Bu dünyadan Chavez geçti - Hayri Kozanoğlu

12 Mart 2013 Salı

Tarih Hugo Chavez için çoktan hükmünü vermiş olmalı; O yoksulların ve ezilen halkların dostu, emperyalistlerin ve sömürgenlerin baş ağrısı, katıksız bir “devrimci” olarak hatırlanacak.


Her türlü yalan ve karalama çabası Chavez’in Venezuela, Latin Amerika ve dünya halklarının vicdanındaki ve bilincindeki itibarını sarsamayacak. Chavismo’nun yaşatılması ve geliştirilmesi ise özellikle Venezuela emekçilerinin mücadelesi ve eylemine bağlı. İsterseniz bizler için de önemli derslerle yüklü Chavez fenomenini, bu duygusal havanın izin verdiği ölçüde önemli köşe taşlarıyla değerlendirmeye çalışalım:

-    80’ler tüm Latin Amerika için kaynakların dış borçları ödemeye seferber edildiği, Geniş kitlelerin IMF-DB’nin “yapısal uyum programları” altında inim inim inlediği bir “kayıp on yıl” olmuştu. Carlos Andres Perez 1988’de neoliberal politikalara tepkiyi örgütleyerek başkan seçilmişti. Ne var ki başkanlık sarayı Milaflores’e yerleşir yerleşmez, “Washingthon Uzlaşması’na teslim bayrağını çekip, özelleştirmeye hız verdi, sosyal programları biçmeye koyuldu. Özellikle gazyağı fiyatlarının ikiye katlanması halkın öfkesini kabarttı. Barriolardan akın akın inen kitleler “Caracazo” adını veren isyan dalgasını başlattı.  Chavez işte bu devrimci dalganın üzerinde yükseldi. Perez’in hazin akibetini bir gün bile aklından çıkarmadı, neoliberalizme teslim olmayı asla düşünmedi. Zaten küçüklükten beri, yöresinde “Robin Hood” diye nam salan dedesini kendine rehber edinmişti. Daha 70’li yıllarda çiçeği burnunda bir subayken gerilla hareketini tasfiyeye yönelik misyonda görevlendirilmiş, aksine Douglas Bravo hayranı bir devrimci olup çıkmıştı.

-    Chavez batı medyasında sürekli kabadayı, taşkın üsluplu dengesiz bir figür biçiminde resmediliyor. Gerçekten de George W. Bush gibi zorba emperyalistlere meydan okumaktan çekinmemesi, halklar nezdinde umut ve cesaret kaynağı oldu. Gelgelelim yoksullar, ezilenler, kadınlar, çocuklar hep müşfik, güleryüzlü, mütevazi  Chavez’le karşılaştılar.

Venezuela halkı yıllarca Pazar günleri Chavez’in meddah lezzetindeki “Alo Presidente” maraton şovuna uyandı; ateşli tiradları, yer yer yumuşak bir üslupla okuduğu aşk şiirleri izledi; programda salsa ritmiyle kalçalarını kıvırdığı vakiydi ama, lafını hiç kıvırmadı. Ratingini bir gıdım artırmak için avuç avuç dolar akıtanlar, ahaliyi onca zaman  soluksuz ekran başına mıhlamasının sırrını bir türlü çözemediler.

Aslında Chavez mesajını iletebilmek için saatlere ihtiyacı olmadığını daha 1992’de ispatlamıştı. Ayaklanma girişimi başarısızlıkla sonuçlanınca, kendisine devlet televizyonundan yalnızca “one minute” konuşma süresi tanındı. Üzerinde üniforması, başında ünlü kırmızı beresi içten bir sesle, ağzından “yenildik, geri çekilme zamanı” sözleri döküldü. Ama lafını bitirirken “şimdilik” (por ahora) diye eklemeyi de ihmal etmedi. O sıcak “şimdilik” halkın umudunun ve öfkesinin mayası oldu.  Velhasıl saatlerle Chavez veya saniyelerle Chavez, kendi nev-i şahsına münhasır haşarı bir devrimciydi.

-    Chavez’in yeniden doğuşu 2002 yılında ABD destekli “sivil darbenin” püskürtülmesiyle gerçekleşti. Chavez hapse atılmış, iş adamları örgütü başkanı Pedro Francisco Carmona başkanlığa monte edilmiş, Fox tv gibi yayın organları bayram havasına girmişti. Derken Caracas’ın tepelerinden bir uğultu yükseldi. Şehir merkezine inen yoksul milyonlar “küresel komployu” boşa çıkarttılar. Kitlelerin gücü bir kez daha kendini gösterirken, Chavez ile emekçiler arasındaki minnet ve sevgi bağı daha da sağlamlaştı.

-    Chavez, “Zambo” tabir edilen yarı Afrikalı, yarı yerli bir melezdi. Aymara  yerlisi Bolivya devlet başkanı Evo Morales’le birlikte Latin Amerika’da elit kadrolara olan tepkinin panzehiri oldular. Sempatilerini tüm kıtaya yayabildiler.Herhalde işin püf noktası, kimlik ve tanınma talepleriyle, sosyal adalet ve eşitlik mücadelelerini kaynaştırma mahareti gösterebilmeleriydi.

-    Chavez darbeyi savuşturunca, seçimi ve yeni anayasa sürecini Bolivar Devrimi olarak adlandırdı. Simon Bolivar Venezuela doğumlu, Latin Amerika’nın 19.yüzyıl başlarında İspanyol İmparatorluğu’nun boyunduruğundan kurtuluşunun sembolüydü. Her fırsatta Bolivar’a şükranlarını ifade etmekten, Don Kişot’un romantik hayalciliğine öykünmekten, sıkışınca Che Guevara’nın ruhunu çağırmaktan geri durmadı. Latin Amerika’nın duayen lideri Castro’yla dayanışmasını hiç aksatmadı.Halkın erdemlerinden yola çıkıp onlara güven aşılaması, yurttaşları bir arada tutan ulusal ve tarihi değerleri önemsemesi,  Chavez zihniyetinin üzerinde kafa yorulması gereken köşe taşlarıydı.

-    ABD, Kanada ve Meksika’yla gerçekleştirdiği NAFTA antlaşmasının ardından tüm Latin Amerika’yı küresel kapitalizme göbeğinden bağlamayı amaçlıyordu. Latin Amerika İçin İttifak (Alba) dayanışma ve işbirliği temelinde Küba, Bolivya, Ekvator’la sınırlı bir birlik olmakla kalmadı. Brezilya ve Arjantin’i karşı saflara sürüklenmekten de kurtardı: Telesur, Banca del Sur ortak tv-ortak banka girişimleriyle Latin Amerika kimliği ve dayanışmasının oluşmasına ön ayak oldu. Hepsinden önemlisi, anti-emperyalist bir hat doğdu. Chavez’in anti-emperyalizmi ABD’nin Irak’ı işgaline karşı çıkmakla sınırlı kalmadı. 2006’da İsrail’in Lübnan saldırısına da,  Libya ve Suriye’ye yönelik emperyalist planlara da tepkisiz kalmadı. Kaddafi’yle, Esat’la samimi pozlarını onu karalama kampanyasına malzeme yapanlara sormalı; Erdoğan, Sarkozy, Blair şürekası benzer fotoğraf karelerinde boy gösterip, sonra  canlarına kastedeceği “diktatörlerle” aynı sofralara oturmadı mı? Tutarsızlık sergileyen onlar mı, yoksa emperyalizmin, işgalin her türüne muhalefet etmiş Chavez mi?

-    Chavez’in başkanlığıyla birlikte Kurucu Meclis yeni bir anayasa hazırladı. Çünkü yükselen, iktidara nüfuz eden güçlerin bunu anayasa teminatı altına almak istemesini doğal karşılamak gerekir. Nitekim Venezuela’da devrim güçleri kök saldıkça anayasayı referandumlarla 5 kez revize ettiler. Bir kez, 2007’de kaybedip geri çekildiler.Chavez de kendine yakışanı yaparak halkın iradesine saygı gösterdi. Türkiye’de ise gerici “pasif devrim” güçleri egemenliklerini pekiştirdikçe, referandumlarla boynumuzdaki ilmiği giderek sıkıyor. İnsanın yüreğini de en fazla cellada “yetmez yetmez” diye sırnaşan güruh acıtıyor.

İsterseniz bu noktada Chavez’e yönelik diktatörlük ithamının cevabını James Petras versin:

Venezuela dünyadaki en açık ülkedir. Kitle medyasının yüzde 80’i Chavez’e muhalif pozisyondadır. O, gazetecileri hapse atmadı. Bunların büyük bölümü de Chavez’e karşı darbeyi destekledi. Herhangi bir Batı ülkesinde, ya da Türkiye’den farklı olarak Chavez darbe planı içinde olanların çoğunu hapse atmadı. ABD ve Türkiye’de canlarına okunurdu…

-    Geçici başkan Nicolas Maduro’nun da üyesi bulunduğu 7 milyon üyeye sahip Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi (PSOV) ülkedeki en güçlü siyasi yapı. Ama asıl siyasi özne, sıradan yurttaşın üyesi bulunduğu taban örgütlenmeleri .“Chavizmonun” kalıcılığı da büyük ölçüde bu yapıların gerçek potansiyelini göstermesine bağlı. Ülkede her biri 200 ila 400 aileyi barındıran 20000 civarında mahalle meclisi bulunuyor. Her biri yerel yönetimler bütçesinden pay alan, ülke meclisine temsilcilerini gönderen bu “paralel örgütlenmeler” doğrudan demokrasinin en canlı örneklerinden. 2002 darbesini püskürten de onlardı. Chavez sonrası Venezuela’nın kazanımlarına yönelik muhtemel saldırı karşısında en büyük sigorta da, yine mahalle,işçi,öğrenci meclisleri olarak görünüyor.

-    Venezuela aslında tüm kıtada yükselen “Pembe Dalga”nın bir temsilcisiydi. Brezilya’da Dilma Roussef’in eski bir gerilla olmasına, Uruguay’da yönetimin Tupamaros, Nikaragua’da Sandinist siciline aldanmayın. Sonunda mülkiyet ilişkilerine fazla ilişmeyen, sol referanslarının hakkını ancak yoksulluğu azaltma ve yeniden bölüşüm politikalarında veren bir akımdan söz ediyoruz.  Doğru, Venezuela-Bolivya-Ekvator’un oluşturduğu “İyilik Ekseni” Pembe Dalga’nın en radikal halkasıydı. Ama ufukları, özünde çubuğu biraz emekçilerden yana bükerek kapitalizmle uzlaşmakla sınırlıydı. Venezula’da da gelir dağılımı bozukluğu törpülenmiş, eğitim ve sağlık hizmetleri Kübalı uzmanların da el vermesiyle yaygınlaşmış, yoksulluk geriletilmişti. Venezula’nın bu kazanımlarının ne ölçüde korunup, ileri taşınacağını sonunda sınıf mücadelesi belirleyecek.

Venezuela’nın bu sosyal başarılarına hasetle yaklaşan Batı basını, sürekli yükselen petrol fiyatlarına, Chavez’in yaver giden talihine vurgu yapıyor. Emperyalizmin sözcüleri aynı trendin Suudi Arabistan’ın, Katar’ın da kasalarını doldurduğunu, dolarların  Suriye halkının yaşamını karartmaya yöneldiğini söylemiyor.Chavez’in petrol kaynağını Latin Amerika ve Karayip halklarının dayanışmasına seferber ettiğini ise hiç hatırlamak istemiyor.

-    Hugo Chavez dünyadaki sosyalizm uygulamalarının halkların eşitlik ve özgürlük özlemlerine yeterince cevap veremediğinin farkındaydı. “21. yüzyıl sosyalizmi” kavramı böyle bir arayışın ifadesi kabul edilebilir. Konuşmalarında  Troçki’den Gramşi’ye Rosa Lüksemburg’a uzanan referanslarla ünlü devrimcilerden öğrenme isteğinin altını çizse de, ”21.yüzyıl sosyalizmi katılımcı ve demokratik olmalı” yolunda isabetli saptamaların ötesinde ideolojik ve programatik çerçeve bir türlü çizilemedi. Chavez’in başlattığı yerden bu arayışı derinleştirme sorumluluğu ise hepimizin önünde duruyor…

Son Söz : Devrim mücadelesinde haliyle yenilmek de var; mesele Chavez gibi “şimdilik” diye kayıt düşüp, tekrar doğrulabilmekte…


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome