Hollande’ın Zaferinin Düşündürdükleri - Gökçe Sinasos

8 Mayıs 2012 Salı

Sarkozy ve Bayrou gibi siyasiler krize karşı kemer sıkma politikalarını işaret ederken, Mélenchon kapitalizmin krizinin halka değil, o krizi yaratan kapitalistlere ödetilmesi gerektiğini söylüyordu.


Fransa'nın uzun bir süredir beklediği seçimler nihayet bu pazar günü gerçekleşti ve Fransa halkı V. Cumhuriyet tarihinde François Mitterrand'ın ardından ikinci kez bir sol adayı, François Hollande'ı Elysée'ye yolladı. Seçim sonuçlarının açıklanmasıyla beraber binlerce kişi Paris'te, aynı 1981 yılında Mitterrand'ın zaferinde olduğu gibi Bastille Meydanı'na akın etti. Mitterrand'dan farklı olarak Hollande'ın da Bastille'e gelmesiyle beraber alandaki coşku daha da arttı ve Fransızlar 1995 senesinden bu yana kendilerini yöneten sağ başkanlık ile vedalaştılar.

Bu sonuç aslında en başta beklenen bir gelişmeydi. 2010 yılındaki bölgesel seçimlerde Alsace dışındaki tüm bölgelerde sağı ağır bir mağlubiyete uğratan solun, Sarkozy idaresinden memnuniyetsizliği açıkça belli olan Fransa halkının oyunu rahatlıkla kazanacağı uzun bir süredir konuşulmaktaydı. Fakat Sosyalist Parti'nin seçimlere hazırladığı aday olan Dominique Strauss-Kahn'ın içine karıştığı skandal ve Sarkozy'nin arkasına almaya çalıştığı aşırı sağ rüzgar işin rengini bir anda değiştirdi. Seçimlere görece kısa bir süre kala hala bir aday çıkaramamış olan Sosyalist Parti çözümü sadece kendi üyelerinin değil, "sol değerlere sahip çıkan" tüm vatandaşların oy kullanabileceği bir ön seçim düzenlemekte buldu. Ön seçimde herkesin oy kullanma hakkına sahip olması başta çok riskli bir hamle olarak algılansa da, ilk turda 2,7 milyon, ikinci turdaysa 2,9 milyon kişinin oy kullandığı demokratik aday belirleme sürecinin, kamuoyunda Sosyalist Parti'ye olan ilgiyi bir anda arttırdığını da teslim etmek gerekli.

Seçim sath-ı mahalline girilirken Sarkozy programında göçmenlere karşı kullandığı ifadeler ile, 5 yıllık idaresi boyunca sıklıkla yaptığı gibi, aşırı sağa göz kırpmaktan çıkmış, bizzat aşırı sağın kendisi haline gelmişti. Sol ise Hollande'ın kampanyasından daha ilgi çekici bir şekilde Sol Cephe'nin adayı Jean-Luc Mélenchon'un yükselişine tanıklık ediyordu. Yüzde beş civarında başladığı oy potansiyelini anketlere göre yüzde on beşler seviyesine çıkaran eski Sosyalist Partili Mélenchon, karizmatik konuşmaları ve somut değişim vaatleriyle Hollande'ı soldan sarsmaya başlamıştı.

Fransa'da seçimlere damgasını vuran tartışma elbette ki Avrupa'nın içinde bulunduğu ekonomik krizdi. Fransa halkı bir seçim öncesi  belki de hiç duymadığı kadar çok Yunanistan'dan bahsedildiğini duydu. Sarkozy ve Bayrou gibi siyasiler krize karşı kemer sıkma politikalarını işaret ederken, Mélenchon kapitalizmin krizinin halka değil, o krizi yaratan kapitalistlere ödetilmesi gerektiğini söylüyordu. Krizi fırsat bilen Marine Le Pen göçmenlere karşı nefreti körükleyen açıklamalarını sürdürürken, Hollande da, Mélenchon kadar olmasa dahi, işsizliğin vahim seviyelere ulaştığı ülkede devletin buna bizzat müdahalesiyle bir çözüm yolu göstermesi gerektiğini belirtiyor ve seçmenlere iş vaadinde bulunuyordu.

Seçimlerin ilk turu bittiğinde solun oyları yüzde 44 seviyesine ulaştı ama Libération gazetesinin iddia ettiğinin aksine ilk turun asıl galibi sol değil, tarihteki en yüksek oy oranına ulaşan aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin adayı Marine Le Pen oluyordu. Yine de Hollande'ın seçim sonuçlarına göre Sarkozy'nin önünde yer alması, 2002 ve 2007 hezimetlerini yaşamış olan Fransa solunda umutları bir anda arttırdı. Jean-Luc Mélenchon ilk tur biter bitmez, hiçbir pazarlık olmaksızın kayıtsız şartsız Hollande'ı desteklediğini açıkladı. Sol, Sarkozy'den kurtulmak için birleşmişken, merkezin adayı Bayrou'nun da Sarkozy'ye karşı oyların Hollande'a atılması çağrısı UMP'nin başkanlık sarayındaki günlerinin sonunu getirdi. Seçimlerden 5 gün önce televizyonda karşı karşıya gelen iki adayın tartışmasında da sonucu kendi lehine çeviremeyen Sarkozy, beş yıllık idaresiyle birlikte, kendi deyimiyle "fransızların arasında bir fransız" olarak ayrıldı. Özlenmeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz.

Seçim sonuçlarının ortaya net bir şekilde koyduğu iki sonuç olduğu söylenebilir. Bunlardan olumsuz olanı ile başlayacak olursak, Fransa'da aşırı sağın güçlendiği yadsınamaz bir şekilde ortaya çıkmış durumda. Bu bakımdan Millet Meclisi seçiminde merkez sağın Ulusal Cephe karşısında ne kadar oy alacağı kritik bir konu zira olası bir Le Pen zaferi, Fransa merkez sağının da Türkiye'deki muadilleri gibi çöküşünü gündeme getirebilir.

Seçimin bir diğer neticesiyse, esasen malumun ilanı; Fransa'nın artık öyle veya böyle solda duran bir cumhurbaşkanı var. Fakat kullanılan oyların bir analizi yapılırsa Hollande'ın pek çok kesim tarafından "kerhen" desteklendiğini görmek de mümkün. Fransa'nın yeni cumhurbaşkanı pek çok vaadinin arasında ülkesinin Afganistan'da bulunan askerlerini derhal geri çekeceğini, AB vatandaşı olmayan öğrencilerin hayatını kabusa çeviren Guéant Sirkülerini ortadan kaldıracağını, göçmenlere karşı "kota" uygulamayacağını, Fessenheim'daki nükleer santrali kapatacağını, yabancılara yerel seçimlerde oy hakkı tanıyacağını, eğitime daha fazla kaynak ayıracağını ve kamu sektöründe yeni iş imkanları yaratacağını söylese dahi bu vaatlerinden ne kadarını gerçekleştirebileceğini zaman gösterecek. Hollande'ın seçimlere "değişim, hemen şimdi" sloganıyla girdiğini biliyoruz fakat burada kastedilen değişim, "sosyalist" bir Fransa yaratmak olmadığı gibi, Mitterrand'ın 1981'de vaadettiği ve bir kısmını da gerçekleştirmeyi başardığı değişim kadar iddialı da değil. Mitterrand idaresi altında aşırı merkeziyetçi yapısını bir kenara bırakarak adem-i merkeziyetçi bir sisteme geçen, ekonomiden toplumsal hayata pek çok reforma imza atan Fransa'nın, böylesi bir atılımı Hollande döneminde gerçekleştirebileceğini düşünmek biraz fazla iyimserlik olur. Bu bakımdan, enseyi karartmadan da olsa, Hollande’ın zaferine ihtiyatlı bir şekilde yaklaşılması gerekiyor.

Hollande'ın yapabileceklerinin sınırını görmek için ilk olarak 10 ile 17 Haziran tarihlerinde yapılacak olan Millet Meclisi seçimlerinin sonuçlarını görmek gerekmekte zira halihazırda Senato'da sol çoğunluk olsa dahi, Millet Meclisi'nde sağın ciddi bir ağırlığı var. Sağın egemenliğindeki bir yasama organıyla Hollande'ın Elysée günlerinin bir kabusa dönüşme ihtimali de ortada. Sarkozy'den kurtulmak, sosyal hakların tırpanlanmasını önlemek bakımından önemli bir meseleydi ama Fransa seçmeninin Hollande'dan ne kadarlık bir değişim beklediğini anlamak açısından bir ay sonrasını beklemek yerinde olacaktır.

Seçimlerden galibiyetle çıkan Sosyalist Parti'yi kutlarken, son sözü de geçtiğimiz beş yıllık Sarkozy iktidarında ezim ezim ezilmiş olan Fransa'nın "öteki"si göçmenlere ayırmak yerinde olacaktır. Bir arkadaşımın twitter'da kullandığı ifadesinden kopya çekecek olursam, Sarkozy'nin gidişi herkesten çok onların zaferidir.

twitter.com/aziscoklaf


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome