AKP Fermanını Yazdı: Yeni YÖK Yasası Tamamlandı

15 Ocak 2013 Salı

Yükseköğretim Kurulu tarafından hazırlanan yeni YÖK yasa taslağının son şekli verildi. YÖK tarafından hazırlanarak 14 Kasım 2012’de açıklanan yeni YÖK tasarısının son hali açıklandı.


Üniversitelerin yeniden yapılandırılmasını öngören taslağın son hali, YÖK’te tamamlanan çalışmaların ardından, birkaç gün önce Milli Eğitim Bakanlığı’na sunulmuştu. Dün akşam saatlerinde ise MEB’e sunulan taslak yayımlandı.

Sermayeyle Ortak Akıl Toplantıları
Yeni YÖK tasarısını kendisinden önce gündeme getirilen ve tüm tartışmalara sırtını dönerek Meclis’ten geçirilen 4+4+4 eğitim sisteminden ayıran temel noktalardan biri, tasarının, “demokrasi” ve “katılımcılık” ilkelerine sadık kalındığı yalanıyla gündeme taşınmasıydı.

YÖK başkan ve yetkililerinin üniversitelere giderek yürüttüğü ikna turları dönemi, tasarıya ilişkin sözde görüş ve önerileri almak üzere oluşturulan ‘tartışma’ sitesi, profesörlerle, yardımcı doçentlerle, doçentlerle, araştırma görevlileriyle, ‘öğrenci temsilcileriyle’, sendika temsilcileriyle yapılan toplantılar, yasa değişikliğinin toplumun ve tasarının muhataplarının görüşlerinin önemsendiği yanılsamasını yaratmak üzere atılan bir adımdan öteye gidemedi.

Tartışma adı altında bu dönem içinde sermaye kesimiyle 'ortak akıl' adı verilen tarıtşmalar yapıldı. Bu tartışmaların dışında üniversite bileşenlerinin görüşleri ise alınmadı.

Hem tasarının içeriği hem de tasarıya ilişkin tartışmaların sürdürülme biçimi, tasarının amaç ve hedefini de ortaya koymaktadır.

Taslakta Ne Değişti?
Taslağın son hali, genel çerçeve girişiyle birlikte sunuldu. Üniversitelerin “çatışma, kısıtlama ve yasakların değil, bilimsel ve akademik özgürlüğün teminat altına alındığı …” mekânlar olarak tescil etmenin yolunun, yeniden yapılandırma sürecinden geçtiğini belirten çerçeve metni, yine taslağın ve yeniden yapılandırma döneminin temel özellikleri olan “çeşitlilik”, “kurumsal özerklik ve hesap verebilirlik”, “performans değerlendirmesi ve bilimsel rekabet”, “mali esneklik ve çok kaynaklı gelir yapısı” ve “kalite güvencesi” ilkelere yapılan vurguyla hazırlanmış.

Metne göre, yükseköğretimin özerkliği yine sadece mali özerkliğe; çeşitliliği ise piyasalaşma mantığına uygun üniversitelerin çoğaltılmasında ve farklı alanlarda yapılan çalışmalarıyla sermayenin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde donatılmasına dayanıyor; performans, yönetim modelinin temel ayağı olarak tanımlanıyor; çok kaynaklı gelir yapısının tek başına yeterli olamayacağı, esnekliğin de kaynak kullanımında başat rol oynaması öngörülüyor.

Rekabeti esaslarından biri olarak kabul eden YÖK, denetim ve kalite güvence sistemlerine Gökhan Çetinsaya’nın da ifadelerinde yer aldığı gibi önem veriyor. Metinde, kalite ve akreditasyon sistemi geliştirerek, rekabetçi ortamın oluşmasına katkıda bulunulacağı belirtiyor. Böylece ‘Akademik kalite süreçlerine daha iyi odaklanılmasını’ sağlayacak olan sistem olarak sunulan düzenleme ile üniversiteler üzerindeki baskı ve denetime arttırılacak. 

İlk metinde bulunan kurumlarının finansman ve işleyiş, yönetim ve yoğunlaşma alanlarına göre ayrıştırılması önerisi, metnin son halinde de varlığını sürdürüyor. Buna göre, üniversiteler finansman ve işleyiş açısından devlet, vakıf, özel ve yabancı yükseköğretim kurumları olarak kurulabilecek.

Yine ilk metinde olduğu gibi üniversiteler, yönetim açısından kurumsallaşmış ve kurumsallaşmakta olan; yoğunlaşma alanları itibariyle de araştırma ve eğitim ağırlıklı yükseköğretim kurumları olarak ayrıştırılıyor. 

“En çok vergi veren” ifadesi kaldırıldı
Taslağın son halinde, kurumsallaşmış üniversitelerde kurulması öngörülen ve taslağın en çok tartışma yaratan maddelerinden olan üniversite konseylerinin yapısında değişikliğin yapıldığı da görülüyor. İlk metinde, Konsey üyelerinin, 2’si Bakanlar Kurulu tarafından, 2’si Yükseköğretim Kurulu tarafından atanır; 5’i üniversitenin her biri farklı fakültelerden ve bölüm başkanı ve üstü herhangi bir idari görevi olmayan öğretim üyesinden, 1’i ilde en çok vergi verenler veya üniversiteye en çok “bağış”ta bulunanlardan seçilmesi öngörülüyordu. Metnin son halinde ise kurul, fakülte kurullarının önerdiği 3’er üyeden oluşan adaylar arasından senato tarafında seçilen 6 profesör, Bakanlar Kurulu tarafından seçilen 2, Kurul tarafından profesör unvanlı öğretim üyeleri arasından seçilen 1,  bu dokuz üyenin ilgili üniversitenin dış paydaşları içerisinden en az biri üniversiteye mali destek sağlayanlar veya üniversitenin mezunları arasından olmak üzere seçtiği 3 üye ve rektörden oluşuyor. İlk metinde kurul bileşenleri arasında, ‘şehrin en çok vergi vereninin’ de olacağını öngören maddenin metnin son halinde yer almadığı görülüyor.

Rektörlük seçimleri için ise 3 ayrı model geliştirilmiş: Seçimin kampüslerde yapıldığı model; üniversite meclisinin oluşturulduğu model; rektör adaylarını belirleme komitesi yoluyla, bir kurulun gelen başvuruları değerlendirip üçe indirdiği ve bunu da YÖK'e veya Cumhurbaşkanına sunduğu bir model.

"Bağışçılar" da Rektör Seçecek!
Her ne kadar gelen tepkiler üzerine "şehrin en çok vergi vereni"nin üniversite konseyinde bulunmasını öngören ibarenin metinden çıkarıldığı özellikle belirtilse de,   "üniversiteye bağış yapan"lar seçimlerinde oluşturulan kurulda bulunabilecek. Bu da, taslağın yine özünün korunduğunu gösteriyor. Metnin son halinde, rektör atamasıyla ilgili 3 model öneriliyor. Birincisine göre, Genel Kurul tarafından belirlenen bir Kurul üyesinin başkanlığında, Genel Kurulun ilgili üniversitenin öğretim üyeleri arasından seçeceği 2, ilgili üniversite senatosunca farklı fakülte öğretim üyeleri arasından seçilen 3, bu 6 kişinin ilgili üniversitenin ‘dış paydaşları’ içerisinden en az 1’i üniversiteye mali destek sağlayanlar veya üniversitenin mezunları arasından olmak üzere 3 üye olmak üzere toplam 9 kişiden oluşan rektör adaylarını belirleme komisyonu tarafından, bir yükseköğretim kurumunda profesör olarak atanmış ve bu ilana başvuran adaylar veya aday gösterilenler arasından 3 aday belirlenecek ve belirlenen adaylardan birisi Kurul/Cumhurbaşkanı tarafından atanacak.

İkincisine göre, üniversite içinden veya dışından profesörlükte 5 yılını doldurmuş olan öğretim üyeleri, rektör adaylığı için seçimin yapılacağı üniversitenin senatosuna doğrudan müracaat eder. Öğretim üyelerinin en az üçte ikisinin katılımıyla gerçekleştirilen seçimlerde, oy veren öğretim üyelerinin yarısından bir fazla oy alan aday rektör atanmak üzere Kurul tarafından Cumhurbaşkanına sunulacak ve atama yine Cumhurbaşkanı tarafından yapılacak. Seçime katılanlardan bu oy oranına ulaşan aday bulunmaması durumunda ise Kurul seçimde en çok oy alan üç adayı Cumhurbaşkanı’na sunacak. Cumhurbaşkanı da bu adaylar içerisinden birini seçecek ve atamasını yapacak.

Üçüncü modele göre ise oluşturulan ‘üniversite meclisi’ rektörü belirleyecek. Üniversite meclisi, her fakülteden seçilen birer profesör, sağlık, fen ve sosyal bilimlerin her birinden 3’er profesör, 2’şer doçent, birer yardımcı doçent, birer öğretim görevlisi, birer lisansüstü ve lisans öğrencisi ile genel sekreterlikten bir, fakülte sekreterliklerinden bir ve enstitü sekreterliklerinden bir temsilciden oluşacak. Üniversite teknik ve idari personeli ise bu meclise dahil dahi edilmeyecek.

YÖK İçin Anayasa Değişikliği
Ancak rektör atama sistemine ilişkin bu üç modelden hangisinin seçileceği ise Anayasa değişikliğine göre belirlenecek. Bunun dışında, metinde Anayasada değiştirilmesi teklif edilen maddeler de bulunuyor. Yükseköğretim Kurumlarının tanımlı hale gelmesi ve YÖK’ün adının Türkiye Yükseköğretim Kurulu olarak değiştirilmesi amacıyla önerilen Anayasa değişikliği, “Dünyadaki ve Türkiye’deki temel meseleleri ve dinamikleri karşılayabilmek amacıyla” diyerek sunuluyor.

Öğrenciye Oy Hakkı Yok!
Taslağın son halinde de öğrencilerinin gerçek temsiline ve oy hakkına ilişkin bir ifade bulunmuyor. “Şu aşamada bölüm kurulundan başlayarak öğrenciler temsil edilecek, öğrenci konseylerinin ayrı bütçeleri ve fiziksel imkanları olacak ve bütün kurullarda temsil edilecek” diyerek öğrenci ‘temsilinde’ adım attıklarını ifade eden YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya, öğrencilerin oy verip vermeyeceği konusunda ise hukukçulardan aldıkları görüşe göre oy vermenin hukuki sonuçları olacağını, bunun öğrencilerin statüsü dolayısıyla onlar için dezavantajlı, onların zararına olabileceği görüşleri üzerine ‘oy hakkı olmaksızın’ şeklinde görüş bildirdiklerini dile getirdi.

Çetinsaya, öğrencilerin üniversite rektörünü seçmelerini konusunda öğrencileri zarara uğratacak (!) hukuki sonuçlar hakkında ise herhangi bir bilgi vermedi.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome