Hüseyin Aygün Olayı Bize Ne Anlatıyor?

17 Ağustos 2012 Cuma

CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’ün kaçırılması son yıllarda PKK’nin düzenlediği en sansasyonel eylemlerden birisi olarak kayıtlara geçti.


Kaçırılan kişinin milletvekilliği ve bunun ilk olma özelliği yanı sıra Aygün’ün öz kimliğinin de olay üzerindeki etkisi kamuoyunun oldukça ilgisini çeken tartışma başlıkları oldu.
 
***
 
Dersim Zazalığı ve Aleviliği üzerine çalışmalarıyla tanınan Hüseyin Aygün’ün bölge halkı üzerinde yaygın bir sempatisi olduğu bilinen bir gerçekti. Aygün, son genel seçimde, belediye başkanı BDP’li olan Dersim’de Kamer Genç’le birlikte CHP’nin tulum çıkarmasını sağlamış ve Kürt hareketinin tepkisini çekmişti. Öyle ki, Abdullah Öcalan, 29 Temmuz 2011’de Fırat Haber Ajansı’nda yer alan görüşme notlarında Dersim’de BDP’nin seçim başarısızlığıyla ilgili bu konuyu öne çıkarıyor ve çok sert ithamlarda bulunuyordu:
 
Buralar seçimlerde beklenenin elde edilemediği yerler. Bu durumun değerlendirilmemesi, üzerine gidilmemesini esefle karşılıyorum. Dersim'i idare eden, Dersim'i yönlendiren bir Gladio var. (..) O Kamer Genç gibiler 'Biz Alevi Türküz, Kürt değiliz' diyorlar. Bunlar Gladio elemanları, çocuklarını da Amerika'da okutuyorlar. (…) Her türlü şeyi yapmasına rağmen buna ses çıkarılmıyor, neden? Çünkü Dersim'in bir kısmını bu şekilde tutuyor, Gladio'ya bağlı kılıyor. Dersim'de Alevi-Zazacılığı bize karşı geliştiriyorlar. Kaynağı Gladio'dur. Bunlar iyi çözümlenmelidir, üzerinde önemle durulmalıdır. (…) Bunlar Kürtlüğü bitirmeye dönük özel savaş uygulamalarıdır. Bunların tedbirleri alınmalıdır. (…) Bu durum iyi çözülmelidir. Bu durum iyi çözülmediği sürece orada yol katledilemez, bu görülmelidir."
 
Kuşkusuz bu verilerin AKP-Cemaat çevrelerinin yaşanan olayı analiz etmesine ve hareket alanı kazanmasına da katkısı olduğu söylenebilir. Milliyetçi muhafazakar siyasetin genel durumuna uygun biçimde, soruna etnik-mezhepsel boyutu temel alarak, oraya sıkıştırarak müdahale edilmesi son derece bildik bir politika. Bu tip bir saflaştırmanın iktidarın proje ofislerinden çıkarak hayatın içinde karşılık bulur hale gelmesinin mevcut durumda zor olsa da imkansız olmadığını ise daha önceki pek çok deneye bakarak görebiliriz. Fakat, daha önemlisi Dersim’de bir tür siyasi rekabet içerisinde olan çevrelerin de iktidarın bu mezar kazıcılığına zemin oluşturacak bir dil ve anlayışı karşılıklı olarak sürdürmesidir. AKP’nin dış politikasının iflas ettiği, ülke içinde baskı ve zora dayalı bir rejim inşa ettiği bugünlerde daha fazla mücadele alanında ortaklıklar türetilmesi gerekirken birbirini hedef alan açıklama ve söylemlerin demokrasi mücadelesini baltaladığı görülmelidir. Devlet Dersim’i her biçimde parçalamak için uğraşırken, buna muhalefet eden kesimlerin aralarındaki siyasi ayrımların gerilim konusu olmasının ve genelleşmesinin önüne geçilmesi gerekir. Bu tür gerilimlerin toplumsal muhalefetin bir aradalığına vuracağı darbeler yanında, toplumun bir arada yaşama dinamiklerini de zaafa uğratması kaçınılmaz olabilir. Bu anlamıyla ÖDP’nin olayın Dersim’deki iç barışı zedeleyebileceğine ve birlikte yaşayan Zaza ve Kürt halklarını karşı karşıya getirebileceğine ilişkin açıklaması önemlidir. Kürtlere ve Alevilere dönük toplu saldırı vakalarının, linç girişimlerinin tekrar hortladığı bir dönemde emekçilik temelinde yan yanalık oluşturması gereken kesimlerin ayrıştırılması faşizme gülümseme olanağı tanımak dışında bir amaca hizmet etmeyecektir.
 
***
 
Öte yandan, Aygün, serbest kaldıktan sonra savaşa ilişkin son derece pozitif bir konuşma yaptı. Her ne kadar CHP Genel Merkezi’nin ürkek tavırları karşısında Aygün’ün tavrı gittikçe BDP’yi hedef alan bir dile dönüşse de barış çağrısının geniş kesimlere ulaştırılması önemliydi. CHP’deki ulusalcıların tekrar ellerini ovuşturmaya başlamasına takılmazsak, Aygün, kullandığı dille barışçıl ve demokratik siyasetin önemine, diyaloğa vurgu yaptı, dağdaki gençlerle empatinin zorunluluğuna dikkat çekti. Deniz Baykal sonrası dönemde çokça tartışılan ‘Yeni CHP’nin en solunda duran isimlerden olan Aygün’ün kullandığı bu uslüp ve onun karşısında ortaya çıkan saldırgan yaklaşımlar Kürt sorununda önümüzdeki dönemde yaşanabilecek gelişmeler açısından bazı ipuçları veriyor. Aygün’ün anlatımına göre kendisini kaçıranlar da CHP’deki bu değişimi önemsiyorlar. Aygün’ün kaçırılması ve açıklamaları da bu anlamda, PKK’lilerin ileri vadede Kürt sorununun barışçıl çözümüne dönük istemlerini en geniş kamuoyuna ulaştırmanın bir aracı olarak değerlendirilmeli. CHP’nin Kürt sorununda son dönemdeki kıpırdanma çabalarından kopuk görülemeyecek ve önümüzdeki dönemde partiyi Kürt sorununda daha aktif bir özne haline getirme potansiyeli de barındıran bu tarz, Aygün daha ‘gözaltında iken’ K. Kılıçdaroğlu tarafından da içerilmeye çalışıldı. Kılıçdaroğlu, CHP meclis grubunun olağanüstü toplantısında yaptığı konuşmada ‘ne olursa olsun şiddetten ve onun dilinden uzakta durulacağını’ bastıra bastıra söyledi ve çözüm için diyalog dışında bir adres göstermedi.
 
***
Sol açısından ise yaşanan olay karşısında tepkisiz kalmanın büyük bir yanlış olarak ele alınması gerekiyor. Milletvekili seçildiğinden beri iktidarın baskılarına maruz kalan küçük-büyük ayırt etmeden sol, demokratik kitle örgütlerinin mahkemelerine giden, yaşanan haksızlıklarla ilgili TBMM’de soru önergeleri veren, basın açıklamaları yapan, sosyalistlerle dayanışmayı ihmal etmeyen Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasına sol bir-iki istisna dışında ilgisiz-tepkisiz kalmıştır. Bunun nedeni şüphesiz güçsüzlük içerisinde bağımsız bir siyaset üretememe, güçlü olanın hatalarını görmezden gelme refleksidir. Dün insan hakları ihlalleri, baskı ve operasyonların durdurulması için Hüseyin Aygün’ün kapısını çalanların bugünkü suskunlukları kuşkusuz ilkesizliğin geldiği son noktadır. Kürt hareketini kategorik olarak eleştirilmez kabul etmenin dayandığı yer bağımsız devrimci siyasetten istifa etmektir. Buna uygun tutum alanların, bundan önce olduğu gibi yarın da toplumsal muhalefet adına herhangi bir katkısı olacağını düşünemeyiz.

Kürt hareketinin sahip olduğu toplumsal bağlar ve güç vesilesiyle bölgede ‘alan daraltmaya’ odaklanan siyasetinin sol adına sahiplenilmesi hiçbir düzlemde doğru değildir. Kendi tarihsel-toplumsal dokusunun ve solun etkisiyle gerici normların gündelik yaşamı minimum düzeyde etkileyebildiği bir yer olan Dersim’e bu düzeyde kaos dayatmanın savunulması hatalıdır. Yanlış olduğu düşünülen siyasi tercihleri sola ait yöntemlerle eleştirmek yerine yok etmeye çalışmak Dersim’in değil, olsa olsa devletin işine gelebilir. Bunun bir düzey daha ilerisi olarak, kendisinden olmayan siyasetlerin devletle işbirliği içinde olduğunu iddia etmenin ve bu denli tahammülsüzlüğün içinde iyi niyet aramak olası değildir. En azından şu sorulabilir: Dersim’e karşı olan tahammülsüzlüğün bir kısmını da Diyarbakır’da düzenlenen şeriat mitingleri hak etmemekte midir?
 
***
 
İktidarın konuya ilişkin tavrını ise son dönemde içeride ve dışarıda yönetimle ilgili oluşan bazı zaafların belirlediğini söylemek yanlış olmaz. Tutuk bir pozisyonda kalan AKP cephesi yaşananları bir çırpıda anlamaktan uzak gözlenmleniyor. Bunda elbette, AKP'nin geleneksel siyasetinin de bir parça nedeni olduğunu, bilinçli bir yanı da olduğunu hesaba katmak gerekir. Alevilere bugüne dek etmediği hakaret kalmayan AKP’nin Alevi bir milletvekilinin kaçırılmasına dair aktif bir tutum almasının önünde doğal-feodal engeller bulunuyordu. Dersim düşmanlığı da herkesçe bilinen bu çevrenin yaşanan olaya dair refleksi ‘kınıyoruz’ sınırında kaldı. Fakat özellikle Şamil Tayyar gibi gözü dönmüşler, sosyal medyada Aygün’e karşı kullandıkları üslupla adeta ‘neden ölmedin’ derken, iktidarın samimi hissiyatı da bu enstrümanlarla bir bakıma göz önüne serilmiş oldu.
 
Alevi, Kürt ve sol düşmanlığının da ötesinde, bu pasif hal, iktidarın son dönemde yaşanan gelişmeler karşısındaki bütünlüklü durağanlığın bir uzantısı olarak ele alınmalı. Suriye’nin Türk uçağını düşürmesindeki muammanın hala çözümlenememiş olması, Suriye’de özerklik ilan eden Kürt yönetimine karşı etkisiz ve çaresiz kalan tutum, Şemdinli yaşananların geniş kamuoyunda ürettiği pek çok soru, iktidarın son dönemdeki dağınıklığının göstergelerinden bazıları. Hüseyin Aygün’ün kaçırılmasının da bu momentin ruhuna uygun olarak AKP’yi pasif konuma ittiğini görmek olası.
 
Ancak, burada Zaman gazetesinin olağanüstü çabasının hakkını vermek gerekiyor. Arka arkaya yaptıkları haber ve yorumlarla bir süredir herkesçe tartışılan AKP-Cemaat gerilimini bir kenara bırakarak, saldıracağı hedefe doğru AKP’yi sırtından itiyorlar. PKK ve Aygün arasındaki gizli işbirliğinden, eylemi Ergenekon’un yaptığına kadar pek çok ‘parlak’ analizi iç tutarlılık kaygısı gütmeden boca ediyor, CHP ve BDP’ye karşı iktidarın söylem haritasını çıkarıyorlar. AKP ile kavga içerisinde bir süredir bilinçli olarak uzak durulan ‘AKP-vesayet’ ikilemini şimdi yeniden tedavüle sokan Cemaat çevresi, gazetedeki yayınlarla AKP’yi tekrar demokratikleşmenin yegane dinamiği gördüğünü ifade ederken, Kürt sorunu karşısında ortak tutum alma çağrısını aktif şekilde yapıyor.
 
***
 
Aygün’ün kaçırılması ülke içinde ve bölgede daha uzun süre konuşulacağa benzer. Kuşkusuz etraflıca değerlendirilmeyi hak eden bir yanı var. Zira olayın kaynağında tek bir neden olmadığı gibi, tek bir sonucun da üretilmeyeceği açık. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu konuda şu anda en yakıcı olan şey, devletçe bıyık altından izlenen çatışmaların üretilmesinin engellenmesidir, solun geniş anlamda bir arada durma, iş yapma zeminlerini artıran bir anlayışın hakim kılınmasıdır.
 
Suriye’ye dönük müdahale çağrıları, Alevi ve Kürtlere karşı kışkırtılan faşist refleksler önümüzdeki dönemin barış mücadelesi açısından önemli başlıkları olarak ortaya çıkıyor. Solun inisiyatifinin eksik olduğu bugünkü siyasetin içi egemenlerce doldurulurken bekleyip izlemek değil, bilinçli eylemle müdahil olmaktan başka yapılacak bir şey de bulunmuyor. Yukarıdan devlet eliyle geliştirilen ırkçı-ayrımcı politikalara, savaşa, bölgesel çatışmalara karşı Türkiye toplumunun bir arada barış içinde yaşama umudunun pekiştirilmesi için 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde alanların gür bir sesle doldurulması bu bilinçli eylem çizgisinin de yakınımızdaki en temel durağı durumunda.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome