Kapitalizm Çağında Sınıf Mücadelesi ve Direniş: Latin Amerika Deneyimi - James Petras

16 Ağustos 2013 Cuma

Bugün, sömürü düzenine karşı yürütülen sınıf mücadelesinin önderliğini boyunduruk altına alınmış ve mülksüzleştirilmiş halk üstleniyor. Onlar, emperyalistlerle ittifak yapan iktidarlara karşı güvenebilecekleri tek şeyin özgüçleri olduğunun bilincindeler.


Giriş
Sınıf mücadelesi; siyasi iktidar, sınıflar arası ilişkiler, iktisadi yapılar-stratejiler ile gelir dağılımı gibi konuların tamamının iskeletini oluşturuyor. Özellikle emperyalist küreselleşme döneminde uluslararası bir boyut kazanan sınıf mücadelesi, çok uluslu şirketlere, finans yapılarına ve sömürgeci devletlere karşı doğrudan veya müttefik devletler vasıtasıyla müdahale etme olanağı yaratıyor. Bunun sonucu olarak “işçi sınıfı ile sermaye arasındaki sınıf mücadelesi” yükseliyor. Sermaye talanının üst mertebelere vardığı Latin Amerika, bu konuda iyi bir örnektir. Latin Amerika’da, devasa tarım ve maden şirketleri ekonominin gidişatında, işçilerin sömürüsünde ve yerli halk ile bölgedeki diğer toplulukların geleceğinin belirlenmesinde başrolü oynuyor.  

Sınıf mücadelesi; zamana ve mekâna, toplumsal-ekonomik-siyasi gidişata göre ve örgütlenmeler, geçmişteki mücadeleler, gelir dağılımı, iktisadi sömürü ve mülksüzleştirmeyle bağlantılı olarak değişip dönüşüyor.

Sınıf mücadelesinin yapısı, işçi sınıfı ile sermayenin taleplerinin çatışmasına bağlı olarak şekilleniyor. Mücadelenin seyri sınıfın çıkarlarına ve yerelin koşullarına göre farklılaşıyor. Mücadele alanları belirli bir iş sahasına özgü taleplerden, çalışma koşullarına ve gelir dağılımının-yatırımların nasıl düzenleneceğine, mülkiyete-mülksüzleştirmeye ilişkin konulara, bunların yerellere etkilerine dek uzanıyor, çeşitlilik gösteriyor.

Sınıf mücadelesi iki temel çelişkiye dayanır. İktidar, sermayenin gücünden, ekonomiyi kontrol altında tutma avantajından ve devlet üzerindeki nüfuzundan yararlanarak “yukarıdan aşağıya” müdahalelerle hem bugünkü hem de gelecekteki kârını arttırmaya uğraşır. Sermaye, devlet bütçesini işçi sınıfının gelirini azaltacak ve onu mülksüzleştirecek biçimde yeniden düzenlemeye çalışır. Yoksullaşan işçi sınıfının azalan gelirini ise doğal kaynakları ve üretim araçlarını ellerinde bulunduran zengin azınlık alır. 

“Aşağıdan yukarıya” yürütülen kitlesel sınıf mücadelesine sanayide hâlihazırda çalışan veya işsiz kalmış işçiler, kamuda ya da özel sektörde çalışan emekçiler, topraksız köylüler, küçük burjuva üreticileri ile yerli topluluklar önderlik ediyor. Talepler; ülke gelirinden daha fazla pay almak, devletçe gasp edilerek tarım-maden şirketlerine devredilen toprağın-doğal kaynakların iade edilmesi, mülkiyete ve sınıfa dair ilişkilerin yeniden düzenlenmesi için mevcut düzenin değişmesi olarak sıralanabilir.

Sınıf mücadelesinin sınırlarını ve muhtevasını belirleyen ana unsur “ekonominin gidişat yönü”; yani o anda hangi “ekonomik modelin” hüküm sürdüğü veya etkisini yitirerek krizlerle kendi sonunu hazırladığı. Son dönemde “neoliberalizmin” yükselişine tanıklık ettik. Neoliberalizm, yaklaşık olarak 1970’lerin ortaları ile 1990’ların sonu arasında, sermayenin saldırgan olduğu dönemlerde, işçilerin-köylülerin haklarını gasp etti, ekonomiyi özelleştirerek devletin kaynaklarını yağmaladı. 1990’ların sonu ile 21.yüzyılın başından itibaren ise aşağıdan yukarıya yürütülen sınıf mücadelesi ile sistem krize girmeye başladı. Bu süreçte Arjantin’deki işsizler hareketi ile Bolivya ve Ekvador’daki Kızılderili isyanları önemli rol oynadı. Bu ayaklanmaların etkisiyle mevcut rejimler devrildi, post neoliberal rejimler ortaya çıktı. 2012-13 yılı başında büyük döngünün (on yıldır hüküm süren ihracata dayalı ekonominin) iflası işte bu post neoliberal rejimlerden olan Brezilya, Peru ve Arjantin’de örgütlenen kitlesel kent ayaklanmaları sayesinde gerçekleşti.

Latin Amerika ekonomisindeki değişikliklerden, özellikle de tarım-maden, finans ve reklam sektörlerinin genişlemesi ile üretimdeki düşüşten sonra sınıfsal yapıda, sendikal örgütlenmelerde ve sınıf çatışmasında da köklü değişiklikler meydana geldi. Bu süreçte sendikalara üye olma oranı çarpıcı bir biçimde düştü. Brezilya’da 1990’ların başında sendikalı işçi oranı %32,1 iken (1994’te neoliberal Cardoso’nun seçilmesinden önce) bu oran 2005’te, yani Lula iktidarının ortasında, %17’ye geriledi. Arjantin’de sendikalara üye olma oranı 1986’dan 2005’e %48,7’den %25,4’e düştü. Meksika’da sendikalıların oranı 1985 ile 2005 arasında %14’ten %10’a azaldı. Bu nokta, Şili istisna olarak kalıyor: sendikalıların oranı 1986 yılında %11,6 iken bu oran 2005’te %16’ya yükseliyor. Sanayi alanında çalışanların sayısındaki düşüş sendikalara üye olanlardaki düşüşe paralel olarak gerçekleşti. İşçilerin yoğun olarak çalıştığı tekstil, ayakkabı, oyuncak gibi alanlarda, Asya’dan yapılan ithalatın sonucu olarak düşüşler oldu. Bunun yerini ise tarım-madencilik ihracatı ile fabrikasyon üretim malların ithal edilmesi aldı. Sendikalardaki gerileme, devletin siyasi nüfuzunun daralmasını ve ücretler, çalışma yaşamı gibi konularda “şirketleşmesini” beraberinde getirdi. Bunun sonucu olarak ise hem örgütlenen grevler sayıca düştü hem de yalnızca acil gündemlere odaklanıldı.  

Sanayide çalışan işçi sınıfının geri çekilmesiyle birlikte sınıf mücadelesinin siyasi ve toplumsal mevzileri kırsal alanda köylülerin, Kızılderililerin, neoliberal dönemde topraksız kalanların öncülük ettiği toplumsal hareketlerle, şehirlerde düşük ücretler karşılığı çalışmak zorunda kalanların, “geç” post neoliberal dönemde durumları kötüleşen alt-orta sınıfın isyanı sonucu dolduruldu. 2013 yılı Mayıs-Haziran ayları arasında Brezilya’da meydana gelen ve milyonların katıldığı şehir ayaklanmalarının önderleri bu kesimdir. Ekonomik ve toplumsal mücadelelerin dönüşümü sınıf mücadelesi ile sosyoekonomik taleplerin kökten dönüşümünü de beraberinde getirdi.

1990’lı yıllara kadar, büyük grevler, protestolar ve diğer sınıf eylemleri işyerlerinde çalışan sendikalı sanayi işçileri tarafından örgütleniyordu. 1990’larda ise eylemin merkezi sokaklar, kırsal alanlar ve mahalleler oldu. Buralarda, kırsal alanda çalışanlar, işsizler ve durumu kötüleşen orta sınıf mücadelenin başını çekti. 2000’li yılların ilk yarısında sınıf mücadelesinin merkezine Kızılderililer ile tarım-maden şirketlerinin sömürüsünden zarar gören taşradaki yerli topluluklar yerleşti. Bu mücadelelerin ekseninde mülksüzleştirmeye-yerinden etmeye karşı direniş ve çevre tahribatı vardı. Brezilya’nın büyük şehirlerinde yükselen kitlesel hareketlere alt-orta sınıf, kayıt dışı çalışan işçiler ve öğrenciler öncülük ediyor. Örgütlenme yeri sokaklar, direnişin merkezi mahalleler. Hedef post neoliberal devlet. Bu süreçte sendikaların etki alanı 20’de 1’de kaldı. Yolsuzluklara, kamusal kaynakların yağmalanmasına, düşen yaşam standartlarına ve sağlık, eğitim, ulaşım gibi alanlardaki kalitesizliğe karşı düzenlenen eylemlere iki milyon işçi katıldı. Yeni sınıf mücadelesini ağırlıklı olarak gençler, çoğu kayıt dışı çalışan sendikasız işçiler, devletin (olmayan) yardımlarına bağımlı hale gelmiş düşük ücretli çalışanlar şekillendirdi.

Aşağıdan yukarıya yürütülen sınıf mücadelesinin karmaşıklaşan ve değişen çehresi yukarıdan aşağıya yürütülen sınıf mücadelesindeki değişikliklerle yakından ilgilidir. Yönetici sınıflar, 1970’lerin başından 1980’lerin ortasına kadar askeri diktatörlükler vasıtasıyla uyguladıkları kaba kuvvet ve aşırı baskıcı rejimlerle neoliberal karşı devrimin basamaklarını oluşturdular. Bunun ardından, 1990’lı yıllarda, seçim sistemi aracılığıyla neoliberal politikaların “müzakerelerle” süratli bir biçimde uygulamaya konması aşaması geldi. Tarım-maden işletmelerinden nemalanan azınlık, 1990’lı yılların sonunda ortaya çıkan neoliberalizm karşıtı kitlesel ayaklanmalara karşı çare olarak post neoliberal dönemim merkez “sol” rejimlerini gördü ve bu rejimler sayesinde yeni yönetim modelinde ayrıcalıklı konumunu sürdürdü. Devletten aldıkları yüklü ödeneklerin ve yaptıkları toprak hırsızlığının (“arazi tecavüzü”) karşılığında gelir vergisinin artmasını kabullendiler.
2012 yılında "büyük yükselişin" sonlanmasıyla, yönetici sınıfın her bir kesimi kendisine göre bir strateji izlemeye başladı: çoğunluğu (ki bunu Brezilya'daki tarım-maden işletmeleri oluşturuyor) merkez sol rejimin yürütücülüğünü yaptığı neoliberalizme dönülmesi için baskı yapmaya başladı. Geri kalanlar (özellikle Arjantin'deki tarım işletmeleri), post neoliberal rejimlerin alaşağı edilmesi için "kitlesel eylemler" örgütledi. Yabancı finans yatırımcıları ise sermayelerini daha fazla kâr edecekleri bölgelere taşıdı.

Sınıf mücadelesi varlığını "bakî" kılararak iktisadi ve toplumsal meselelerde belirleyici olmayı sürdürürken; son elli yılda yapılanma biçiminde ciddi değişiklikler meydana geldi. Hatta birbirine çok benzer olduğu düşünülen "eylemler", "sendikalar", "toplumsal hareketler" gibi örgütlenmelerin hem iç yapılarında hem de eylem tarzlarında bile önemli dönüşümler meydana geldi. Örgütlenmelerin zaman içerisinde yapılarının ve iktidardaki grupların icraatlarına paralel olarak devlete karşı tutumlarının değiştiği bilinen bir gerçektir. Örnek vermek gerekirse:  

1970'li yıllarda Şili, Arjantin, Peru ve Uruguay'daki sendikal yapılar siyasi düzlemde son derece etkindi. Partilerin ve yerel örgütlenmelerin birlikte hareket edebilmesi adına sorumluluk alan sendikalar, hem iktisadi gidişatın toplum yararına düzenlenmesinde hem de askeri rejimlere karşı direnişte öncü oldular. Bu bağlamda militan sendikalar, Brezilya ve Peru'daki askeri yönetimlerin son dönemlerinde demokratik seçim sürecine geçişi hızlandırmak adına kitlesel eylemler örgütledi. Post neoliberal rejimlerin yükselmesi ile birlikte sendikaların faaliyetleri büyük oranda kolektif çıkarların yalnızca küçük bir kısmını korumak amacıyla yürüttükleri üçlü görüşmelerle sınırlı kaldı. Bu süreçte geniş kapsamlı toplumsal mücadeleler geri planda kaldı. Çoğu durumda "seçilmiş" liderler aracılığı ile rejim politikaları desteklendi.

Başka bir deyişle, "sendikal örgütlenmeler", tarihin farklı dönemlerinde "toplumsal alandaki öncülüklerini" farklı düzlemlerde sürdürdüler. Kimi zaman toplumsal hareketlerin yanında yer aldılar, kimi zaman mücadelede uzlaştırıcı taraf oldular, kimi zaman ise doğrudan devletin yanında saf tuttular, yandaş konumuna gerilediler. Bu gibi durumlarda sendikaların politikaları ile sınıf mücadelesinin talepleri birbiri ile zıt düşüyor. Aynı şey "toplumsal hareketler" için de geçerli. Toplumsal hareketler, neoliberal rejimlerin saldırılarına karşılık rejim değişikliğine yönelik mücadeleleriyle, ekonomik kriz dönemlerinde ise iktidarların devrilmesine yönelik eylemlerde her zaman için öncü oldu. Bu hareketlerin yapıları bulundukları yerelin koşuluna göre farklılık gösteriyor. Arjantin'de şehirlerde yaşayan işsizler mücadelede öne çıkarken, Ekvador ve Bolivya'da Kızılderili hareketi sürece öncülük etti. Brezilya'da ise kırsal alandaki işçilerin birleşik mücadelesi sürece damgasını vurdu. Post neoliberal rejimlerin yükselişi ile birlikte "büyük döngü" çıkmaza girince, Arjantin'deki işsizler hareketinin mücadelesi de geriledi. Bu süreçte Kızılderililerin önemli bir kısmı, özellikle de Bolivya'daki "coceleros" hareketi özerkliğini kaybederek Evo Morales rejimi ile birlikte hareket etmeye başladı. Brezilya'daki MST ve diğer yerel hareketler ise Lula-Dilma rejimlerinin ekonomik destek programlarının sonucu olarak toprak işgal etme eylemlerini azalttı.

"Toplumsal hareketler" ile ilgili çarpıcı bir gerçek var: "eskiyen", geçerliliğini yitiren sınıf mücadelesinin yerini daima yeni,"genç" hareketler alıyor. Örneğin Bolivya'da, Morales rejiminin icraatlarına karşı gelişen TIPNIS hareketi mücadeleyi omuzladı. Brezilya'da Lula-Dilma rejiminin yozlaşan siyasetine ve farklılaşan önceliklerine karşı çıkan milyonlar şehirlerdeki kitlesel eylemleri ile "duruma el attı". Ekvador, Arjantin, Paraguay, Peru ve daha nice ülkede yükselen yerel hareketler işbirlikçi sendikaların ve zayıflayan toplumsal hareketlerin karşısında muhalefeti yükseltti. Kolombiya, Peru, Ekvador ve daha birçok ülkedeki çok uluslu maden şirketlerinin devlet destekli sömürüsüne karşı sivil ve sınıf tabanlı yeni-dinamik direnişler örgütleniyor. 

Sermaye, yerinden etme, mülksüzleştirme gibi yağma politikalarını yerel topluluklar üzerinde uygulamayı sürdürürken buna karşı yerellerden kapsayıcı, sınıf dayanışması temelli iktidarı ve baskıcı rejimlerini hedef alan mücadeleler yükseliyor. Bu mücadelelerin çıkış noktalarından biri doğal kaynakların yağmalanmasıdır. 

"Büyük döngünün" tıkanması ve tüketimdeki azalmaya paralel olarak fiyatların düşmesi ile birlikte Çin ve Hindistan gibi Asya ülkelerindeki gidişat da değişti. Buralarda yeni, kapsamlı ve "ulusal" (bölgesel mücadelelerin aksine) sınıf mücadeleleri yeniden baş göstermeye başladı.

Yükselen muhalefete karşı çıkarlarını korumak isteyen seçkinler, kendi sınıf mücadeleleri için yöntem belirlemeye çalışıyor. Sermayenin bir kısmı fiyatlardaki düşüşü rağmen kârını sabit tutmak için üretimi arttırıyor. Başka bir kesim çıkarlarının devamlılığı için ödediği vergi miktarının ve toplumsal harcamaların azaltılmasını talep ediyor. Post neoliberal rejimlerin bir kısmı ise kitlesel ayaklanmalara karşılık "yeni kalkınma modelleri" düzenlenmesi çağrısı yapıyor. (Lula DaSilva, Brezilya) Sınıf çatışmasının derinleştiği bu süreçte merkez sol, sınıf mücadelesinin her iki tarafından da sıkıştırılıyor. Post neoliberal rejimler, bir taraftan sermayeyi kaçırmaktan korkarak üst üste vergi indirimleri yapmak durumunda kalıyor. Öbür taraftan ise, yükselen kitlesel ayaklanmaların sonucu olarak kamusal hizmetlerde ve istihdamda iyileştirmeler yapmak zorunda kalıyor.

Sistem tamamen bağımlı olduğu talancı-ticari zihniyetinden kurtarılabilirse, yeni bir düzen inşa etmenin de önü açılır. Böylece kitlelerin aşağıdan yukarıya sınıf mücadelesi yürütmesinin önündeki engeller kalkar; daha kapsayıcı ve köklü dönüşüm başlar.

Aşağıdan ve Yukarıdan Sınıf Mücadelesi Örnekleri
Sınıf mücadelesi artık kesinlikle uluslararası bir boyut kazanmıştır. Yukarıdan aşağıya yürütülen sınıf mücadelesi, kimi zaman doğrudan veya taşeronlar aracılığıyla gerçekleştirilen askeri müdahalelerle, kimi zaman çok uluslu şirketlerin yatırım yapması/yatırımları geri çekmesi politikalarıyla, kimi zamansa ordulara darbe yaptırarak saldıran/müdahale eden emperyalistler tarafından yürütülüyor ve yerelin özgün koşullarına göre farklılaşıyor. Aşağıdan yukarıya yürütülen antiemperyalist sınıf mücadelesi ise çok çeşitlilik gösteriyor. Bu mücadele biçimi uluslararası düzlemde, dayanışma ağları sayesinde etkinlik kazanıyor. Buna örnek olarak Venezüela’daki ALBA, farklı ülkelerden köylülerin bir araya gelerek gidişatı tartıştığı toplantılar/eylemler ile yerellerdeki halk mücadeleleri/dayanışma hareketleri gösterilebilir. Bugün, sömürü düzenine karşı yürütülen sınıf mücadelesinin önderliğini boyunduruk altına alınmış ve mülksüzleştirilmiş halk üstleniyor. Onlar, emperyalistlerle ittifak yapan iktidarlara karşı güvenebilecekleri tek şeyin özgüçleri olduğunun bilincindeler.     

Kaynak: http://petras.lahaine.org/
Çeviri- Feride Tekeli


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome