Ekim Devrimi ve Marksist Yöntem Üzerine (II)- Ilgın Özel

9 Aralık 2011 Cuma

Tarihsel maddecilik, devrimlerin ve tüm toplumsal gelişmelerin içinde yer aldığı iktisadi, siyasi, askeri gelişme ve konjonktürleri, sınıf mücadeleleri, işçi ve halk hareketlerinin tarih içindeki yerlerini birbirleriyle ilişkilendirerek açıklar.


Marks–Lenin: Mikrokosmostaki makrokosmos veya özelin içindeki genel
Seyfi Adalı “Ilgın Özel’e Beş Noktada Katkı”da bulunmaya çalışırken, birinci olarak, Lukacs’tan yaptığım Marks–Lenin ilişkilenmesini açıklayan yönteme ilişkin alıntıyı ve yaptığım değerlendirmeleri anlayamamış. Adalı soldaki bazı yanlış yaklaşımları bana da atfedip “‘Marks ekonomik analiz yapan bir devrimci, Lenin bu analizi pratiğe (Rusya özgüllüğüne) uygulayan kişi’ tarifi son derece yanlıştır. (…) Bazılarına Marks’ı artı-değer ya da Kapital üzerinden savunmak, kendini Marksist ifade etmek, Leninist olarak ifade etmekten çok daha kolay ve şık geliyor. Ancak buradan hareketle iki ayrı devrimci tipi çizmek Marksizm’in bütünlüğünü parçalamak olur” diyerek ne yazık ki algı düzeyinin sorunlarını yansıtmış, solda karşı çıktığı yanlışlarla bir eş durum yaratmıştır.

Lukacs’ın Marks’ın yöntemini açıklarken dile getirdiği, “İngiliz fabrikasının mikrokosmosu içinde, onun toplumsal öncülleri, koşul ve sonuçlarında, onun oluşumuna yolaçan ve varlıklarını sorunlu bir hale sokan tarihsel eğilimlerde, bir bütün olarak kapitalizmin makrokozmosunu hem teorik hem de tarihsel olarak ortaya çıkarmıştır” sözlerinden apaçık bellidir ki, Marks, özelin üstelik en gelişmiş özelin (İngiltere) içindeki geneli saptamıştır. Marks’ın İngiliz fabrikasının mikrokosmosu içindeki kapitalizmin makrokosmosunu teorik ve tarihsel olarak ortaya çıkardığını ileri sürmenin, Marks’ın yalnızca “ekonomik analiz” yaptığını ileri sürmek ile eş tutulması saçmadır. Lukacs’ın sözlerinden ona ve bana eleştiri türeten Adalı, gerçekte tarihsel maddecilikten hiçbir şey anlamadığını tanıtlamaktadır. Lukacs, Lenin’in dönüştürücü düşünce ve eylem yöntemine ilişkin açıklama yaparken, tam da bu duruma uygun olarak, bilim ve politikada “vasat kafa” üzerine de değerlendirmede bulunur ve şöyle der: “Vasat bir kafa, ancak toplumsal olayların dolaysız olarak verilmiş, birbirinden tecrit olmuş momentlerini anlayabilir ve birbirinden ayırtedebilir. Ve o, genel yargılara ulaşmak istediğinde, gerçekte, zaman ve mekânca sınırlı bir fenomenin belirli yanlarını –tamamen soyut bir yolla– “genel yasalar” olarak yorumlamaktan, ve bunları bu şekilde uygulamaktan başka bir şey yapmaz.” (Lenin’in Düşüncesi/Devrimin Güncelliği, Belge Yay., Ocak 1998, sf. 8)

Aynı şekilde Lenin’i “bu analizi pratiğe uygulayan kişi tarifi” ile sınırlamak ve öyle algılamak, Lukacs’a ya da bana değil, ancak Seyfi Adalı’ya atfedilebilir bir yanlış eleştiri kusurudur. Çünkü Adalı “ekonomik çözümleme” ile bağıntılı dünya-tarihsel, sınıfsal, toplumsal, siyasal, ve özgül biçimlenişler arasındaki ilişkiler, yasallıklar ve genel olarak hareketin yönü üzerine ne yazık ki büyük bir cahillik sergilemektedir. Lukacs’ın ilk yazıda aktardığım “Bugün, Marx’ın kapitalizmin genel gelişmesi için yaptığını, zamanımızda Lenin’in başardığını bilen çok az kişi var. Lenin, modern Rusya’nın gelişme sorunları içinde –yarı feodal bir mutlaki yönetim altında kapitalizmin oluşum sorunlarından, geri bir köylü ülkesinde sosyalizmi gerçekleştirme sorunlarına dek– daima, tüm bir çağın sorunlarını gördü: kapitalizmin son aşamasına girildiğini ve proletarya ile burjuvazi arasında artık kaçınılmaz olan nihai mücadeleyi, proletaryanın –ve insanlığın kurtuluşu– yararına yönetme olanaklarını gördü” (age, sf. 9) sözlerinden Lenin’in çözümleme gücünü göremeyerek, onun Marks’ın “analizini pratiğe uygulayan kişi tarifi”ne indirgendiği sonucunun çıkarılması, gene Lukacs ve bana değil Adalı’ya özgü bir algı sorununu yansıtıyor.

Devrimci hareketin temeli ve bir yanılsama alanı
Adalı, gerçekte devrimci hareketin kuramsal ve pratik temelini anlamamıştır. Marks, “Eğer tüm devrimci hareket, deneysel olduğu kadar kuramsal temelini de özel mülkiyet hareketi, iktisat hareketi içinde buluyorsa, bu devrimci hareketin zorunluluğu kolayca anlaşılabilir” (K. Marx, 1844 Elyazmaları–Ekonomi Politik ve Felsefe, Sol Yay., Kasım 1993, sf. 172) derken tarihin ve devrimci hareketin bağlı olduğu bir yasallık ve zorunluluğa işaret ediyordu. Gene Marks’a göre, “bir devrim, ancak bu iki etkenin, yani modern üretim araçlarının ve burjuva üretim biçimlerinin birbirleri ile çatışma haline geldikleri evrelerde olanak kazanır.” (K. Marx, Fransa’da Sınıf Savaşımları 1848-1850, Sol Yay. 1976, sf. 153)

Marks ve Engels, henüz “üretim ilişkileri” kavramını kullanmadıkları bir dönemde, “Toplumsal Bir Devrimin Temeli Olarak Üretici Güçler ile İlişki Tarzı Arasındaki Çelişki”yi açıklarken, siyasal mücadele gibi ikincil biçimlerin de kök bulduğu üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin sosyal, siyasal, ideolojik, sınıfsal v.b çeşitli ikincil biçimlerle devrimler halinde patlak verdiğini fakat bu biçimlerin devrimin temel gerekçesini, koşulunu oluşturmadığını, söz konusu temeli yanılsamalara kapılmaksızın doğru kavramak gerektiğini belirterek şöyle derler: “tarihte, (...) meydana gelmiş olan üretici güçler ile karşılıklı ilişki tarzı arasındaki bu çelişki, aynı zamanda, bütün alanları kapsayan çatışmalar, çeşitli sınıfların çarpışmaları, bilinç çelişkileri, ideolojik savaşım, vb. gibi, siyasal savaşım vb. gibi, çeşitli ikincil biçimler olarak, her keresinde, zorunlu olarak bir devrim halinde patlak vermiştir. Sınırlı bir görüş açısından bakıldığında, bu ikincil biçimlerden biri soyutlanarak ötekilerden ayrılabilir ve bu devrimlerin temeli sayılabilir, bu o kadar kolay bir şeydir ki, devrimleri yapan bireyler, kültür derecelerine göre ve tarihsel gelişimin evresine göre kendi eylemleri hakkında kendileri de yanılsamalara kapılırlar.” (K Marx–F. Engels, Alman İdeolojisi, Sol Yay., Temmuz 1992, sf. 88)

Demek oluyor ki ekonomik temele vurgu yapmak, Adalı’nın atfettiği “kolay”lık, “şık”lık gibi lafazanlıkların ötesinde nesnel bir zorunluluktur. Adalı’nın kendi kurgu dünyasında bulduğu “Marksizmin bütünlüğünü parçalamak”, “Marks–Lenin ayrımı” ithamları sırasında yadsıdığı nesnel temelin önemini, bilmez ki, Marks ve Engels’in bilimsel titizliğiyle Leninizm’in oluşturucusu da önemsemiştir: “Eğer bizim pratiğimizi doğrulayan şey tek, son nesnel gerçek ise, bundan, bu sonuca giden tek yolun materyalist anlayış üzerine kurulu bilimin yolu olduğu sonucu çıkar. Örneğin, Bogdanov, Marx’ın paranın dolaşımı teorisini, yalnızca “zamanımız” için nesnel bir gerçek olduğunu kabule hazırdır, ve, bu teoriye “tarih-üstü nesnel” bir gerçek olarak bakılmasını “dogmacılık” olarak nitelemektedir. (...) Bu da yeni bir kafa karışıklığı. (...) Ama, pratiğin ölçütü –yani şu son on yıllar içerisinde bütün kapitalist ülkelerin gelişme çizgisi– Marx’ın teorisinin şu ya da bu bölümlerinin, veya şu ya da bu formüllerinin değil de, genel olarak bütün ekonomik ve toplumsal teorisinin nesnel doğruluğunu gösterdiğinden, burada marksistlerin “dogmacılığından” söz etmenin burjuva ekonomisine bağışlanmaz bir ödünde bulunmak demek olduğu açıktır. Marksistlerin paylaştıkları Marx’ın teorisinin nesnel bir gerçek olduğu görüşünden çıkarılabilecek tek sonuç şudur: Marx’ın teorisiyle çizilmiş yolu izleyerek nesnel gerçeğe (...) gitgide daha çok yaklaşıyoruz; herhangi başka bir yolu izleseydik, yalan ve kafa karışıklığından başka bir yere varmazdık.” (V. İ. Lenin, Materyalizm ve Ampiriokritisizm, Sol Yay., Nisan 1988, sf. 151-152) Çünkü burada söz konusu olan, “Aslına bakılırsa, konu, kapitalist üretimin doğal yasalarının sonucu olan toplumsal uzlaşmaz karşıtlıkların şu ya da bu derecede gelişmiş olmaları değildir. Burada sözkonusu olan, bu yasaların kendileridir, kaçınılmaz sonuçlara doğru katı bir zorunlulukla işleyen bu eğilimlerdir.” (K. Marx, Kapital Cilt 1, Almanca Birinci Baskıya Önsöz, Sol Yay, Kasım 1993, sf. 17)

Bu noktada biraz daha yöntem ve tarihsel maddecilik bilgisi gerekiyor.

Tarihin işleyiş yasaları ve yönünün bulunması
Öncelikle bilinmesi gereken, Marks’ın diyalektik yöntemi ile yapılan çözümlemeler sonucunda kapitalizmin işleyiş yasaları, temel dinamikleri ve tarihin evrildiği yön belirlenmiştir. Emek, sermaye, üretim, tüketim, meta, değişim ilişkileri v.b. ve son çözümlemede ulaşılan, bunların genel yasallıkları ve bir toplumsal formasyondaki (oluşumdaki) şekillenişidir. Bunların (Marks ve Lenin’de bulunan) dünya pazarı, bunalım v.b. öğelerle bütüncül çözümlenmesi ile de kapitalist sisteme, emperyalizme dair dünya-tarihsel ve özgül toplumsal ekonomik biçimlenmelere, siyasi yansımalarına ve içinde bulunulan konjonktür ya da an’ın (momentin), dönemin karakteristiğine ilişkin net bilgiler edinilir. Kısacası tarihsel maddecilik, diyalektik maddeci yöntem ile tarih ve toplumun maddi temellerde incelenişi ve açıklanışıdır. İnsan bilinci ve eyleminin özne konumunu, nesnel koşullar (maddi koşullar/maddi yaşam–ekonomi politik) ve pratik temeline dayandıran bir kuram ve bireşimdir (sentezdir).

Tarihsel maddecilik, devrimlerin ve tüm toplumsal gelişmelerin içinde yer aldığı iktisadi, siyasi, askeri gelişme ve konjonktürleri, sınıf mücadeleleri, işçi ve halk hareketlerinin tarih içindeki yerlerini birbirleriyle ilişkilendirerek açıklar. Temel önermeler olan mülkiyet, sınıflar, devlet ve kapitalizm öncesi üretim tarzlarından başlayarak; emeğin toplumsal işbölümü, emek–değer, artı-değer, artık-ürün, meta, kapitalist üretim biçimi (tarzı), üretim araçları ve mülk edinilişi, üretici güçler, üretim ilişkileri, devrimin koşulu olan temel çelişki, yapı/altyapı, üstyapı ve belirleme–belirlenme ilişkileri içinde sermayenin ve burjuva toplumunun ve bütün bunlarla bağıntılı konjonktürlerin incelenmesi, çözümlenmesi ve açıklanmasından oluşmaktadır.

Tekrar etmek gerekirse, bu açıklayış gerek bu çözümlemelere içkin olan yasallıkların bulunmasını, gerekse işçi hareketleri ve proletaryanın sınıf mücadeleleri ve kendilerini de aşan bir dolayım üzerinden tarihin yönünü de saptamakta ve bir geçiş süreci içinde insanlığın nihai özgürleşme pratiğinin ve kuramının temel yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bu diyalektik gelişme kuramıdır. Bu kuram ilkel komünal evre, kölelik, toprağa bağımlı serflik, manifaktür üretimi ve bireysel mülkiyet, mülksüzleştirme süreçleri, fabrika sisteminin egemenliği ve “özgür” ücretli kölelik, burjuva toplum biçimlenişi, dünya imparatorluğu–emperyalizm olguları ve sınıfsız toplum yönelimini somutlar. Daha önemlisi bu olgular ve gelişme kuramı oluşum, çelişki, olgunlaşma, bunalım, değişim, dönüşüm ve bu değişimlerin ölçeğinin belirlenmesi eşliğinde oluşmaktadır. Ancak Adalı, devrimci Marksizm’in “ekonomik” gibi görünen çözümlemelerinin tarihsel politik yön belirlemelerine sahip olduğunu kavramadığı için mikrokosmosdaki makrokosmosun görülmesini küçümsemiş; ekonomik sosyal belirlenimcilik, gerekircilik (determinizm) ile siyasal irade ve müdahalelerin tarihsel çakışma gerekliliklerini doğru yorumlayamamıştır. Oysa Mahir Çayan’ın belirttği gibi, “Marksist devrim teorisi hem determinist hem de (iradecidir) volantiristtir. Bu ikili yön diyalektik bir bütün oluşturmaktadır” ve “Marx ve Engels’in devrim teorilerinde ağır basan yön, ekonomik ve sosyal determinizmdir. Volantirizmin rolü, maddi koşulların belirleyici çerçevesi içindedir.” (Bütün Yazılar, Atılım Yay. Mart 1992, sf. 233 ve 237)

Nesnel–öznel koşullar bütünlüğü mü, “politik hamle”mi?
Daha ilk paragrafta “Ekim Devrimi dönemin nesnel ve öznel koşulları içinde gerçekleşti” diyen; sonra devrimin nesnel koşullarını açıklayan; sonra “sosyalizme geçiş için nesnel koşulların” oluşmasını ve bu kapsamda “kapitalizmin egemenliğinin ve burjuva devriminin gerçekleşmiş olması”nı savunan diğer akımlara karşı Lenin ve Troçki’nin tutumunu olumlayan ve son paragrafın ilk cümlesinde, “Ekim Devrimi burada özetle değinilen nesnel-öznel koşullar kaynaşmasıyla gerçekleşmiştir” diyen bana karşı Adalı’nın ikinci ‘katkı’ olarak söyledikleri şunlardır: “Ekim Devrimi “politik” bir hamledir; “nesnel” ve “kendine özgü” bir devrim olarak ele alınamaz. Lenin’in Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi ve Emperyalizm çalışmalarının ardından Rusya’ya “özgü” bir devrime karar verdiğini ya da “kendi özgüllüğünü” keşfettiğini ileri sürmek bu nedenle manasızdır. (...)

Marksizm’in öngördüğü ve proleter devrimin nesnel olarak gündemde olduğu varsayılan ülkeler Amerika ve Batı’dır. Rusya Birinci Dünya Savaşıyla birlikte politik olarak emperyalizmin “Zayıf Halka”sıdır ve halkanın koparılmasında genç Rus işçi sınıfı ve bu sınıfın içinde, büyük fabrikalarda örgütlenmiş Bolşevik(lerin) Parti’nin siyasi müdahalesi iktidarı almaya yol açmıştır. Rosa Lüksemburg’un deyişiyle Bolşeviklerin “cesaret”idir devrimi mümkün kılan. Bu nedenle Alman proletaryası devrime nesnel olarak çok yakınken başarısız olmuştur. Bolşevik Parti ve Sovyetler olmaksızın Ekim Devrimi anlaşılamaz.”

Bu ikinci ‘katkı’ bahsinde Adalı’ya söylenmesi gereken birçok şey var: Bir: Adalı, nesnel koşulları, içinde öznelerin de hareketi bulunan bir nesnellik ve her nesnelliğin politik bir bağlamının mutlaka bulunduğunu, kısacası nesnellik–öznellik ilişkisini algılayamayarak, öznel faktörü nesnellikten kopararak uçlara savruluyor. Ayrıca demagoji ve çarpıtma yapıyor. Ekim Devrimi’ni “nesnel” ve “kendine özgü” bir devrim olarak açıklayan hiçbir cümle ve sözcük, ‘katkı’da bulunmak istediği yazıda yoktur. Öylesi büyük yanlışı olduğu düşünülen bir yazıya ‘katkı’da bulunma isteği bile gariptir. Oturup adam gibi eleştirirsin olur biter. Dahası, Adalı, “özgüllük” kavramından “kendine özgü”lüğü anlıyor ve atfediyor ise, biraz sözlük karıştırması gerekir.

İki: Lenin’in, “Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi ve Emperyalizm çalışmalarının ardından Rusya’ya “özgü” bir devrime karar verdiğini ya da “kendi özgüllüğünü” keşfettiği”ni ileri sürdüğüm iddiasının içi boştur. “Nesnel koşullar kapsamında Rusya’nın emperyalizmin zayıf halkası olduğu, Birinci Dünya Paylaşım Savaşı’nın yarattığı yıkım koşulları; açlık, barış, demokrasi ve ulusal sorunların 1917 Şubat Burjuva Devrimi ile çözülmemiş oluşu, Ekim Devrimine geçişte önemli olanaklar sunmuştur. Şubat Devrimi sonrası burjuva hükümet ve İşçi, Köylü, Asker Sovyetleri(Meclisler)’nden oluşan ‘ikili iktidar’ koşullarında (…) ‘Sovyetler (Meclisler)’ örgütlenmesinin (…) bir iktidar organı olarak öne çıkarılışı, Ekim Devriminin öznel koşullarını oluşturmuştur” dememden öylesi bir sonuç çıkarılabilir mi? 

Üç: Ama Adalı, Lenin’in Halkın Dostları Kimlerdir ve Sosyal Demokratlara Karşı Nasıl Savaşırlar?, Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi ve Emperyalizm Kapitalizmin En Yüksek Aşaması adlı kitaplarının tarihsel maddeciliğin Marks ve Engels sonrası gelişiminde çok önemli eserler olarak görüldüğünü ve emperyalizm kavramının Lenin’in devrim kuramında merkezi bir uğrak olduğunun farkında değildir. Lenin’e göre emperyalizm çağında tekelci kapitalizm, dünyanın yeniden paylaşılması ve eşitsiz gelişme yasası incelenmedikçe içine girilen dönemin siyaseti anlaşılamaz. Lenin’e göre “Emperyalizm, sosyalist devrimin arifesi”dir. Üstelik “sosyal-şovenizm” ile kendini gösteren “işçi hareketindeki bölünmenin emperyalizmin nesnel koşullarıyla ilgi”si bulunmaktadır. Daha Önsöz’de Lenin, “İnanıyorum ki bu broşür, en önemli iktisadi sorunun, emperyalizmin iktisadi özünün kavranmasına yardım edecektir; bu incelenmedikçe, modern savaşı ve modern siyaseti anlamak ve değerlendirmek olanaksızdır” (Emperyalizm Kapitalizmin En Yüksek Aşaması, Sol Yay. Nisan 1977, sf. 8) demektedir. Ancak Adalı, proleter devrimler çağının özelliklerinin emperyalizm çözümlemelerinden çıktığını es geçiyor; Marks ile Lenin arasında dile getirdiği bütünlük bahsinde olduğu gibi Lenin’in kendi içindeki bütünselliği de göremiyor, kuramıyor. Çünkü Adalı diyalektik ve tarihsel maddeci yöntem dışında salt “politik” faktörlerle ilgilenmektedir.

Dört: Adalı, “Marksizm’in öngördüğü ve proleter devrimin nesnel olarak gündemde olduğu varsayılan ülkeler Amerika ve Batı’dır” sözlerinde ele verdiği gibi, nesnelliği yalnızca “dünya devrimi” çağrışımlı ve Batı nezdinde önemsiyor. Rusya’yı ise “Birinci Dünya Savaşıyla birlikte politik olarak emperyalizmin “Zayıf Halka”sı” olarak açıklıyor. Peki Birinci Dünya Savaşından bağımsız olarak Rusya’nın zayıf halka konumunun oluşmasına yol açan özellikleri yok mudur? Bu noktada konu gene emperyalizm çözümlemesine gelmektedir.

Mahir Çayan, Marksist çözümlemede önemli yeri bulunan parça–bütün, özel–genel, somut durum ve ikili bilme yolu gibi önemli kavram ve kategorileri (ulamları), emperyalizm konusu özgülünde şöyle açıklamaktadır: “Bütün, parçalarında nicelik farklılıkları içinde yansıdığı gibi parçalar da bütünde aynı biçimde yansır. Yani özel ile genel, genel ile özel arasında sıkı bir bağ vardır. İşte bu bağı, bu ikili bilme yolunu bire indirgemek, Marksist diyalektiğe “elveda” demektir. (…) Tekelci kapitalist dönemin evrensel özellikleri ile, askeri feodal bir ülke olan Çarlık Rusya’sının öznel özellikleri, tamamen birbirinden ayrı mıdır? Değildir tabii. Bu durum genelin özelde nicelik farklılıkları içinde yansımasından başka bir şey değildir. Emperyalizmin bütün çelişkileri İngiltere, Fransa, Amerika, Almanya ve kapitalizmin az çok geliştiği diğer batı ülkelerinde yansıyordu, 20. yy. başında. Ancak (…) tayin eden o ülkenin tarihi gelişimi, ekonomik ve kültür düzeyi, sınıfların güç ve bilinç kompozisyonu, sınıfların liderlerinin yeteneklerinin farklılıkları ve de bölgesel özellikleridir. Lenin, Çarlık Rusya’sının somut durumunun somut tahlilini yaparken, emperyalist dönemin tahlilini de, Rusya’ya yansımasıyla beraber yapmaktaydı, 20. yy. başlarında. Zaten bolşevikleri, menşeviklerden ve ihtilâlci sosyalistlerden ayıran ana kriter, Marksist diyalektiği doğru tahlil yöntemi olarak kullanmalarıdır.” (Bütün Yazılar, sf. 55–56)

Görüldüğü gibi bir devrimi açıklamayı ya da Marksist bir çözümlemeyi tek ayaklı olarak kurgul bir biçimde yapamayız. Mahir Çayan, tayin eden olarak, “o ülkenin tarihi gelişimi, ekonomik ve kültür düzeyi, sınıfların güç ve bilinç kompozisyonu, sınıfların liderlerinin yeteneklerinin farklılıkları ve de bölgesel özellikleri”nden nesnel–öznel–politik bireşimine, kaynaşmasına varmaktadır. Bu bütünlük dışındaki, nesnellik, öznellik ve politika yaklaşımları, Marksizm öncesi dönemin felsefelerine aittir.

Beş: Şu Marksizm’e atfedilen ve nesnel temeli de bulunan “devrimin gündemde olduğu varsayılan ülkeler” konusunda bilinir ki Marks ve Engels bu yanılgılarına dair gerekli açıklamaları yapmışlardır. Marksizm’i bu noktada dondurmamak gerekir. Rus Narodnik ve Marksistlerinin Marks ve Engels ile yazışmaları ve çıkarsamaları, yanlış bir ortodoksi ile geçiştirilemez. Engels’in, “Dış politikamız basitti: her devrimci halk adına ortaya çıkmak, ve Avrupa gericiliğinin büyük kalesine –Rusya’ya– karşı, devrimci Avrupa’nın genel bir savaşını istemek. (…) ama bunun sonal ortaya çıkması ne kadar kesin idiyse, devrimin Rusya’ya varması da o kadar yakındı” (F. Engels, Marx ve Die Neue Rheinische Zeitung, Marx-Engels, Seçme Yapıtlar Cilt 3 içinde, Sol Yay., Aralık 1979, sf. 206-207) sözlerini Marksist–Leninist bir çerçevede değerlendirmek, anlamlı çözümlemelere yol açacaktır. Lenin’in izlediği yol ve yaptığı çözümlemeler, Adalı ve onun gibi düşünenleri şaxırtacaktır, buralarda da kök buluyor.

Altı: Demek ki, “Ekim Devrimi “politik bir hamle”dir” demek yetmez, bu gerçeğin yalnızca sınırlı bir yanını ifade eder. Yazımın ikinci paragrafında belirttiğim “Lenin gibi dönemin temel özelliklerinin devrim olanakları ile bağını kuran bir önderlikle, ciddi mücadeleler içinden geçmiş bir örgütlenme bu tarihsel koşullarda devrimin öznesi olarak şekillenmiştir. Ancak her şey idealize edilebilecek öznel faktörlerle açıklanamaz. Bir devrim için daha başka öznel ve onların üzerinde yükseldiği nesnel koşullar da gerekmektedir” yaklaşımı, alt düzeydeki nesnellik, öznellik, politiklik v.b. ve dar Leninizm yorumlarına karşı bir uyarı çerçevesine sahiptir. Unutulmamalı ki diyalektik ve tarihsel maddecilikte nesnel ile öznel, tarihsel gelişmenin birbirleriyle bağımlı iki koşulunu oluştururlar.

Yedi: Bu nedenle “Rosa Lüksemburg’un deyişiyle Bolşeviklerin “cesaret”idir devrimi mümkün kılan” demek sorunludur. Rosa’nın “cesaret” dediği faktörün oluşması için de bir dizi nesnel–öznel etmen kaynaşması gereklidir ve bunlar Lenin ile Troçki yanı sıra Rosa’nın devrim yüklü anlatımlarında mevcuttur. Rosa’nın “cesaret”ten bahsetmesi devrim an’ı ile ilgilidir: “Bir partinin tarihsel bir anda gösterebileceği tüm cesareti, ileri görüşlülüğü ve tutarlılığı Lenin, Troçki ve diğer yoldaşlar en iyi şekilde sergilediler” demiştir Rosa. (Rus Devrimi, Yazılama Yay. Nisan 2009, sf. 29) “Tarihsel bir anda” deyişinin de gösterdiği gibi Rosa da nesnel–öznel bütünlüğünü aramakta ve hatta Lenin ve Troçki’yi sosyalizmin kuruluşuyla ilgili ağır bir şekilde eleştirirken “Sosyalist sistem kendi deneyim okulundan, kendi gerçekleşme yolundan, yaşayan tarihin bir sonucu olarak doğan tarihsel bir üründür. Bu tarih –bir parçasını oluşturduğu organik doğa gibi– her zaman gerçek bir toplumsal ihtiyacın yanında, bu ihtiyacı karşılayacak araçları da sunar, amacın yanında çözümü de verir. Ancak egemen durum buysa, sosyalizm doğası gereği hiçbir fermanla başlatılamaz ya da gerçekleştirilemez” (age, sf. 54-55) sözlerinde görüldüğü gibi tarihin yasallıklarıyla bağıntılı nesnelliğe ilişkin bir alana vurgu yapmaktadır. Öyle ki, “Hepimiz tarihin yasalarına bağımlıyız (…)Bolşevikler tarihin izin verdiği sınırlar içinde gerçek bir devrimci partinin yapabileceği her şeyi yapabilecek güçte olduklarını gösterdiler” (sf. 61) diyen ve “sosyalizmin en büyük sorununun günümüzün de en yakıcı sorunu olduğunu görüyoruz. Bu ikincil önemdeki şu ya da bu taktik sorunu değildir, proletaryanın eylem kapasitesi, mücadele gücü, sosyalist iktidar isteğidir” (sf. 62) diyen ve  hemen devamında bu temelde iktidarı almaya ilişkin cesaretten bahseden de Rosa’dır.

Seyfi Adalı devam ediyor: “Bu nedenle Alman proletaryası devrime nesnel olarak çok yakınken başarısız olmuştur.” Hayır. Söz konusu olan Adalı’nın elindeki yanlış yorumlanmış cesaret faktörü değildir. Adalı Alman devriminin yenilgisinin gerçek nedenini göremiyor. “Alman Sosyal Demokratları”nın “parlamenter bozukluğun kalıtımsal bir taşıyıcısı olarak, devrimlere parlamenter anaokulunun mantığını uygulamaya çalıştı”ğını (sf. 28) belirten ve  emperyalist savaşı iç savaşa çevirmeyip kendi hükümetlerini destekleyen, onun içinde yer alan Alman Sosyal Demokrat Partisinin revizyonizm ve ihanetine karşı çıkan Rosa’lara haksızlık edilmemelidir. Yoksa Rosa’lar; Spartakistler, Alman komünistleri o “cesareti” göstermişlerdi. Biliniyor ki yetmedi. Özetle Alman devriminin yenilgisinin gerçek nedeni, Lenin’in belirttiği “emperyalizmin nesnel koşullarıyla ilgili” olarak Alman Sosyal Demokrat Partisinin ihaneti ve bir devrimin nesnel-öznel koşullar bütünlüğünü zayıflatması, Alman emperyalizmini güçlü kılmasıdır.

Sekiz ve ikinci ‘katkı’ bahsinde son: “Bolşevik Parti ve Sovyetler olmaksızın Ekim Devrimi anlaşılamaz”mış. İyi de bunları kim yadsıdı ki? Yazının başlığı “Bütün İktidar Sovyetlere” idi ve “ciddi mücadeleler içinden geçmiş bir örgütlenme” yanı sıra “Devrim sürecinde Lenin kendiliğindenliği fetişleştirmeye karşı çıkarken ideolojik, siyasal, ekonomik mücadeleler bütünselliğini kurmuş, dışarıdan bilinç çalışmaları ve kitlelerin kendiliğinden hareketini çok önemsemiş, demokratik merkeziyetçilik işleyişindeki devrimci öncü örgüt/parti yaklaşımını kendisi için sınıf ve kitle içinde parti çalışması ile kaynaştırmıştır. Lenin’de tarihi kitlelerin yaptığı/yapacağı Marksist belirlenimi başat bir konumdadır” deniliyordu. Bu sözlerin içinden Bolşevik Parti çıkmıyor mu? Çıkar. Ama tek başına değil.
Sonraki yazı ile Seyfi Adalı’nın ‘katkı’ları bahsini kapatacağım.
 


Yazarlar:Ilgın Özel

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome