Gülmek ve Arınç Üzerine...- Şiar Aytemur

29 Temmuz 2014 Salı


Moliere bir sözünde "İnsan gülebildiği kadar insandır" diyor... Oysaki bugün bize, egemenler ve iktidar sahipleri tarafından inatla "gülmemek ve kahkaha atmamak'' konusunda telkinlerde bulunularak insanlığımızdan uzaklaşmamız ve kendimize, dünyamıza yabancılaşmamız salık veriliyor!.. Çünkü "Gülmenin ve Kahkaha Atmanın" insan sağlığı açısından yararları ve önemi dışında- günde 15 dk. gülmenin insan bedenine ve ruhuna dair faydaları bugün bilim insanları tarafından kanıtlanmış durumda- ayrıca özü itibari ile bireyin tek başına ortaya koyup, geliştirdiği "Devrimci" bir anlam ve tavır da taşıyor!..

İnsan güldüğü kadar; unutmaya karşı hafızasını geliştiriyor ,acısını dindiriyor, kendisini önemsiyor, olaylar karşısında bir karşı duruş, bir direnç geliştiriyor ve devamında ise insan kimyasını, psikolojisini en iyi şekilde motive ediyor!.. İşte tüm bu "Devrimci" özellikleri sayesinde gülmek ve kahkaha atmak, yüzyıllar boyunca birçok din ve egemen tarafından ya yasaklandı ya da günah sayıldı. Çünkü yüzyıllar boyunca dinler ve egemenler açısından en büyük öğreti "mutlak itaat ve kabul" üzerine kurulmuştu. İşte tam da bu noktada, gülmek buna karşı geliştirilen belki de en büyük "bireysel / kitlesel" direniş kaynaklarından biri olmuştur (yeri gelmişken gülmenin bulaşıcı özelliğinin de olduğunu hatırlatmakta yarar var)!!!.

Barry Sanders, Kahkahanın Zaferi adlı kitabında şöyle diyor: "...Kahkaha bozguncudur, tehlikelidir. Yersiz bir kahkaha, her şeyden daha büyük bir güçle, yetkili kişilerin iktidarını sarsabilir. Bu yüzden iktidardakiler, tarih boyunca bu tehlikeli sesi susturmanın yollarını aramışlardır. Ciddiyet ve ağırbaşlılık çağrısı kimi zaman dinsel dogmalardan gelmiştir, kimi zaman yurttaşlık ideallerinden, kimi zaman da toplum 'adabı' nın gereklerinden..."

Aslında özü itibari ile Bülent Arınç'ın bugün "Gülme ve Kahkaha" konusundaki refleksi böylesi bir iktidar algısı ve dini öğretinin yansımasıdır!!!.. Süregelen AKP iktidarı boyunca siz hiç başbakan veya şürekasından herhangi birinin içten katıla katıla güldüğüne şahit oldunuz mu? Tam tersi onları her daim hep ağlarken gördük /görüyoruz.. Bunun aslında iki ana nedeni var: Bunlardan ilki dinsel ideoloji/iktidar algısının bir yansımasıdır.İslam dininde her daim "gülme" eyleminin karşısında "ağlama" vurgusu öne çıkmıştır.. Bu durum ayetlerde ve hadislerde de açıkça dile getirilmektedir;

" Tebessüm etmek, güler yüzlü olmak çok iyidir. Kahkahayla gülmek mekruhtur.'' (Hadisi Şerif)
" Az gülsünler, çok ağlasınlar.'' [Tevbe 82]
" Çok gülmek kalbi öldürür ve müminin değerini düşürür. '' [Tirmizi]
" Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. '' [Buhari]
" Hazret-i Peygamber (asm) çok susar, az gülerdi. '' [Necm süresi]

İslam'da benzer ayet, hadis veya sözle çokça karşılaşabiliriz. İslamiyet özellikle Allah'ı unutacak kadar gülmeyi hoş karşılamıyor ve gülme eyleminin karşısına özellikle "Tebessümü, Az Gülmeyi" koyuyor ve bunu sünnet sayıyor... Gülme yerine ağlamanın kalbi ve inancı canlı tutup insanı Allah'a daha çok yaklaştırdığına inanılıyor.. Onun içindir ki Fettullah Gülen ve benzeri kimi imam, şeyh, din adamı vaazlarında özellikle ağlıyor ve cemaati bu yönde teşvik ediyor... İslamiyetin, "Gülme/Kahkaha" mevzusuna dair bakış açısı ve retoriği genel hatları ile bu denklem üzerine oturmakta... Ayrıca şu kısma dair küçük bir alıntıda yapalım: “İki çeşit gülme vardır: Bir gülme vardır ki Allah sever. Bir gülme vardır ki Allah gazap eder. Allah ’ın sevdiği gülme şudur: Kişi görmeyi arzuladığı bir din kardeşiyle karşılaşır ve onu gördüğünden dolayı sevinir. Allah’ ın gazap ettiği gülme ise kişi incitici, eziyet verici, küçük düşürücü, alay edici, kaba veya batıl bir sözü hem gülmek ve hem de başkalarını güldürmek amacıyla söyler. Bu yüzden yetmiş kat Cehennem uçurumundan aşağı yuvarlanır." [Câmiü’s-Sağîr]...

İkinci neden ise yine bu " Muhafazakar /sağ" iktidar tarifi içerisinde kendisine yer bulan ve bir yanı ile de bu din algısının devamı niteliğinde olan "Gelenek / Örf" refleksidir... Muhafazakar/Sağ İktidar kavramı özellikle "Erk / İktidar" tarifi üzerinden şekillendiği ve devamlılığını sağlamak için "Alan Hakimiyeti" adına bir takım belirli kurallar manzumesine dayanıyor.. İşte bu "kuralları" belirleyen iktidar tarihsel olarak aslında cinsiyetçi "Erkek Egemen" bir yapıya ve özelliğe sahip. Bundan dolayı da özellikle "Kadın" hayatına dair "iyi/kötü" "doğru/yanlış" kavramları hep erkeğin algısı ve yorumları üzerinden gelişip şekilleniyor. Kadına, her daim bu cinsiyetçi erkin biçmiş olduğu rol uygun ve reva görülüyor... Kadının, nasıl güleceği, kaç çocuk yapacağı, nasıl giyineceği, nasıl davranacağı, nasıl hizmet edeceği vs vs diye uzayıp giden "formüllerin" devamında ise bu role karşı çıkan her kadın, tarihsel muhafazakar/sağ iktidar algısı içerisinde ayrıca "Kötü ya da Günahkar" olarak sayılıyor..

Diğer taraftan "ağlama / gülme" denkleminde muhafazakar İktidar, toplum yapısı ve hiyerarşisi içerisinde "erkeği" gücün, iktidarın, ailenin devamı veya koruyucusu misyonu ile özdeşleştirdiği için "erkeğin ağlaması" muhafazakar toplum içerisinde hoş ve iyi olarak karşılanmıyor. Burada atlamamamız gereken en önemli nokta, her ne kadar son dönemde özellikle başını "başbakanın ve Bülent Arınç"ın çektiği ekip her yerde ve her an ağlayarak yukarıda değindiğimiz refleks ve algının dışında davranış sergiliyorlar gibi görünseler de işin özü aslında hiç de öyle değil...(hangi anlarda, hangi ortamlarda ve hangi konularda ağladıklarına bakmanız yeterli olacaktır. Çünkü ağlamayı bir manipülasyon ve sömürü aracı olarak kullanıyorlar.) Bilhassa ağlama eylemini bilinçli bir şekilde toplum önünde yaparak "devlet, millet, din, aile" ve bu değerleri korumak adına sözde ne kadar "yıprandıklarını ve savaştıklarını" anlatmak için özellikle manipülasyon aracı olarak kullanıp Muhafazakar/ Sağ kitleye mesaj veriyorlar!!.. Dolayısıyla Bülent Arınç'ın da içinde olduğu ve üzerinden söylem geliştirdiği böylesi bir iktidar retoriği içerisinde "Kadın"a biçilen rol ya erkeğin misyonunu tamamlayan ve ona tabii olan "unsur" ya da erkeği bir "gülüşü" ile yoldan çıkaran bir günahkar olarak tanımlanıyor!..

Bugün her ne kadar Bülent Arınç'ın ortaya attığı "Gülme ve Kahkaha" açıklaması üzerinden bir tartışma yürütüyor olsak da, AKP iktidarı dolaylı olarak ilk günden beri söylem ve düzenlemeler ile "Muhafazakar" yaşam algısını bir tür refleks ile direkt yada dolaylı yollardan toplumun bütün kesimlerine dayatıyor. Bunu yaparken de toplum mühendisliği minvalinde belli konuları AKP, iktidarın gücünü kullanarak kurmayları ve yandaşları aracılığı ile tartışmaya açıyor. Daha önce tartışma başlığı olan ya da yapılan "Sanat, Kültürel ve Cinsel Kimlikler, Doğa ve Çevre" vb konularını sıralayabiliriz...

AKP, kurmayları ve yandaşları aracılığıyla benzer tartışmalarla bugün olduğu gibi yarın da "gündem" yaratmak ya da var olan gündemi manipüle etmek adına bu tür mevzularla karşımıza çıkacaktır... Bizim açımızdan bu tür tartışmalara anlam katan ya da katacak olan en önemli şey, AKP'nin sözde "demokrasi ve tartışma kültürü" adına yarattığını iddia edip toplumda kabul gördüğünü ve belli bir "mutabakat"ın sonucuymuş gibi önümüze sunduğu şeylerin karşısında inadına "Gülerek" bunun böyle olmadığını ifşa edecek devrimci eylem ve pratikler geliştirmemizdir...

Tarihsel olarak insanoğlu "Sanatı" hangi ihtiyaç üzerinden yaratıp, geliştirdi ise aynı nedenden dolayı "Gülmeyi" yarattı!!!...Çünkü, gülme dayatılan tüm acılara karşı koymanın ve onu reddetmenin en devrimci tavrı ve yoludur...

Tıpkı Clarissa P. Estes'in dediği gibi "...Tek boyutlu değildir; çünkü gülme, insanın kendisi kadar başkalarıyla da paylaştığı bir şeydir..."


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome