İki...Üç..Daha Fazla Venezüela - Önder İşleyen

11 Mart 2013 Pazartesi

Chavez'in ölümünün ardından Venezüala'nın geleceğine ilişkin gündeme gelen tartışmalar, Chavez deneyimi üzerine yeniden düşünmeyi de tetikledi. Fidel'e benzer bir konuşma yeteneği, halkla bütünleşmiş bir liderlikle Chavez Latin Amerika'nın son kahramanıydı.


Yaygın kanının aksine Venüzeala'da devrimci süreç yalnızca Chavez'in popülerleşen kimliğinde saklı değil. Bilakis devrim, halkın yoksulluğa olan isyanının Chavez'le birlikte 21. yüzyılda sosyalizme yönelen bir yol arayışının içinde inşa edilen bir yürüyüştü. Chavez de, Venezüla'daki gelişimi, 'yaşanmakta olanların teorisi, eylemi ve tartışmaların toplamından ürettiği diyalektik bir ilerleyiş' olarak tanımlıyordu.

Hareket ilk olarak 1983'de, Bolivar'ın ölümünün 200. yılında, ordu içinde küçük bir hücre halindeyken, ekledikleri D harfiyle Devrimci Bolivar Hareketi (DEB-200) olarak yola çıkıyordu. Bolivar'ın bağımsızlık ve Latin Amerika'nın bütünleşmesini amaçlayan mücadelesi bu hareketin çıkış noktasını oluşturuyordu.

Bolivar'ın Latin Amerika tarihindeki izlerine basarak, tarihsel-direnişçi popüler kimliğin içinden kendi yolunu inşa etme, onu kendi perspektifinin içinden yeniden anlamlandırma becerisi Bolivarcı Devrim Hareketi'nin en önemli meşruiyet kaynaklarından birisi haline geldi. Hareketin en önemli deneyimlerinden birisi kuşkusuz budur. Bu çıkış noktasının sosyalizmle buluşması ise hareketin gelişme ve iktidardaki ilerlemesi içinde gündeme gelir.

Chavez'in 4 Şubat 1992'de askeri ayaklanmaya kalkıştığı an aynı zamanda reel sosyalizmin yıkılışının her yanı tarumar ettiği zamanlardı. Chavez, o iklim içerisinde kendisinin de sosyalist bir perspektiften çok 'sağ mı sol mu belli olmayan nötr bir tutum' içinde olduğunu söyler. Sosyalizm, Chavez ve Venezüala için yoksulluktan ve sömürüden kurtulmanın yolu olarak gündeme gelir. 1999'da iktidara gelen Chavez'e yönelik 2002'deki darbe girişimiyle birlikte Bolivarcı Hareket, yoksullarından ve bağımsızlıktan yana konumunu geliştirmenin tek yolu olarak 21. yüzyılın sosyalizmini inşa etme stratejisine yönelir.

Venezüela devrimci sürecinin deneyimi de asıl olarak burada ortaya çıkar. Seçimle iktidara gelen ve karşısındaki emperyalizm güdümlü güçlerle 'devlet içinde bir sınıf savaşımına' giren Chavez'in devrim starejisi 'içsel gelişme dinamiklerinin' çoğaltılmasına dayanır. Bu anlamda 'yukarıdanlık-aşağıdanlık' tartışması içinde anlaşılamayacak olan, yukarıdan ve aşağıdan hareketin bütünsel ilerleyişi içerisinde kapitalizmin geriletilmesini, içsel gelişme ile sosyalizmin ekonomideki ve sosyal-toplumsal alandaki dinamiklerinin çoğaltılmasını esas alan bir mücadele yolu izlenir.  Bu manada, kapitalizmin yeryüzü üzerindeki -neredeyse- tam hakimiyetinin içinde ve bir 'proleterya diktatörlüğü' biçimindeki köklü bir kırılmanın sonucu olmayan iktidar sürecinde oligarşiye karşı mücadele içindeki inşa yeni ve kendi özgün biçimler alarak ilerleyebildi.

Bolivarcı Hareket, iktidarını liberal demokrasinin seçimlerine bağlamadan, halkın iktidarını aşağıdan kurmaya yöneldi. Bu da 'halkın kurucu iktidarı' olarak tanımlanan halk hareketleri ve komitelerin oluşturulmasına dayanır. Chavez, 1999 anayasası ile Parlamento'dan Belediyelere kadar bütün yönetim mekanizmalarını halkın katılımı ve denetimine açık hale getirse de demokrasinin asıl gelişme dinamiği olarak bağımsız halk hareketlerini önemsedi. Bu anlamda gecekondu mahallelerinde, okullarda, köylerde halkın kendi örgütlülüğünün geliştirilmesinin önünü açan, teşvik eden bir gelişme izlendi. Bu tür örgütlenmeler aynı zamanda uluslararası tekellere ve piyasanın öğütücülüğüne karşı geliştirilen halk kooperatifleri ile yoksulları ekonomik anlamda güçlendirmenin de bir aracı haline getirildi. Kâr güdüsünün yerine 'kolektif ihtiyaçların' yer değiştirdiği yeni bir üretim yapısı ve ilişkisi yaratmayı hedefleyen -sosyalizmin nüvesi olarak görülebilecek- kolektif öz yönetimsel mülkiyet biçimleri geliştirildi.

Bu tür yapılarla birlikte kamu ve özel mülkiyetin bir arada bulunduğu ekonomik yapı basit anlamda 'karma ekonomik model' olmanın ötesinde geçiş döneminin kendine has çelişkilerini içerisinde taşıyan -sosyalizme has nüvelerin gelişip kapitalizmin işleyiş ve mantığının geriletilmeye çalışıldığı-  bir mücadele alanı olarak şekillendirildi. Chavez, Che'nin ahlak anlayışı ile açıkladığı sosyalizmin yeni insan ve kültürünün yaratılması için 'kapitalizmin tohumlarını attığı şeytanlıklar' olarak tanımladığı egoizm, bireycilik, nefret, ihtiras ve imtiyazları ortadan kaldıracak gündelik hayattaki bir devrimi bütün yasaların önüne koydu.

Bütün bunlara Chavez'in Amerikan emperyalizmine karşı cesur ve alaycı meydan okuması eşlik etti. Venezüela deneyiminin en önemli motivasyonlarından birisi de kuşkusuz buydu. Emperyalizme karşı mücadele, dışarıdan gelişen müdahalelere karşı duruşla birlikte  -kapitalizmin 'içsel gelişme dinamikleri' ile ortadan kaldırılmasına yönelerek- oligarşiye karşı mücadeleyle sürdürüldü. Petrol şirketlerinin hakimiyetini sınırlama ve son verme arayışı içinde kamulaştırmalarla ülkenin kaynaklarının halk için kullanılmaya yönelinmesi aynı zamanda Latin Amerika dayanışması ve direniş hattı için de önemli bir imkan yarattı.

21. yüzyılda devrim ve sosyalizm mücadelesi bu ve yaşanacak diğer yeni deneyimler içinden şekillenecektir. Liberal demokrasi ve piyasacılığın hakimiyeti karşısında mücadele, iktidarı beklemeksizin -tıpkı Venezüela'da iktidardayken yapılana benzer şekilde- oligarşi karşısında halkı güçlü kılacak mevzilerin yaratılması ve çoğaltılması ile mümkün olabilir. O yüzden, liberal demokrasi karşısında halkın kurucu iktidarının aşağıdan inşa edilmesine yönelen ekonomik-sosyal alandan devrimin inşası, Chavez'in devriminin bıraktığı en önemli miraslardan birisidir.

Şimdi, Chavez'in ardından Obama, 'temiz sayfa açma' teklifinde bulunurken, emperyalizm güdümlü işbirlikçi güçler Venezüela'da duvarlara 'yaşasın kanser' yazıları eşliğinde keyif çatıyor! Ama sevinçlerinin kursaklarında kalacağı günler uzak değildir! Venezüela devrimi ve Chavez'in mirasının asıl harekete geçeceği zaman tam da bugündür, 2002 yılında ABD'nin darbe girişimine karşı  devrime sahip çıkan da yine yoksul halkın örgütlü gücüydü. Chavez'in ölümünün öncesinde görüştüğümüz Venezuela Büyükelçisi Dr. Jose G. Bracho Reyes, “Chavez, bizi bir gemiye bindirip karaya çıkarttı. Karaya çıktığımızda önce gemileri yaktık. Artık geri dönüş yok” sözüyle bunu anlatıyordu.

Chavez'in, Latin Amerika'ya bıraktığı iz, tıpkı Bolivar'ın Chavez'e verdiği gibi, bugün ve yarın halka ve tarihe ilham vermeye devem edecektir.

Rahat uyu, çok yaşa Chavez!

 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome