İsrail'in Batı Şeria Planı Filistini Küçültecek - Noam Chomsky

7 Eylül 2013 Cumartesi

Kudüs'te başlayan İsrail-Filistin barış müzakereleri dikkatle ele alınması gereken çıkarımlar çerçevesinde ilerliyor.


Yaygın bir çıkarım ortada iki seçenek olduğu yönünde: Ya iki devletli bir yerleşim birimine ulaşılacak ya da "kalan tek gerçekliğin kaçınılmaz sonucuna doğru - - denizden nehire kadar  bir devlet" bir değişim olacak. Bu sonuç  "demografik sorun" olarak da adlandırılan bir devletteki Filistinli çoğunluğunun "İsrail'in bir yahudi ve demokratik devlet olarak devam eden kimliğinin silinmesine yönelik varolan ani bir tehdidi" olarak kendini gösteriyor.
Bu özel formulasyon eski İsrail Güvenlik Teşkilatı şefi Yuval Diskin tarafından ortaya atılmıştı, fakat temel çıkarımlar politik öğrenim ve yorumlarda evrenseldir. Fakat bu çıkarımların önemli bir bölümü tamamlanmamıştır. Bir de en gerçekçi görünen üçüncü seçenek var: İsrail şimdiki politikalarını ABD'nin tam ekonomik, askeri  ve diplomatik desteğini alarak biraz da kendisine gelen kınama sızıntısıyla uygulamaya devam eder. 
Bu politikalar oldukça açıktır. Kökleri  1967 savaşına kadar gider ve 1993 Oslo Anlaşmalarından beri de itinayla uygulanmaktadır.

Bu anlaşmalar Gazze'nin ve Batı Şeria'nın ayrılmaz bir bölge olduğuna karar vermiştir. İsrail ve ABD ise derhal bu bölgelelerin birbirlerinden ayrılması için harekete geçmişlerdir. Bu da  Batı Şeria'da Filistinlilerin kazanacakları bir özerkliğin dünyayla hiçbir şekilde doğrudan bağlantısının olmaması anlamına gelir.

İkinci adım ise çokça genişlemiş bir Kudüs’ün yaratılmasının geliştirilmesi ve onun İsrail’in başkenti olmak üzere anonimleştirilmesiydi. Bu Güvenlik Konseyi emirlerine karşı doğrudan bir ihlalken, yaşanabilir herhangi bir Filistinli yapısı umutlarına vurulan ciddi bir darbedir. Yeni ve Büyük Kudüs’ün doğusuna doğru uzanan bu koridor, büyük kısmı 1970’lerde Oslo Sözleşmelerinden sonra inşa edilen göçmen şehri Ma’aleh Abdumim’i, Batı Şeria’yı fiilen ikiye ayırmak suretiyle anonimleştirir.

Kuzeye uzanan koridorlar ise bu politikanın baş mimarlarından olan Ariel Sharon’un ırkçılığın baş gösterdiği zamanlara referans olarak “bantustan” diye adlandırdığı Filistin egemenliğindeki geriye kalan son göçmen şehirlerini de böler.

Bu sırada İsrail Batı Şeria’daki “Ayrılma Duvarı” nın İsrail tarafında kalan Filistin köylerini, su arazilerini ve tarıma elverişli arazileri anonimleştirmektedir.

Tüm bunlara İsrail hükümet sözcüsü Mark Regev’in de belirttiği gibi “olası bütün barış görüşmelerinde İsrail’in parçası kalacak olan” yerleşim yerleri de açıklanan son barış görüşmelerinde dahil ediliyor.
Uluslararası Adalet Mahkemesi  ve Güvenlik Konseyi çoktan bu yerleşim birimlerinin yasadışı olduğunu belirtti. İşgalin ilk zamanlarında ABD de bu sonuca dünyanın geri kalanı gibi katılıyordu fakat Ronald Reagan’in yönetiminde bu duruşun “barışa zararlı olduğuna” karar verildi ve Barack Obama bu duruşu “barışa yardım etmiyor” diyerek daha da zayıflattı.

İsrail bir yandan da Filistinli Ürdün Valisini temizleyip yerini yahudi yerleşim birimleriyle dolduruyor, kuyular açıyor ve bölgenin İsrail ile nihai entegrasyonuna hazırlık yapıyor.

Bu da Batı Şeria’daki bütün Filistinli varlığının tamamen izole olmasını tamamlıyor. Bu sırada Filistinlilerin dışında tutulduğu Batı Şeria’daki devasa altyapı projeleri İsrail’e entegrasyona ve nihai bir ilhak durumuna doğru ilerliyor.
İsrail’in ele geçirdiği yerler fiilen Arap’lardan temizlenmiş olacak. Filistinli haklarını savunan avukatların öngörebileceği herhangi bir “demografik problem”, insan hakları ya da ırkçılığa karşı bir mücadeleye meydan verilmeyecek.
Şu an ucu açık olan sorular var. Obama’dan önceki ABD başkanları İsrail’in geliştirmek istediği ve Büyük Kudüs’ü Filistin kontrollü bölgelerden tamamen ayıracak olan, Batı Şeria’daki tartışmalı bir bölge olan E1 bölgesine yerleşim birimleri inşa etmesine engel olmuşlardı. Şu an bu bölgede olacak olanlar kesin değildir.

Müzakereler ilerledikçe, İsrail Kudüs’ün doğusundaki ve yıkılmış yerleşim birimlerindeki, yeni inşaat planlarını açıklayarak ve ayrıca yerleşim birimleri için “ulusal öncelik listesini” genişletip Yahudi yerleşimcilerini özel teşvik ve ödüllerle inşa etmeye yönlendirerek niyetlerini açığa vurmuştur.

Obama, baş müzakerecisini  yönetim felsefesi İsrail’in Filistinlilerin ana çıkarlarının önüne geçecek “ihtiyaçları” olduğu yönünde olan başkanlık danışmanı olan Dennis Ross’un yakın bir meslektaşı ve İsrail Lobisine dayanan geçmişiyle dikkat çeken Martin Indyk olarak atayarak kendi niyetlerini belli etmiştir.

Bu gelişmeler ikinci bir genel çıkarımı öne çıkarıyor: Filistinliler ön koşulları zorlayarak barış sürecine zarar veriyorlar. Gerçekte ABD ve İsrail çok çetrefilli ön koşullar dayatmaktadırlar. Bunlardan bir tanesi bu sürecin, arabulucu statüsünde olmayan, anlaşmazlığın her zaman İsrail tarafında olmuş olan ABD’nin ellerine bırakılmasıdır. İkincisi ise yasadışı İsrail yerleşim aktivitelerinin devam etmesidir.

ABD’nin daha önceki politikalarında da olan, 1949 ateşkesi çizgisinde uluslarası tanınmış sınırların içindeki  bölgede “küçük ve ortak çıkara dayalı düzeltmelerle” iki devletli bir yapının olması ezici bir uluslararası fikir birliği tarafından destekleniyor. Bu fikir birliği Arap ve İslam devletleri organizasyonlarını da( İran da içinde) kapsıyor. Bu fikir birliğinin ABD ve İsrail tarafından 1976’da Mısır, Ürdün ve Suriye taradında getirilen iyileştirme önerisinin veto edilmesinden beri önü tıkanıyor.

Bu reddedici sicil hala varlığını sürdürüyor. Washingtonun, Filistin bölgesine yönelik en son gelen Güvenlik Konseyi iyileştirme talebine verdiği veto Şubat 2011’deydi, bu iyileştirme ABD’nin resmi devlet politikasının uygulanmasını yani İsrail’in yasadışı yerleşim birimlerinin büyümesine izin verilmemesi yönündeydi ve bu reddedici sicil Güvenlik Konsey’inden çok daha öteye gidiyor.

Ayrıca sertlik yanlısı olan İsrail Başbakan’ı Benjamin Netahyahu’nun da bir “Filistin Devleti”nin varlığını kabul edip etmeyeceği de yanıltıcı bir soru. Aslında, onun yönetimi 1996’da devlet dairesinde bu sonucu reddeden Yitzhak Rabin ve Shimon Peres’in ardından bu olasılığı destekleyen ilk yönetimdi. Netanyahu’nun ortağı David bar-Illan bazı bölgelerin Filistinlilere bırakılabileceğini ve eğer onların bu bölgeleri devlet diye adlandırmak istemeleri durumunda İsrail’in itiraz etmeyeceğini ya da onları “kızarmış tavuk” diye çağırabileceğini açıklamıştı.

Onun bu cevabı İsrail-ABD koalisyonunun Filistinli haklarına olan ortak tutumunu yansıtıyor.
 
Bölgede, Washington’un “barış sürecini” diriltmeye yönelik çalışmalarına büyük bir şüphecilik var. Bunun neden olduğunu görmek o kadar da zor değil.

 

muhalefet.org için çeviren: Bahadır Yenici

www.zcommunications.org/israels-west-bank-plans-will-leave-palestinians-very-little-by-noam-chomsky.html


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome