Çernobil Sonrası Türkiye - Cevahir Efe Akçelik

1 Ekim 2014 Çarşamba

Dünya Sağlık Örgütü radyasyon bilimciler ilerleyen yıllarda Çernobil'den kaynaklı meme, akciğer kanseri oranın artacağını söylemişlerdi; Karadeniz şu anda tam da o günleri yaşıyor…


"beni Çernobil değil Türkiye'deki sistem kanser etti"
                                                  Kazım Koyuncu


26 Nisan 1986'da gerçekleşen kaza sonrası plütonyum ve yüksek radyoaktif madde içeren nükleer atık bulutları kazadan bir hafta sonra Türkiye'ye giriş yaptı. Nükleer atık yüklü bulutlar Doğu Karadeniz bölgesine yoğun yağış bırakarak bir kabusun başlangıcı oldu.

Trakya ve Karadeniz kıyılarında normal koşullarda 8–10 microröntgen/saat olan radyasyon düzeyi; kazadan 10 gün sonra 30–40 microröntgen/saat düzeyinde ölçüldü[1].Yüksek seviyedeki bu ölçümler  sonucu radyasyondan korunmak için önlem alınması gerekirken Türkiye'deki yetkililerin kaygısı halk sağlığı yerine dış ticaret ve ekonomi oldu. Çay ve fındık ihracatına zarar gelmemesi adına gerçekler halktan saklandı. Hiçbir resmi kurum köylerde konu ile ilgili bilgilendirme yapmadı.

Kulaktan dolma bilgilerle ve televizyondan duydukları kadarıyla insanlar on gün hayvanlarını dışarı çıkartmadı, çay toplamadı, bahçeye girmedi, yağmurda ıslanmamaya özen gösterdi.

Türkiye Radyasyon Güvenliği Kurumu kurularak, dış turizmi ve ihracatı etkileyecek raporları ve açıklamaları bertaraf etmek amaçlandı. Üniversitelerin konu ile ilgili araştırma ve ölçüm raporlarını yayınlaması yasaklandı. Kurumun başında bulunan Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit ARAL konu ile ilgili açıklama yapacak tek yetkili seçildi.

Yine bu kurum tarafından Karadeniz'deki radyasyonu belgeleyen "Clarke Raporu" halktan gizlendi. Raporda; Çernobil nüklitlerinin, Tuna ve Dinyeper nehirleriyle Karadeniz'e taşındığı ortaya konulmuştu…

Yetkililerin unuttuğu önemli bir şey vardı. O da; radyoaktif olarak kirlenmiş gıda tüketiminin en önemli ışıma yolu olduğu, yeryüzünde biriken radyonüklitlerin besin zinciri yoluyla insan bünyesinde birikme yapabileceğiydi.

İtalya'da kaza sonrası süt ve süt ürünleri tüketimi yasaklandı. Buna karşın, Türkiye'de Cahit Aral tarafından  bu ürünlerin tüketiminin rahatlıkla yapılabileceği söylendi ve  ”Dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki, Türkiye’de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir" gibi açıklamalarda bulunuldu.

Bölgenin bir diğer besin kaynağı olan ve haliyle yaşanan kazadan etkilenen fındık için; devlet bütün fındıkları Fiskobirlik aracılığıyla alacağını  açıkladı. Ancak ihracatın zarar görmemesi adına fındıktaki tehlike saklandı, insanlar kendi tüketimleri için fındık ayırdı. Yine o yılın mahsulü mısır, salatalık, fasulye gibi bahçe ürünleri de insanlar tarafından tüketildi.

Asıl manipülasyon ise çay konusunda yaşandı. İhracat ve tüketime zarar gelmemesi adına bakanlar televizyon karşısında çay içtiler, "Radyasyonlu çay daha lezzetlidir", "Biraz radyasyon kemiklere iyi gelir" gibi akıl sınırlarını zorlayan açıklamalarda bulundular.



Alınan karar gereği; 40 mikroRöntgen/saat radyasyon içeren çaylar paketlenecek, 40-80 mikroRöntgen/saat radyasyon içeren çaylar ayrı bir depoda saklanarak TAEK  uzmanlarınca temiz çaylarla harmanlanacak, 80 mikroRöntgen/saat’tan fazla radyasyonlu olan çaylar ise bir depoda kilitli tutulacaktır[1]. 40-80 mikroRöntgen/saat radyason içeren çaylar 1985 yılı çaylarıyla harmanlarak insanlara içirildi.

30 Aralık 1986’da TAEK 58.000 ton radyoaktif (12.500-89.000 Bq/kg) çayın gömülerek yok edilmesine karar verdi. Bu karar ancak (alınışından bir yıl sonra ve çay hasadından ise 20 ay sonra) 19 Ocak 1988 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından yürürlüğe girecekti. Çayın miktarı 44.773 tondu. Ağustos’ta alınan yeni bir kararda 58.000 ton çaydan söz ediliyordu. Yıllar boyunca o kadar çok çay depolardan çalındı ki yetkililer çayı boyamak zorunda kaldılar[2]

Gömülmesine karar verilen çaylar, sızdırmaz haznelere değil toprağa kuyular açılarak gömülmesi sonucu yoğun yağışlarda sızarak denize karıştı. Ayrıca bu gömülecek olan çayların saklandığı depolarda nasıl bir temizlik yapıldığı, ertesi yılın mahsulünün o depolara nasıl konulduğu da bilinmemektedir.

1987 yılında ODTÜ’nün çaydaki radyasyon seviyesinin çocuk ölümlerine yol açabileceğini açıklamasının ardından TAEK, ODTÜ'yü yalanlayarak raporun hatalı olduğunu ve hazırlayanların özür dilediklerini açıkladı.

Dönemin yetkililerinin ihmalsizliği ve sorumsuzluğu yüzünden bugünlere gelindi.1992 yılında Çernobil'in Türkiye üzerine etkilerini gizlediklerini itiraf ettiler. Hopa'da 2005 yılında, Türk Tabibler Birliği tarafından 1939 ev, 7831 kişiye ulaşılarak yapılan araştırma sonucu her iki kişiden birinin kanserden öldüğü ortaya çıktı. % 48'e ulaşan kanser ölüm oranı dolmaz denilen mezarlıkları doldurdu. Kazadan sonra, bugüne kadar, kayıt bildirim sisteminin kurulmamış olmasından dolayı, kanıta dayalı olarak değerlendirilemeyen sonuçlar; Hopa’nın Türkiye'de Çernobil'den en çok etkilenen bölge olması ve düzenli kayıt sistemi olan Avrupa ülkelerinde Çernobil sonrası kanser oranındaki artışa baktığımızda bize sorumlunun Çernobil olduğunu gösteriyor.

Bu kadar kanser oranının fazla olduğu bir yerde bile insanlar hala onkoloji merkezi kurulması için mücadele ediyor. Ağır hastalar kemoterapi ve radyoterapi için km'lerce yol gidiyorlar. Dünya Sağlık Örgütü radyasyon bilimciler ilerleyen yıllarda Çernobil'den kaynaklı meme, akciğer kanseri oranın artacağını söylemişlerdi; Karadeniz şu anda tam da o günleri yaşıyor…

“Balık tuttuk yiyen ölür
Birden değil, ağır ağır
Etleri çürür, dağılır
Balık tuttuk yiyen ölür.”


Nazım'ın dediği gibi: Karadeniz kanserden ölüyor; birden değil, ağır ağır...

Cevahir Efe AKÇELİK
Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Sekreteri



[1] Türk Tabibler Birliği (2006), "Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye’de Kanser"
[2] Keskin,M.(1996), "Çernobil Felaketi'nin Türkiye Üzerindeki Etkileri"

 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome