Bir Zanaat Olarak Cadılık – Pınar İçel

29 Aralık 2016 Perşembe


PINAR İÇEL

Cadı avı;  AKP’nin, darbe girişimini fırsat bilerek tüm muhaliflere yönelik baskı ve zorbalıklarını tarif etmek için kullanılan ve geniş kesimler tarafından kabul görmüş bir tanım.. Tarihi karanlık ortaçağa dayanan bu gelenek, egemen anlayışın dışındakilere yönelik korkunç baskılarını  tanımlaması açısından  AKP’nin memlekette yarattığı bugünkü döneme benzerlik göstermekte. Ortaçağda kadınlara duyulan nefret, kadın bedenini, aklını ve cinselliğini denetim altına alma çabasının nevrotik düzeylere ulaşması, bunun için iktidarın dini kurumlarla işbirliği, çeşitli dini tarikatlar tarafından mevzu bahis süreçlerin yönetimi,  bu metaforik yakıştırmanın ne kadar yerinde olduğunu da göstermekte.
 
Cadılık mevhumu ile ilgili hafızalarımızı yokladığımızda çocukluğumuza ait kimi yönü eğlenceli, kimi yönü ürpertici bir portre canlanır gözümüzde. Çeşitli otları –ve mutlaka kurbağa bacağını!- attığı kaynar kazanı karıştırıp çeşitli iksirler elde eden, bunların sayesinde de kimi tanrısal özelliklere ulaşma imkanına kavuşup kimi zaman iyiliğe çoğunlukla da kötülüğe bu gücü kullanan, mutlaka çirkin ve yaşlı ve yalnız kocakarılardır onlar. Geceleri ormanların derinliklerindeki mağaralarından çıkıp süpürgeyle seyahat ederler ve bazen de bir araya gelip tüyler ürperten ayinler düzenlerler. Onlar düzene uyum sağlayamamış -sağlayamayacak kadar çirkinler, bu sebeple de evde kalmışlardır-  bu yüzden de hıncını hırsını zavallı masum insanlara yöneltmektedirler..
 
Cadı enflasyonunun yaşandığı o dönemlerde iktidarını tek elde tutmak isteyen dini egemen; suçluyu gözünden tanır, ne kadar inkar etse de zorla itiraf ettirir ve sonra da usulünce cezalandırırdı.  Tanrının tekelinde olması gereken süreçlere yönelik bir müdahalesinin olması cadılığın en net ispatıydı. Üstelik bu ispat çoğu zaman doğadan elde edilen bitki karışımlarıyla yapılan şifacılık ve doğum olayına iştirak olurdu.
 
̽(Kimileri tarafından hekimliğin öncülü sayılan bu uygulamalar sonraları modern tıbbın gelişmesiyle birlikte elbet modernite tarafından da yine şiddetle reddedildiler. Sözün özü, “cadılar” ne İsa’ya yaranabildiler ne de Musa’ya!)
 
Akılcılığın kıta Avrupası’ndaki egemenliği, rönasansı, reformu, buharlı makinesi, buharlı ütüyle kırışıklığı açılmış takım elbisesi, parlementosu, seçeni seçileni, seçilemediğine üzüleni derken insan aklının ışığı takibe koyulması Ortaçağ karanlığını geriletti. İnsan hakları da keşfedildi atom bombası da. Milletler birleşti ama bu arada otomatik silahlar savaşın ikincisinde denendi. Velhasıl kelam, cadı avcılığı hobi olarak gözden düştü, tarihin sayfalarına gömüldü. Modern tıp geldi, sterilizasyon keşfedildi, mikroplar tanındı, antibiyotikler alındı.
 
Kendi akışında, inişleriyle çıkışlarıyla, kapitalizmin en yüksek aşamasının hayatımızın her alana sızmasıyla seyreden böylesi bir yüzyılın sonlarında ise sadece para kazanmanın yeni yolları keşfedilmedi, büyük hayalleri çalıp yalnızlaştırmakla yetinilmedi, egemenlerce geçmiş dönem ruhları geri çağırıldı, ancak maalesef ki gelen; Avrupa’nın üzerinde dolaşan değildi..
 
Hayret ki, adıyla sanıyla çağrılmasa da otacılar, şifacılar yeniden popüler edildi, yeni dönem insanlarının (özellikle de kadınların!) görünenle yetinmeyeceği, duygusuz-soğuk-metalik hastane koridorları ve klasik hekimlik anlayışının ötesine geçmeye ihtiyaç olduğu  vazedildi.  Organik gıda pazarı yaratır gibi rahatlıkla yerel, geleneksel, alternatif yöntemlerini pazarlanmakta beis görülmedi. Üstelik bu kocakarı yöntemlerini kocakarılarıyla birlikte vakti zamanında cadı deyip yakanlar aynı ataerkinin ve iktidarın uzantıları değilmişçesine davranıldı.
 
Eh gölgesinde keyif sürmeyi bilmeden ağaca bakan akıl elbet alternatif tıp diye diye sağlığımızı da hacamat etti!
 
İade-i itibar edercesine, şifacıya, otacıya, ebelere, kadın bilginlere, yok sayılan- yok edilen hemcinslerimize selam çakmaları, yeniden gündem yapmaları, sabah programlarının baş tacı yapmaları boşuna değil yani. Yeni dönemin ‘ruhu’ üst sınıf üyelerine evrene gönderilen mesajla tüm acıların dindirilip dünyaya huzurun indirilmesini vaaz verirken bizim gibilere de dini bütünlüğün bütün melaneti reva görüyor.. Neyse nerelere geldik, konuyu unuttuk, sinirlendik..
 
Cadılık, verili düzene uyum sağlamayan, susup oturmayı reddeden biz kadınlara miras elbette. Saçlarını süpürge etmek istemeyen bizler süpürgelerimize binip gitmekte ısrarcıyız, diğer taraftan da tekerrürden ibaretmişçesine tarih; yakamadığınız cadıların torunlarıyız diyen bizlere yönelik tekmeli, tekbirli bir av düzenlenmekte.. Ama unuttukları bir şey var, biz o zaman da yenilmedik, bugün hiç yenilmeyiz..
 
Selam olsun cadılığını yitirmeyenlere!..


Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome