AKP'li On Yılda 11625 İşçi Öldü

22 Mayıs 2012 Salı

İşçi ölümlerini, işçilerin 'kendi hayatlarını önemsememesi' olarak değerlendiren bir Bakan'ın olduğu ülkemizde, gün geçtikçe artan işçi ölümlerinin aşırı kar hırsından kaynaklandığı kuşku götürmez bir gerçek.


“Biz yapısal ve teknolojik tedbirleri alsak bile eğer insanlar kendi hayatlarını önemsemiyorlarsa bu çok büyük bir zafiyettir.”
2011'in  Şubat'ında meydana gelen OSTİM patlamasında ölen 20 işçinin ardından sarf edilen bu sözlerin sahibi dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, bugünün Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer...

10 Yıllık AKP İktidarında 11625 İşçi Öldü     

İstatistiklere göre AKP'nin iktidara geldiği 2002'den bu yana 11625 işçi, iş kazası ve meslek hastalığı sonucu yaşamını yitirdi. İş kazaları sonucu meydana gelen ölümlerin %56'sı ise 50'den az çalışanın bulunduğu çalışma alanlarında meydana geliyor. 2010 yılında işçi ölümleri sayısı 1454 iken, 2011 yılında 1563 olması AKP'nin önlem almak bir yana, yaptığı yasal düzenlemelerle ölümleri arttırdığını gösteriyor.

Son günlerde gelen ölüm haberleri ise durumun vahametini açıklıyor: Şubat ayında HES inşaatında çalışan 11 işçi derivasyon kapağının patlaması sonucu, Mart ayında Esenyurt'ta bir AVM şantiyesinde kaldıkları çadırda çıkan yangın sonucu 11 işçi, 17 yaşındaki demirci atölyesi çırağı Abidin Altay,  1 Mayıs'ta Ankara'da atık su borusu döşemesi çalışmasında göçük altında kalan Mehmet Doğan ve Arka Sıradakiler dizisinin 26 yaşındaki sanat asistanı film ekibi arabasının altında kalarak, 15 Mayıs'ta Giresun'da HES inşaatında 4 işçi yaşamını yitirdi.

Emeğin Kontrolü Sermayede, İşçinin Canı Tehlikede

Günde 176 İş Kazasında 3 İşçi Ölüyor   

Türkiye'de ise her gün 176 iş kazası oluyor, 3 işçi bu kazaların sonucunda yaşamını yitiriyor. AKP iktidarıyla derinleşen esnek-güvencesiz-kayıt dışı çalışma koşulları binlerce işçinin ölümüne, bu ölümlerin her geçen gün artmasına neden oluyor. Ölümlerin büyük çoğunluğu ise özel sektöre terk edilen çalışma alanlarında, denetimden yoksun çalışma koşullarında gerçekleşiyor. Türkiye'de en fazla iş kazası ve ölümün gerçekleştiği 'kömür ve linyit çıkartılması' faaliyetinde sektörün %93'ünün özelin elinde olması da bunun örneği.

Dünyada ve ülkemizde 'iş kazası' sonucu artan işçi ölümlerini, emek sürecindeki kontrolün değişiminden ayrı düşünmek mümkün değil. 19. yüzyılda işçilerin elinde bulunan emek sürecinin kontrolü, yöneticilerin işçiler ve emek üzerindeki denetimini sınırlıyordu. Ancak daha sonra işe dair bilgiyi nasıl kullanacağını kendisi belirleyen işçi sayısının artması işbölümünün de artmasına neden oldu. Böylece artan işbölümü sonucunda işçiler üzerinde kurulan sınırlı denetim biçimi gelişti, sınırsız denetimin görüleceği günlerin kapısını aralandı. Emek sürecinin kontrolü ise işbölümünü uygulayan şirket sahiplerinin, yöneticilerin eline geçti.

19. yüzyılda emek sürecinde meydana gelen dönüşüm, sermayenin emeğin kontrolünü elinde bulundurmak için elindeki araçları çeşitlendireceği dönemin başlangıcı olarak da kabul edilebilir. Emeğin denetiminin tamamen sermayenin eline geçtiği, işçinin-emekçinin bu kontrolün dışında bırakıldığı neoliberal dönemde, emek alanı, azalan kar oranlarını artırmak için kullanılan alan oldu. Bu dönemde azalan kar oranlarının, maliyetlerin azaltılması sonucunda arttırılacağı görüşü benimsendi. Elbette azaltılacak maliyetler, emeğin maliyetinin azaltılması anlamına geliyordu ve elbette bu azaltma, işçilerin haklarının daraltılması, çalışma koşullarının ucuz-esnek-güvencesiz temelde yeniden düzenlenmesi, taşeron çalıştırmanın yaygınlaştırılması ile sağlanacaktı.

Nitekim krizden çıkış yolunun emeğe yönelik saldırıların derinleştirilmesinde görüldüğü bir dönemde yaşıyoruz. Emeğin tüm haklarının gasp edildiği, emek üreticisinin her geçen gün daha fazla esnek piyasa ilişkileri içine itildiği, çalışma koşullarının ağırlaştırıldığı, çalışma saatlerinin uzadığı, sağlıklı çalışma koşullarının önemsizleştirildiği, ölümün ise normalleştirildiği bu süreçte, her gün 6 bin 300 işçinin iş kazası veya meslek hastalığı sebebiyle yaşamını yitirmesi de normalleştiriliyor. Her yıl 360 bin kişinin iş kazası, 1 milyon 950 bin işçinin meslek hastalığı nedeniyle yaşamını yitiriyor olması da sermayenin karının 'nelere kadir' olduğunu gösteriyor.

İş Kazalarını Karşı AKP'nin Önlemi; Güvencesiz Çalışma
Bu yılın Mart ayında İstanbul’da AVM inşaatı çalışanlarının kaldıkları çadırlarda çıkan yangın sonucunda 11 işçinin yaşamını yitirmesi üzerine AKP, iş kazalarını önleme bahanesiyle esnek-güvencesiz çalıştırma koşullarını yenileyecek bir tasarı hazırlayıp 3 Nisan’da Meclis’e sundu.

Bu yasaya göre, 1-9 işçi çalıştıran işyerlerine ilişkin uygulama 2 yıl sonrasına bırakılıyor. İş kazalarının ve ölümlerin en çok az sayıda işçi çalıştıran işyerlerinde meydana geldiği düşünüldüğünde ise 2 yılda meydana gelecek ölümlere göz yumulduğu görülebiliyor.

Tasarı ile yapılacak en önemli değişiklik ise ucuz ve güvencesiz çalışma koşullarında çalışan çocuk işçileri yaygınlaştıracak olması. ‘Ağır ve Tehlikeli İş” kavramı ile ağır ve tehlikeli işlerde çalışacaklara getirilen yaş sınırlaması ortadan kaldırılıyor, tasarı yasalaştığı takdirde 16 yaşındaki çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılabilecek. Ayrıca tasarı ile 16-18 yaş arasında çalışacak gençlerin hangi koşullarda çalışacağını belirleyen madde kaldırılıyor, 18 yaşından küçük çocuklar için sağlık raporuna ilişkin düzenleme ortadan kaldırılıyor. Bu çalışma koşullarının önü ise ucuz iş gücünü yaygınlaştıracak olan 4+4+4 eğitim yasası ile açılıyor.

İşçinin Kaderi 'Güzel Ölmek' Mi?

Günümüzde sermayenin kar alanlarını arttırmak üzere gündeme getirdiği her yeni yasa, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meydana gelen ölümlerin de olağanlaştırılmasına neden oluyor. Hükümet yetkilileri ya da işyeri sahiplerinin açıklamaları çalışılan işin bir 'tercih' olduğu, ölümlerin ise 'kader' olduğunu söylüyor.

17 Mayıs 2010'da Zonguldak'ta ölen 30 madencinin ardından yine Ömer Dinçer'in “Zonguldak'ın kaderi bu.”, “Denetimler yapıldı, ihmal yok.”, “Ölenler güzel öldü.” sözleri, yaşanan cinayetlerin üstünü 'değiştirilemez son' olarak örtmeye çalıştığını gösteriyor.

Oysa iş kazası sonucunda meydana gelen ölümlerin %50'sini önlemek için basit tedbirler almak yeterli. Ancak emeğe karşı yoğun saldırı politikaları uygulayan AKP, malından olmayı değil işçilerin canından olmasını tercih ediyor. İşveren ise kendisine bırakılan çalışma koşullarını tıpkı AKP gibi işçinin sırtındaki yükü ağırlaştırarak kendisine yeni kar alanlarını açmayı tercih ediyor.

İşçi ölümleri neo-liberal sömürünün acımasızlığının en acı göstergelerinden birisidir. Giderek bir istatistiğe dönüşerek bütün ölülerin yanına bir de işçi mezarlığının yer aldığı ülkemizde emekçilerin örgütlü bir gücü olmaksızın artık yaşamalarının dahi mucizelere kaldığı görülüyor.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome