Korku Yer Değiştirirken (Direniş Notları) - Onur Kılıç

9 Haziran 2013 Pazar

Türkiye’det tarih değişiyor ve pek çok ilişki hızlı şekilde yer değiştiriyor. 10 küsur gün önce Gezi Parkı’ndan ağaçların korunmasıyla başlayan küçük bir eylem, tam anlamıyla bir patlama noktasına dönüşerek sokakları sardı.


AKP’nin on yıldır uyguladığı gerici, piyasacı, antidemokratik politikalara karşı biriken öfkenin patlama noktası olan bu eylemler, iradenin iyimserliğinin aklı ve kalbi nasıl dönüştürebildiğini de açıkça gösterdi.

Kitlelerin kendiliğinden ve doğrudan hareketine dayanan sokak eylemleri, caddelerden meydanlara, sokak aralarından mahallelere kadar her yerde, on yılların gerici-sağcı ikliminin biriktirdiği kalıplara karşı çok yönlü bir saldırı biçiminde ortaya çıkıyor. Bir sosyal patlamayı andıran ancak içinde pozitif bir aklı da taşıyan sokak hareketi ile halk yepyeni bir karakter kazanma yolunda dev bir adım atıyor. On yıllardır korkutulan, sindirilen, sesi kısılan toplum, biriktirdiği öfkeyi adeta kusuyor.
***                  

*    AKP’nin devlet yönetiminde elde ettiği mutlak hegemonyanın etkisiyle baskı ve sömürüyü sınırsızlaştırması karşısındaki toplumsal muhalefet nüveleri son birkaç yıldır çoğalmaya başlamıştı. Emeğe, yaşam hakkına, ifade özgürlüğüne, doğaya, sanata, kadına karşı yürütülen gerici ve piyasacı saldırılar karşısında halk irili ufaklı direnme noktalarını oluşturuyordu. Parçalı direniş öbekleri olarak ortaya çıkan bu muhalefet, TEKEL’de, termik santrallere karşı mücadelede, üniversite eylemlerinde, dağınık ve lokal işçi grevlerinde suretini göstermişti. Birleşiklik ve süreklilik arz etmeyen bu eylemler, esas olarak tarihin her zaman tek yöne akmayacağının işaret fişekleri olarak değerlendirilebilir.

*    Bugün sokağı saran hareketin ise bu hareketlerin bileşkesinin çok ötesinde –kurucu- bir güç ortaya çıkardığı kesindir. Emek, gençlik, kadın, işçi hareketlerinin –şu andaki öznel durumlarıyla- teker teker kapsayamayacağı bir genişliğin, heterojenliğin karakterize ettiği bu yeni hareketin, AKP politikalarına karşı özgür ve demokratik bir ülkede yaşama noktasında ortaklaştığı söylenebilir.

*    Mizah ve yaratıcılık hareketin her noktasında, yoğun bir şekilde yer alıyor ve iktidar karşısındaki psikolojik üstünlüğü bu nitelikle de besliyor. Yaratıcı eylem ve dilin iktidarın, ona bağlı aygıtların çelişkilerini deşifre etmede oynadığı muhteşem rol, onu eleştirenlerin dayanaklarını da bir bir çürütüyor. Arap ayaklanmalarında sosyal medyanın pozitif misyonunu işaret eden RT Erdoğan’ın Gezi Parkı direnişi için ‘Twitter bir bela’ demesi böyle bir çelişkinin ürünü. Fakat, aynı zatın Tunus dönüşü havaalanındaki konuşmasında ‘Bizim gençlerimizin ellerinde bilgisayar’ var derken, kitlenin tekbir çekmesi bu yazının değil, psikologların çözümlemesi gereken bir alan.

Hareket, ülkede uzunca bir süredir oluşmuş bütün baskıcı-köhne düşünce kalıplarını yıkmaya başladığını söylem ve eylem biçimiyle gösteriyor. 12 Eylül yılgınlığının en popüler söylemlerinden olan ‘Bu halktan bir şey olmaz’ melodisini bugünlerde hatırlayan yok. Sokaklar, 17-18 yaşındaki genç insanların yalnızca kendi gücüne güvenerek yükselttiği barikatlarla, direniş ateşleriyle dolup taşıyor.  ‘En Yeni Türkiye’ de işte tam olarak burada, sokaklarda kuruluyor.

Sokak savunmasındaki deneyimlerin çok kısa süre içinde kazanılması, Marx’ın ‘Büyük gelişmelerde yirmi yıl, bir gün bile etmez, oysa bunun ardından öyle günler gelebilir ki, bunlar yirmi yıla bedeldir.’ diye ifade ettiği durumu çağrıştırıyor. Hayatlarında hiçbir eyleme katılmamış, slogan dahi atmamış insanlar, sabahlara kadar süren nöbetlerde yükselttikleri barikatlarla büyük caddeleri trafiğe kapatırken aslında özgürlüğe giden yolları açtıklarının bilincini de sürekli taze tutuyor. Sokağı gerçek yaşam alanlarına çeviren ve polisi bu alanlardan uzak tutan direniş sayesinde devletin baskı aygıtları ile ürettiği korku yer değiştirerek iktidarın problemine dönüşüyor.

İktidar çevresinden gelen vandalizm saldırılarının ise özünde hareketin gücünü zayıflatmak dışında bir anlamı yok. Hepi topu, 10 günlük bir geçmişi olan hareket, acemi potansiyelinin çok altında hatayla yoluna devam ediyor. Politik bir önderliği olmamasına karşın, yürüyüşler esnasında sürekli küçük esnafa zarar vermeme anonsları yapılıyor. Polisin çekildiği tüm alanlarda halkın kılına bile zarar gelmiyor, kadınlar rahatlıkla direnişin merkezinde yer alabiliyor.

Hareketin politik sınırları -Aydınlık, vs. gibi gerici-milliyetçi çevrelerin kendinden menkul, kitleleri etki altına almaktan uzak çabaları bir tarafa- şu anda bir savrulma tehlikesi arz etmiyor. İnsanlar itiraz ettikleri şeyin AKP iktidarının gerici-baskıcı-sömürücü politikaları olduğunun, onları analiz edenlerden daha çok farkında ve öfkelerini kesinlikle etnik-mezhepsel başka bir gruba yöneltmiyor, ötekileştirici sloganlardan uzak duruyorlar.

(Fakat, bunun karşısında özellikle Kürt hareketinin, sokağı görmek konusunda çok yetersiz kaldığını söylemek gerekir. Halkın topyekün ayaklanmasını, barış sürecine karşı bir tehdit olarak gören argümanın geçersizliği bir yana, Kürt hareketinin hala yaşananları pasif şekilde izlemesini anlamak zor. Herhalde arakadaşlarımız, milletvekillerinin verdiği muğlak demeçlerden ibaret bir eleştirelliği aşan, AKP’ye karşı her gün büyüyen sokak hareketini Kürt illerine taşıyan bir yaklaşımın barış sürecini demokratik bir mücadele sürecine çevirmek için de anahtar olduğunu göremiyor olmalılar.)

Dalga dalga yayılan protestoların zaafa uğrattığı bir başka olgu da, liberalizmin insan ilişkilerini bireyci eksende bozguna uğratan biçimi. Sokaktaki insanlar, birbirlerinin yaralarını itinayla sarıyor, yağmurda apartmanlardan yağmurluk yağarken, polis saldırıları başladığında apartman kapıları ardına kadar açılıyor. Sokağın ve eylemin dönüştürücü gücüyle toplumsal dayanışma ilişkileri yeniden filizleniyor.

Kuşkusuz, bugün yaşanan gelişmeler daha pek çok açıdan irdelenmeli ve önümüzdeki yıllarda bugünlere referans vererek çokça da incelenecek. Burada, yer yer dağınık notlarla işaret etmek istediğimiz ise, dönemin ortaya çıkardığı iyimserliği büyütmek, onun savunma hatlarını güçlendirmek. Evet, sokak şimdi uyuduğu uykudan uyandı, adım atmaya başladı. Adımların çoğalması ve hızlanması, onun gerisinde kalarak, hata ve eksiklerini öne çıkarak dudak bükmekle değil, onunla birlikte öğrenerek ve onu ileriye taşıyarak gerçekleşecek. Güzel günler görmek istiyorsak bu sesin içinde olmaktan başka yolumuz yok. 


Yazarlar:Onur Kılıç

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome