Akıllı Telefon Toplumu - Nicole Aschoff

28 Haziran 2015 Pazar


Otomobil, birçok açıdan yirminci yüzyılı tanımlayan metaydı. Önemi teknolojik beceriden ya da montaj bandının gelişmişliğinden ziyade, topluma şekil verme gücünden kaynaklanıyordu. Otomobilleri üretme, tüketme, kullanma ve düzenleme biçimlerimiz yirminci yüzyıl kapitalizminin kendisine açılan, toplum, siyaset ve ekonominin nasıl birbiriyle kesiştiğini, çarpıştığını görebildiğimiz bir pencereydi.

Finansallaşma ve küreselleşmeyle nitelediğimiz, "bilgi"nin kral olduğu günümüz zamanlarında bir çağı tanımlayan metalardan bahsetmek tuhaf kaçabilir. Ancak metalar bugün önem kaybetmiş değildir, insanların metalarla kurdukları ilişkiler toplumu anlamak adına hâlâ esastır. Otomobil geçen yüzyılı kavramak için temel bir unsursa, bizim çağımızı tanımlayan meta da akıllı telefondur.

İnsanlar artık telefonlarında çok vakit geçiriyorlar. Gün boyunca sürekli telefonlarını kontrol ediyor, vücutlarından ayırmıyorlar. Telefonlarıyla uyuyor, banyoya gidiyor; yürürken, yerken, ders çalışırken, çalışırken, beklerken, araba sürerken telefonlarına bakıyorlar. Genç yetişkinlerin yüzde yirmisi seks yaparken bile telefonlarını kontrol ettiklerini kabul ediyor.

İnsanların bütün gün boyunca gittikleri her yere telefonlarını ellerinde ya da ceplerinde taşıması ne anlama geliyor? Bu kolektif telefon bağımlılığı diyebileceğimiz şeyi anlamak için Harry Braverman'ın tavsiyelerine uyup "bir yanda makineyi, öbür yanda da toplumsal ilişkileri ve de bu ikisinin toplumda nasıl bir araya geldiğini incelemeliyiz."

El Makineleri
Apple içerisindekiler FoxConn'un montaj şehri Shenzhen'e Mordor diyorlar, J. R. R. Tolkien'in Orta Dünya'daki cehennem çukuru yani. 2010 yılındaki seri intiharlar trajik bir şekilde bu lakabın, genç Çinli işçilerin iPhone'ları montajladığı fabrikaların hafif bir abartısı olduğunu ortaya çıkardı. Apple'ın tedarik zinciri, yazılım mühendisi kolonileriyle Kuzey Amerika, Avrupa ve Doğu Asya'daki yüzlerce parça tedarikçisini birbirine bağlıyor. Kentucky'de Gorilla Glass, Hollanda'dan hareket ekişlemcileri, Tayvan'dan kamera çipleri, Kosta Rika'dan iletim modülleri Çin'deki onlarca montaj fabrikasına akıyor.

Kapitalizmin aynı anda hem yaratıcı hem yıkıcı eğilimleri, küresel üretim ağlarında ve bu ağların içinde de yeni şirket ve devlet gücü biçimlenimlerinde sürekli olarak değişimlere neden oluyor. Eskiden, otomobil ya da çelik üreticileri örneklerinde olduğu gibi üreticiye dayalı tedarik zincirleri yaygındı. Lee Iacocca ve Boeing efsanesi Bill Allen gibi insanlar neyi nerede yapacaklarına ve bunu kaç paraya satacaklarına karar verirdiler.

Ancak savaş sonrası piyasalardaki yükselmenin ekonomik ve siyasi çelişkileri 1960 ve 1970'lerde artarken, Küresel Güney'deki birçok ülke büyüme hedeflerini yerine getirebilmek için ihracata dayalı stratejiler edindiler. Üreticilerden ziyade perakendecilerin dizginleri eline aldığı (özellikle giyim, oyuncak ve elektronik eşyalar gibi hafif sanayilerde) yeni bir tedarik zinciri ortaya çıktı. Bu müşteri esaslı modellerde Nike, Liz Claiborne ve Walmart gibi firmalar mallarını tasarlayıp üreticilere fiyatlarını verdikten sonra üretim sürecine nadiren daha fazla müdahil olurlar.

Akıllı telefon zincirinde güç ve yönetim çeşitli noktalara dağılmış durumdadır. Üretimle tasarım küresel ölçekte entegre edilmiştir. Ancak yeni güç biçimlenimleri var olan sermaye hiyerarşilerini pekiştirmektedir: Fakir ya da orta gelirli ülkeler, can havliyle altyapı geliştirmeyle ticaret anlaşmaları yoluyla daha kârlı boğumlara geçmeye çalışıyor, üretimin küresel doğası ise çalışma şartları ve ücretlerini iyileştirme amaçlı işçi mücadelelerini çok zor hale getiriyor.

Kongolu koltan madencileri ile Nokia yöneticilerinin arasında okyanustan daha fazlası var. Tarih ve siyaset ile, ülkelerinin finansla olan ilişkisi ile, çoğu sömürgecilikten kalma on yıllardır süregelen büyüme bariyerleriyle ayrılmış durumdadırlar.

Akıllı telefon değer zinciri, küresel sömürü, ticaret politikaları, dengesiz büyüme ve lojistik üstünlüğün yararlı bir haritası, ancak telefonların ehemmiyeti başka bir yerde yatıyor. Akıllı telefonların gösterdiği ve kolaylaştırdığı birikimdeki ince dönüşümleri anlamak için yüzümüzü insanların makineler kullanıp telefon ürettikleri süreçten, makine olarak telefonların kendilerini kullandığı sürece dönmemiz gerekiyor.

Telefonu bir makine olarak düşünmek, bazı açılardan sezgiseldir. Aslında cep telefonu için Çincede kullanıla kelime, shouji yani "el makinesi"dir. İnsanlar genellikle özellikle işyerlerinde başka aletleri kullandıkları gibi el makinelerini kullanır. Esnek, mobil, ağ tabanlı neoliberal işçi talebi cep telefonlarını zaruri kılar.

Akıllı telefonları iş yerini zamanda ve mekânda genişletir. E-mailler kahvaltıda yanıtlanabilir, eve giderken trende işler kontrol edilir, ertesi günkü toplantılar ışıklar kapanmadan önce teyit edilir. Ofislerin olası çalışma yerleri haritasında tek bir nokta olduğunu düşünürsek internet çalışma yeri haline gelir.

Çalışma saatlerinin akıllı telefonlar yoluyla uzaması o kadar yaygın ve tehlikeli bir noktaya ulaştı ki sendikalar bununla savaşmaya başladı. Fransa'da Nisan 2014'te sendikalar ve teknoloji şirketleri arasında 250.000 teknoloji çalışanının mesai sonrasında "bağlantıyı kesme hakkı"nı tanıyan bir anlaşma imzalandı. Almanya da şu an mesai saatleri sonrasında e-mail ve telefon görüşmelerini yasaklayan bir yasa tasarısı hazırlamakta. Alman Çalışma Bakanı Andrea Nahles bir Alman gazetesine verdiği demeçte "sürekli hazır bulunmak ile psikolojik hastalıklar arasında bir bağlantının varlığının su götürmez" olduğunu söylemişti.

Akıllı telefonlar aynı zamanda yeni çalışma tarzları ve işçi pazarına yeni ulaşma biçimlerinin ortaya çıkmasını da kolaylaştırdı. "Ufak işler pazarı"nda TaskRabbit ve Postmates gibi firmalar, akıllı telefonlar üzerinden "dağıtılmış işgücü"nden faydalanarak iş modellerini oluşturdular.

TaskRabbit, kendi ev işlerinin angaryasından kurtulmak isteyen insanlarla para kazanmak için parça başı ufak tefek işlerde çalışmak zorunda olan insanları buluşturuyor. Çamaşır yıkama ya da çocuklarının doğum günü partisinin ardından yapılacak temizlik gibi işleri yaptırmak isteyenleri TaskRabbit'in mobil uygulamasını kullanarak "görevciler" ile iletişime geçiriyor.

Görevciler olası işler için (önce yanıtlayan işi alıyor) sürekli telefonlarını takip etmek zorundalar; tüketiciler iş sırasında sipariş verebilir ya da iptal edebiliyor; işin başarılı bir şekilde bitirilmesiyle de ücret doğrudan telefonla ödenebiliyor.

Postmates ise iş dünyasının geleceği parlak yatırımlarından, özellikle de Spark Capital sene başında 16 milyon doları bu işe akıttıktan sonra. Postmates, Boston, San Francisco ve New York gibi şehirlerde "kuryelerini" ev yapımı tako’larla şekersiz vanilyalı latte’leri evlere ya da ofislere götürürken iPhone'larındaki bir mobil uygulama aracılığıyla takip ediyor. Yeni bir iş geldiğinde, uygulama en yakın kuryeyi buluyor. Kuryeci de buna hemen yanıt verip işi bir saat içinde bitirmeye çalışıyor.

Postmates'in çalışanları olarak kabul edilmeyen bu kuryeler Spark kadar hevesli değil. Teslimat başına 3,75 dolar artı bahşiş alıyorlar. Serbest üstleniciler olarak kabul edildiklerinden asgari ücret yasalarının dışında kalıyorlar.

Böylece el makinelerimiz modern iş dünyasına sorunsuzca oturuyor. Akıllı telefonlar, daha geleneksel istihdam ilişkilerinin sabit giderleri ve duygusal yatırımı olmadan işçilerle kapitalistleri birbirine bağlayarak güvencesiz istihdam modelleriyle sömürüyü kolaylaştırmakta.

Ancak akıllı telefonlar bundan ibaret değil. Aynı zamanda kimliklerimizin bir parçası oldular. Arkadaşlarımıza, sevgililerimize mesaj atmak için, Facebook'ta yorum yazmak için ya da Twitter sayfasında aşağı doğru kaymak için telefonlarımızı kullanıyoruz; rahatlıyoruz, eğleniyoruz ve yaratıyoruz. Ancak, kolektif olarak bu küçük eylemlerle, eşsiz ve değerli bir şey üretiyoruz: benliklerimiz.

Satılık benlikler
Önemli sosyologlardan Amerikalı Erving Goffman benlik konusuna, bireylerin sosyal etkileşim ile nasıl benliklerini üretip sergilediklerine ilgi duymuştur. Kendisinin de kabul ettiği üzere, Goffman'da biraz Şekspir havası vardı, onun için "bütün dünya bir sahneden ibaretti." Sosyal etkileşimlerin performans olarak düşünülebileceğini, insanların performanslarının da seyircilere göre değişiklik gösterdiğini savunmuştur.

“Ön bölge" performanslarını tanıdıklarımız, iş arkadaşlarımız ya da yargılayıcı akrabalarımız gibi etkilemek istediğimiz insanlar için sahneleriz. Ön bölge performansları, eylemlerimizin "belli standartları tutturduğu ve bünyesinde topladığı" izlenimini verir. Seyirciyi, olduğumuzu söylediğimiz gibi olduğumuza inandırır: sorumlu, zeki ve ahlaklı bir insan.

Ancak ön bölge performansları sallantıda olabilir, sıklıkla da hatalardan dolayı zayıflar. İnsanlar pot kırar, sosyal işaretleri yanlış okurlar ya da yalanları ortaya çıkar. Goffman'ın ilgisini çeken, ön bölge performanslarımızı mükemmel hale getirmek için ne kadar çok uğraştığımız, ancak bir o kadar da bunda başarısız olduğumuzdu.

Akıllı telefonlar hayatın dramaturjik yanları açısından hızır gibi yetişmiştir imdadımıza. Başkaları üzerinde bıraktığımız izlenimleri kontrol hastası titizliğiyle yönetmemizi sağlıyorlar. Birbirimizle konuşmak yerine, esprilerimizi, kaçınma stratejilerimizi önceden planlayıp mesaj atabiliyoruz. Kusursuz zevklerimizi Pinterest'te, üstün ebeveynlik becerilerimizi CafeMom'da, gelişmekte olan sanatsal yeteneklerimizi Instagram'da, hem de gerçek zamanlı olarak sergileyebiliriz.

New York dergisi geçenlerde OKCupid'e göre belirlenmiş New York City'nin en arzu edilen dört insanıyla ilgili bir makale yayımladı. Bu bireyler o kadar çekici tanışma profilleri yaratmışlar ki aşırı ilgi odağı olmuşlardı, telefonları hiç durmadan olası aşklardan gelen mesajlarla doluyordu. Seçilen dört kişiden biri olan Tom, düzenli olarak profilini kurcalıyor, yeni fotoğraflar ekliyor ve tanıtım yazısını tekrar tekrar yazıyor. Hatta
OKCupid'in profil iyileştirme hizmetini bile kullanmış.

Tom, yaptığı her şeyin şu an var olan "beğeniler kültürü" için gerekli olduğunu söylüyor. OKCupid profilinin "kendisinin bir uzantısı" olduğunu düşünüyor. "İyi, temiz görünmesini istiyorum, mekik falan çekiyorum."
Sosyal medyanın inanılmaz erişim hızı, insanların da benliklerini üretip sahnelemek için bunları aynı hızla benimsemeleri, teknoloji ortamlı yeni etkileşelim ritüellerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Akıllı telefonlar artık "üretim, idame, tamir, yenileme, tartışma ve direniş" yollarımızın merkezinde bulunuyor.

Mesajlaşma ritüellerini düşünün mesela, bütün o karmaşık yazılı olmayan kurallarıyla birlikte artık çoğu genç yetişkinin ilişki dinamiklerinde önemli bir rol oynuyor. Yeni teknoloji ortamlı ritüellerin eski adetlerin yerini aldığını ya da bunları radikal bir biçimde değiştirdiğini kabul etmek için öyle derin nostaljilere dalmaya gerek yok.

Dijital ortamda akıllı telefonlar üzerinde ilişkileri devam ettirmek, üretmek ya da bu ilişkiler için çaba sarf etmek bir şekilde telefonları iş ile ilgili görevleri yerine getirmek için kullanmaktan farklı. İnsanlar Tinder profillerinden, hafta sonu maceralarının fotoğraflarını Snapchat'e yüklemekten para kazanmıyor, ancak ürettikleri benlikler ve ritüeller kesinlikle satılık. Niyet ne olursa olsun, bir kişi akıllı telefonunu insanlarla ve hayali dijital cemaatlerle bağlantıya geçmek için kullandığında, gönüllü olarak emek verdikleri işlerden çıkan ürünlerin bir meta olarak satılma ihtimali giderek artıyor.

Facebook gibi şirketler dijital benliklerin toplanması ve satışında öncü olmuştur. 2013'te Facebook'un 945 milyon kullanıcısı siteye akıllı telefonlarından ulaşmış. O yılki gelirlerinin %89'u reklamlardan gelmiş, bu reklamların da yarısı mobil reklamlardan sağlanılmıştı. Bütün kuruluşu benliklerin, satılmalarına olanak sağlayan bir platform üzerinden mobil olarak üretilmesini yönetmek üzere tasarlanmıştır.
Bu yüzden "gerçek isimler" politikalarını oluşturmuşlardır: "herhangi bir şeyin ya da birisinin yerine geçmek yasaktır." Facebook'un, kullanıcılarının yasal isimlerini kullanmalarına ihtiyacı vardır, böylece maddi benliklerle dijital benlikleri kolayca eşleştirebilecektir. Çünkü gerçek bir insana bağlı ve gerçek insanların ürettiği bilgiden daha çok kâr edilebilir.

Buluşma sitesi OKCupid'in kullanıcıları benzer bir değiş tokuşta karar kılmış: "buluşma için bilgi." Üçüncü taraf şirketler sitenin arka planında oturmuş, kullanıcıların fotoğraflarına, siyasi ve dini görüşlerine, hatta sevdiklerini söyledikleri David Foster Wallace romanlarına bile ulaşabiliyor. Sonra da bu bilgiler, hedefli, kişiselleştirilmiş reklamlar yapan reklamcılara satılıyor.

OKCupid'in verilerine erişebilen insan havuzu oldukça geniş. Match ile Tinder gibi diğer şirketlerin yanı sıra OKCupid'in de sahibi, dünya üzerindeki en büyük altıncı çevrimiçi ağ olan IAC/InterActiveCorp'tur. OKCupid'te bir benlik yaratmak aşk getirir mi bilinmez ama şirket kârları getirdiği kesin.

Dijital benliklerimizin artık metalara dönüştüğüne dair farkındalık büyüyor. New School profesörlerinden Laurel Ptak, geçenlerde "Facebook için ücret" adında bir manifesto yayımladı. 2014 Mart ayında ise Paul Budnitz ile Todd Berger Ello adında kısa süreliğine popüler olan Facebook'a alternatif bir ağ yarattılar.

Ello şöyle diyor: Sosyal medyanın bir güçlenme aracı olabileceğine inanıyoruz. Kandırmak, baskılamak ya da manipüle etmek için kullanılan bir araç değil; bağlanmak, yaratmak ve hayattan zevk almak için bir mekân. Ürün değilsiniz." Ello verilerinizi üçüncü taraf reklamcılara satmayacağına dair söz veriyor, en azından şimdilik. Gelecekte bunu yapma hakkını saklı tutuyor.

Ancak, dijital benliklerin gri borsa veri şirketleriyle Silikon vadisi devleri tarafından kapı kapı dolaşıp satılması hakkındaki tartışma, giderek daha da çok sömürüye açılan çalışma koşulları ya da yeni yeni ortaya çıkan güvencesiz, onur kırıcı iş piyasası ile ilgili konuşmalardan genellikle ayrı tutuluyor. Ancak bunlar ayrı olgular değiller, modern kapitalizm yapbozunun parçaları olarak çapraşık bir biçimde birbirlerine bağlılar.
iMetalaştırma

Sermaye, zaman ve mekânda kendisini yeniden üretip kâr için yeni kaynaklar yaratmak zorundadır. Daima ücretli işçilerle sermaye sahipleri arasındaki ayrımı üretip güçlendirmek, işçilerden elde ettiği artı değeri arttırmak ve meta üretmek için sosyal hayatın yeni alanlarını sömürmek zorundadır. Sistem ve sistemi oluşturan ilişkiler sürekli hareket halindedir.

Sermayenin günlük hayatta yayılması ve yeniden üretilmesi ile sosyal hayatın yeni alanlarının sömürülmesi her zaman kendini belli etmiyor. Akıllı telefonlar hakkında düşünmek bizlere parçaları birleştirme imkânı veriyor çünkü cihazın kendisi yeni birikim modellerini kolaylaştırıp alttan alta destekliyor.

Son otuz yılda çalışmanın geçirmiş olduğu evrim, birçok eğilimle nitelenebilir: çalışma gününün ve saatinin uzaması, gerçek ücretlerin azalması, emekli aylıkları ya da sağlık ve güvenlik mevzuatları gibi piyasadan korunma yöntemlerinin azaltılması ya da kaldırılması, yarı zamanlı işlerin çoğalması, sendikaların düşüşe geçmesi.

Aynı zamanda, çalışmanın örgütlenişiyle ilgili normlarda değişti. Geçici, proje tabanlı istihdam modelleri hızla çoğalıyor. İşverenlerden artık iş güvencesi ya da düzenli çalışma saatleri sağlaması beklenmiyor, işçiler de artık böyle şeyler beklemiyor.

Ancak çalışma koşullarının kötüleşmesi tanrı vergisi değil. Artan sömürü ve yoksullaştırma eğilimdir, kapitalizmin kurallarının buyurduğu değişmez sonuçlar değil. İşçilerin kaybettiği, kapitalistlerin kazandığı savaşların sonuçlarıdır.

İş gününü uzatmak ve adi iş pazarını büyütmek için akıllı telefonların her an kullanılması hem işçilerin hem de işçi sınıfı hareketlerinin zayıflığının sonuçlarıdır. Artan sayıda işçinin işverenleriyle telefonları üzerinden iletişime geçmek zorunda olmaları ya da bunda gönüllü olmaları, akıllı telefonların bir sömürü aracı olarak kullanılmasını normalleştirip meşrulaştırmakta, her an hazır olma durumunun para kazanmanın bir gerekliliği olarak pekiştirmektedir.

Büyük Durgunluk dönemi hariç, şirketlerin kâr oranları seksenlerin sonundan itibaren sürekli artış göstermiştir. Bunun nedeni ise yalnızca sermayenin (ve devletin) işçi hareketlerinin kazanımlarını geri alması değildi. Küresel piyasaların erişimi genişleyip derinleşti, yeni metalar süratle gelişti.

Sermayenin genişlemesi ve yeniden üretimi yeni metaların ortaya çıkmasına bağlıdır. Bu metaların çoğu sermayenin durmaksızın sosyal hayatın yeni alanlarını kâr amacıyla çevrelemesinden ya da siyasal iktisatçı Massimo De Angelis'in dediği gibi "bu alanları sermayenin öncelikleri ve amaçları için kullanmasından" ortaya çıkar.

Akıllı telefonlar bu sürecin merkezindedir. Dijital benliklerimizi sürekli erişime açan fiziksel bir mekanizmaya olanak verip neredeyse hiç bilinmeyen bir metalaşma cephesini açmıştır.

İnsanlar dijital benlikler yaratarak para kazanmaz, ancak ritüellere katılmaktan ve sosyal etkileşimler üzerinde elde ettikleri denetimden tatmin olurlar. Bir yandan insanları üretken varlıklar olarak ayrı tutarken, bir yandan da birlikteliği hayal etmelerine yardım eden el makineleri sosyal bağlara aracılık ederken bile, engin sanal bağlantısallık içerisinde yüzme duygusu elde ederler. Bu yeni ritüellerin gönüllü doğası onları sermaye için daha önemiz ya da daha az kazançlı kılmaz.

Braverman, "kapitalistler, sermayelerinin genişlemesi için gerekli kaynakları insan emeğinin son derece uysal karakterinde bulur," demiştir.  Son otuz yılın yenilikleri bu ifadenin doğruluğunu göstermiştir. Telefon, insan emeğinin uysallığını harekete geçirme, bu uysallığa ulaşma ve onu yönlendirmenin temel mekanizmalarında biri haline gelmiştir.

Akıllı telefonlar çalışma vakitleriyle boş vakitler arasındaki sınır silmektedir. İşverenler artık çalışanlarına neredeyse sınırsız bir erişime sahiptir. Gün geçtikçe de, düşük ücretli, güvencesiz bir iş sahibi olmak bile her an müsait olmaya, çalışmaya hazır olmaya bağlıdır. Aynı zamanda, akıllı telefonlar insanlara daimi olarak dijital çevrelerle onların puslu bağlantısallık etosuna erişim imkânı vermektedir, ama ancak dijital benlikleri karşılığında.

Akıllı telefonlar, üretim ile tüketim, sosyal olanla ekonomik olan, kapitalizm öncesi ve kapitalim arasındaki çizgiyi bulanıklaştırıp, telefon ister iş, ister eğlence için kullanılsın sonucun aynı kalmasını sağlar: kapitalist kâr.
Akıllı telefonların gelişi, Debord'u düşünürsek metanın "sosyal hayatı kolonileştirme"sini tamamladığı ana geldiğimize mi işaret ediyor? Metalarla kuruduğumuz ilişkiler belli ancak, "metaların artık görebileceğimiz tek şey" olduğu doğru mu?

Biraz sert bir ifade olabilir bu. Sosyal ağlara ve dijital bağlantısallığa cep telefonları üzerinden erişmenin şüphesiz özgürleştirici yanları da var. Akıllı telefonlar, insanların bir yandan gerçek ilişkiler kurmasını ve sürdürmesini kolaylaştırırken bir yandan da anomiye karşı mücadele etmeye, çevresel farkındalık yaratmaya yardımcı olabilir.

Dijital benlikler aracılığıyla kurulan ortak bir bağ içsel mekanizmaları bireyleri tecrit edip susturmak olan mevcut güç hiyerarşilerine karşı direnci de destekleyebilir. Ferguson ve polis şiddetinin harekete geçirdiği eylemleri akıllı telefonlar ve sosyal medya olmadan hayal etmek imkânsızdır. En nihayetinde de çoğu insan çalışmak için akıllı telefon kullanmak, benliklerini teknoloji ile sergilemek zorunda değil henüz. Bir sürü insan, istediği takdirde yarın telefonlarını denize atabilir.

Ama atmazlar. İnsanlar el makinelerini seviyorlar. Özellikle akıllı telefonlar üzerinden kurulan iletişim hızla bir norm halini alıyor. Her geçen gün daha fazla ritüel teknoloji aracılığıyla yapılır hale geliyor. Sanal gerçeklik dediğimiz ağlara, bilgiye sürekli olarak bağlı olmak kimliklerin önemli bir unsuru oluyor. Bunun neden gerçekleştiği ise karmaşık bir spekülasyondan ibaret.

Medya ve teknoloji uzmanı Ken Hillis'in dediği gibi yalnızca "var olmanın boşluğundan ve anlamsızlığından kurtulma"nın başka bir yolu mu? Yoksa roman yazarı ve Profesör Roxane Gay'in düşündüğü gibi, dijital avatarlarımızı manipüle edebilme yeteneğimiz, adaletsizlik ve nefret karşısındaki derin zayıflık hissimize bir çare mi oluyor?

Ya da teknoloji gurusu Amber Case'in dile getirdiği gibi, hepimiz birer sayborga mı dönüşüyoruz?
Muhtemelen hayır, ama sayborgu nasıl tanımladığınıza göre değişir. Eğer sayborg, kaybettiği işlevleri geri getirmek ya da kapasitesini, bilgisini arttırmak için bir teknoloji ya da makine kullanan bir insansa, insanlar uzun bir süredir sayborg zaten. Akıllı telefon kullanmak da protez bacak kullanmak, araba sürmek ya da montaj hattında çalışmaktan farklı değil.

Eğer sayborg toplumunu, insan ilişkilerine teknolojinin aracılık ettiği, bu ilişkileri değiştirdiği bir toplum olarak tanımlarsak, toplumumuz bu kıstası zaten karşılıyor. Telefonlarımız da başrol oyuncusu olarak oynuyor. Ancak, ilişkilerimiz ve ritüellerimiz çoktandır teknoloji aracılığıyla gerçekleşiyor. Bağlantısallık ve yeniliklerin göbeği devasa şehir merkezlerinin yükselişi, demiryolları ya da arabalar olmadan mümkün olmazdı.
Makineler, teknoloji, ağlar ve bilgi, toplumu yönlendirmez, düzenlemez, ama insanlar bunları yapar. Var olan sosyal, ekonomik ve politik ilişkilerle güç dengesi ağına göre bir şeyler yapar veya kullanırız.

Akıllı telefon ve sosyal ilişkileri şekillendirme biçimi, New Jersey, Edison'daki montaj hattından çıkan Ford Ranger'lardan daha metafiziksel değil. Akıllı telefon hem bir makine hem de meta. Üretimleri, küresel bir güç, lojistik ve sömürü haritası. Kullanımı sermayenin dürtüleri ve geri kalanımızın direnci arasındaki daimi çatışmayı şekillendirmekte, yansıtmaktadır.

İçinde bulunduğumuz anda, kapitalistlerin sömürü ve metalaştırma ihtiyacı, akıllı telefonların üretim ve tüketim biçimleriyle güçlenmektedir, ancak sermayenin kazanımları asla emin ve mutlak değil. Her adımda yenilenmeleri, savunulmaları gerekiyor. Sermayenin kazanımlarına itiraz etme, karşı çıkma gücümüz var, olmalıdır da. Belki bu yolda telefonlarımız işe yarar.

Çeviren: Özgün Dede
 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome