Kavşakta Yunanistan: Güney Avrupa Yarı Çevre’sindeki Kriz ve Radikalleşme

16 Haziran 2012 Cumartesi

Yunan krizi, 1960’lardan beri süre gelen tekelci kapitalizmin durgunluğu ve Güney’in katılımıyla oluşan sistem çelişkisinin derinleştiğinin bir göstergesidir.


Robot ve iletişim teknolojisindeki ilerleme sayesinde endüstriyel üretimin seçilmiş güney ve özellikle Uzak Asya ülkelerine kayması, dünya ekonomisinin sanayi merkezlerinin giderek büyüyen ve ilerleyen bir verimlilik kriziyle karşı karşıya kalmasına neden oldu. Bu kayma ve değişimler sermaye birikiminde; rekabetçi finans enstitüleri, emeğin uluslararası yeniden dağılımı ve Doğu Bloku’nun çökmesiyle NATO’nun karşısında duracak askeri bir güç olmaması sebebiyle hızlanan yeni bir dinamik ortaya çıkardı (Amin 2003, Foster 2010, Foster et al. 2011).

Yunanistan, bu kayma ve değişimlerin etkilediği ülkeler zincirinin son kurbanıydı. İlk olarak 1980’lerde, Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki çevre ve yarı çevre ülkelerin küresel eşitsizliğe ayak uyduramaması, bu ülkelerin IMF baskılarıyla dünya ekonomisine tek taraflı bir giriş yapmasına neden oldu  (Moyo and Yeros 2011). 1990’larda ise yine bu yöntemlerde-hatta daha sıkıntılı bir şekilde- dünya ekonomisine re-entegre olan Doğu Bloku ‘şok terapisi’ önlemleri almak zorunda kaldı. Dünya ekonomisi bir bütün olarak sermaye krizleriyle birlikte yavaş büyüme dönemine girmişken, Batı’nın sosyal devlet sistemi de saldırıya uğradı. Ama bu sırada, sistemin merkezleri kendilerini büyük bir çöküşten kurtardılar. Tüm bunlar 2008’de ABD’de patlayan Mortgage kriziyle yön değiştirdi.

Yunanistan krizi yaşayan tek ülke değildi ama radikalleşmenin yaşandığı ilk yarı-çevre ülkeydi. Yarı-çevre ülkelerin sistematik ‘şok emici’ görevi gördüğü gerçeğini göz önüne alırsak, bu kayda değer bir politik durumdu  (Arrighi 1997). Buna bir de Yunanistan’ın ana para bölgelerinden, bölgesel ana pazarlardan birinde ve dünyanın en güçlü askeri birliğinde olması eklenince bu küçük ülkedeki politik çalkantının neden dünyanın her yerindeki borsaları harekete geçirdiğini ve küresel zincirleme tepkime yaratabildiğini görebiliyoruz.

Sistematik Makas Hareketi İçerisinde Yarı Çevre Ülkeler
Sistematik dönüşümün önemli bir ayağı, yarı çevre ülkelerdeki ayrışmayla devam etmektedir. 1980’lerde Latin Amerika’nın gelişmekte olan ülkelerinin o güne kadar süregelen piyasaya katılımı, ihracata yönelik büyüme ve endüstri üretimi yerine özellikle hizmet sektöründe özelleşen bir yola kayarak, yavaş endüstriyel gelişme ve borç yükü altına girdi (Marini 1992, Martins 2011). Bu sırada, Doğu Avrupa’daki yarı çevre ülkeler ise umutlarını Almanya’nın başı çektiği Avrupa para ve endüstri alanlarına bağlayarak aynı sanayisizleşme ve endüstriyel durgunluk sürecini başlatmış oldu. Ancak ikinci durumda sert çöküş ilk etapta Almanya’nın ihraç endüstrisi ve Avrupa ile ABD’nin finans endüstrisi sayesinde borçlara dayandırılarak yumuşatıldı. Her iki yarı çevre ülke grubu da derin bir finansallaşmaya maruz kaldı, ancak Doğu Avrupa yıkıcı baskılardan daha az etkilendi.

Yeni endüstriyel büyüme Doğu Asya’da da ihraç oryantasyonuyla filizlendi; ancak bunların da en sonunda 1997-98’de tekrar saldırıya geçen finans kapitalin kapanına düşeceği açıktır. Finans kapitalin bu saldırısına, endüstriyel üretimde yeni bir küresel oyun kurucu olarak direnen tek ülke Çin olmuştur. Çin’in dış piyasaya kontrollü ancak aralıksız açılışı ve içsel yeniden düzenlemeleri, üretim hattına yarım milyar yeni iş gücü sürülmesine ve dolayısıyla dünyadaki sanayi üretim ücretlerinde baskıya yol açtı (Minqi 2008).

İşte, finans sektörü tarafından kontrol altında tutulan, bir kolunda teknolojiye dayalı Alman ekonomisi, diğer yanında iş gücüne dayalı Çin ekonomisi konumlanmış olan bu küresel makas hareketleri Doğu Avrupa’yı sardı. Almanya’nın son on yıldaki ulusal ücretleri kesme politikası - Lapavitsas’ın (2010) tabiriyle “kendini ve komşunu zarara sok” politikası- Euro bölgesindeki eşitsizliği daha fazla derinleştiremezdi. Bu nedenle bu evre Avrupa’da bir krize yol açacaktı: ABD’nin finansal krizi sebebiyle kredi akışındaki ani çatırdama AB’nin kırılgan yapısına büyük zarar veriyordu. Başta Yunanistan olmak üzere yarı çevre konumundaki Doğu Avrupa ülkeleri düşüşe geçerek, Balkan ve Latin Amerika ülkelerindeki ücret seviyelerine geriliyordu. Yunanistan özelinde kriz,  nakliyat, inşaat, turizm ve bankalaşma sektörlerince ilerletilen hassas büyüme modeline ve gerek göçmen- özellikle Doğu Asya, Afrika ve Doğu Avrupa’dan gelen- gerekse Yunan işçilerinin üzerindeki aşırı sömürgen ilişkilere dayanıyordu.

Yunanistan’da sürmekte olan radikalleşme artık az rastlanır bir olgu değildir. Daha önce Arjantin, Brezilya, Meksika, Haiti ve Honduras’ta olduğu gibi bu tip vahşi uyum dönemlerine verilen radikal tepkiler kontrol altına alınmış, asimile edilmiş ve ya yumuşatılmıştır. Ancak radikalleşme bütün dünyayı sarmakta, politik güçlerde gerek yerel gerekse Nepal ve Zimbabwe’den Venezüella, Bolivya ve Ekvador’a kadar bölgesel kaymalara yol açmaktadır (Moyo and Yeros 2011). Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki son ayaklanmalar bu tip değişim tehditlerinin birer örneğidir.

Radikalleşmenin kendisini gösterdiği her durumda, bölgelerin stratejik kontrolünü sağlamak ciddi çaba gerektirir. Yunanistan’daki radikalleşme süreci için de aynı şey geçerli. Ve her durumda, radikalleşen toplumlar ve devletler ABD’nin başını çektiği birliğin sistematik istikrarsızlaştırma politikalarına maruz kalır. Bunlar, iktisadi ve askeri yaptırımları, iç ‘ön-demokrasi’lerin ve ayrılıkçı hareketlerin desteklenmesini, darbeleri ve hatta son Libya örneğinde görülebileceği gibi açık işgali bile içerebilir. Yunanistan’daki sosyo-politik güçlerin radikalleşmesi yalnızca ülkenin yarı-çevre karakterinden değil aynı zamanda AB, Euro bölgesi ve NATO üyesi olmasından da kaynaklanan nedenlerle sıra dışı. Bu nedenle alışılmadık bir durumla karşı karşıyayız.

Politik Radikalleşmenin Dinamikleri
Kemer sıkma önlemlerinin ve bunun sosyal yansımalarının toplumsal ayaklanma ve siyasetteki etkisi önemlidir.  Her biri yeni kemer sıkma önlemlerinin açıklanmasının ardından, bir öncekinden daha kitlesel bir biçimde gelişen toplumsal muhalefet hareketleri Stathis Kouvelakis’in “uzun süreli halk mücadelesi” olarak adlandırdığı bir biçimde şekillendi.

Radikalleşme sürecinin başlangıcı olarak kabul edilebilecek, yüz binlerce kişilik insan denizinin büyük şehirleri zapt ettiği ilk büyük protesto, 5 Mayıs 2011’de ilk kemer sıkma Memorandum’unun açıklanmasının ardından gerçekleşti. Ardından gelen günler ise ülke çapında örgütlenen grevlerle sürdü.

Sözde “kent meydanı hareketleri”nin yayılımını gösteren ikinci büyük dalgaysa 25 Mayıs-15 Temmuz 2011 tarihleri arasında devam etti ve Yunanistan’ın siyasi tarihinde görülmemiş bir hal aldı.  25 Mayıs gecesi Facebook üzerinden yapılan çağrıyla binler, direk Yunan parlamentosunu hedef alan bir tutumla Atina’nın merkezini, Syntagma  Meydanı’nı  işgal etti. En kötümser yaklaşımlar bu işgalin Mısır Tahrir Meydanı ya da Madrid Puerto Del Sol’daki ayaklanmaların kötü bir taklidi olduğunu ve sürekliliğinin olmadığı yönündeydi. Ancak bu saptamalar çürütüldü: gün be gün daha fazla insan katıldı, işgaller Yunanistan’ın diğer şehir ve kasabalarına da yayıldı.  Sonuçta Yunan halkı her gün süren eşi görülmemiş bir protesto biçimiyle tanıştı: her akşam meydanlarda buluşan halk, beraber sloganlar atıyor, diğer “öfkeliler” ile birlikte tartışmalar yapıyor böylece kitlesel re-politizasyonu ateşliyordu.

Bu süreçte düzenlenen geniş çaplı mitingler de sürece katkı sağladı. Bunların en büyüğü ise 15 Temmuz’da 360.000 ile 600.000 arasında kişinin katıldığı miting oldu. Yapılan bir araştırmaya göre iki ay içerisinde en azından bir işgale ya da mitinge katılan kişi sayısı 2.600.000’e (Yunanistan nüfusunun %26’sı) ulaşmıştı. Ancak kemer sıkma politikalarında borçlarda azalmaya gidileceğini vaadeden parlamento oylaması (Ara-dönem programı) muhalefet hareketlerinde kademeli bir azalmaya yol açtı.

Yeni kitlesel protestolar 19-20 Ekim 2011’deki genel grevlerde yeniden alevlendi.  İlk gün mitinglere katılım 15 Temmuz’dakinden bile fazlaydı. Birkaç gün sonra, Papandreou hükümeti AB’nin Ara-Dönem Programı’nı kabul etmesini kutlarken, halk hareketinde nitelikli bir değişim oldu. 28 Ekim günü- Yunanistan’ın faşist işgale karşı direnişinin anma günü-  askeri geçit törenleri sırasında önemli protestolar gerçekleşti. Öyle ki başta Yunanistan’ın ikinci büyük şehri Selanik olmak üzere bazı şehirlerde doğrudan Cumhurbaşkanı Karolos Papoulias’ı mahkûm eden sloganlarla birlikte geçit törenleri iptal edildi.  Bizce yalnızca bu bile Yunanistan emekçilerinin politik bilincindeki atılımdır. Yunan burjuva devleti geleneksel törenleri meşru kılmaya çalışırken, Yunan halkı bunun doğruluğunu sorguluyordu! Bu toplumsal memnuniyetsizlik ile dominant bloğun hegemonyasının reddi arasında nasıl açık bir bağ olduğunu göstermiş oldu.

Parlamentodaki en büyük iki partinin bir öncekinden daha halk karşıtı önlemler içeren ikinci Memorandum’u kabul etme kararı Şubat 2012’de yeni hareketlenmeleri ateşledi. 12 Şubat günü katılımın doruğa ulaştığı gösterilerde en kötümser tahminlere göre bile katılımın, Yunanistan’ın demokrasiye geçtiği 1974 yılından bile daha kitlesel olduğu yönündeydi.

Bu toplumsal tepkiler siyasal alanda da güçlü yankılar uyandırdı. Son iki buçuk yıl içerisinde geleneksel parlamento partilerinin gücü ve yapısı bakımından birtakım değişimler yaşandı. Yaklaşık 30 milletvekili ağır kemer sıkma önlemlerine karşı çıkarak 2009 seçimlerinde en çok oya ulaşan sosyal demokrat parti PASOK’tan ayrıldı, 10 milletvekili ise istifa ettirildi. Ayrıca aynı nedenlerden dolayı 15 milletvekili de muhafazakâr parti Yeni Demokrasi’den ayrıldı.  Aynı şekilde kemer sıkma önlemlerini uzun vadede kabul eden aşırı muhafazakâr parti LAOS’ta da kopmalar yaşandı. Toplamda 60 milletvekili artık 2009 seçimlerinde seçildikleri partilere mensup değildi.

Seçimler açısından bakıldığında kemer sıkma politikalarını destekleyen bu üç parti için sonuç düşüştü: krizden önce toplam oy oranları %80 olan partilerin oyu %40’a geriledi. 1981’den beri bu iki geleneksel parti PASOK ve Yeni Demokrasi’nin oy oranının %75 ve %87 arasında değiştiği düşünüldüğünde bu gelişme bilhassa önemlidir.  Tasarruf önlemlerinin uzun vadede siyasal temsil ilişkilerinde önemli etkileri olduğu açıktır. Özellikle 2011 ortalarındaki önlemlerden sonra, bakan ve milletvekillerine karşı muhalefetin güçlendiği söylenebilir. Hatta halktan görecekleri tepkiden korktuklarından insan içine çıkacak yüzlerinin kalmadığını söylemek abartılı olmayacaktır.

6 Mayıs 2012 seçimi, 1974 sonrası politik temsiliyet sisteminin iki egemeni PASOK ve Yeni Demokrasi’ye toplam oylarını %33’ü geçirmeyerek ağır bir yenilgi yaşattı. O gün, parlamento temsiliyeti yedi siyasi parti arasında bölüşüldü: oylarının en az %10’unu kendinden ayrılan Memorandum karşıtı sağ kanat partisi Bağımsız Yunanlar’a kaptırarak toplam oyların %19’unu alan Yeni Demokrasi birinci; onlardan çok daha kötü bir şekilde bozguna uğrayan PASOK, oyların %13’ünü toplayarak üçüncü; militan sosyal demokrat ve Avrupa yanlısı programıyla solun parlayan yıldızı SYRİZA, oyların %17’sini alarak ikinci geldiler. AB ve NATO karşıtı radikal anti-kapitalist Komünist Parti %8’de kalırken, faşist parti Altın Şafak’ın oyların %7’sini alarak parlamentoya girmesi endişe yarattı.

17 Haziran’daki yeni seçimler için kartlar çoktan açılmaya başlandı. Bütün partilerin taktik ve stratejik hamleleri Yunanistan krizinin özgün zorlukları ve ülkenin içinde olduğu zor durum karşısında aldıkları tutumu açıkça gösteriyor. Partilerin aldıkları tutumlar PASOK ve Yeni Demokrasi tarafından benimsenen inter alia’dan (hem Euro bölgesinde hem AB’de kalıp Memorandum’u yeniden müzakere etmek) SYRİZA’nın benimsediği AB ve Euro bölgesi içinde kalıp Memorandum’u reddetmeye, hatta Komünist Parti tarafından benimsenmiş; tüm borçları, NATO ile beraber tüm AB projesini reddetmeye kadar değişiklik gösteriyor.

Hali hazırda uygulanan ilk tutum, Alman ekonomisi ve ABD Askeri Hegemonyası tarafından dayatılan maaş kesintilerini “makul seviyelere” düşürmek. İkinci tutum, özünde çelişkiler barındırsa da Avrupa çapında bir ayaklanma yaratıp Yunanistan’ın da bundan faydalanmasını sağlamak. Yunanistan ve AB’nin dünya ekonomik ve askeri sistemine yeniden nasıl gireceği konusunda sorular olsa da sosyal demokrasiye dönüş yapıp bankaları devlet kontrolüne sokmak ve ilerleme için yatırımlar yapmak hedefleniyor. Kopmayı hedefleyen üçüncü tutum ise en tutarlı olanı gibi ama bu durumda da son 30 yıldır başka hiçbir ekonomik ya da askeri birliğin içinde yer almamış Yunanistan’ın kopuştan sonra ne yapacağı büyük bir soru işareti.

Hazirandaki seçimlerin sonuçları ne olursa olsun Euro bölgesinin kurtulma şansı giderek azalırken Avrupa ve dünya ekonomisinin yeni bir atılım yapıp küreselleşen dünyada yeni bir çığır açma şansı kalmadı. Tekelci kapitalizmin dikişleriyle bir arada duran dünya ekonomisi şimdi bir ipliğin ucunda sallanıyor. Güney’in ve Doğu’nun çevre ve yarı çevrelerini harap ettikten sonra sıra Güney Avrupa’nın yarı-çevresine geldi. Yakında merkez, aynaya bakmak zorunda kalacak.

Referanslar
Amin, Samir (2003).  Obsolescent Capitalism.  London and New York, NY: Zed Books.
Arrighi, Giovanni (1997).  A Ilusão do Desenvolvimento.  Petrópolis: Editora Vozes.
Foster, John Bellamy (2010).  "The Age of Monopoly-Finance Capital,"Monthly Review, 61(9): 1-13.
Foster, John Bellamy, Robert W. McChesney and R. Jamil Jonna (2011).  "The Global Reserve Army of Labor and the New Imperialism,"Monthly Review, 63(6): 1-31.
Lapavitsas, Costas et al. (2010).  Eurozone Crisis: Beggar Thyself and Thy Neighbour, RMF Occasional Report, Mart,
www.researchonmoneyandfinance.org, erişilen tarih 20 Mayıs 2012.
Marini, Ruy Mauro (1992).  América Latina: Dependência e Integração.  São Paulo: Editora Página Aberta.
Martins, Carlos Eduardo (2011).  Globalização, Dependência e Neoliberalismo na América Latina.  São Paulo: Editora Boitempo.
Minqi Li (2008).  The Rise of China and the Demise of the Capitalist World-Economy.  London: Pluto Press.
Moyo, Sam ve Paris Yeros (2011).  "The Fall and Rise of the National Question," in S. Moyo and P. Yeros (ed), Reclaiming the Nation: The Return of the National Question in Africa, Asia and Latin America.  London & New York, NY: Pluto Press.
Papatheodorou, Christos and Dafermos, Yannis (2010a).  Structure and Trends of Economic Inequality and Poverty in Greece and EU, 1995–2008, Report 2, Observatory of Economic and SocialDevelopments, Labor Institute (Yunanca).  Athens: Greek General Confederation of Labor.
Papatheodorou, Christos and Dafermos, Yannis (2010b).  Dimensions of Poverty and Deprivation of the Workers in Greece and Attica (Yunanca).  Athens: Hellenic Social Policy Association.
Petmesidou, Maria (2011).  "Is the EU-IMF "Rescue Plan" Dealing a Blow to the Greek Welfare State?" CROP Poverty Brief 4,www.crop.org/viewfile.aspx?id=225, erişilen tarih 19 Mayıs 2012.


Kavşakta Yunanistan: Güney Avrupa Yarı Çevre’sindeki Kriz ve Radikalleşme: Christos Papatheodorou, Spyros Sakellaropoulos, Paris Yeros
Çeviri: Defne Kıran- Göksu Cengiz


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome