GREV neden GEREK!

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Hükümetin kamu emekçileri yönelik 3+ 3 zam önerisi, görüşmelerde büyük bir 'iyi niyetle' 3.5+ 3.5 olarak geliştirildi!


AKP ile Memur-Sen arasındaki dostlar alış verişte görsün muhabbetleri sürüp, Memur-Sen utanarak da olsa mecburen itirazlarda bulunuyor.

KESK ve Kamu-Sen ise birlikte aldıkları karar gereğinde 23 Mayıs'ta GREV'e çıkıyor. Bülent Arınç'ın, 'işçi sendikaların grev hakkı vardır ancak kamuda çalışanlar için böyle bir hak anayasada yoktur' açıklamasıyla aba altından sopa gösterirken, aynı zamanda referandum meydanlarında söz ettikleri 'toplu sözleşme ve grev' nutuklarına da kendi eliyle yalanladı. Böylece buna dayanarak 'evet' diyenleri de bir kez daha ortada bırakmış oldu.

KESK'in GREV çağrısı kuşkusuz yalnızca emekçilere yönelik önerilen komik zamla sınırlı değil. KESK, AKP'nin emekçilere dönük saldırı politikaları karşısında bir direnç hattını  ısrarla sürdürüyor. AKP, krizin yükünü emekçilere yıkmak için, 'mali disiplin' adı altında ücretlerin düşük tutulması, esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaştırılması üzerine kurulu açık bir sınıf savaşımı sürdürüyor.

Bir yandan sendikaları etkisizleştirmeye dönük hamleler öte yandan da emekçilere bu tür saldırılar düzenin bugünkü temel yönelimlerinden birisini oluşturuyor. Bu yüzden, 23 Mayıs'ta sokakları doldurucak emekçilerin mücadelesi bu saldırılara dönük genel mücadelenin güçlendirilmesi açısından da önem taşıyor.

AKP'yi emekçilere dönük saldırılarda cesaretlendiren de asıl olarak emek örgütlerini hem yandaş sendikalar eliyle hem baskı politikaları hem de yeni yasalarla güçsüzleştirmeye dönük yaptığı arazi çalışmasıdır. Ayrıca esnek-güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması ile birlikte emekçilerin örgütlülüğündeki parçalanmanın henüz ortak bir mücadele içinde birleştirilememiş olmasının yarattığı güç kaybı da bunda önemli bir etken.

AKP'nin pervasız saldırıları karşısında en önemli barikat kuşkusuz emekçilerin kitlesel ve birleşik muhalefetinin örgütlenmesinden geçiyor. KESK'in çağrısıyla gerçekleşen bu direniş hattı böylesi bir dinamiğin de birikme olanaklarını arttıracaktır.

23 Mayıs'ta, bu anlayışla AKP'ye karşı direnci büyütmek için tüm emekçiler ve emeğin yanında olanlar alanları doldurarak, 1 Mayıs'ın dalgasını güçlendirmeye devam edecektir.

AKP'nin Arazi Temizliği: 4688
AKP, referandum döneminde 4688 sayılı yasanın değiştirilerek kamu emekçilerine grev ve toplu sözleşmenin getirileceği gibi vaatlerde bulunmuştu, kimi sendikalar ise 'nikahta bile bu kadar iştahla evet dememiştik' diyerek referandumda AKP'nin yanında yer aldılar.

Sendikalar ve hükümet yetkilileri arasında devam eden toplu sözleşme görüşmeleri biterken, yandaş sendikalar tavrını hükümetten yana aldı. Kamu emekçilerinin örgütlü gücü KESK ise sokağı işaret ediyor. Bu bağlamda biz de toplu sözleşme görüşmelerinin öncesi ve sonrasında yaşananları hatırlamak yerinde olacaktır.

4688 ile;
Grev Hakkı Yasaklanıyor

Grev hakkı eski kullanılan halinden bile daha geri durumda. Uluslararası anlaşmalar, evrensel normlar hiçe sayılarak grev hakkı zımmen yasaklanıyor. Herhangi bir anlaşmazlık durumda yasalar grev hakkını değil, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu'nu işaret ediyor.

Kamu Görevlileri Hakem Kurulu
Bu kurulun oluşumuna bakarsak, 4 üye bakanlıklardan (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'ndan, Maliye Bakanlığı'ndan, Hazine Müsteşarlığı'ndan ve Devlet Personel Başkanlığı'ndan), sayıca fazla olan sendikadan 2 diğerlerden 1 üye (Memur-Sen'den 2, Türk Kamu Sen ve KESK'ten 1'er), Bakan tarafından önerilen ve Bakanlar Kurulu'nca atanan bir öğretim görevlisi, Memur Sen tarafından önerilecek 3, Türk Kamu Sen ve KESK tarafından önerilecek 2 öğretim görevlisinden 1'i Bakanlar Kurulu'nca seçilecek. Kurulda toplamda 11 üye bulunacak.

Eski haliyle toplu görüşmeden son sözü Bakanlar Kurulu söylüyordu, bu haliyle son sözü Kurul eliyle yine hükümet söyleyecek ve 'toplu görüşme'nin adı sadece 'toplu sözleşme' olarak değişmiş olacak.

İmza Yetkisi Yandaş Sendika Memur Sen'de
İmza yetkisi sayıca en fazla olan konfederasyonda olacak. Bu sendika ise Memur Sen. Memur Sen'in emekçinin çıkarına olandan ziyade hükümetin çıkarına olanın altına imza atacağından şüphe yok. Bu sayede hükümet güvencesiz çalışma koşullarının ve emeğin örgütsüzleşmesini sağlamış olacak.

Bunların yanı sıra toplu sözleşme, merkezi olarak konfederasyonlar kapsamında olacak, hizmet kolu, iş koluna ayrı bir toplu sözleşme getirilmeyecek. Böylece görüşmeler oldu bittiye getirilerek, iş kolunun kendine özgü talepleri ve sorunları göz ardı edilecek. Kamu emekçilerinin taleplerinin hükümetin algısı ile sınırlandırılıyor oluşu, hükümetin kendisi için sorunsuz bir alan inşa etme çabası olarak çıkıyor karşımıza.

Toplu Sözleşmenin Süresi 2 Yıl
Kriz ortamlarından ilk etkilenenler hep işçi ve emekçiler olmuşlardır. Bu krizde de her ne kadar 'kriz bizi teğet geçti' söylemleri dillerde dolandırıldıysa da krizin faturası emekçilere kesilmiştir. Toplu sözleşmenin yenilenmesinin 2 yıl olması da bu kriz ortamında daha çok sömürüyü beraberinde getirecek olan bir uygulamadır.

Tayyip Erdoğan'a YANIT
Kamu emekçileri yapılan komik zamma ilişkin açıklama yapan Tayyip Erdoğan şöyle demişti, 'Türkiye'yi bir bütün olarak ele almak zorundayız ve bu ülke eğer zaafa uğrarsa, bizim akıbetimiz de Yunanistan'ın, İspanya'nın akıbetine uğrar. Biz Türkiye'yi böyle bir durumda bırakmayız. Şu anda mali disiplin içinde yürüyorsak, eğer ekonomik büyümemiz şu anda başarılı bir şekilde sürüyorsa bu hesaplar yapılır'

Mali Disiplin İçin Zam Yok! Bütçe Kim İçin?
Mali disiplin için “fazla” veren bütçeden kamu emekçilerinin maaşları için ’bütçede yeterli kaynak yok’. Mali disiplin temeli 2001 yılında hayata geçirilen IMF programına dayanan, AKP ile bugün hızlandırılan “kamu bütçesini halk için harcamayacağız” anlamını içeren neoliberal bir uygulamadır. Bugün finans sisteminin içinde spekülatif kazançla şişen ve reel değerlerden koparak her an patlama riski ile karşı karşıya olan uluslararası finans tekellerinin garantörü bugün kamu bütçeleridir. Yine bugün finans şirketlerinin ve ona bağlı sanayi sermayesinin içinde bulunduğu kriz, kamu bütçesinden bu kesime aktarılan kaynak transferleri ile aşılmaya çalışılmakta, bunun adı da kemer sıkma politikaları olmaktadır. Diğer bir ifade ile sosyal harcamaların kesilmesi, devletin kamu hizmetlerinden elini çekmesi ve ticari bir kar sağlanması amacı ile özel sektöre devretmesi gibi bütçenin toplum ve sosyal kalkınma için yapılacak harcamaları tasfiye ederek, bütçeyi finans ve rant merkezi yaratma cazibesi olarak kullanması amaçlanmaktadır.

Ekonominin büyümesi için, memurların yoksullaşması şart!
Bugün sağlanan ekonomide büyüme koşulları, AKP yürütücülüğünde Türkiye ekonomisinin finansal kar ve rant merkezlerinden biri haline dönüşmesi ile sağlanmaktadır. Ancak dış kaynak ülkeye girdiğinde sağlanabilen ekonomik büyüme, ülkeyi giderek uluslararası sermayeye daha bağımlı bir hale doğru sürüklerken, bu bağımlılık altında bu kesimin de tüm talepleri AKP tarafından harfiyen yerine getirilmektedir. Halktan toplanan vergiler ile sermaye kesimlerine rant teşvikleri dağıtılmakta, yerli-yabancı sermayeye her geçen gün daha fazla rant alanı açılmaktadır. Tüm bunların yanında kamu bütçesine “ek maliyet” getirecek personel harcamalarının da en asgari düzeye çekilmesi, sosyal güvenlik harcamaları veya kıdem tazminatı gibi devlete “maliyet” unsuru oluşturacak hakların ortadan kaldırılması da kısa vadeli hedefler arasındadır. Bu alana ilave olarak, bu “maliyetleri” içinde bulunduran standart istihdam biçimi yerine sözleşmeli personel veya geçici işçilik gibi yeni istihdam biçimleri de oluşturulmakta, kılıf hazır hale getirilmektedir. Bu kapsamda karşısında daha etkisiz ve güçsüz bir emek cephesinin ihtiyacını hisseden AKP hükümeti, tüm bu uygulamalar neticesinde karşısına çıkacak muhtemel bir direnç hattını önceden kırmak ve KESK, DİSK gibi devrimci sendikaları etkinsizleştirmek için aldığı hukuki önlemlerin yanında bir de bu sendikalara karşı başlattığı karalama kampanyası ile adeta tüm baskı unsurlarını çalıştırmaktadır.

Başbakan’ın Yunanistan’dan haberi yok!
“Memurlara enflasyon karşısında ezdirmeyeceğimiz oranları veriyoruz ve greve gerek yok. Eğer bir zaafa uğrarsa bizim akıbetimiz de bir Yunanistan bir İspanya gibi olur.” Recep Tayyip Erdoğan
OECD raporlarına göre Türkiye'de ek dersler dahil 15 yıllık bir öğretmenin yıllık maaşı 26,505 TL aylıkta da 2,208 TL iken,  Yunanistan'da ek ödemeler dahil 15 yıllık bir öğretmen yıllık 61,560 TL almakta olup aylık geliri 5,130 TL’ye tekabül etmektedir

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome