Güncelleyelim!-Özge Nesanır

1 Eylül 2014 Pazartesi

Bugün, emekçilerin sınıf aidiyetlerine karşı alt kimlikler ile kimlik eksenli mücadelenin konulması, bu doğrultuda ‘sınıf olarak’ kapitalizmi yeryüzünden silip atma hedefi ve düzende köklü bir değişikliğin yaratılmasını gündem dışı bırakacak söylevler karşısında; Haziran’ı sürekli kılacak, devrim-iktidar perspektifine doğrultacak birleşik mücadele zeminlerinin yaratılmasının altını net bir şekilde çizmemiz gerekmektedir.


Muhtelif Çelişkiler
Sistem, 1940’lı yılların ikinci yarısından itibaren, işçi sınıfına büyük tavizler vermek zorunda kalmıştır. Sovyetlerin varlığı, Çin’de devrimle beraber kapitalizmin lağvedilmesi, başta Fransa olmak üzere yıllık ücretli izin hakkı eylemlerinden fabrika işgallerine varan işçi sınıfının mücadelesinin 2. Dünya Savaşı’nı takiben çeşitli ülkelerdeki kazanımlarla desteklenmesi, bu zorunluluğu getirmiştir. Sendikal-kamusal-sosyal hizmetler sahasında elde edilmiş olan haklar, yetmişli yıllara gelindiğinde, sermayenin kar oranının genel seviyesinin düşmesi eğiliminin kendisini göstermesiyle; artık değer iştahı neo-liberalizmi doğurmuştur.

Kapitalizmin, kronik krizlerini aşmak için piyasaya sürdüğü bu sistemle işçi hareketi büyük bir kuşatma altına alınırken; artan özelleştirmeler ile esnek üretimin ekonomik sistemle bütünleşmesi, esnek istihdamı beraberinde getirdi. Neticede güvencesizliği artan işgücü, kayıt dışına sürüklenirken, işçi sınıfının birleşmesi önündeki engelin yeni formülasyonu, taşeron sistemi olarak yürürlüğe kondu. Sosyalist yapılanmaların işçi sınıfını-sınıf mücadelesini örgütlemekte karşı karşıya olduğu sorunlar artan bir ivme kazanırken; işçiler, anayasal hakları olan sendikalı olma tutumlarıyla baskılara ve işten atılmalarına varacak sonuçlarla karşı karşıya bırakıldılar.

Neo-liberal süreçle; ücretli emek arasında tabakalaşma oluşturularak, emeğin değeri aşağı seviyelere çekilirken toplumsal, sosyal ve ekonomik koşullardaki değişim, yeni alt işkollarını yarattı. Bu durum da muhtelif çelişkileri beraberinde getirmekte gecikmedi.

Şüphesiz muhtelif çelişkilerden ülkemiz nezdinde en dikkat çekici olanı; Gezi’yi orta sınıf bağlamında değerlendirmeye tabi tutanlar ile buradan daha da ileri götürüp kurtuluş umudunu radikal demokrasi gibi ideolojik-fikri sapmalara kapılarak arayanların aldığı tutumdur.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, 90’lı yıllardan itibaren yeni alt iş kollarının ortaya çıkması; sanayi işçisinin yanına hizmet sektörü işçilerinin eklenmesi, adeta refah seviyesini arttıran bir süreç olarak lanse edilmiştir. Oysa teknolojideki gelişmeler ile emeğin içsel farklılaşması proleterleşme sürecini gizleyen ancak azaltmayan, bilakis sınıfta ara katmanlarda proleterleşmeyi arttıran ve bu artırımın önümüzdeki süreçte daha net bir şekilde kendini göstereceği bir sürece doğru yol almaktadır. Yani sınıf genişliyor ve derinleşiyor. Bu genişlemeyi okuyamayıp, işçi sınıfının öncü rolünü alternatif hareketlerle ikame etmeye çalışanlar karşısında, yukarıda yalnızca belli bir kısmını belirtebildiğimiz neo-liberalizmin getirdiği handikaplara rağmen, işçi sınıfının gerekli stratejik toplumsal güce sahip özne konumunu yitirmediğini şiddetle vurgulamak gerekmektedir.

Peki neden?
İşçi sınıfının öncü rolünü reddeden bu tür yaklaşımlar ile
-Ekonomik yapıda bağımlılık ve sömürü tam gaz devam ederken, siyasi düzlemde demokrasinin gelişebileceği yanılgısına düşülür. Dolayısıyla tarihsel materyalist anlayışa göre alt yapı ile üst yapının karşılıklı etkileşim halinde olduğu tezi yadsınır.

-Devletin -sınıf konumu- göz ardı edilerek, burjuvaziye karşı savaşımda geri tutum alınmış olunur. Böylelikle parça parça -sınıfsız- bir mücadele hattıyla ancak kısmi özgürlüklere ulaşılır.
-Yerel demokrasilerin barışçıl bir aradalığı ile yetinilip, mücadelenin evrensel boyutu göz ardı edilir.

-Nihayetinde kapitalist üretim ilişkilerinin ortadan kalkması ile her türlü toplumsal özgürleşmenin önünün açılacağı fikri reddolunur.
Bunları belirtirken yine şiddetle vurgulamamız gereken bir diğer nokta da; küresel kapitalist sistemde ortaya çıkan değişimlerin farklı toplumsal dinamikleri yaratmasının sosyalistler tarafından göz ardı edilemeyeceği ancak etnisite, cinsel kimlik, çevreciler, feministler..vb muhalefet bileşenlerinin ‘merkez konuma’ alınıp, işçi sınıfını yok sayan önermelerle de, yaşadığımız toplumu kökten değiştirecek bir hattın yaratılmayacağıdır.

Mütemadiyen İsyan!
Yazın son günü… Araştırma sonuçlarına göre, ülkemizde halkın %86’sı 1 haftalık tatile çıkamadan kapatıyor tatillerini. Ne de olsa 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.175 TL, yoksulluk sınırı 3.826 TL iken reva görülen ücret; asgari ücret! Yetmiyormuş gibi ücretlerindeki kısmi artışları enflasyon karşısında eriyen, hep ekside dolaşan, hayatını idame ettirebilmek için sistemin dayattığı borç batağıyla –rehine statüsünde-yaşayan bir halk var!

Dedik ya sınıf genişliyor… Bu katmanda yer alan bir kesim yıllık ücretli izinlere tabi olsalar da, içlerinden bir diğer kesim; taşeron işçi haykırmaz mı: ‘ne izni?’…Ben, bankaya kredi çekmeye gittiğimde bile sgk dökümümde 40 ayrı işletme karşıma çıkıyor. Maaş bordromu nerden isteyeceğimi şaşırıyorum. İki ay orada üç ay orada çalışarak, aman ha hastalanmayayım maazallah işten atılırım korkusuyla, kıdemsiz tatilsiz ev geçindirmeye çalışıyorum. Ne tatili?

Ya yedek işçi orduları…5 milyonu aşkın kitlenin, geleceksizlik cenderesinde o sınavdan o mülakata koşturup duranların tatili? Her günleri gibi o da zehir olup gitti…
Peşi sıra kadın cinayetleri, katliam boyutunda iş cinayetleri, müzakere süreciyle oyalanan Kürt Halkı, homofobik cinayetler, her alanda ket vurulan özgürlükler, engellileri insan değilmişçesine eve hapseden politikalar, yeşil alanları gün geçtikçe sermayeye peşkeş çekilen bir toplum…!

Bu yüzden, öncelikle devrimci-sosyalist fikriyatı temel alan, yeşeren yeni mücadele hatlarıyla dayanışmacı zeminler oluşturabilen birleşik bir muhalefete her zamankinden çok ihtiyacımız vardır.
Güncelleme 20.45: Her şeyi göze alarak Ankara’nın dondurucu soğuğunda günlerdir naylon çadır içinde hak için direniş sergileyen Tekel İşçilerinin eylemine ülkenin dört bir yanından destek için gelenler dayanışmayı büyütüyor…

Güncelleme 17.08: Polis, saldırısını yoğunlaştırarak sürdürüyor. ODTÜ Öğrencileri dağılmıyor, Öğrenciler, "Tayyip ve Polis ODTÜ'den defolup gidene kadar direnişimizi sürdüreceğiz" diyorlar!
Güncelleme 21.29:  Taksim Gezi direnişi kararlılıkla büyüyor… Genci yaşlısıyla, tenceresi tavasıyla halk sokakta!
Güncelleme 01.00: Tüm illerde giderek kalabalıklaşan eylemler yapılıyor. Binlerce insan ülke sokaklarını "Tayyip İstifa" sloganlarıyla yankılatıyor.
Güncelleme 19.35: ‘Dün Ethem, bugün Medenı devlet katliamları sürüyor’ diyen binler sokakta. " Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganları atılıyor.
Güncelleme 17.34: Soma’da AKP ilçe binasının camları kırıldı, vatandaşlar AKP tabelasını indiriyor.
Güncelleme 18.10: İşte, Erdoğan’ın Soma halkının tepkisine maruz kaldığı o anlar… Erdoğan markete sığınmak zorunda kaldı!
Güncelleme 21.55: Polis, halkın yürümesine kurduğu barikatla engel olmak istiyor. Halk ise "Ölmek var, dönmek yok" sloganlarıyla karşılık veriyor!
Devrim-iktidar perspektifiyle güncelleyelim!


 


Yazarlar:Özge Nesanır

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome