Eğitim Siyasal Bir Eylemdir- Peter Mayo ile röportaj

15 Temmuz 2015 Çarşamba


Malta Üniversitesi Eğitim Bilimleri profesörü Peter Mayo  ile eğitim, öğrenim süreçleri, kültür ve emperyalizm üzerine Eğitim Sen’in Eğitim, Bilim, Toplum dergisinde yayımlanan ve Duygu Barut*’un gerçekleştirdiği röportajı yayınlıyoruz.

Peter Mayo, Post-Kolonizasyon ve Eğitim dergisinin editörüdür. Paulo Freire ve Antonio Gramsci üzerine çok sayıda kitabın yazarı olan Mayo;  Gramsci, Freire, Lorenzo Milani üzerine uzmanlığı bulunan bir akademisyen. İşçi Eğitimi, Eğitim Sosyolojisi, Eleştirel Pedagoji, Kimlik ve farklılaşma, Post-Kolonizasyon, Toplumsal Öğrenme Merkezleri Olarak Okullar, Yaşam Boyu Eğitim ve Yaşam Boyu Öğrenme Tartışmaları üzerine çok sayıda makalesi ve kitabı bulunuyor.

’Özgürleştirici Praksis’’ adlı kitabınızda Paulo Freire’nin kuramlarını tanıtıyorsunuz. Paulo Freire’nin eğitim düşüncesini kısaca açıklayabilir misiniz?

Freire’nin kuramlarını birkaç sözcükle ortaya koymak zor iştir. Onun felsefesinin merkezi konsepti; öyle bir praksis ki; bireyin algıladığı dünyaya eleştirel bir mesafe koyar; bunu o dünyayı daha eleştirel bir bakışın ışığında görmek ve o dünyayı dönüştürmek hedefiyle yapar. Başka bir deyişle bu; SÖZCÜĞÜ (WORD) ve DÜNYAYI (WORLD) okuma sürecidir. Dolaysıyla ben başlık seçimimi ‘Ezilenlerin Pedagojisi’nden alıntıladım ama bu başlık ‘kurtuluş teolojisi’ ile de bağıntılıdır, ‘Özgürleştirici Praksis’ kavramını ilk orada gördüm.

Ankara’daki sempozyumda Gramsci’nin eleştirel pedagojiye olan katkıları üzerine konuştunuz. Katılma fırsatı olmayan okurlarımız için bu katkıyı birkaç sözcükle açıklayabilir misiniz?

Gramsci’nin eleştirel pedagojiye muazzam katkıları olmuştur çünkü özellikle o kültürün (hem entelektüel hem de popüler biçimleri ile kültür) rolüne değinmiştir. Kültürü de hegemonya süreci (rıza ile yönetimi zor ile yönetimle birleştiren bir hegemonya süreci) bağlamında ele almıştır. Onun entelektüellerin süreçteki rolü üzerine tartışmaları ayrıca  eleştirel pedagoji alanındaki eğitimcileri de kültürel işçiler olarak etkilemiştir. Henry Giroux bu bağlamda kısmen etkilidir. Eleştirel pedagojide fazla değer verilmesi gereken bir konu da, kanımca, ‘muktedir bilgi’dir, o tam anlamıyla popüler bilgi değildir, bundan dolayı o sorgulanmalıdır, bir kimse o konuda uzmanlaşmak zorundadır yoksa siyasal yaşamın sınırlarının dışında kalır. Gramsci’nin sivil topluma (çağdaş anlamıyla değil de tüm karmaşık ideolojik kurumlar anlamında sivil toplum) verdiği katkı Michael Apple gibi pedagogları etkilemiştir. Michael Apple kendini Neo-Gramsciyen olarak tanımlar ve kendi tartışmalarında eğitimi ve okul müfredatını çatışma alanı olarak kavramsallaştırır.
 
Bir Maltalı olarak, emperyalizmi nasıl tanımlarsınız?

Bir güçlü merkezden yayılan ve sömürge öznelerin zihinsel evrenlerini sömürgeleştiren yaşam ve denetim tarzları  ve yaygın düşünceler bütünü. Bu bağlamda, bir eski sömürgenin bağımsızlığını ilan ettiğinden itibaren mücadelenin bittiğini söyleyemeyiz. Zihinsel sömürgecilik daha dayanıklı hale gelir ve yerli kültür bunun cefasını çeker. Malta bu durumu deneyimlemişti. Ama, bir kez daha söylenmelidir ki, sömürgecilik yekpare değildir ve o sıklıkla çeşitli yollardan meydan okuma yapar, ithal fikirlerin eleştirel kabulü üzerinden gerçekleşen meydan okumalar da azımsanmayacak kadar değildir. Bazı sömürgeler bunu diğerlerinden daha rahat geçirmiştir. Klasik bir örnek, Portekiz’in ve İspanya’nın sömürgelerindeki Katolikliğin, sömürgeci amaca hizmet eden Katolikliğin, sömürge olmaktan çıkarılarak Kurtuluş Teolojisi biçimi almasıdır. Her nedenden aynı sonuç çıkmaz. Sömürülenlerden,direnenlerden bazıları -hegemonyanın müzakere ilişkilerinin kapsayıcı sürecinde- uysallaştırılmış ve dönüştürülmüştür. 
 

Yaşadığımız dünyada egemen güçlerin tek-tipleştirici hegemonyası var, eğitim de o hegemonya çerçevesinde şekillenmektedir. Bu şekillendirilmenin olumsuz sonuçları nelerdir?

Eğer eğitimi örnek olarak alırsak , bağlamları tek bir arka plana indirgeyen çok fazla sonuca ulaşabiliriz. Ancak, önceden söylediğimiz gibi, baskın ilişkiler bütünü üzerinden, ayrıyeten kendi özel çıkarlarıyla da karşı karşıya gelebilir. Hegemonya kendi öz dönüşümünün ekinlerini barındırır çünkü eskisi de yenisi de birileri tarafından kalıplaştırılmıştır ve diğerleri tarafından bağlamlaştırılmıştır; o bağlamlaştıranlar da kendi bağlamlarını tespit etmişlerdir; hegemonyanın kendi ilişkilerini değiştirmek ya da yeniden müzakere etmek için. Hiçbir şey tekdüze değildir!

Emperyalist ülkelerin kendi ülkelerinde uyguladıkları eğitim konsepti ile sömürdükleri ülkede uyguladıkları eğitim konsepti arasındaki farklılıklar nelerdir?

Eğitim; sömürgenin düşünsel evrenini sömürgeleştirme işlevi görür, bu bağımsızlığın ilan edilmesiyle basitçe kurtulabilecek bir sömürge türü değildir. Resmi olarak bağımsız iken, eskiden resmi olarak sömürge olanlar halen yaşam tarzı olarak sömürge bir durumda olabilir, sömürgecilerin ‘tuhaf şekil’ olarak tanımlayabileceği bir tarz. Fanon’un Afrika üzerine söylediği gibi; beyaz maskeli karaderililerin sınıfı ortaya çıkabilir. Ve birçok durumda bu eğitim sömürülenlere metropoldekilerle aynı eğitimin bir parçası oldukları sanrısı yaratan sulandırılmış bir eğitim olacaktır. Bu durum ayrıca sömürgelerde sömürülenlerin düşlediği o iyi hayatın gerçekten de o bölgede bir yerde varolduğu görüşünü dayatır. Dolayısıyla bağımsızlıktan önce savunulduğu ya da tartışıldığının aksine; ‘kalkınma’ ileri bir sıçrama yaratamıyor, Eski sömürgenin insanlar da o güzel yaşamı sömürgeci merkezlerin içine yerleşmekle gerçekleştirmeye çalışıyor (imparatorluk yeniden saldırıyor) bu merkezi de Eldorado olarak düşlüyorlar, orada da onlar sıklıkla ikinci sınıf yurttaş olarak görülüyorlar. Sömürgeci merkez o insanlara aldıkları eğitimin –güya sömürenlerle aynı eğitimi aldıkları söylenir- bir illüzyon olduğunu  kanıtlıyor.

Malta bağımsızlığını 1964 yılında ilan etti. Öncesinde ise uzun bir süre Britanya’nın sömürgesiydi. Sömürge altındaki eğitim ile bağımsızlık sırasındaki eğitim arasında ne gibi farklılıklar vardır?

Benden önceki nesil (58 yaşındayım) Britanya hakkında kendi ülkeleri hakkında bildiklerinden fazlasını bildiğini düşünüyordu, biz artık o aşamada değiliz. Ancak eğitimimiz aynı zamanda Britanya metropolüyle kurumsal bağlantıları yansıtmaya devam ediyor, öncelikle ülkenin eğitimi AB üyeliği nedeniyle sanırım daha çok Kıta Avrupası eğilimli gelişiyor. Halen çok Avrupa merkezci durumda ki bence bu şaşılacak bir durum değil.
 Bu tespitler önümüzdeki süreçte çürütülecektir, Malta toplumundaki Afrika göçünün neden olduğu koşullar etkili olacaktır, ancak muhtemelen bunu görmeye ömrüm yetmeyecek.

Ne öğretilmeli ya da doğru bir eğitim sisteminin temel yapıtaşı ne olmalı?

Benim bakış açıma göre ‘temel’ (‘fundamental’ sözcüğünün verdiği ima olarak) hiçbir şey olmamalı. Eleştiricilik anahtar bileşendir, o standartlaştırma, sınıflandırma  ve –Lyorard’ın kullandığı kavram olarak- her şeyin nicelik ile ölçüldüğü performatif  odaklı kıyaslandırmalar çağında bize marjinal görünebilir olsa da. Eleştiriciliğin yanında ben ayrıca, Maxime Greene’den yola çıkarak hayalgücünden de söz edebilirim. Eleştirel çözümlemeyi yönelttiğimiz sorunlara yaratıcı yanıtlar sağlamak için eleştirel hayalgücüne ihtiyacımız vardır. Eleştirel çözümleme ve hayalgücü ayrıca çeşitli alanları eleştirel ve çok boyutlu bakış açısından öğrenmek için lazımdır. Bu öğrenme sosyal adalet bakış açısından yapılmalıdır, ve öyle yapılmalıdır ki herkes bunun salt bireysel gelişim için değil de öncelikle başkalarına hizmet için yapıldığını görmelidir. Başka bir dünya, demokratik sosyal duyarlılığın egemen olduğu bir dünya yaratmak istiyorsak o yapıtaşları gereklidir.

Git gide gericileşen bir eğitim sisteminden korunmak için öğrencilere ve ailelerine ne gibi koruma önlemleri önerebilirsiniz?

Söylenenin ve söylenmeyenin temelinde ne yattığını deşifre etmek yeteneği. Verili gerçek olarak sunulan sorunsal hakkında kim ne söylüyor, kimin tarafında söylüyor ve Nasıl söylüyor?
Buradan yola çıkarak ve Gramsci’yi takip ederek, şunu ekleyeyim: ‘muktedir bilgi’yi çözümlemek; o bilgiyi, geçen zamana rağmen varolmaya devam eden bilgiyi, çözümlemek –ama eleştirel biçimle; ideolojik saplantılarını ve halen onu pekiştiren durumları göstererek  çözümlemek. Örneğin, Gramsci hegemonik İtalyan diline çok eleştirel bakıyordu, çünkü o dil ulusal anlamda yaygın değildi, yine de Gramsci insanların siyasal hayatın sınırları dışında kalmaması için o dili öğrenmeleri zorunluluğu üzerine ısrar ediyordu. Öyle olmazsa bir kimse öğrenciler ve ailelerini satmış olur.

Hocam, son olarak, öğrenci adayı arkadaşlarımıza eğitim ve meslek hayatları üzerine herhangi bir tavsiyeniz veya söyleyecek bir sözünüz var mı?


Freire’den yola çıkarak, şunu söylemek istiyorum: öğretme sorumluluğu siyasal bir sorumluluktur çünkü eğitim siyasal bir eylemdir. Nötr eğitim diye bir şey yoktur. Öğretirken hep kimin tarafında durduğumuzu kendimize sormalıyız. Daha önemlisi ise öğretirken ve öğrenirken kimler ile öğrendiğimizi ve öğrettiğimizi kendimize sormalıyız.

DİPNOT
1-  http://www.counterpunch.org/2014/05/19/education-imperialism-and-critical-pedagogy/#.U3p7tlkp2-F.facebook , Yayımlanma tarihi: 19 Mayıs 2014

Duygu Barut * Ankara Üniversitesi, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome