayacağını belirleyecek. Eleme sınavına hazırlık ise sınav odaklı eğitim sisteminin kaçınılmazı dershaneler aracılığıyla yapılacak.

Böylece Başbakan’ın dile getirdiğinin aksine dershanelerin eğitimdeki ağırlığı artacak, velilerin cebinden yaptığı eğitim harcamaları çoğalacaktır. Kuşkusuz bu süreç sonucunda dershaneye gidemeyen öğrenciler dezavantajlı konuma düşecek; emekçi halk çocuklarına yeteneğe uygun eğitimin verildiği okulların kapıları kapatılacak. İkinci 4 yıllık eğitim için ‘tercihe göre okul’ çeşitlemesini yapan AKP’nin ‘tercih’ beklentisinin iki ayağını kuran okullara (imam hatip okulları ve meslek liselerinin orta bölümleri) kayıt şartı ise barajı geçmek olacaktır. 

Ayrıca sınav odaklı eğitim sistemiyle bu kadar erken yaşta karşılaşacak çocuk ise sınavın gereklerine uygun yetiştirilecektir. Henüz oyun çağının içinde olan çocuğun yaşamının belirleyicisinin sınav sistemi olarak değişmesi, çocuğun gelişiminde birçok olumsuzluğu da beraberinde getirecektir. Çocuğun ‘rekabet’ ile bu denli erken yaştaki tanışıklığı, dayanışma, paylaşım duygularının yerini rekabetin, yarışın almasına neden olacaktır.

Çocuk Emeği Sömürüsü Yaygınlaşacak
Yasa ile işyerlerine getirilen işçi sayısının %10’u oranında stajyer çalıştırma şartı kaldırıldı. Yeni düzenlemeye göre artık işletme sahiplerine, sınırsız stajyer meslek lisesi öğrencisi çalıştırma hakkı veriliyor. Böylece kayıt dışı çalıştırma yaygınlaşacak, ucuz ve güvencesiz çalışma koşulları, çocuğun bedeni ve emeği üzerindeki sömürüyü arttıracak.

Yasanın bir diğer alt yapısı ise Nisan ayında sunulan yasa taslağı ile oluşturulmaya çalışılıyor. Taslağa göre ‘ağır ve tehlikeli işlerde’ çalışacaklara getirilen yaş sınırlaması ortadan kaldırılıyor. Tasarı yasalaşırsa 16 yaşındaki çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde çalışacak işçiler olacak. 4+4+4 ile getirilen çocuk emeği sömürüsünün bu yasa ile desteklenecek olması, çocukların güvenceli yaşama hakkından bütünüyle mahrum bırakılacağını da gösteriyor.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome