Eğitimdeki Dönüşüm- Osman Çağrı Şahin

11 Nisan 2012 Çarşamba

İdeal bir eğitim sistemi yüzyıllardır aranır durur. Ülkeler eğitim sistemlerini dizayn ederlerken değişik modeller denerler.


Evrensel, pedagojik ve bilimsel ilkeler çerçevesinde eğitim modelleri tasarlanırken, yaşanılan coğrafyanın özgün durumları ortaya konularak eğitim ilkeleriyle iyi bir şekilde harmanlandığı takdirde ideale yakın modeller ülkeler için ortaya çıkmış olur. Ortaya çıkan yeni modeliniz teorik olarak hazır olabilir ancak; eğitim sisteminin girdilerini ve çevre şartlarını iyi dizayn edemezseniz oluşturulan modelin karşılığını reel eğitim yaşantısında alamayabilirsiniz. O zaman modelinizin uygulanabilirliğini yeniden gözden geçirmeniz gerekebilir. Sonuç olarak eleştirel bilimsel süreçleri iyi işlettiğiniz takdirde ülkenize dair gelecek 25-50 yılınızı planlayabileceğiniz temel bir eğitim modeline kavuşabilirisiniz. Eğitim süreçlerinizi sürekli yenileyerek hedefleriniz doğrultusunda gelecek kuşakları yaşama hazır hale getirebilirsiniz.

Bizde ise işler çoğu kez yukarıda anlattığım gibi gitmez. Eğitim  politikalarımızın genel gidişatı çok uzun yıllardır, iktidarı elinde tutan güçlerin iradesi yönünde ideolojik olarak kategorize edilerek, hatta hatta çoğu zaman topluma rağmen, yönlendirmelerin yapıldığı bir hal almıştır. Bizim için yap-boz tahtasıdır eğitim. Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana siyasi yaşamımızda çalkantılarımızın hiç eksik olmadığı düşünüldüğünde, neredeyse her yeni gelen iktidarla yeni bir eğitim modeli gelmiş, sonuçta da olan kuşaklara olmuştur.

Uzun yıllardır eğitime yön vermesi için oluşturulmuş olan eğitim şuraları o kadar politikleşmiştir ki eğitim şuralarının genelinde, mevcut iktidar yanlısı olmayanlar bu toplantılara davet edilmemiş, edilenlerin de fikirleri dikkate değer bulunmamıştır. Sonuncusu Ankara Kızılcahamam’da 1-5 Kasım 2010 tarihleri arasında düzenlenen 18. Milli Eğitim Şurası’nda da benzer bir yöntem izlenilerek  eğitim-öğretim politikalarına yön vermek amacıyla tavsiye niteliğinde kararların alındığı bu beş günlük toplantıda anti-demokratik yöntemlerle görüşler ortaya konulmuş,eğitim sisteminin asli unsurlarından olan öğretmenlerin görüşlerine yer verilmemiş, temsilci düzeyinde orada bulunan eğitim sendikaları arasında bile ayrımlar yapılarak oraya bir nevi yemek pişirmeye giden aşçıların önüne pişirilmiş ideolojik sosuna da banılmış bir yemek konulmuştur. Kötü işletmelerin mantığında olduğu gibi beğenmeyip eleştirenlere de kalkıp gitme özgürlüğü  tanınmıştır. Son dönemlerde kısıtlı tanınan özgürlüklerdendir çekip gitme özgürlüğü. Kıymetini bilmeliyiz söyleyeyim!

Son süreçte çok konuştuğumuz 4+4+4 meselesi de son yapılan Eğitim Şurasında, tam da yukarıda anlattığım gibi anti-demokratik bir şekilde tezahür etmiştir.  Eğitim alanının bana göre en büyük sorunlarından olan alt yapı ve personel eksikliği tüm yakıcılığıyla ortada dururken, okullarda halen derslere iktisatçılar, maliyeciler, su ürünleri, meslek yüksek okulu mezunları girerken, öğretmenlerimiz kalabalık sınıflarda nitelikli eğitim verebilmenin peşindeyken, ataması yapılmayan binlerce öğretmenimiz atanabilmeyi umarken, iktidar yine ülkenin kronikleşen geçmiş çocukluk hastalığına dönüyor ve çok büyük bir tarihsel yanılgının içerisine girerek alt yapı sorunlarını çözmeden, sırf kendi ideolojik gayeleri için kuşakların geleceği ile oynuyor.

4+4+4 mart ayının son günlerinde, sözde referanslarla, bir takım sendikalar ve STK’ların isteğiyle, en kötü halde toplumun %50’sinin itirazına rağmen, iki gün boyunca (28-29 mart) bu yasa geçmesin diyerek sokaklarda olan eğitimcilerin talepleri karşısında gözler körleştirilip, kulaklar sağırlaştırılarak yasalaştı.

İktidar bu yasayla bir taşla dört kuş vurdu diyebiliriz.
Birincisi: Yaşanılan son krizden sonra iktidar olan AKP ülkemize uluslararası kuruluşlar (IMF, Dünya Bankası) tarafından dayatılan uyum ve istikrar politikalarının gereğini yerine getirerek sermayedarlara ucuz iş gücü sağlayacak yöntemi 4+4+4 sayesinde gerçekleştirmiş oldu.(Bkz. Tayip Erdoğan’ın ve TUSKON başkanının TUSKON genel kurulu konuşması.)

İkincisi: Daha önceden yasalarla güvence altına alınmış olan “parasız eğitim” ibaresinin artık ortadan kaldırılarak, özel okulların yaygınlaştırılması, desteklenmesi ve öğrencilerin bu okullara teşvik edilerek iktidar yanlısı özel eğitim kurumlarının yeni nesli “kinine sahip çıkanlar olarak yetiştirmesinin önünü açmış oldu.

Üçüncüsü: Sayıları 300.000’i bulan ataması yapılmayan öğretmenlerin özel okullarda karın tokluğuna çalıştırılıp Milli Eğitim Bakanlığı’nın personel alımını azaltacak yöntemi bulmuş oldu.

Dördüncüsü: AKP kendi seçmen kitlesine uzun zamandır vaat ettiği İmam Hatiplerin orta kısmını açma sözünü yerine getirerek kendi tabanı üzerinde söylediğini yapan iktidar olarak, yeniden bir güven tazeledi.

Peki, 4+4+4 ile tekrardan ideolojik üstünlüğü perçinleyen AKP’nin eğitim alanına dair yapacakları bunlarla mı sınırlı? Sorumuzun cevabı kocaman bir HAYIR!
 
Eğitimde Yaşanan Dönüşümün Bir Sonraki Adımı Karma Eğitime Son!
Bu bölümün içeriğine geçmeden önce karma eğitim nedir?  Karma eğitim uygulaması nasıl başlamıştır? Kısaca bir bakalım.

Karma eğitim batı Avrupa’da ilk kez 18.yüzyılın ikinci yarısında kadınlarında Kitabı Mukaddes’i öğrenmelerini sağlamak amacıyla gündeme geliyor ve uygulanıyor. 19. yüzyılın sonlarında ise ABD’deki bütün yüksek okullarda uygulanmaya başlanıyor. Karma eğitim dinsel yasaklamalara rağmen ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra bütün ülkelerde benimsenir bir hale geliyor. Böylece kadın-erkek arasındaki eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasına dönük önemli bir adım atılarak kadınlar da karşı cinsleriyle eğitim görebiliyorlar.

Eğitimde yaşanan dönüşümün bir sonraki adımı karma eğitimin sonlandırılması olacak. Bu durumla ilgili bazı bilim insanları STK’lar ve malum sendika harekete geçmiş durumda.

Eğitim Bir-Sen’in çıkarmış olduğu Eğitime Bakış dergisinin 22.sayısı tamamen tek cinsiyetli eğitim ve karma eğitimin zararları üzerine yazılmış makalelere ayrılmış durumda. Örneğin karma eğitim kız ve erkekteki farklılıkları göz önüne almamaktadır denilerek; sayısal zeka gerektiren derslerde erkeklerin daha önde olduğunu,  karma eğitimle kızların yeteneklerini geliştirmenin mümkün olmadığı, kızların sınıf ortamlarında söz istemekte çekingen davrandıkları, karma eğitimde erkeklerinde zararlı çıktığını, hormon seviyelerinin yükselmesinden kaynaklı derslere motive olamadıkları, kız ve erkeklerin saatler süren mesajlaşmaları sonucunda ortaya çıkan  kıskançlık ve kavga duygularının gençlerin okul konsantrasyonunu bozduğu, cinsel tacizlerin ve erken gebe kalma  olayların artış gösterdiği, fiziken güzel olmayan kız ve erkek öğrencilerin komplekse sürüklenebileceği, bunlara bağlı olarak doğu ve güneydoğuda muhafazakar ailelerin çocuklarını okula göndermek istemediği gibi bilimsellik ve pedagojiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir sürü görüş dile getirilmektedir.

Dikkat ederseniz dergide bilimsellik kılıfıyla sunulmuş iddiaların hepsi dini ritüellerin ürünüdür. Bu tür çalışmalar nasıl bir toplum yaratılmak istendiğinin açıkça göstergesidir. Bahsi geçen dergide yer alan makalelerin hepsinin amacı Türkiye’yi dünyanın 18. yüzyıl’da geride bıraktığı yere tekrar sürüklemektir. Demokrasinin egemen olduğu bir toplum değil; dini referanslarla yönetilen bir toplum yaratmanın adımları sıklaştırılmaktadır. Bugün bizlere düşen görev ise toplum nezdinde yaşadığımız ideolojik yenilgiden bir an önce kurtularak bugünden yaptığımız tespitleri halka daha iyi şekilde anlatmanın yollarını aramaktır. Geleceği bugünden kurmak ve başka bir dünya inancımızın daha da yükselmesi için…


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome