Aynılar Aynı Yere…

13 Temmuz 2012 Cuma

Bir süredir medyada yer tutan bir dedikodu gerçek oldu. R. T. Erdoğan ile görüşen Numan Kurtulmuş’un açıklamaları ve parti içinde Mehmet Bekaroğlu’nun temsil ettiği kanadın bugün düzenlediği basın toplantısına bakılırsa Has Parti (HSP) AKP’ye katılıyor.


Kurtulmuş’a AKP’nin başına geçerek başbakan olmasının teklif edildiği söyleniyor. Buna göre yeni anayasaya başkanlık sisteminin konulması ve Erdoğan’ın başkan olması planlanırken, Kurtulmuş’un da yetkileri daraltılmış başbakanlık koltuğuna oturması bekleniyor.

Şüphesiz burjuva siyaseti içerisinde sabah kurulan denklemin akşama bozulması sürpriz olmaz. Bu bağlamda, Kurtulmuş’a AKP içerisinde ne rol verileceğine ilişkin tartışma teknik bir meseledir. 2 yıl önce Milli Görüş’ten ayrılarak AKP’yi sosyal adaletçi politikalar temelinde eleştireceğini iddia eden HSP’nin bugün dağılma noktasına gelmesi ise politik olarak pek çok tartışmayı içeren bir başlıktır.

Saadet Partisi içerisindeki ayrışmanın sonucu olarak kurulan HSP’nin kuruluş biçimine dair pek çok spekülasyon ortaya atılmıştı. Geçmişten beri R. T. Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen N. Kurtulmuş’un o dönem genel başkanı olduğu Saadet Partisi'nin 2009 yerel seçimlerinde % 6 oy almasından kısa bir süre sonra iktidar tartışması yaşaması, ‘partiye dışarıdan müdahale’ ihtimalini gündeme getirmişti. Krizin derinleşmesi sonucu parti başkanı N. Kurtulmuş, partinin tanınmış isimlerinden Mehmet Bekaroğlu’nu da yanına alarak HSP’yi kurmuştu. Burada dikkat çeken detaylardan birisi HSP’ye soldan bazı isimlerin de katılmasıydı. İşçi Kardeşliği Partisi’nden Prof. Zeki Kılıçarslan ve Emek Partisi’nden Cem Somel bunlardan en tanınmış olanlardı. Nereden bakılırsa bakılsın enteresanlık gösteren bu duruma AKP’nin sosyal politikalar alanında uyguladığı ekonomik sömürü programının yarattığı tahribat gerekçe gösterilmişti.

‘Müslüman sol’ hüsrana uğradı
Yani Milli Görüş geleneğinden, merkez sağdan ve sosyalist soldan gelenler birleşerek kapitalizmin yarattığı adaletsizlikler karşısında yoksulların kürsüsü olacak bir seçenek yaratmaya çalışacaklardı. Partinin kuruluşundan bir süre önce başlayan ‘Sol İlahiyat’, ‘Müslüman Sol’ gibi tartışmaların da eşlik ettiği bu rüzgarla büyük laflar edildi. İslami kesimin AKP döneminde dünya nimetlerine tapar hale geldiği, yoksul türbanlıların ise ezilmeye devam ettiği vurgulandı. Saadet Partisi içerisindeyken geliştirilmeye başlayan bu retoriği kuvvetlendirmek adına, 2009 yılında Tercüman’a verdiği söyleşide AKP’yi şöyle eleştiriyordu N. Kurtulmuş: “Ne yazık ki Türkiye'deki iktidarların çoğu etraflarında zengin yandaş sınıfı oluşturuyor. AKP iktidarı döneminde bu daha belirgin olmaya başladı. Bunu sade vatandaş olarak değerlendiriyorum. Dindarlık vasıfları öne çıkan vatandaşlar, kamu kaynaklarından beslenmeseler dahi yaşantılarına dikkat etmeliler. Müslümanlık iddiasında olanlar iki şeye çok dikkat etmeli: Parayı nereden kazandılar, parayı nasıl harcadılar. Bu kadar insanın fakirlik çektiği ortamda şaşaalı, lüks içinde yaşanması doğru değil.  Kendim için söylüyorum ki; Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğime söz veriyorum. Ranta bulaşan siyaset biter. Bu siyaseti izleyenler kendi ayaklarını bağlar.”

HSP’de aradan geçen zamanda ne değişti bilinmez. Fakat N. Kurtulmuş’un karunluk damarı epey kabarmış görünüyor. Öyle ki, partisinin kurullarında dahi tartışmadan aldı-kaçtı bir operasyonla kendisini AKP’nin kollarına atıyor. Altında imzası olan sol soslu program halen ortada duruyorken hızla iktidara yanaşarak sağın genel ilkesizliği ve faydacılığını kanıtlıyor. HSP’nin farklı bir İslam tarifi temelindeki çıkışının kısa süre içerisinde hakim piyasacı İslam çizgisiyle uzlaşır olması da sosyal İslam beklentisi içindeki kesimleri epey hüsrana uğratacak gibi duruyor.

Hatırlanacağı gibi HSP kurulduğu dönemde solda bazı kesimlerde de bir umut yaratmıştı. Partinin sınıfsal adaletsizlikleri eksene alan bir dil kullanılması solun bir bölümünde hem İslamcı, hem solcu olunabileceğine dair bir kanı üretmişti. Şüphesiz ki, ezici bir çoğunluğun kendisini Müslüman kabul ettiği toplumda solun bu gerçeği karşısına alarak, sıradan insanların dini inanışlarıyla çatışan bir tarzla büyümesi olanaksızdır. Fakat, HSP’nin ya da benzerlerinin ortaya koyduğu çerçevenin de solun yöntem ve iddialarıyla taban tabana zıt olduğu ilk günden ortaya çıkmış bir gerçekti. Siyasal İslam’ın hegemonyasını her geçen gün artırdığı, siyasetin dini eksen alarak tanımlandığı bir ülkede solun başat görevlerinden birisinin bu hegemonik dil ve tarzın içine girmek olmadığı herhalde aşikardı. AKP eliyle yükseltilen dinci gericiliğin toplumu sarmalamasına karşı çıkmak yerine, muhafazakarlara benzeyerek siyasete dahil olma çabaları da bir tür o kesimlerin içinde oldukları güçsüzlüğe teslim olmaları anlamına gelmekteydi. Bugün daha açık biçimde görülüyor ki, dinin toplum yaşamındaki etkisinin artmasına yanıt vermek için muhafazakar kesime ‘içeriden seslenme’ yolunu seçenler tuş oldular. Sağın ideolojik zeminine basarak solculuk yapılmayacağı tescillenmiş oldu.

Sağın alternatifi hala sağ

Peki iktidar bloğu neden böyle bir hamle yapma ihtiyacı hissetti? 10. yılını dolduran AKP iktdarının % 50’lik halk desteğinin egemen siyaset içerisinden çözülmesi önümüzdeki dönemde de zor görünüyor. Pek çok konuda ortaya çıkan çelişki ve çatışmaların ötesinde, geçtiğimiz döneme oranla gücünü ve hakimiyetini artıran bir iktidar yapısıyla karşı karşıyayız. Geriye dönüp baktığımızda, 10 yıllık iktidarı boyunca AKP dışındaki tüm siyasi yapıların bir biçimiyle dönüştüğü-dönüştürüldüğü görülüyor. Merkez sağın çöküşü, CHP’de yaşanan kaset skandalı, Saadet Partisi’nin bölünmesi, TSK’nin yeni rejim doğrultusunda içerilmesi, solun bir kısmında yaşanan örgütsel ve ideolojik keşmekeş bir arada düşünüldüğünde kartların bütünüyle AKP-Cemaat güçlerince dağıtıldığı anlaşılıyor. Aralarında halen iktidarın paylaşımına ilişkin anlaşmazlıklar olsa da, Cemaat’in AKP dışında bir seçeneğe yönelemiyor oluşu AKP’yi düzen içi siyasette de rakipsizleştiriyor. Son dönemde AKP ve Cemaat arasında yükselen tansiyonun Özel Yetkili Mahkemeler’e ilişkin düzenlemenin ortaklaştırılmasıyla biraz düşürülmesi de önümüzdeki dönemde AKP dışında bir arayışın maddi temelinin henüz oluşmadığı anlamına geliyor. Bu tabloya CHP’nin dağınık ve etkisiz pozisyonu da eklendiğinde sağın alternatifinin sağ olduğu bir denklemden ötesi türetilemiyor. Bu koşullar altında ve kadro yenilenmesinin yasal olarak zorunlu hale geldiği durumda AKP’nin N. Kurtulmuş arayışı bir yenilenme-tazelenme adımı olmanın ötesinde kendine benzeyen tüm eğilimlerin AKP dışında yaşam şansı olmadığının deklarasyonu, bir güç gösterisi anlamına da geliyor. 

Son olarak söylemek gerekirse AKP’nin Kurtulmuş’u kendisine ilhak ettirmesinde şaşılacak bir şey yok. HSP’nin varlığına, İslami cenahtaki parti enflasyonuna gerekçe oluşturan şey, AKP’nin siyasetin merkezini dine dayandırarak yeniden tanımlayan devletleşme süreciydi. N. Kurtulmuş ve arkadaşları zamanında AKP’yi devletleşmekle eleştirerek karşı çıkarlarken kendileri de bu yeni rejimin sağladığı olanaklar çerçevesinde siyaset yapıyorlardı. Dolayısıyla, bugün karşımıza çıkan bu bütünleşmenin sıradışı değil, normale dönüş olarak algılanması yerinde olacaktır.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome