Kepenk Kapatan ABD Ekonomisini üzerine...

7 Ekim 2013 Pazartesi

Korkut Boratav ile Kepenk Kapatan ABD Ekonomisini üzerine konuştuk.


ABD’de de işler yolunda gitmiyor görünüyor. Obama bütçe onayı alamayınca ‘hükümet kapandı’. ABD ekonomisi nereye gidiyor?
ABD’de Federal devletin borç toplamı, dolarlı bir tavan olarak Kongre tarafından belirlenir; her bütçe yılında yukarı çekilmezse, bu tavanı aşan yeni borçlanmaya gidilemez. Bütçenin açık verdiği her yıl toplam borç yükselir. Ancak bütçe, daha önce Kongre onayından geçmiş olduğu için, borç tavanının yukarı çekilmesi genellikle sıradan bir uygulamadır. Bu yıl, Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi çoğunluk, bu sıradan işlemi bir pazarlık (şantaj) konusu yaptı ve borç  tavanının yükseltilmesini 2011’tarihli (ve bu yıl yürürlüğe girecek olan) Sağlık Yasası’nın ertelenmesi koşuluna bağladı. Obama ve Senato bu şantajı reddedince, Ekim’de Federal bütçe için öngörülen ödenek artışları uygulanamadı; bazı devlet faaliyetleri durdu ve  yüzbinlerce kamu çalışanı ücretsiz izne ayrıldı. Olayın kamu harcamalarını aşağı çeken boyutu, esasen tamamen canlanmamış olan Amerikan ekonomisinin  büyüme hızını bir nebze aşağı çekecektir.

Ancak, şantaj ve inatlaşma devam ederse, 17 Ocak’ta hükümet, vadesi gelen devlet tahvillerini, hazine bonolarını itfa edebilecek, ödeyebilecek kaynaktan yoksun kalacaktır. Bu, bir anlamda ABD devletinin (2011 Yunanistan’ı gibi) iflası anlamına gelir ve çok büyük bir finansal krizi tetikleyebilir. Bu vahim senaryo, büyük bir olasılıkla Cumhuriyetçilerin ödün vermesi ile önlenecek; ancak, bir sonraki bütçe yılında harcamaları frenleyen bir anlaşmaya kapı aralayarak... Kamu maliyesinde kemer sıkma önlemlerine Obama da yatkındır. Bu olasılık,  2008-2009 krizi sonrasında Avrupa’ya göre biraz daha hızla toparlanan Amerikan ekonomisinin yeniden durgunlaşması anlamına gelir.
 
Geçtiğimiz aylarda ABD Merkez Bankası FED bol likiditeli dönemi bitirdiğini açıkladı. Türkiye gibi dış kaynağa bağlı ülkelerde yeni bir kriz ihtimalini gündeme getirdi. Bu hamle ABD için yeterli bir sonuç üretebilir mi? Küresel ekonomide ne tür değişimleri gündeme getirir?
FED’in likidite pompalaması bankaları ihya etti; ancak kredilere dönüşerek reel ekonomiyi (üretimi, yatırımları, milli geliri) destekleyici rolü sınırlı kaldı. Bankalar, hemen hemen bedava olan FED kaynaklarını, büyük ölçüde spekülatif kullanımlara, yatırımcılara, rantiyelere akıttılar. Sonuçta, finansal varlıklar (New York borsası) şişkinleşti  ve Türkiye gibi çevre ekonomilerinde yüksek getiri arayan sıcak para akımları hızla arttı.

FED likidite genişlemesini frenlerse, bu süreçler tersine döner; ABD’de ve diğer metropol ülkelerde tahvil faizleri yükselir; Türkiye gibi yüksek dış açık/dış borç nedeniyle kırılgan konumdaki çevre ekonomileri, sıcak para çıkışları nedeniyle durgunlaşmaya; (süreç çok sert olursa) finansal, ekonomik krizlere sürüklenir. Bu dönüşümün ilk belirtilerini Türkiye’de Mayıs’tan bu yana gözlüyoruz.  Ne var ki, ABD’deki “borç tavanı” krizinin uzaması, FED’i geri adım atmaya yöneltebilir. Er  veya geç gerçekleşecek olan likidite frenlemesinin zamanı, temposu üzerindeki belirsizlikler, dünya ekonomisine istikrarsızlık taşımaktadır.

ABD’nin kepenk kapatması sonrasında tartışmalarda gündeme gelen konulardan birisi de Obama’nın sağlık reformunun neoliberalizmden kopuş olduğu yönünde. Krizin ilk dönemlerinde de bu tür tartışmalar gündeme gelmişti. Sosyal devlete dönüş anlamına gelmeyen ancak neoliberalizmden kopmaya yönelen yeni bir politika arayışından söz etmek mümkün mü?

Obama’nın sağlık yasası, neoliberalizmle tam uyum içindedir. Özel sigortalara ve özel sektöre dayalı modelde herhangi bir değişiklik yapmamış; dahası, sigorta şirketleri ile eşgüdüm, işbirliği içinde hazırlanmıştır. Geçmişten tek farkı, sigortalıların kapsamını genişletmeyi hedeflemesidir. Bu düzelmenin finansmanının çok küçük bir bölümü şirketlere ve zenginlere yansıyacaktır. Bu sembolik maliyeti üstlenmeyi reddeden çevrelerin sözcüsü Cumhuriyetçi Parti’nin sağ kanadıdır.

Kriz sonrasında ABD ekonomisinin çöküşü karşısında Çin’in yükselişi üzerinden yeni bir dünya düzeni ihtimalleri yoğun olarak tartışılıyordu. Bugün ise Çin için de bir ekonomik kriz dalgasından söz ediliyor. ABD-Batı ve Çin merkezleri hat arasındaki ekonomik ilişki ve çatışmaların boyutuna ilişkin neler söyleyebilirsiniz?

Çin’de ekonomik bir kriz değil, ılımlı bir yavaşlama gündemdedir. Öyle görülüyor ki, bu  ekonomideki bazı dengesizlikler hafiflerken ortalama büyüme hızı yüzde 10’lardan, yüzde 7.5’e inecektir. Bunun sürdürülebilir bir büyüme temposu olduğu ve alım gücü paritesine göre on yıl içinde Çin’i dünyanın en büyük ekonomisi konumuna getireceği öngörülmektedir.
Ekonomik büyüklük, ekonomik, askeri ve politik güç demektir. ABD’nin süper-emperyalist konumu aşındıkça Çin’in dünya sistemi içindeki ağırlığı, önemi kendiliğinden artacaktır. Çin devletinin artan ekonomik gücünü geleneksel emperyalist politikalara dönüştürme eğilimi, en azından şimdilik  sınırlı görünmektedir. İleride de bu özellikleri koruyacak mı? Yeni bir dünya sisteminin hegemonik güçleri ABD, Çin ve Almanya’nın başat olduğu bir Avrupa’dan oluşursa; rekabet, çatışma veya işbirliği öğeleri hangi ölçülerde rol oynayacak?  Çin, kırk yıl önce sistemin bağımlı çevresinin, “mazlum milletler”in sözcülüğünü üstlenmişti. Bu rolü tekrar sahiplenecek mi? Bunlar, bugünden yanıtı olmayan sorulardır.

ABD’nin, Transanlantik Ticaret Anlaşması ve Pasifik Ticaret Anlaşmalarını gündeme getirdi. Bölge temelli birliklerle bir tür paylaşım mücadelesinin geliştiği bir döneme mi girildi? Bu adımlar ABD ekonomisi açısından bir kurtuluş olabilir mi?

Dünya ekonomisinin çevresinde yer alan ülkelerin dış ekonomik ilişkileri, 1980’i izleyen yirmi küsur yıl boyunca Dünya Bankası (DB) ile IMF aracılığıyla ve uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda biçimlendirildi. 1998-2001 krizleri sonrasında  çevre ekonomileri, IMF/DB vesayetinden uzak durmaya özen gösterdiler. Ortaya çıkan boşluğu Dünya Ticaret Örgütü, her ülkeye eşit ağırlık veren “demokratik” yapısı nedeniyle kapatamadı. Bu durumda ABD,  ikili veya (Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması gibi) bölgesel ticaret anlaşmalarını “nalıncı keseri” gibi kendine yontarak aynı hedefi gerçekleştirmeye teşebbüs ediyor. Bu anlaşmalar, sadece dış ticaretle ilgili değildir; sermaye hareketlerinin ve finansal işlemlerin serbestleşmesiyle ilgili kurallar da içermektedir. Üstelik, anlaşmazlıkların çözümü, özel hukuk alanına (öncelikle ABD mahkemelerine) taşınabilmektedir. ABD, böylece, emperyalizme özgü sömürü, bağımlılık mekanizmalarını bu çerçeve içinde yeni baştan hayata geçirmeyi denemektedir. Bu nedenle, yaygın muhalefet ile de karşılaşmaktadır.

*BirGün Fikir


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome