"Çalışan Gazeteciler Günü": Hapis, Sansür ve Sömürü

10 Ocak 2013 Perşembe

1961 yılından bu yana "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak kutlanan 10 Ocak bugün de gazeteciler tarafından çeşitli etkinliklere neden olacak. 212 Sayılı Yasa'nın (5953 sayılı) yürürlüğe girişinin 52'nci yıldönümünde gelinen nokta pek de iç açıcı görünmüyor.


160 yıllık geçmişi olan Türk medyası, bugün çeşitli çıkar çevrelerinin sahipliği altında her yıl daha da artan bunalımdan ve kirlilikten bir türlü kurtulamamaktadır. Mevcut medya sahipliği ve onların iş takipçiliğini ve tetikçiliğini yapmak amacıyla kilit noktalara yerleşmiş olan kalemşörler, kişilik haklarını ve fikir özgürlüğünü yok sayarak yarattıkları medya terörü ve yargısız infazlarla, gazetecilik mesleğini çıkar çatışmalarının bir aracı haline getirdiler. Medya bu sahiplik yapısıyla toplumu boğmaktadır, toplumsal hafızayı yok etmektedir, toplumun sağlıklı düşünmesini, doğru tahliller yapmasını, gerçekleri kavramasını engellemektedir. Bu sahiplik yapısıyla medya, demokratik bir tartışma ortamı için gerekli hoşgörü zeminini ortadan kaldırmaktadır; kavgayı, gerginliği, lümpenliği körüklemektedir. Toplum, böyle bir medya sahipliğine ve onların çıkarları doğrultusunda kalemlerin oynatıldığı köşelere layık değildir.

Türk medyası, sahiplik yapısı ve üst düzey yöneticilik anlayışı bakımından kökten bir değişim geçirmeye muhtaçtır. Türk medyasında bir “zihniyet devrimi” acil ihtiyaç haline gelmiştir. Her gün artan dozda yaşadığımız çirkinliklerin, saldırganlıkların bir adım ötesi yoktur. Durum bu kadar vahim, bu kadar tahammül edilemezdir.

Vicdanında sorumluluk duyan tüm gazeteciler, medyada zihniyet devriminin sözcülüğünü yapmalı, editoryal bağımsızlığın sağlanmasını, medya ile basın dışı ticaret arasındaki ilişkinin kesilmesini, gazetecilerin yasal ve sendikal haklarına saygı duyulmasını yüksek sesle savunmalıdır. Bundan korkmamalıdır.

Medya sahiplerinin basın dışı ticari faaliyetlerinin sona erdirilmesi, editoryal bağımsızlığın sağlanmasının en temel şartıdır. Basın dışı ticaret, finans sektörü ve devlet ihaleleri ile medyanın ilişkisi tümüyle kesilmelidir. Bu şartlar yasal olarak teminat altına alınmadan, medya sahiplerinin kişisel çıkarlarına hizmet eden bir yayıncılığın önüne geçilebilmesi mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, Türk medyasında editoryal bağımsızlık tamamen elden gittiği gibi medya sahiplerinin doğrudan müdahalesine gerek bile kalmayacak derecede bir otosansür zihinlerde yer etmeye başlamıştır.

Türk medyasındaki bu kaosun diğer yanında ise siyasal iktidarlar durmaktadır. Kendi varlıklarını sürdürebilmek amacıyla medya sahipleriyle çıkar ilişkilerine girmeyi tercih eden siyasal iktidarların da bu kaosta sorumluluğu büyüktür. Siyasi iktidarlar ile medya sahipliği arasındaki çıkar ilişkilerine de son verilmelidir. Herkes kendi sınırlarına çekilmeyi, kendi görev ve sorumluluk alanında topluma hizmet etmeyi bilmelidir. Medya ve siyaset kurumlarının, birbirlerinin görev ve sorumluluk alanına müdahale etmesi doğru değildir.

Bu çerçevede, iktidar yetkililerinin, emekçileri küçümseyen, gazete çalışanlarını soru sormaktan ve olayları sorgulamaktan alıkoyan, adeta sansüre zemin sunan tavır ve açıklamaları da rahatsızlık vericidir. İktidarlar, eleştirici yayın yapanların üzerine intikam alma duygusuyla gitmekte,  kendilerini destekleyici yayın yapanları da kollayan ayrıcalıklı tavırlar göstermektedir.

Gazetecilerin zor koşullarda görev yaparken, uzunca bir süredir bu önemli yıldönümünde 'Çalışan Gazeteciler Günü' olarak anılmasıyla sınırlı kalınması gazetecilerin içinde bulundukları koşulların da düzeltilmek bir yana ağırlaşarak sürdüğünü simgelemektedir. Yoğun bir sömürü ortamında çalışan gazetecilerin örgütlülüğü ise son derece acı bir tabloya sahne. Basında örgütlü tek sendika olan (MEDYA-İŞ gibi patron tarafından kurdurulan sarı sendikayı saymazsak) Türkiye Gazeteciler Sendikası, hükümetin baskısını yaşamakta ve var olma sorunuyla karşı karşıyadır. Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlayıcılığına karşı mücadelenin kurumsal temsilciliğini yapan TGS, tüm işyerlerinden kazınmış, en son Anadolu Ajansı’nda işveren baskısıyla yetkisini kaybetmiştir. Tutuklu gazetecilerin hem yurt içi hem de yurt dışı kamuoyuna duyurulmasında aktif rol oynayan TGS, AKP hükümeti tarafından tam bir ablukaya alınmış durumda bulunuyor.

Gazeteciliğin meslek olarak yıpratıcılığı bilinen bir gerçek.  Gazetecilik mesleğine yönelik ciddi bir koruma içeren Yıpranma Hakkı, AKP hükümeti tarafından kaldırılarak gazetecilik sıradan bir iş derecesine düşürülmüştür. Mesleki olarak her türlü baskıya, kazaya, iş ve meslek hastalıklarına maruz kalan gazetecilerin yıpranma hakları ise ciddi bir sorun olarak gündemdeki  yerini koruyor.
Gazetecilik faaliyetleri hala Terörle Mücadele Yasası'nın son dönemdeki yorumlarla "Terör Suçu" kapsamında değerlendirilmektedir.

2008 yılından bu yana tutuklandığı belirlenen 190 gazeteciden 70'i gazetecilik faaliyetleri nedeniyle bu yıl da 10 Ocak 2013 tarihi itibarıyla cezaevlerinde bulunuyor.
Türkiye hapisteki gazeteciler açısından dünya birincisi: İfade özgürlüğü konusundaki eksiklikler giderilmezken, Türkiye'nin hapisteki gazeteci sayısı yönünden dünyada ilk sırayı alması da bu yılki anmanın en üzücü yanını oluşturmaktadır. Tutukluluk sürelerinin ceza infazına dönüşmesi de Türkiye'nin bir başka ayıbını oluşturmaktadır.

TGS ve diğer meslek örgütleri tarafından 12 Mart faşizminden bu yana ‘kutlanmayan’ ‘Çalışan Gazeteciler Günü’ gazetecilerin mücadelesinde bir milat olmayı sürdürüyor.

 

 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome