Direniş Barcelona'da Kökleniyor-Hillary Wainwright

13 Şubat 2012 Pazartesi

Katalanların bir sözü var: “em planto”. Bunun iki anlamı var; “bitki ekiyorum” ya da “artık yeter”.


Direniş Barcelonada Kökleniyor-Hillary Wainwright

Genel hedefler net şekilde ifade ediliyor: Mahalle meclislerine dayalı gerçek demokrasi, hükümetin farklı seviyeleri için seçim sisteminde reform, Avrupa konusu dahil referandum hakkı, kamu hizmetlerinde kesinti ve özelleştirmelerin sona ermesi, bankaların ve finansın halk kontrolünde olması, işbirliği, öz yönetim ve toplumsal ekonomiye dayalı ekonomik gelişme- liste uzun ve ayrıntılı.

Katalanların bir sözü var: “em planto”. Bunun iki anlamı var; “bitki ekiyorum” ya da “artık yeter”. İndignados’un (Öfkeliler Hareketi) Barcelona’daki devasa 15 Ekim eyleminin -gazetelere göre 250,000 kişi-  sonunda, yürüyüşün bitiş noktası olan Arc de Triomf’un (Zafer Kemeri) altında bir bahçeyle karşılaştık. Eylemciler, aylarca ekip biçilebilecek bu bitkileri düzgün sıralarda gıda bağımsızlığı için ekmişti.

Bunun kısmen ekolojik bir anlamı vardı; ama etraftaki pankartlar bahçıvanların yürüyüşün daha derin anlamları hakkında sembolik imalar amaçladığını gösteriyordu. Büyük karton bir pankartta “Plantemos” yazıyordu, anlamı: “Kendimiz ekiyoruz” - ya da “Pes etmeyeceğiz.”

Bir arı -bahçıvanlığın gelişmesi için aslidir, ama şu an böcek ilaçları ile kırılıyorlar- kıyafeti giyen Mariel, bu bahçeyi örgütleyen aktivistlerin yürüyüşün tarımsal ekoloji bloğu olduğunu açıkladı. Yürüyüşün bazı anlarda aşikar hale gelen, kendi kendini örgütleyen belli katmanları vardı.Geçtiğimiz aylarda tüm eylem müttefiklerinin anlaştığı üç ana odak konusu vardı: eğitim (sarı bayraklar), sağlık (yeşil bayraklar) ve barınacak yer (kırmızı bayraklar).

Arc de Triomf’a yaklaştığımızda megafonlu biri bu farklı temaların doğru renk bayrağı taşıyan üstü açık kamyonları takip ederek gidecekleri yönleri açıkladı. Ana fikir gösterinin geleneksel şekilde toplanmış kalabalığa konuşmalar yaparak bitmemesiydi. Onun yerine plan topluluğun kesintiler ve özelleştirme karşıtı alternatifleri ve eylemleri tartışmak üzere orada tutulmasıydı.

O gün öğleden sonra bu topluluklardan iki tanesinin üçüncü bir hastaneyi işgal etmek üzere eyleme geçtiği haberi geldi –işten çıkarma yapan iki hastane eylemden önceki gün işgal edilmişti.  Ayrıca boş duran bir binayı 10 aileye barınak sağlamak üzere izinsiz yerleşmişlerdi. Nüfusun gün be gün arttığı Barcelona’da ev boşaltmaları yoğun çelişkilerin odağı haline gelmişti.

Bu gösteriyi etkileyici şekilde hayata geçiren örgütlenme temalar etrafındaki kümelenme olduğu kadar, bir meclisler meclisinde birleşen mahalle meclisleriydi.

Mahalle meclisleri Yunanistan ve İspanya’da meydanların işgalinde Öfkeliler Hareketi’nin doğuşunu takiben yaz başında ortaya çıktı. Barcelona’daki Plaça de Catalunya’nın işgali Mayıs sonunda zirvesine ulaşıp da meydandaki genel meclis geleceği planlamaya başlayınca örgütlü öfkenin “mevkii” mahallelere yayılmaya başladı - bazen zaten var olan mahalli dernekleri dirilterek ya da onlarla bağ kurarak, bazen de oldukça yoğun toplumsal bağlar üzerine inşa olarak. Mesela, şehrin kuzeyinden genelini işçi sınıfının oluşturduğu bir mahalle olan Sant Andreu’nun meclisi eyleme ulaşabilmek için sarı tişörtleriyle katılımlarını gururla ilan ederek bir saatten uzun süre yürüdü.

Eylemdeki birçok kişi gibi elde yaptıkları pankartlarını getirdiler. Sloganlarının bazıları özeldi: “eğitim satılık değildir”, “kesintilere karşı, nitelikli eğitim”. Diğerleri ise daha geneldi: “kaybedecek bir şey yok, kazanacak her şey var”, “sistem oldu, halk yaşıyor” gibi. Bu “ev yapımı” pankartların çoğu siyasi sistemin tükenmişliğini ve yozlaşmışlığını vurguluyordu, hatta bir tanesi ödül bile sunuyordu: “Dürüst siyasetçiye 2,000 euro!” Bu Kasım’daki seçime çekimserlik olarak yansıdı.

Sendikalar hakkında da bir yanılgı söz konusu. Yılın başında meydanlardaki işgallerde istenmeyenler sadece siyasi partiler değil, sendikalardı da. Hükümetle maaşların düşmesi ve güvencesizlikle sonuçlanan bir sözleşmenin parçası oldular. En önemlisi de, uzun dönem iş sahibi olma şansı hiç olmayan sayısı giderek artan insanlarla, özellikle gençlerle hiç ilgilenmediler - hatta onlara düşmanlık gösterdiler. Eylemlerde sadece anarşistlerin kurduğu ve diğerlerine göre daha az bürokratik olan CNT (Confederación Nacional del Trabajo / Ulusal İş Konfederasyonu) yüzünü göstermeye cesaret etti.

Yine de ilginç şekilde işçiler sokaklarda süren kolektif eylemlerin doğrudan bir sonucu olarak işyerlerinde örgütlenmeye yeniden güvenmeye başlıyor ve işleyen sendikaları uyandırıyorlar.

Bea yakın zamana kadar bir çağrı merkezinde çalışıyormuş. Korkunun iş arkadaşlarını nasıl çekingen ve pasif hale getirdiğini hatırlıyor. Meydanlardaki işgallerden sonra çağrı merkezi çalışanlarının daha önceden sessizce katlandıkları adaletsizliklere karşı greve gittiğini görünce çok şaşırmış. “Sanki meydanlardaki kolektif eylem örnekleri onlara güven vermiş ve korkuyu kırıp geçmiş gibiydi.” diyor.

Bu tarz bir uyanışın nereye gideceği belirsiz. Genel hedefler net şekilde ifade ediliyor: Mahalle meclislerine dayalı gerçek demokrasi, hükümetin farklı seviyeleri için seçim sisteminde reform, Avrupa konusu dahil referandum hakkı, kamu hizmetlerinde kesinti ve özelleştirmelerin sona ermesi, bankaların ve finansın halk kontrolünde olması, işbirliği, öz yönetim ve toplumsal ekonomiye dayalı ekonomik gelişme- liste uzun ve ayrıntılı.

Bu değişim görüşünün ayırt edici ve önemli özelliği, hükümetin ne yapması gerektiğine dayanmaması. Daha çok insanların işgal ettikleri alanlar, ele geçirdikleri kaynaklar ve yarattıkları yeni güç kaynakları üzerinden ortaklaşa ne yapabileceğinden başlayarak birçok seviyede eylem için bir rehber gibi. Uzun menzilli alternatifler yaratmanın uzun süreceği bilinci de var. Sohbet ederken sloganlar konuşmaya kaynıyor: “yavaş gidiyoruz, çünkü uzağa gideceğiz” yaygın bir deyiş.

Bir şey kesin: enerji, yaratıcılık ve istek var olan kurumların dışında gelişiyor. Pazarlık, baskı ve içeri ile dışarıyı birbirine bağlayan insanlar şüphesiz değişim sürecinin parçası olacaktır ama kurumlar inisiyatiflerini kaybetti.

Burada hiçbir cesaret gösterisi yok. Arc de Triomf ve eğreti bahçeye yürürken konuştuğum insanlar arasında gösterinin büyüklüğünden duyulan kıvanç kadar gerginlik de vardı. Nuria, bir çevirmen ve özgür kültür aktivisti “Bence bazı insanlar lider arıyor.” diyor.

Öte yandan bu etkileyici gösteriyi sadece öfkeden değil ciddi bağlılıktan da ötürü ortaya koyan bu örgütlenmenin birçok aşamasında bunun “lidersiz” bir hareket olmadığı görülüyor. Liderliğin paylaşıldığı ve öğrenildiği bir hareket - pes etmeyeceği kadar büyüyüp açılıp saçılacak bir hareket - belki de deneysel bir hareket olarak ortaya çıkıyor.

* redpepper.org.uk

Çeviri: Yasemin Göl


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome