ABD Elçiliğine Saldırı Işığında Ortadoğu ve Gelecek

21 Eylül 2012 Cuma

Bingazi’de ABD Büyükelçisi ve üç konsolosluk görevlisinin öldürülmesi Ortadoğu denklemi içinde yeni bir tartışma alanı da ortaya çıkardı.


Bingazi ile birlikte Kahire’de, Tunus’ta ve pek çok başka yerde ABD elçiliklerini merkeze alan protestoların bağı Selefi gruplarla ve El-Kaide ile kuruluyor.

Artık herkesin pespayeliği konusunda hem fikir olduğu bir film her ne kadar tetikleyici olarak görünse de asıl mesele harekete geçmeye hazır böylesi bir örgütlülüğün varlığıdır. Kuşkusuz saldırıya ilişkin pek çok kimsenin de yaptığı üzere kimi spekülasyonlar da bulunmak mümkün; ancak böylesi her arayış somut gerçekliğin kavranmasını zorlaştıran ‘komplolar zincirine’ hapsolmayı da beraberinde getiriyor. O nedenle yaşananları somut durumun ve olası sonuçları üzerinden ele almak daha doğrudur.

(1)

Ortadoğu’ya yönelik emperyalist müdahaleler siyasal ve toplumsal fay hatlarında güçlü kırılmalar yarattı. Etnik ve mezhepsel temelde ayrışma, farklı güç dinamik ve odaklarının oluşmasına yol açan gelişmeler uzunca zaman bölgede sürecek olan bir karşıtlığı ve şiddet dinamiğini üretmiş durumda. Dolayısıyla tarihsel olarak zaten kendi içine dönük bir şiddet ve emperyalist müdahalelerle kaderi çizilmiş olan Ortadoğu’nun geleceğinin de buradan biçimlenmeye devam ettiği ve son müdahalelerle bunun derinleştiğini söylemek mümkün. Bölgede hegemonyasını güçlendirme arayışında olan emperyalist güçler açısından harekete geçirilmeye, tetiklenmeye hazır bir cephanelik hazır durumda. O nedenle kendiliğinde ya da kimi kışkırtma ya da istihbarat çalışmalarının sonucu olarak Ortadoğu’nun güç dengelerini kontrol etme/yönetme doğrultusunda hamlelerin gerçekleşmesi olasıdır.

(2)
ABD bölgede soğuk savaş politikalarının parçası olarak sosyalizmin gelişmesine karşı kullandığı ‘yeşil kuşak’ projesinin içinde yeşertilen radikal İslamcı örgütler silahlarını daha sonra ABD’ye yöneltti. 11 Eylül saldırısı bunun en üst düzeydeki eylemi olarak gerçekleştirildi. ABD’nin 11 Eylül sonrasında El-Kaide’de simgeleşen yeni Ortadoğu saldırısının bir parçası da bölgedeki radikal gelişmeleri yeni bir ılımlı İslamcı kuşakla birlikte etkisizleştirmek/pasifleştirmek üzerine kuruluydu. Tunus ve Mısır’dan başlayarak ‘Arap Baharı’ adı verilen yeni emperyalist müdahale süreci içerisinde Müslüman Kardeşler’in etkinliğinin artması yine Türkiye’nin AKP ile birlikte ‘ılımlı İslamcı model’ olarak öne çıkartılması buna ilişkindi. Ancak, son dönemde bölgeyi saran kaos içerisinde radikal akımlar da kendileri için yeni inisiyatif alanları bulabildiler. El Kaide’nin bölgedeki etkinliğinin Suriye’de dahil olmak üzere arttığı son dönemde bilinen bir gerçek. Bu anlamda bölge açısından İslam içinde de bir mücadelenin daha kızışacağını söylemek mümkün.

(3)
Emperyalizmin bölgeye müdahalesi ile birlikte kendi inisiyatifini güçlendirmekle birlikte bütün çelişkileri yok ettiğini ya da edebileceğini söylemek kuşkusuz mümkün değil. Bölge hem kendi iç çelişkileri çerçevesindeki farklı güç odaklarının iktidar mücadelesine hem de emperyalistler arasındaki bir paylaşım mücadelesine sahne oluyor. İç dinamiklerle dış dinamiklerinin böylesi bir bütünleşme içerisinde Ortadoğu 21. yüzyılın bir av sahası ve paylaşım mücadele alanı haline gelmiştir. Dolayısıyla yaşanan her gelişmenin dolaylı ya da doğrudan bu tür etkileri içerisinde taşıması muhtemeldir.

(4)
Bingazi’de gerçekleşen saldırının hemen ardından ABD’nin ilk hamlesi, 2 savaş gemisinin ülkenin kıyısına gönderilmesi, 50 deniz piyadesi ve CIA ajanlarının Libya topraklarına indirilmesi olmuştur. Libya’nın yeni başbakanı –ki saldırıdan iki önce Başbakanlık koltuğunu oturan- Mustafa Ebu Şakar’ın bu gelişmelere direnme şansı, hem Kaddafi’nin yıkılması sürecindeki ABD etkisi nedeniyle yoktur. Obama ayrıca ‘onlar ne müttefikimiz ne de düşmanımız’ sözleriyle Mısır’a verdiği mesajda İsrail’e olan Camp David anlaşmasının sorgulanmaması gerektiğinin altını çizdi, bunu Obama’nın rakibi M.Roney daha açık olarak ‘Kahire, ABD yardımı almaya devam etmek istiyorsa İsrail ile barış anlaşmasına saygı göstermeli’ sözleriyle ifade etti. Bu anlamda Ortadoğu’da henüz bitmemiş olan kaos içerisinde ABD yeni bir denge arayışında Mısır’a yeni bir ayarı bu şekilde vermiş oldu.

(5)
ABD’nin kendi iç ilişkileri açısından da Ortadoğu politikasına yönelik farklı bakışlar yine İsrail’in bölge çıkarları çerçevesindeki farklılardan kaynaklanan yönleri göz ardı etmemek gerekir. Neo-Conların Ortadoğu’da askeri anlamda daha aktif bir politika yönelimi ile Obama’nın içerden müdahaleye dayanan askeri müdahaleyi onun parçası kılan yaklaşımı arasındaki farklılık Bingazi’de saldırının ardından yeniden gündeme oturmuş görünüyor. Özellikle El-Kaide’nin son zamanlarda çokça gündeme getirilmesi, Ortadoğu’ya yönelik –gerektiğinde- askeri bir müdahalenin meşruluk kaynağı olarak kullanılma çabası olarak görülebilir. ABD ayrıca Suriye konusunda da yine radikal İslamcı yapıların inisiyatif kazanması, bölgeye dağıtılan silahların denetiminin olmaması nedeniyle kendisine karşı dönmesi riskleriyle şimdi daha çok yüz yüze kalmış görünüyor.

(6)
Suriye konusunda yaşanan tıkanma da kaosun içindeki kontrolü zorlaştıran en önemli faktördür. Askeri bir müdahalenin yolunu açma konusunda Rusya ve Çin’in direncini kıramayan aynı zamanda içerden rejimi çökertme hedefinde de başarısız olan emperyalist güçler açısından şimdi bir de radikal dinci akımların güç kazanması sorunu ortaya çıkmış durumda. Bir geçiş dönemi arayışlarının daha çok yoğunlaşmakla birlikte Suriye’nin geleceğinin de artık Libya’dakine de benzer şekilde parçalı bir güçler ilişkisinin yol açtığı parçalanma ve çatışmalar içerisinde şekilleneceği görülüyor. Libya’daki benzer göstermelik bir geçiş hükümeti ve seçimler yapılsa dahi bölge yeni bir ‘istikrar noktasının’ yakalanması hiç kolay olmayacaktır. Bingazi bölgesinin seçimler öncesindeki özerklik, federasyon talepleri ve bölgedeki petrol kaynaklarına hükmetme çabaları düşünüldüğünde bütün Ortadoğu böyle bir gelişme seyri içerisinde ilerleyecektir.

(7)
Sonuç olarak bölgenin fay hatlarının kırılmasının sonucu olarak yaşanacak ve giderek Türkiye’yi daha fazla içine alacak bu dengesizliğin yarattığı şiddet ve parçalanma sarmalı emperyalizmin şimdilik ilk hedefi açısından güçsüzleştirilmiş kendisine karşı koyacak iradesini törpülenmiş yapılar ortaya çıkarması açısından amacına ulaşmış görünebilir. Ancak ABD kendi yarattığı cehennemden üzerine düşeni almakta ve almaya devam edecektir. Ortadoğu halkları açısından özgür bir gelecek ise ancak bu cehennemin içerisinde giderek daha fazla ezilen, yoksullaşan kitlelerin kendilerini ifade edebilecekleri devrimci, özgürlükçü bu anlamda bölgeyi yeniden birlikte kurabilecek bir bütünlüğe sahip bir siyasetin hattının yaratılmasıyla mümkün olacaktır. Ne Ortadoğu ne de ülkemiz için başka bir yol görünmüyor…


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome