AKP'nin Geriletilmesi Sürecini Seçimler Ekseninden Çıkarmak Gerekir- İlhan Kamil Turan

25 Şubat 2015 Çarşamba


1- 13 yıllık AKP iktidarının önümüzdeki süreçte nasıl bir siyasal toplumsal süreç öngördüğünü düşünüyorsunuz? Yeni Türkiye’yi nasıl tarif ediyorsunuz?

Önce kısa bir durum saptaması yapalım.

AKP iktidarı, 24 Ocak 1980 ekonomi kararlarının, 12 Eylül faşist cuntasının ve sonra da, sağlı-“sollu” bütün hükümetlerin (belediyeleri de unutmayalım) uyguladığı neoliberal politikaları, “Milli Görüş”ten liberal “değişimciliğe” geçiş imajı eşliğinde, ilk gününden itibaren benimseyip uygulayan bir iktidar olmuştur. Bu durum ile bütünlük oluşturan, kapitalizmin neoliberal döneminin uluslararası iktisadi-siyasi eklemlenme sürecinin gerekleri, özellikle iktisadi-toplumsal (sınıfsal-toplumsal) düzlemde AKP tarafından eksiksiz olarak yerine getirilmiştir. Kamu idari yapısı ve devlet, sermaye birikimi sürecinin yeni biçimleri, sermayenin içyapısı ve bileşimi, sermaye ile devlet ilişkileri, emek rejimi ve egemen ideoloji içindeki baskın ideoloji veya baskın ideolojik motiflerin yer değiştirmesi gibi konu ve alanlarda önemli değişimler gerçekleşmiştir. Kısaca toplumsal formasyonun yeniden biçimlendirilişi itibarıyla AKP iktidarı, belirtik bir rejim değişimi-dönüşümü sürecinin en ileri, en uç temsilcisi olmuştur.

Bu durum saptamasını tamamlayacak yeni öğeler ve yönelimler ise şunlardır:

Bir: ABD ve Avrupa Birliği, AKP’ye eskisi gibi sınırsız destek sunmamaktadır. Erdoğan’ın başına buyrukluğu ve düzeni çözülme noktasına götürebilecek tutumlarından dolayı, Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP ve MHP’ye ve hatta bir kısım sosyaliste bile benimsetilen Ekmeleddin İslamoğlu adaylığında olduğu gibi bir durum söz konusudur. ABD, AB, büyük sermaye, AKP rantiyesinden pay kapamayan orta ve küçük sermaye güçleri, CHP, MHP ve Erdoğan’sız bir AKP’nin, uygun herhangi bir şekilde içerilmek istendiği bir “düzen üst aklı” oluşturma, yani düzeni ayakta tutma çabaları devrededir.

İki: Düne kadar, Türkiye kapitalizminin evrimi ile rejim değişimi-dönüşümü ve hatta Cumhuriyetin evrimi, değişimi, dönüşümü arasında, ilkinden (Türkiye kapitalizminin evriminden) hareketle bir belirlenim ilişkisi bulunmaktaydı ve halen de öyledir. Ancak bu durumun iktisadi ve siyasal planda sınıflar arası ilişki ve çelişkilere yansıması şiddetlidir. Düzenin iç evrimi veya gelişiminin ulaştığı nokta ile çözülme dinamikleri çakışmaktadır.

Üç: Kapitalizmin neoliberal dönem uygulamaları, AKP iktidarı dâhil, on yıllara yayılan anayasal, yasal mevzuat düzenlemeleriyle pekiştirilmiştir ve iktisadi, siyasi, ideolojik, kültürel, toplumsal boyutlara sahiptir. Bu bütünlüğün bugün için olası görünen herhangi bir seçim denklemi ile değişmesi olanaklı değildir. Paradigmatik, sistemik, yapısal bir durum söz konusudur.

Dört: Erdoğan-AKP iktidarı, AKP-Cemaat koalisyonunun ayrışmasından sonra da yıkıcı olabilecek bir “çelişkili birlik” yapısındadır. Siyasal İslamcıların sinsiliklerinin de rol oynayacağı bir ayrışma, gerektiği an/larda gündeme gelecektir. Erdoğan ve AKP ya da AKP klikleri arasında “ikili iktidar” ve hatta CHP’li, MHP’li çoklu iktidar öbeklerinin oluşması olasıdır.

Beş: Erdoğan-AKP iktidarı, “liberal değişim” imajından uzaklaşıp aslına rücu etmiştir. Yeni Osmanlıcılık bir tarafa, pan-İslamizm, Bonapartizm, totalitarizm, faşizm öğeleri kaynaşmaya açık bir şekilde kapıdadır ve Erdoğan-AKP iktidarının öngördüğü siyasal toplumsal süreç, açıkçası “iç savaş” yüklüdür.

Sorunun ikinci kısmı, AKP’nin “yeni Türkiye”sine gelirsek. İlk etapta söylenmesi gereken, bu Türkiye’nin emek sömürüsü cenneti, rant cenneti, kadın ve çocuk düşmanı, doğa düşmanı vb. vb. olduğudur. Ama o “yeni Türkiye” kurgusu tamamlanmamıştır. O yöndeki koşullar bütünlüğü henüz oluşmuş değildir. Diğer yandan bu “yeni Türkiye”, ne kadar vardı ise, temsili demokrasi ve parlamentarizmin, kuvvetler ayrılığının ve laikliğin bitirildiğini ilan etmiştir. Temsili demokrasi ve parlamentarizm artık yalnızca biçimsel bir tarzda kullanılmakta, Erdoğan-AKP iktidarının uluslararası meşruiyeti ve İslami faşizmin yasal dayanakları olarak değerlendirilmektedir. Bugünkü Türkiye, olağandışı ve olağanüstü her şeyin olağanlaştırılmaya çalışıldığı, bu reel durum içindeki fiili bir pratiğe bağlanmıştır. Tabii bu durumu tepetaklak başka bir duruma çevirebilecek düzen içi ve düzen dışı aranış, yönelim ve dinamiklerin varlığı da söz konusudur. Türkiye, sınıflar mücadelesinin çok boyutluluğuna ve hemen her biçimine açık bir durumdadır.

2- AKP iktidarının geriletilmesi ve durdurulmasının yolunun nereden geçtiğini düşünüyorsunuz?

AKP iktidarının alt edilmesinde rol oynayacak olan başlıca etkenler siyasi, iktisadi, ideolojik, kültürel, sınıfsal-toplumsal çelişkilerin kızışma seyri olacaktır. Kanımca bu seçimler, eğer CHP ve HDP’nin olası göreli başarılarının aldatıcılığına kilitlenilmezse, bir halk hareketinin oluşumu-varlığı ve gelişmesi gereksinimini daha fazla dayatacaktır. AKP’nin alaşağı edilmesinin en etkin biçimi, onun yıkımıyla birlikte düzenin sarsıntı geçirmesi ve halkın kendi iradesinin farkına varması olacaktır. Birleşik Haziran Hareketi’nin tarihsel misyonu da budur. “Bence” değil, kuruluş deklarasyonlarına baktığımızda tanımlanan misyon tamı tamına böyledir.

3- AKP’nin hem sokakta hem de Haziran seçimlerinde sandıkta nasıl geriletilmesinin mümkün olduğunu düşünüyorsunuz?

Öncelikle, sosyalist hareketin, 17–25 Aralık yolsuzluk operasyonları, 30 Mart yerel seçimleri ve 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, Haziran Direnişi ve ardından gelen tepki dalgalarını nasıl soğurduğunu bilince çıkarması gerekiyor. Önümüzdeki seçimlerde bu açıdan çok dikkatli olunması gerekiyor. Seçimlerin bir halk hareketinin oluşma sürecini sekteye uğratacak bir tarzın dışında bir yere oturtulması gerekiyor. Bunu en etkili olarak yapabilecek ve bu gerekliliği daha geniş çevrelere, kitlelere yayabilecek tek güç, Birleşik Haziran Hareketi’dir. Bunu görmek gerek.

AKP iktidarının yerel ve merkezi uygulamalarına karşı, siyasal ve toplumsal muhalefet öbeklerinin eskisi gibi bölük pörçük, parçalı, grupçu, benmerkezci, rekabetçi vs. olmayan bir şekilde, mümkün olan ve giderek daha fazla büyüyen en geniş kitlesel eylemlerle karşı koyması, “sokak” denilen mücadele ve eylemlilikler için olmazsa olmaz koşuldur. İktidar, yerel ve merkezi düzeyde ancak böylece sıkıştırılabilir, var olan bunalımı, bizim cephemizden ancak böylece artırılabilir.

Diğer yandan seçimler bahsinde, AKP’nin 2009 yerel seçimlerinden beri göreli olarak gerilediğini, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın, oy vermeyenler dâhil toplam seçmenin ancak yüzde 37’sinin oyunu alabildiğini, seçime katılmayanların ise yüzde 25 oranına ulaştığını gözetmeliyiz. Bireylerin, toplumsal katmanlar ve sınıfların, siyasal ve toplumsal muhalefet güçlerinin davranış alışkanlık ve kalıplarının değişim-dönüşüm yaşaması, kitlelerin gizil eğilim ve yönelimlerinin açığa çıkabilmesi, esasen seçimlerle değil seçimler dışında, çelişkilerin yoğunlaştığı ortamlar ve süreçlerde gerçekleşmektedir. AKP’nin hep yaptığı ve solun görmezden geldiği iktisadi popülizmin etkisini de ayrıca gözetmek gerekir. Siyasal provokasyonların olası yeri de ayrı bir faktördür. Sonuçta, devrimcilerin görevi, parlamentarizmin bittiği, asıl umutlara karşılık oluşturmadığı mevcut koşullarda, hem seçimler süresince hem seçim dışı zamanlarda AKP ve düzenin en zayıf noktalarına kitlesel olarak yüklenilmesinde yoğunlaşmaktır. Kısaca, AKP’nin geriletilmesi sürecini seçimler ekseninden çıkarmak ve seçimleri de onu yıpratma, sersemletme sürecinin bir unsuru, bir ortamı olarak değerlendirmek gerekir. Birleşik Haziran Hareketi’nin programatik çerçevesi ve güncel olarak önüne koyduğu mücadele görevlerine bu açıdan yoğunlaşmak gerekiyor. 13 Şubat “bilimsel laik eğitim için ayaktayız” gibi toplumsal ve ondan daha kısa süreli, ardı ardına gelen kampanyaların sürekli olarak örgütlenmesi, siyasal-toplumsal tepkilere tercüman olunması ve onlarla fiilen buluşulması. Yapılması gereken bu.

4- AKP diktatörlüğüne karşı geniş bir “direniş koalisyonu” nasıl oluşturulabilir? CHP-Haziran-HDP ittifakının bu seçimlerdeki önemi nedir?

İdealizm, esasen düşünsel kurguların, maddi hareketin, maddi yaşamın, gerçeğin, gerçekliğin önüne geçirilmesidir. Tarihsel maddecilik ise, maddi süreçleri, öznelerin gerçek hareketini, nesnel ve öznel koşullar bütünlüğünü esas alır. Bu noktada CHP ve HDP’nin programatik konumları bir yana, genel olarak AKP’ye muhalif konumda olmalarından hareketle, ama farklı ittifaklar, farklı ilişki ağlarında olduklarını gözetmeksizin, birbirleriyle ve Haziran Hareketi ile bir ittifaka gireceklerini sanmak naiflik olur. Her iki gücün sosyalist sola yaklaşımı, onu “eklemleme” eksenlidir. CHP ve HDP, sosyalist sola birkaç milletvekilliği vererek kendi asli misyonlarına daha fazla siyasal-toplumsal meşruiyet oluşturmaya çalışmaktadırlar.

CHP ve HDP’nin homojen olmayan tabanları gözetildiğinde, sözü edilen “direniş koalisyonunun” veya ittifakın aritmetik bir sıçramaya yol açmasının olanaksız olduğu ayrıca görülecektir. Haziran Hareketi’nin veya sosyalist solun bütününün, CHP’nin seçimlerdeki durumu ile HDP’nin barajı aşması veya altında kalması olasılıklarını değiştirecek niceliksel bir gücünün bulunmadığı görülmeli ve seçimlere ilişkin tutumunun, gereksiz zorlamalardan ayrıksı bir şekilde belirlenmesi gerekiyor. Haziran Hareketi’nin asıl gücü, niteliksel çıkışının sınıfsal-toplumsal duyarlılıklar ile çakışmasından, çakışacağı gerçeğinden gelmektedir.

Seçimler, fantastik-ütopik ittifak kurgularıyla, Türkiye sosyalist hareketinin artık bağımsız bir tarzda ayağa kalkması ve belirleyici olması gerekliliğini zayıflatıcı bir şekilde ele alınamaz. Ayrıca Haziran Hareketi, seçimlerden dokuz ay önce kurulmuş ve seçimlerin yapılacağı biline biline, daha aşkın amaç, hedef ve mücadeleleri önüne koymuştur. Onun kuruluş amacı, hedefleri ve öngörüleri seçimleri aşan boyutlara sahiptir. Birleşik Haziran Hareketi’nin kuruluş amacı, CHP-HDP-Haziran Hareketinin organik ilişki ve ittifakını değil, CHP ve HDP’nin programatik ve fiili siyasal yönelimlerinden farklı bir oluşumu amaçlamıştır. Haziran Hareketi, CHP ve HDP içindeki sosyalist, tutarlı sol, ilerici, laik duyarlılıklarla birleşik bir halk hareketi içinde buluşmayı; hatta AKP’ye, MHP’ye oy veren emekçilerle de buluşmayı hedefleyen bir halk hareketini ve nihayetinde yeni bir Türkiye kurmayı amaçlamaktadır. Ve bu demek değil ki, CHP’liler, HDP’liler ile ortak duyarlılıklar içinde eylemler örgütlenmesin. Aksine pratik maddi yaşam bu tür birliktelikleri gereksiniyor ve zorluyor. Ama nasıl CHP ve HDP kendilerini, çıkar, kurgu, ilişki ve amaçlarını bağımsız bir şekilde merkeze koyuyor ise, Haziran Hareketi neden bundan, bu tarihsel gereklilikten, zorunluluktan geri kalsın?

Milletvekili genel seçimlerinde tutum, Taksim Gezi Parkı Direnişi-Haziran İsyanının kitleleri içindeki, gençlik içindeki ve son seçime katılmayan yüzde 25 oranındaki kitle içindeki düzen dışı eğilimleri güçlendirici, temsili demokrasi ve parlamentarizmi özsel olarak yadsıyan, kendisinin oluşturmaya çalıştığı, temsili ve doğrudan demokrasinin ileri öğelerinin kaynaştığı yeni tipte bir “meclisler demokrasisi”ni propaganda eden içerikte olmalıdır. Genel olarak kapitalizmin ve özel olarak AKP düzeninin temsil krizinin yatıştırıcısı devrimci hareket olamaz.

Bu arada, seçimler konusu gündeme geldiğinden beri, Haziran Hareketi’nin içinden ve dışından, CHP ve HDP ile “ittifak-koalisyon” önerisine sıcak bakmayanlara yönelik olarak dile getirilen, “siyaset dışına düşmek”, “denklem dışı kalmak”, “belirlenme korkusu yaşamamak”, “kendine güvensizlik” vb. sözleri yakışıksız bulduğumu bu vesileyle belirtmek isterim. Haziran Hareketi, bütün tartışmalar bir yana, bütünlüğü içinde bağımsız, mücadeleci ve CHP ile HDP içindeki sol, sosyalist, ilerici, laik duyarlılıklar ile dayanışmacı bir tutum belirleyerek kendi önünü ve daha önemlisi Türkiye’nin önünü açabilecektir.

5- Haziran seçimleri sonrasında ortaya çıkacak Türkiye siyasi tablosunun ne tür bir şekil alacağını düşünüyorsunuz, olanaklar ve tehlikeleri değerlendirebilir misiniz?

Türkiye’de düzenin liberal demokratik-burjuva demokratik bir yönelim içine girmesi, şu anki parametreler itibarıyla olası görünmüyor. İyimserce varsayalım ki, AKP seçimlerde önemli bir gerileme yaşadı, HDP barajı aştı, CHP birkaç puan daha iyi oy aldı ve AKP’nin tek başına hükümet kuramadığı bir durum oluştu. Bu durumda, iç çelişkileri artmış olacak olan bir AKP, HDP ile değil, CHP ve MHP ile koalisyon oluşturacak, Doğu Perinçek’in ömrü hayali olan “milli koalisyon” böylece oluşmuş olacak ve “çözüm-barış süreci” de oraya havale edilecektir. Düzenin “üst ortak aklı” bunu buyuracaktır. Ve bu durumda bile, bugünkü rejimin yapıtaşlarının bazı rötuşlar dışında çok fazla değişmesi için görünür bir neden bulunmamaktadır. Düzenin iktisadi nedensellikleri ve Türkiye’nin eklemlenmiş bulunduğu uluslararası paradigmanın (emperyalizm), burada bağlayıcı bir konumda olduğunu görmemiz gerekiyor.

Varsayımları bırakıp, gerçeğin hareketini izlemek, kendimizi, halkı, halkların hareketini, birleşiklik kanallarını, direniş ve dayanışmayı düzenin çözülüş dinamikleri ve Erdoğan-AKP iktidarına karşı yaşamın birçok alanındaki mücadeleler üzerinden ince ince işlemek, büyütmek gerekiyor. Başka çözüm yok. Ekonominin içinde bulunduğu genel durum, sınıflar ve siyasal özneler arası ilişki ve çelişkiler, sermaye güçleri arası ilişki ve çelişkiler, AKP ve devlet içi çelişkiler, ideoloji-kültür alanındaki toplumsal boyutlu çelişkiler, iç siyaset-dış siyaset ilişkiselliğinin ürettiği devasa çelişkiler var ve bunların tümü önemli kırılganlıklar üretiyor. Bu noktada Türkiye’de sınıf mücadelesi olanaklarının hayli verimli bir zemine dayandığını görmek gerekiyor. Bu iktidarı aşmanın yolu, korku duvarlarının kitlesel olarak tekrar tekrar aşılmasından, kitlesel hareketlerin kendiliğinden, örgütlü ve özverili bir şekilde büyümesinden geçiyor. Olumsuzluk mutlak değildir; olumsuzluk, negatiflik veya eksi tek başına hiçbir şey ifade etmez, zira olumsuz-olumlu, nefatif-pozitif, eksi-artı ilişkisi veya diyalektiği olmaksızın yaşam durur. Bu nedenle, mevcut iktidarı alt etmenin yolu, direnişin örgütlenmesinden, dayanışmadan ve gerçekten birleşik bir halk hareketinin oluşturulmasından geçmektedir. Birleşik Haziran Hareketi’nin açtığı yol bu nedenle umut vericidir, gelecek vaat edicidir.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome