Demokrasi Yalanları ve Düzenbazlığın Dili Üzerine - Colin Todhunter

21 Ocak 2013 Pazartesi

Medya etkisini gittikçe arttırdığı günümüzde dil artık her şey demektir; bu sebeple diller iktidarlar tarafından genellikle tahakkümlerini güçlendirmek amacıyla kullanılıyor. ABD, 1945’ten bugüne katlettiği milyonlarca insanla, şu anda dünyanın bir numaralı terör devleti konumundadır.


Eskiden CIA’de çalışan John Stockwell 1980’lerde öldürülen insan sayısını altı milyon olarak açıklamıştı. Konu ile ilgili yayımlanan son makalelerden birine göre ABD ordusu ile CIA, Güneydoğu Asya’nın bombalanmasından Güney Amerika’daki ölüm mangalarının inşasına kadar, pek çok farklı bölgedeki yaklaşık on milyon insanın ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak sorumlu. Ancak artık bu tip olaylar toplu katliam olarak anılmıyor. Gaddarlıkları ile meşhur ABD’nin terör savaşları ile tahakküm kurmasına gerekçe olarak “terör” kelimesini kullanması gerçekten ironik bir durumdur.  
  
Katledilen on milyona şirketlerin kârlarını arttırmak adına kurban edilenler ile bazı politikaların sonucu olarak ordunun halkları ve ülkeleri bombalamasına boyun eğmeyen sayısız insan eklenebilir. Yaşananlar sıradan kabadayılık gösterileri olarak nitelendirilemez; tüm bunlar yeniden yapılandırma sürecinin sonuçlarıdır.

ABD hükümetinin kararıyla,  şirket tekellerinin çıkarları doğrultusunda, tarımsal işletmelere ve eşya fiyatlarına küresel düzlemde müdahale edilmesi ve teknolojik gelişimin dezavantajları nedeniyle tarımla geçimini sağlayanlar ödeyemeyecekleri düzeyde borçlanmak zorunda kaldılar; bunun sonucu olarak son on yılda yüz binlerce Hintli çiftçi intihar etti.

Meseleler yalnızca Hintli çiftçiler ile sınırlı değil. Mevcut sistemin yapısal şiddeti nedeniyle kaç insanın hayatı mahvoldu veya tehlikesiz görünen talancı kapitalizm sebebiyle her gün kaç kişi sessiz sedasız ölüme yollanıyor? Sistemin neden olduğu eşitsizlikler insanların hayatlarından senelerini, bedenlerinden sağlıklarını, ellerinden yaşam belirtilerini, musluklarındaki suyu, tabaklarındaki yemeği çalıp götürüyor. İngiltere’den Afrika’ya bütün bölgelerde önlerine iki lokma ekmek atılarak boyunduruk altına alınmış, savaş zamanları ölüme gönderilen veya sistem tarafından bir kenara atılan ancak evlerine dönerken kahramanlaşan sınıflar, milliyetçiliğin değersiz düşünceleri nedeniyle veya ulusal menfaat zırvaları altında kendi rızaları ile sömürülen ve kullanılan insanlar… Kapitalizmin demir yumruğuyla hepsinin hayatlarından çalınıyor, fırsatları değerlendirmelerine izin verilmiyor.    

Bütünlüklü sistem kanalıyla dünyadaki bütün zenginliklerine el konuluyor. Büyüme, refah ve seçme özgürlüğü adı altında barınma hakkı gasp ediliyor. Özellikle Yunanistan ve İspanya örneklerinde somut olarak görüldüğü üzere çoğunluk için gittikçe yoksullaştıkları, seçme haklarının ellerinden alınması ve mutsuzluk tek mutlak gerçektir.   

Bilgi edinmek için sadece ana akım medyayı kullananlar bu konulardan pek haberdar olmuyorlar. Elbette ana akım medya aracılığıyla “ekonomik zorlukların yaşandığı bu dönemde herkesin birtakım fedakârlıklarda bulunarak kemerleri sıkması gerektiği” duyuruluyor.

Pek çok ülkede başka ülkelere yönelik operasyonlar artan sorumlulukların sonucu olarak lanse ediliyor ve ülkelerin tamamı bu operasyonlar nedeniyle ciddi zararlar görüyor. Yani “Mali, Suriye, Libya, İran gibi ülkelere (liste uzuyor) saldırmak zorundayız yoksa dünyayı kötüler ele geçirecek” diyorlar. Bu yüce gönüllüler olmasaydı ne yapardık acaba? Demek ki yaşananlar kaynakların yağmalanması değil “yardım etme” çabalarıymış.  

O halde şu anki gidişatın mükemmel olması gerekiyor çünkü bütün kötüler kontrol altında ve yalnızca bahsi geçen ülkelerdeki insanlarla değil aynı zamanda kendi ülkelerindeki insanlarla da gözaltılar, cezai sistem, yasadışı yollarla temin edilen uyuşturucular, eğlence endüstrisi ve insan haklarının ortadan kaldırılmasına yönelik yasal düzenlemeler aracılığıyla mücadele edildi. Fakat artık oyun sona erdi. Güçlü Batı ekonomisi (ABD) tamir edilemez biçimde hasar gördü. Emperyalizm ve militarizm durumu kurtaramayacak ancak alternatiflerin oluşumuna da izin verilmeyecek. 

Özel bankalar kişilerin gelirlerine dair bilgileri temin etmek için hükümetlerle anlaştığından beri bizi borçlandırma tuzağına daha kolay düşürebiliyor; arttırılan faiz oranları ile borçların ödenmesi olanaksız hale geldi. Özellikle borç batağına sürükledikleri ülkelerin varlıklarını düşük ücretler karşılığı satın alarak ceplerini iyice doldurma fırsatı buluyorlar. Bunun adı haraç kesme olmuyor; tasarruf tedbirleri oluyor. 

“Ve şimdi toplumsal güvenliği sağlamak için geliyorlar. Emekli maaşına bile göz dikmiş durumdalar. Paraları Wall Street’teki suç ortaklarına vermek için istiyorlar. Bilmem farkında mısın? Bunu başaracaklar. Er ya da geç o paralara el koyacaklar çünkü buralar hep onların.” (Gorge Carlin. Yazar, eleştirmen ve komedyen)

Peki, ana akım medya bu sürecin neresinde? Saygı görmeyi bekleyen gazetecilerin mutlak profesyonellikleri, sorumlulukları, nesnellikleri nerede? Eğer profesyonellikten, sorumluluktan ve nesnellikten kasıtları reklamcıların, yöneticilerin, lobicilerin çıkarlarına hizmet etmekse görevlerini mükemmel erdem örnekleri olarak kusursuzca yerine getirdiklerine kuşku yok!

Yüksek maaşlar karşılığı yalanlarını satarken halkı göz ardı ettiler ve hala da etmeye devam ediyorlar. “Araştırma” ışıkları ve kişilikleri “meclis sürecinde” yok oluyor. Kanunların ihlal edilmesi, siyasi partilerin anlamsız icraatları, güç dengelerinin değişmesi ile bankaların, ilaç, petrol ve tarım şirketlerinin kanımızı son damlası kadar emmesi karşısında sessiz kalıyorlar; halkın bilgilenmesine engel oluyorlar. 

BBC’nin NATO’nun Libya’yı bombalaması üzerine yaptığı haber ana akım medyanın süreçteki rolünü göstermesi bakımından önemlidir. Yapılan haber utanç verici bir şekilde tek taraflıydı. Halk “kamusal hizmet” yapması gereken kanalın yanlış yönlendirmesini ve yasadışı devlet-şirket müttefikliğinin amaçları doğrultusunda yayın yapmasını kabullenmek zorunda mı? Haberde “özel görevin” sonuçları veya isyancıların silahlarını BM’nin silah ambargosuna rağmen nasıl temin ettiklerine dair hiçbir bilgilendirme yapılmadı. Elbette NATO’nun hangi yetkiye dayanarak Trablusgarp sokaklarını bombaladığına da değinilmedi. Johannesburg Üniversitesi profesörü Chris Landsberg’in NATO’nun şiddeti ve uluslararası kanunlarla ilgili sözlerinden veya Afrika’nın öne çıkan 200 isminin batılı ülkelerin uluslararası hukuku hiçe saydığını ifade ettiği açıklamasından da hiç bahsedilmedi.  

Diğer taraftan, ana akım medyanın tutumunda aşikâr olduğu üzere, İngiltere bütün savaş kararlarını sözde milliyetçi duygular ile eski sömürü mantığındaki “bizim çocuklar” “oraya” barbarları medenileştirmek amacıyla gidiyor söylemlerini sıklıkla kullanarak alıyor.

Medya bu noktada devreye giriyor. Üstendiği görevler şu şekilde sayılabilir: halkın desteğini kazanma sürecinde yardımcı olmak, sömürgeciliğin temelini oluşturmak ve sosyal sistemi parçalayacak bölünmenin somut koşulları temin etmek. Uysal, yaptırım gücü olmayan bir medya olduğu iddia ediliyor. Fakat medya gerçekte liberal demokrasiye hizmet ediyor. Sadece medya değil, eğitim sistemi ve siyasi kurumlar da bu amaca hizmet ediyor. 

Birkaç sene önce, finans egemenlerinin önceki İngiliz meclisine bankaları (halkı değil) kurtarmak amacıyla “milletin altınları” olarak tanımlanan, değerli olan ne varsa, gerekli incelemeleri yapmadan, tutturabildikleri fiyattan satmasına yönelik güldürücü talebi bu şekilde açıklanabilir. Bazıları bu olayı ilk “kurtarma” müdahalesi olarak kabul ediyor. Vergilerle toplanan para, vergi verenlerin birçoğunun bilgisi dışında, sorumsuzca ve demokratik olmayan yöntemlerle bankaların kurtarılması, pek çok ülkeyi yıkmak ve “örtülü operasyonlarla” binlerce insanın öldürülmesi gibi amaçlar doğrultusunda harcanıyor. Operasyonlar örtülü, yani güçlükle kazandıkları dolarlarının, poundlarının ve avrolarının akıbetinden habersiz, duyarsız mutlulukları devam eden halktan gizlenerek, yapılıyor.  

Bu nedenlerden dolayı, devlet ve şirketlerin ortakları olan dolandırıcılar, katiller ve yalancılar özgürlük ve demokrasi diline bürünerek şimdilik işlerini sorunsuzca yürütmeye devam ediyorlar. Mevcut durum maalesef bu şekilde açıklanabilir.   

*Global Research, Muhalefet.org için çeviren Feride Tekeli


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome